BM İnsan Hakları Komitesi İsmet Özçelik, Turgay Karaman kararı

892

 

  BirleşmişMilletler CCPR/C/125/D/2980/2017
Kişisel ve Siyasi Haklar

Uluslararası Sözleşmesi

 

Dağıtım.:Genel

28Mayıs2019

 

Orijinal Dili: İngilizce

 

İnsan Hakları Komitesi

2980/2017 sayılı bildirimle ilgili olarak, Komite tarafından Seçmeli Protokol altında kabul edilen görüşler*,**,***

Başvurunlar: İsmet Özçelik, Turgay Karaman veI.A. (Walter Van Steenbrugge tarafından temsil edilmektedirler)

Sözkonusu Mağdurlar:Yazarlar

Taraf devlet:Türkiye

Başvuru Tarihi:12 Mayıs 2017 (ilk başvuru)

Belge Referansları:19 Mayıs 2018 tarihinde Taraf Devlete iletilen Komite’nin usul kurallarının 92 ve 97 numaralı kuralları uyarınca alınan karar (belge şeklinde verilmez)

Görüşlerin Kabul Tarihi:26 Mart 2019

Konu: Keyfi tutuklama ve gözaltı; adalete erişim.

Usule ilişkinkonular: İç hukuk yollarının tüketilmesi; iddiaların kanıtlanma düzeyi

Önemli Konular: Yaşam hakkı; işkence ve kötü muamele; keyfi tutuklama ve gözaltı; gözaltı koşulları; adil yargılanma hakkı; Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca ihlal

Sözleşmenin Maddeleri: 4, 6, 7, 9, 10 ve 14

Seçmeli Protokolün Maddeleri: 1, 2 ve5 (2) (b)

 

1.1                Başvurunun yazarları sırasıyla 1959, 1974 ve 1978 doğumlu olan İsmet Özçelik, Turgay Karaman ve IA’dır. Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Malezya’dan Türkiye’ye getirilmiştir. Sözleşmenin 6, 7, 9, 10 ve 14. maddelerine göre haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.  Seçmeli Protokol, Taraf Devlet için 24 Şubat 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yazarlar avukat Walter Van Steenbrugge tarafından temsil edilmektedir. Taraf Devlet, Genel Sekretere 2 Ağustos 2016 tarihinde Sözleşmenin 4’üncü maddesi uyarınca bir bir bilgilendirme yapmıştır. 9 Ağustos 2018’de, Taraf Devlet, Genel Sekretere, Olağanüstü Hal’in 19 Temmuz 2018 itibariyle sona erdiğini ve bu değişikliğin buna göre sonlandırıldığını bildirmiştir.

1.2                12 Mayıs 2017 tarihli ilk şikâyette, yazarların aile üyeleri, yazarların Türkiye’de kendileriyle iletişimin mümkün olmadığı bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulduğunu ve işkenceye maruz kalma riski altında olduğunu iddia etmişlerdir.[1]Aile üyeleri Komiteden Taraf Devlete söz konusu kişilerin keyfi bir şekilde gözaltında bulundurulmadığına ve işkence görmediğine dair geçici tedbirler uygulanmasını talep etmişlerdir. 19 Mayıs 2017 tarihinde, usule ilişkin kuralların 92. maddesi uyarınca Özel Raportör vasıtasıyla yeni iletişim kuralları ve geçici tedbirleri uygulayan Komite, Taraf Devletten, yazarların bulunduğu yeri doğrulamak ve onları derhal hukukun koruması altına almak, yasanın koruması altında, resmi olarak Komiteye, yazarların ailesine ve bulundukları yerin temsilcilerine bilgi vermek; yazarların akrabalarıyla iletişim kurabilmeleri için uygun imkânları sağlamak; Yazarları derhal hakim karşısına çıkarmak ve kendi seçtikleri bir avukata erişim hakkı sağlamak için gerekli tüm önlemlerin almasını talep etmiştir.

1.3                Yeni başvuru ve geçici tedbirler konusundaki Özel Raportörü aracılığıyla hareket eden Komite, 31 Ekim 2017 tarihinde, Taraf Devletin geçici tedbirleri kaldırma talebini reddetmiştir. Komite, Taraf Devletten, yazarların bir an önce hakim önüne çıkarılmasını, kendi seçtikleri bir avukata erişimlerinin sağlanmasını, yazarların uygun ve yeterli tıbbi bakıma derhal erişmelerinin sağlanmasını, yazarların haklarını temin etmek için gerekli tüm önlemleri alınmasını, aileleri, avukatları veya seçtikleri herhangi bir kişi ile iletişim kurmalarının veya ziyaret edilme hakkına sahip olmalarının sağlanmasını talep etmiştir. Komitenin işlem kurallarının 97 (3) kuralına uygun olarak, Komite, Taraf Devletin, başvurunun esasa göre ayrı ayrı incelemeye alınması talebini reddetmiştir.

1.4                25 Eylül 2017 tarihinde IA, Komite önünde şikâyetini geri çekti.27 Şubat 2018’de, Taraf Devlet, şikâyetin geri çekildiği için incelemenin durdurulmasını talep etti.

Yazarlar tarafından sunulan gerçekler

2.1                Yazarların, Türk makamları tarafından Gülen hareketine bağlı olduğu düşünülmektedir. 2017’de Malezya’da ikamet ediyorlardı. Türk yetkililerin kontrolü veya talimatı altında hareket eden kişiler tarafından Mayıs 2017’nin ilk haftasında Malezya terörle mücadele yasası kapsamında özgürlüklerinden yasadışı olarak mahrum bırakıldıklarını ileri sürüyorlar.

2.2                Komite önündeki başvuruyu yaptıkları sırada Turgay Karaman ve İsmet Özçelik, 13 yıl boyunca Malezya’da yaşıyorlardı. Turgay Karaman, Fethullah Gülen’in öğretilerinden ilham alan bir okul olan Time International School’un müdürü olarak görev yapmaktaydı.2 Mayıs 2017’de Gülen hareketiyle olan ilişkisi nedeniyle Malezya’dan kaçırılmıştır. Güvenlik kamerası görüntüleri, bir yeraltı garajında kimliği belirsiz beş kişi tarafından bir arabaya zorla bindirildiğini ortaya çıkarmıştır. Ailesi kendisine ulaşılamadığını fark ettikleri anda yerel polisi ve Kuala Lumpur’da bulunan Birleşmiş Milletler Ofisini bilgilendirmişlerdir.  Bir akademisyen olan İsmet Özçelik, daha önce, Malezya güvenlik hizmetlerine bağlı görünen kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından oğlunun Kuala Lumpur’daki evinden kaçırılıp Türkiye gönderilmeye teşebbüs edilmesinin ardından UNHCR tarafından yeniden bir yere yerleştirilmeyi bekliyordu. Yerel polis müdahaleyi durdurmuştu.  Malezyalı yetkililer dava gününde onu serbest bırakmaya karar vermeden önce 50 günlük bir süre boyunca gözaltında tutuldu. 4 Mayıs 2017’de bir kez daha Malezya polisi tarafından özgürlüğünden mahrum bırakıldı.

2.3                Aşamalı olarak, yazarların aile üyeleri, yazarların, Kuala Lumpur’daki polis merkezinde gözaltına alındığı anlamıştır. Yazarlar bir avukata veya dava dosyasına erişim sağlayamamışlardır.  Yazarların Malezyalı avukatları derhal böyle bir erişim sağlama talebinde bulunmuştur. 9 Mayıs 2017 tarihinde, avukat ve yazarlar arasında kısa bir iletişim kurulmasına izin verildi. Bununla birlikte, yazarların dava dosyalarına erişim talebi reddedilmiştir.

2.4                12 Mayıs 2017 tarihinde, yazarların Türkiye’ye iadesine dair hukuki bir karar alınmamasına rağmen Türkiye’ye götürülmüşlerdir. Türkiye’ye getirildikten sonra, yazarlar kendileri ile iletişim kurulamayan, bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulmuşlardır.

Şikâyetler

3.1                İlk başvuru sırasında, yazarlar, tutuklular olarak, Sözleşmenin 6, 7, 9 ve 10. maddelerin altındaki haklarına aykırı olarak işkence ve kötü muamele görme riski altında olduklarını iddia etmişlerdir. Kendilerinin, Taraf Devlet tarafından terör örgütü olarak belirlenmiş olan Gülen Hareketi ile ilişkili olduğu iddia edilen kişiler olduğunu, işkence ve kötüye kullanma vakalarının bu hareketle ilgili olduğu iddia edilen kişilerin başına sıklıkla geldiğinin belgelenmiş olduğunu ifade etmişlerdir.[2]

3.2                Yazarlar ayrıca, Sözleşme’nin 14. maddesindeki haklarının, Türkiye’de bilinmeyen bir yerde kendileri ile iletişim sağlanamayacak şekilde gözaltında tutuldukları ve adil yargılanma haklarından mahrum bırakıldıkları için ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Yazarların akrabalarının yazarların nerede olduklarına dair tek bilgi, 14 Mayıs 2017 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimi tarafından sorgulandığı yönündedir. Akrabaları, yazarların nerede tutuldukları, bir hakim önüne çıkıp çıkmadıkları, bir avukata ve dava dosyalarına erişimlerinin olup olmadığı noktasında bir bilgiye sahip değillerdir.

3.3                25 Eylül 2017 tarihinde, Taraf Devletin şikâyetin kabul edilebilirliği konusundaki gözlemlerine ilişkin yorumunda, yazarlar şikâyet hakkında daha fazla bilgi sağlamıştır. Sözleşmenin 9. maddesi altındaki haklarını ihlal etmede özgürlüklerinden keyfi ve yasa dışı olarak mahrum edildiklerini savunmaktadırlar. İade talebi yapılmadan Malezya’dan çıkarıldıklarını iddia eden yazarlar; Türk makamlarının, aleyhindeki suçlamaları kendilerine bildirmediğini; Türk makamlarının, kendilerini yargı önüne çıkarılmasının sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü; Mahkeme huzurunda gözaltına alınmaları için şahsen veya bir avukat tarafından temsil edilme imkânlarının bulunmadığını ve dava dosyalarına erişimlerinin bulunmadığını ifade etmişlerdir.

3.4                Yazarlar, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca haklarına aykırı olarak kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmektedir. İsmet Özçelik, avukatına kötü muameleye maruz kaldığını, kendisine karşı şiddet kullanıldığını ve ailesinin tehdit edildiğini bildirmiştir. Bu kötü muamele yüzünden, sağlık problemleri özellikle de kalp sağlığı problemi radikal bir şekilde kötüye gitmiştir. Turgay Karaman ayrıca kötü muameleye ve işkenceye maruz kalmıştır.  Yazarlar aynı zamanda tecrit halinde tek başına hapis kalmak ile tehdit edildiklerini iddia ediyorlar.

3.5                25 Eylül 2017 tarihindeki başvurularında, yazarlar, Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca talepleriyle ilgili daha fazla bilgi sunmuşlardır. Ailelerinin hapishane transferlerinden haberdar olmadıklarını ve ailelerinin memleketinden uzak bir hapishanede alıkonulduklarını iddia etmişlerdir. Aileleriyle temasa geçmek çok zahmetli ve zor bir hale sokulmuş, aile üyeleri ile telefon görüşmesi için resmi başvuruda bulunmalarına rağmen, nadiren onlarla iletişim kurma imkanına sahip olmuşlardır. Ayrıca üç aylık bir süre zarfı içinde ailelerinden kıyafet almalarına izin verilmediğini ve yeterli tıbbi bakımdan kendilerinin alıkonulduğunu iddia ediyorlar. Maksimum 20 kişi için tasarlanan hücrelerde 26 kişi aşırı kalabalık bir şekilde tutulduklarını iddia ediyorlar.  Gıda, hijyenik koşullar ve dinlenme gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmışlardır.

3.6                Sözleşmenin 14. Maddesi kapsamındaki iddialarına istinaden, yazarlar aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgi sahibi olmadıklarını ve hukuki yardım isteme hakkına sahip olmadıklarını iddia etmişlerdir. Avukatları ile görüşme hakkı tutuklandıktan 13 (İsmet Özçelik) ve 17 (Turgay Karaman) gün sonra kendilerine verilmiştir. Ek olarak, dava dosyalarına erişmelerine izin verilmemiştir ve yalnızca bir kez hakim önüne çıkartılmışlardır.

Taraf Devletin kabul edilebilirlik üzerine gözlemleri

4.1                19 Temmuz 2017’de Taraf Devlet, başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili görüşlerini sunmuştur. Taraf Devlet, başvurunun Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (b) maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu beyan ediyor. Ayrıca, yazarların 9, 10 ve 14 üncü maddelere göre taleplerinin, Taraf Devletin Genel Sekretere usulüne uygun şekilde bildirilmiş olan Sözleşme’nin 4. maddesine göre bir istisna yapması nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan ediyor.

4.2                Taraf Devlet, yerel makamların bulgularına göre, Gülen hareketinin veya “Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısının (FETÖ / PDY)”, Fetullah Gülen tarafından hükümeti devirmek amacıyla kurulan silahlı bir terör örgütü olduğunu belirtmektedir. Türkiye Milli Güvenlik Kurulunun birçok kararda, FETÖ / PDY’nin ulusal güvenlik için tehdit teşkil eden ve Taraf Devlet’teki 15 Temmuz 2016 darbesinden sorumlu olan bir terör örgütü olduğuna dair karar verdiğini belirtti.21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren ülke çapında Olağanüstü Hal ilan edildiğine dikkat çekiliyor. Taraf Devlet, 21 Temmuz 2016 tarihli Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca yapılan bir bilgilendirme ile, Olağanüstü hal durumun bir sonucu olarak alınan önlemlerin, sözleşmenin 4. Maddesi uyarınca izin verilen 2 (3), 9-10, 12-14, 17, 19, 21-22 ve 25-27 nolu maddelerdeki yükümlülüklerin istisnalarını içerebileceğini bildirdi.[3]Taraf Devlet, yazarların 9, 10 ve 14 üncü maddeler altındaki iddialarının istisna bildirimi kapsamına girdiğini beyan ediyor. Taraf Devlet, bu iddiaların bu nedenle kabul edilemez bulunduğunu beyan ediyor. 4. maddeye göre, olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan kararnamelerin ve alınan tedbirlerin ancak o zamanki durumun kesin olarak gerektirdiği için alındığını ve bu kararname ve tedbirlerin yetkililerin karşılaştığı krizle orantılı olduğunu iddia ediyor. Ayrıca, önlemlerin yalnızca olağanüstü hal durumu sırasında yürürlükte olduğunu ve dolayısıyla da geçici olduğunu belirtiyor.

4.3                Taraf Devlet, darbe girişiminin ardından çok sayıda tutuklama ve gözaltı işleminin başlatıldığını ifade ediyor. Bu durum olağanüstü halin ilanı sonrasında yürürlüğe giren kararname yasaları hakkında bilgi vermektedir. Etkili soruşturmaların yapılmasını sağlamak için kararname hükümleri uyarınca azami polis nezaret süresi 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 30 güne çıkarıldı. Daha sonra, değişen koşullar göz önüne alındığında, uzun süren gözaltı süreleri gözden geçirildi. 684 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile azami polis gözaltı süresi yedi güne düşürülmüştür. Bir savcının kararı ile yedi gün daha uzatılabilir. Gözaltı emri, gözaltındaki kişi, savunma avukatı, hukuki temsilcisi, eşi, birinci veya ikinci derece akrabaları tarafından ceza mahkemesinde temyiz edilebilir. Gözaltı süresince hukuki yardım temin edilebilir. Giriş ve çıkışlarda sağlık raporu alınır.

4.4                Yazarların davasının özel koşullarıyla ilgili olarak, Taraf Devlet, Ankara Başsavcılığı tarafından yürütülen, silahlı terör örgütüne üye olmaları gerekçesiyle yazarlara karşı halen devam eden bir soruşturma olduğunu ifade etmektedir. Soruşturma dosyasını ilgilendiren bir kısıtlama kararı alınmıştır. Sarayönü Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 29 Ağustos 2016 tarihinde İsmet Özçelik’e tutuklama emri çıkarıldı. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile 21 Mart 2017 tarihinde Turgay Karaman’a tutuklama emri çıkarıldı. Tutuklama emirleri, yazarların silahlı bir terör örgütüne üye olduğundan şüphelenildiği için, Ceza Kanunu’nun 314 (2) maddesi uyarınca düzenlenmiştir.Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alınmıştır.18 Mayıs 2017 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’nın emriyle gözaltı süresi yedi gün daha uzatılmıştır.Gözaltı süresi boyunca, yazarlara hakları hakkında bilgilendirme yapılmıştır.  Yazarların akrabalarına 12 Mayıs 2017 tarihinde tutuklandıkları bildirildi. 17 Mayıs 2017 tarihinde, talebi üzerine İsmet Özçelik, Barolar Birliğinden atanan bir avukat ile görüştürüldü. Aynı tarihte avukatıyla görüşmüş ve ifadesi avukatının huzurunda kolluk kuvvetleri tarafından alınmıştır. 19 Mayıs 2017 tarihinde, Turgay Karaman da avukatıyla görüşmüş ve aynı zamanda avukatının huzurunda ifadesi alınmıştır.

4.5                Yazarlar, 12-23 Mayıs 2017 tarihleri arasında gözaltında tutuldu. Gözaltına alınmadan önce ve sonra tıbbi olarak muayene edildiler ve tıbbi raporları onaylanmıştır.  23 Mayıs 2017 tarihinde, yazarlar, avukatlarının huzurunda Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi önüne getirilmiş ve Mahkeme kararıyla gözaltına alınmıştır. Güvenlik ve kapasite nedeniyle 3 Haziran 2017 tarihine kadar Sincan T Tipi Cezaevinde tutulmuşlar daha sonra Denizli T Tipi Kapalı Ceza evine transfer edilmişlerdir. Halen Denizli cezaevinde tutulmaktadırlar.

4.6                Sincan cezaevindeki tutukluluk süreleri boyunca Turgay Karaman ve İsmet Özçelik, 24 saat acil sağlık hizmetlerine erişebildi. Koğuşlarında televizyon seyredebiliyorlardı ve koğuş içerisinde tuvalet, banyo, ve mutfak mevcuttu. Açık havaya ve güneş ışığına sınırsız erişimleri vardı. Pazartesi günlerin cezaevinde ziyaret günleri idi. Ancak, akrabaları yazarları ziyaret etmemişlerdir. Bunu yapma hakkına sahip olmasına rağmen, yazarlar herhangi bir telefon görüşmesi yapmamışlar, mektup gönderip, almamışlardır. İsmet Özçelik, avukatıyla 28 Mayıs 2017’de 57 dakika, 30 Mayıs 2017’de 66 dakika süre ile görüşmüştür. Turgay Karaman, 26 Mayıs 2017 tarihinde 30 dakika avukatıyla görüşmüştür. Denizli hapishanesinde, yazarlar 20 kişilik bir koğuşta kalmışlardır. Telefon görüşmeleri veya ziyaretlerle ilgili herhangi bir kısıtlamaları olmamıştır. İsmet Özçelik, 6 Haziran 2017 tarihinde ailesi tarafından ziyaret edilmiştir.  Turgay Karaman, 12 Haziran 2017’de bir akrabasıyla telefon görüşmesi yapmıştır.

4.7                Taraf Devlet, yazarların Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin gözaltı kararına itiraz etmedikleri için, iç hukuk yollarının tüketilmediği ve bu yüzden iddialarının kabul edilemez olduğunu ifade ediyor. Taraf Devlet ayrıca, keyfi gözaltına alınma ve tutuklama gerekçelerinin bildirilmemesi ile ilgili iddiaların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesi uyarınca ilk derece mahkemeler tarafından incelenebileceğini ileri sürmektedir. Taraf Devlet ayrıca, kişilerin tüm idari ve yargı yollarını tüketmesinden sonra, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolleri kapsamında yer alan ihlal iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi’ne şikayette bulunabileceğini belirtmiştir.15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunulan davalarda, AİHM, Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların, başvuranın bir şikayette bulunmadan önce tüketmesi gereken etkili bir çözüm olduğunu tespit etmiştir.[4]

Yazarların, Taraf Devlet’in kabul edilebilirlik konusundaki gözlemleri hakkındaki yorumları

5.1                25 Eylül 2017 tarihinde yazarlar, Taraf Devlet’in başvurunun kabul edilebilirliği konusundaki gözlemleri hakkındaki görüşlerini sunmuşlardır.

5.2                Yazarlar, Taraf Devlet tarafından sağlanan iç hukuk yollarının hiçbirinin yeterli veya etkili bir çözüm oluşturmadığını iddia etmektedir.

5.3                Yazarlar, Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin gözaltı kararına itiraz ettiklerini ifade etmektedir. 30 Mayıs 2017 tarihinde Turgay Karaman’ın avukatı karara itiraz ederken, Barolar Birliği tarafından İsmet Özçelik’e atanan avukat 26 Mayıs 2017 tarihinde gözaltı kararına itiraz etmiştir. 22 Haziran 2017 tarihinde Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesi iki itirazı da reddetmiştir.

5.4                Yazarlar, mali tazminat almak için CMK’nın 141. maddesi uyarınca yerel mahkemeler önünde bir şikâyette bulunmanın, aradıkları bir çözüm olmadığını belirtmiştir. Öncelikli hedeflerinin finansal tazminat almak değil, haklarının sürekli olarak ihlal edilmesinin sona ermesini ve salıverilmelerini sağlamaktır.

5.5                Yazarlar, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmanın, mahkemenin olağanüstü hal kararnameleri ile dayatılan önlemlerle ilgili yetkili olmadığından, etkili bir çare olmadığını iddia etmektedir. Anayasa Mahkemesi, 13 Ekim 2016 tarihinde, ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin anayasaya uygunluğunu incelemek üzere Eylül 2016’da yapmış olduğu başvuruyu reddetme kararı almıştır.  Mahkeme, böyle bir inceleme yapmaya yetkili olmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, yazarlar Anayasa Mahkemesi önünde bir hak talebinde bulunmanın süreyi makul olmayan bir şekilde uzatacağını savunuyorlar. Mevcut en son rakamlara göre, mahkemede 100.000’den fazla dava halen beklemededir. Mahkeme ise geçmişte yılda en fazla 20.000 davayı inceleyebilmiştir.[5]Son tahminlere göre, yazarlar Anayasa Mahkemesi’nin halen devam etmekte olan davaları incelemesinin en az 10 yıl süreceğini ifade etmektedir.[6]

5.6                Yazarlar, tüketilmesi gereken iç hukuk yolları olsa bile, fiili yasal temsil ve yardıma güvenemeyecekleri için onları tüketmekten alıkoyulduklarını iddia etmektedirler. Bu süreçte avukat bulmada oldukça zorlanmışlardır.  Çoğu avukat Gülen hareketine bağlı olduğu iddia edilen bir kişiyi temsil etmekten korkuyordu. Yazarların aile üyelerinin, Türkiye’deki yazarlar için avukat bulabilmeleri, defalarca reddedildikten sonra ancak mümkün olmuştur.  İsmet Özçelik’in avukatının kendisini, Mayıs 2017’de, yalnızca bir kez ziyaret ettiğini belirtmişlerdir.  Ancak kısa bir süre sonra, sözkonusu avukat, Gülen hareketine hukuki yardım sağlama gerekçesiyle tutuklanmıştır.  Yazarın bu avukatla görüşmesini sağlayan arkadaşı da aynı şekilde tutuklanmıştır. Serbest bırakıldığında, avukat yazarı temsil etmekten çekilmiştir.  Yazara Türkiye Barolar Birliği tarafından başka bir avukat tayin edilmiştir.  Bu avukat, yazarın çıkarlarını savunmak için herhangi bir eylemde bulunmamakla birlikte bunun yerine, yazarı işlemediği suçları itiraf etmeye ikna etmeye çalışmıştır. Yazarlar, Türk ceza adaleti sistemi hakkında yasal bir geçmişe veya bilgiye sahip olmadıklarını ve bu nedenle adli yardım yokluğunda yurt içi dava açma pozisyonunda olmadıklarını not etmişlerdir.

5.7                Yazarlar ayrıca, Türkiye’deki iç hukuk yollarının, ülkedeki ağır ve sistematik insan hakları ihlalleri nedeniyle etkili olmadığının varsayılması gerektiğini savunmaktadır. Hakimler ve savcıların neredeyse üçte birinin (4,424) Gülen hareketi ile birlikte hükümete komplo kurma iddiaları nedeniyle kamu görevinden ihraç edildiğini, 2,386 hakim ve savcının tutuklandığını belirtiyorlar.[7]Avrupa Komisyonu, Kasım 2016 tarihli raporunda, “Geniş çaplı işten çıkarmalar ve yeni hakim ve savcıların işe alımlarının yargının performansına ve bağımsızlığına ciddi bir zarar verdiğini” vurgulamıştır.[8]

5.8                Yazarlar, Sözleşmenin 9., 10. ve 14. maddeleri uyarınca iddialarının, Taraf Devletin 4. maddeye göre istisna edilmesine rağmen, Taraf Devlet makamları tarafından istisnaya istinaden alınan tedbirlerin orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığı için kabul edilebilir olduğunu beyan eder.[9]Yazarlar, orantılılık ilkesine bir istisna uyarınca kabul edilen önlemlerin, milletin hayatını tehdit eden bir kamu acil durumuyla başa çıkmak için kesinlikle gerekli olanın ötesine geçmemesini gerektiğini belirtmektedir.[10]Kararname yasalarının, Gülen hareketinin fikirlerine hafifçe bağlı veya ilham almış olan tüm bireyleri veya örgütleri bile ortadan kaldırmak amacıyla özel olarak kabul edildiğini ve bu nedenle 4. madde kapsamındaki istisnaların amacına aykırı olduğunu iddia ediyorlar.

Taraf Devletin Esasa İlişkin Gözlemleri

6.1                27 Şubat 2018 tarihinde, Taraf Devlet şikâyetin esası hakkında görüşlerini sunmuştur. İç hukuk yollarının tüketilmediğine dair iddialarını yinelemekte ve yazarların kabul edilebilirlik yönündeki taleplerini kanıtlayamadıklarını öne sürmektedir.

6.2                Taraf Devlet, yazarların Sözleşme’nin 9. maddesi uyarınca taleplerinin Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca yapılan istisna kapsamına girdiğini ve bunun şikâyetin incelenmesinde dikkate alınmasının gerektiğini belirtmiştir. Yazarlara karşı yürütülen soruşturmanın hala sürdüğünü belirtmiştir. Ayrıca, Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin gözaltına alınma kararında, FETÖ / PDY üyeleri tarafından kullanılan şifreli bir iletişim sistemi olan ByLock uygulamasını İsmet Özçelik’in kullandığını ve 2014 yılında Bank Asya’ya para yatırdığını belirtmiştir ve bu durumun FETÖ / PDY’yi destekleyen bir görünüm meydana getirdiğini ifade etmiştir. Taraf Devlet, yazarların alıkonulmasının, olağanüstü hal durumu, istisna beyanı, yazarlara karşı soruşturmanın kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık niteliği göz önüne alındığında keyfi veya dayanaksız sayılmayacağını ifade etmektedir.

6.3                Sözleşme’nin 14. maddesi uyarınca yazarların iddialarına ilişkin olarak Taraf Devlet, dava dosyasına erişimin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca sınırlandırılabileceğini belirtmiştir: “Savcının talebi üzerine, eğer dosyanın içeriğini incelemesi veya kopyasının alınması, devam eden soruşturmanın amacını tehlikeye atabilecek nitelikte ise, savunma avukatının dava dosyasının içeriğini inceleme ve kopya yapma hakkı, hakim kararıyla sınırlandırılabilir.”Bununla birlikte,kısıtlamanın şüphelinin ifadelerine, uzman raporlarına ve şüphelinin hazır bulunma hakkına sahip olduğu adli işlem kayıtlarını kapsamadığını belirtmektedir. Yazarların, polis soruşturması sırasında sorulan sorularla, savcılık ve mahkeme önünde yapılan duruşmalar yoluyla aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgilendirildiğini savunmaktadır. Ayrıca, bir iddianame yayınlandığında, dosya üzerindeki kısıtlamanın kaldırıldığını ve savunma avukatının dosyanın içeriğini inceleyip kopyalayabildiğini de ekliyor. Taraf Devlet, yazarların adil yargılanma hakkından mahrum edilmediğini beyan ediyor. Ayrıca, yazarların yerel makamların önünde 14. maddeye göre iddialarını dile getirmediklerini belirtmektedir.

6.4                Yazarların, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca talepleri ile ilgili olarak, Taraf Devlet, “Tutuklama, Gözaltına Alma ve İfade Alma” Yönetmeliğinin 9. maddesinin, tutuklananlar ve gözaltına alınanlara karşı kötü muameleyi önlemek amacıyla zorunlu bir önlem olarak uygulandığını belirtmiştir. Aynı şekilde, şüpheliler için nakledilmeden önce, gözaltı süresi uzatıldıktan sonra, veya gözaltından serbest bırakılmasından sonra tıbbi rapor alınmaktadır.  Yazarlar gözaltına alınmadan önce tıbbi olarak muayene edildi ve tıbbi raporları alındı.  Ayrıca, hem Sincan hem de Denizli hapishanelerinde yazarlar muayene edilmiştir.  İşkenceye veya kötü muameleye maruz kaldıklarına dair herhangi bir belirti yoktur. Taraf Devlet ayrıca, yazarların 7. maddede taleplerini yerel makamların önünde açıklamadıklarını belirtmiştir.

6.5                Yazarların, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca talepleri ile ilgili olarak, Taraf Devlet, yazarların, 23 Mayıs – 3 Haziran 2017 tarihleri arasında Sincan cezaevinde tutuklu yargılandıklarını belirtmektedir. Bu süre içinde yazarlar yakınları ile iletişim kurabilmişler ve tıbbi olarak muayene olabilmişlerdir. Turgay Karaman herhangi bir sağlık problemi olduğunu iddia etmemiştir.  İsmet Özçelik, 30 Mayıs 2017 tarihinde “KAH (koroner arter), DM (diabetes mellitus) ve HT (hipertansiyon)” tanısı almıştır. Kendisine bu hastalıklarla alakalı ilaç reçetelendirmesi yapılmıştır.  Yazarlar, cezaevi kantininden cezaevi hesaplarına yatırılan paralar ile kendilerine temel giyim malzemeleri satın alabiliyorlardı. Akrabaları tarafından getirilen kıyafetler usulüne uygun olarak kabul edildi ve yazarlara teslim edildi. Yazarlar, bir ücret karşılığında cezaevi çamaşırhanesine kullanma hakkına sahipti. Bunu yapma hakkına sahip olmalarına rağmen, herhangi bir telefon görüşmesi yapmadılar, mektup gönderip almadılar. 3 Haziran 2017’de yazarlar Denizli cezaevine transfer edildi. Turgay Karaman cezaevinde 3 Haziran 2017 tarihinde aile hekimi tarafından muayene edildi. Daha sonra Denizli devlet hastanesinde bir doktor tarafından muayene edildi ve ilaç verildi. 21 Eylül 2017 tarihinde diş sağlığı merkezinde muayene edildi. İsmet Özçelik, aile hekimi tarafından 3 Haziran, 5 Temmuz, 10 Ağustos, 2 Ekim ve 30 Kasım 2017 tarihlerinde muayene edildi. Kendisine ilaç verildi.  12 Temmuz 2017’de Denizli Devlet Hastanesinde bir kardiyolog tarafından muayene edildi. Turgay Karaman, Haziran ve Aralık 2017 arasında babasıyla 13 kez telefon görüşmesi yaptı. İsmet Özçelik, 27 Kasım 2017 tarihinde kız kardeşiyle telefon görüşmesi yaptı. Yazarların mektup alma ve gönderme izni konusunda herhangi bir kısıtlaması yoktur ve her iki yazar da mektup gönderip almıştır. Yazarlar ayrıca avukatlarıyla iletişim kurabiliyor ve ziyaretçileri ile görüşebiliyorlardı.  Her iki cezaevinde de yazarlara yaşlarına, sağlık durumlarına, dini ve kültürel gereksinimlerine uygun içme suyu, besleyici ve sağlıklı besinler verilmiştir. Taraf Devlet, yazarların alıkonma koşullarının bu nedenle Sözleşmenin 10. maddesine uygun olduğunu beyan eder. Taraf Devlet ayrıca, yazarların yerel makamlar önünde 10. maddeye göre iddialarını dile getirmediğini belirtmiştir.

Yazarların, Taraf Devlet’in, Esasa İlişkin Görüşlerine Dair Yorumları

7.1                Yazarlar 16 Temmuz 2018 tarihinde, Taraf Devletin şikâyetin esası hakkındaki gözlemleri ile ilgili yorumlarını sunmuşlardır.

7.2                Yazarlar, Taraf Devlet’in, kendilerine tutuklama izinleri, iade talepleri veya gözaltı kararı belgeleri gibi herhangi bir belge vermediği ve bu durumda Sözleşme kapsamındaki haklarına aykırı olarak işleme tabi tutulduklarını ifade ediyorlar.

7.3                Yazarlar, Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca haklarına aykırı bir şekilde keyfi ve yasadışı olarak haklarından mahrum bırakıldıklarını beyan ettiklerini yinelemektedir. Malezyalı avukatları tarafından sağlanan bilgilere göre, Malezya Özel Şubesinin 11 Mayıs 2017 akşamı yazarları gözaltına alıp Türk istihbarat memurlarına teslim ettiklerini ve daha sonra ailelerine veya avukatlarına hiçbir bildirimde bulunmadan Ankara’ya götürüldüklerini not etmişlerdir. Aleyhlerinde iddia edilen suçlamalar ve neden tutuklandıkları hakkında bilgilendirilmemişlerdir ve hala tutukluluklarına neden olan sebeplerin farkında değillerdir. Sadece Taraf Devletin gözlemleri yoluyla, kendilerine karşı iddia edilen kanıtlardan bazılarının farkına vardılar.  İsmet Özçelik aleyhindeki suçlamalara ilişkin tek kanıtın, dünya genelinde bir milyondan fazla insan tarafından kullanılan çevrim içi bir iletişim platformu olan Bylock uygulamasının kullanımı olduğunu ve yıllardır Türkiye’nin en büyük katılım bankası olan Bank Asya’ya para yatırdığını iddiasıolduğunu belirtiyor.  Taraf Devlet’in, Turgay Karaman aleyhinde gözaltına alınmasını haklı çıkaracak herhangi bir delil ve bilgi sağlamadığını not etmişlerdir. Yazarlar, Taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan kanıtların makul şüphe standardını yerine getirmediğini açıkça belirtmektedir.

7.4                Yazarlar, derhal hakim önüne çıkarılmadıklarını yinelemektedir. Yazarlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, bir insanın hakime önüne çıkarılmadan özgürlüğünden dört günden daha uzun süre mahrum kalması durumunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinin ihlal edildiğine dikkat çekti.[11]Ayrıca, bir hakim önüne ilk kez çıktıklarından bu yana, tutukluluklarının değerlendirilmesi amacıyla bir daha mahkemeye şahsen veya avukatları vasıtasıyla çıkamadıklarına dikkat çekmişlerdir.  Dava dosyasına erişmedikleri için soruşturmanın nasıl ilerlediğini bilmiyorlar.

7.5                Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca iddialarını ilişkilendiren yazarlar, Taraf Devlet’in, herhangi bir işkence veya kötü muamele belirtisi göstermeyen Denizli ve Sincan cezaevlerine gönderilmeleri üzerine sağlık raporlarının verildiği iddiasını not etmişlerdir. Yazarlar, Taraf Devlet’in söz konusu tıbbi raporları gözlemleriyle sunmadığını ve raporlara erişiminin bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, bu raporlar mevcut olsa bile, işkence ya da kötü muamelenin gerçekleşmediğini ispatlamadıklarını iddia ediyorlar.[12]

7.6                Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca talepleriyle ilgili olarak, yazarlar avukatları veya aile üyeleri bilgilendirilmeden Denizli cezaevine transfer edildiklerini iddia etmektedir. Ayrıca, Denizli cezaevinin, Ankara’daki akrabalarından altı saat uzakta bir yerde bulunduğunu da belirtmişlerdir. Ayrıca, ailelerinden üç ay boyunca kıyafet almalarına izin verilmediğini ve aileleriyle temasa geçmenin veya iletişim kurmanın oldukça zor ve külfetli olduğu için, onlarla nadiren iletişim kurma fırsatını yakaladıklarını iddia ettiklerini yineliyorlar. Yurt dışında yaşayan eşleri ve çocukları ile telefon görüşmesi yapmak için izin başvurusunda bulunduklarını fakat kendilerine bu konuda izin verilmediklerini iddia etmişlerdir. Türkiye’de yalnızca ebeveynleriyle sınırlı ve izlenen telefon görüşmelerine izin verildi. Turgay Karaman telefon görüşmesi yapma konusunda ısrar etmeye çalıştığında, hapishane gardiyanının hücre cezası tehdidine maruz kalmıştır.  Yurtdışındaki aileleriyle iletişim kurabilmelerinin tek yolu mektuplar; ancak alınan mektupların bir kısmı cezaevi yetkilileri tarafından yazarlara teslim edilmemekte ve gönderilenlerin ise yazarların yakınlarına ulaşması bir ay kadar sürmektedir. Ayrıca, sağlıklarını ve refahlarını ciddi şekilde etkileyen gerekli tıbbi tedavilerden mahrum bırakıldıklarını iddia ediyorlar.  Yazarlar ayrıca altı ila on kişinin yerde yatması gereken kalabalık hapishane hücrelerinde kalmak zorunda olduklarını ve temel gıda, hijyen ve rekreasyona erişiminin bulunmadığını iddia ediyorlar.

7.7                Sözleşmenin 14. Maddesi kapsamındaki iddiaları ile ilgili olarak, yazarlar, sorgulama sırasında kendilerine sorulan soruların, aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgi vermek amacıyla yetersiz olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca, avukatları ile olan görüşmelerinin izlendiğini ve kaydedildiğini de not etmişlerdir. [13]Yazarlar ayrıca, dava dosyasına veya etkili bir hukuk müşavirine ulaşamadıklarını iddia ettiklerini yinelemektedir. Aleyhlerine soruşturmada ilerleme kaydedilmediğinden ve aşırı gecikmeden dolayı yakın zamanda yargılanma ihtimallerinin olmadığını ifade ediyorlar.

                         Komite Önündeki Konular ve İşlemler

                         Kabul edilebilirliğin dikkate alınması

8.1                Başvuruda yer alan herhangi bir talebi göz önünde bulundurmadan önce, Komite, kendi usul kurallarının 93. maddesi uyarınca, Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol kapsamında başvurunun kabul edilip edilmeyeceğine karar vermelidir.

8.2                Komite, Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (a) maddesi uyarınca, aynı konunun başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü kapsamında incelenmediğini tespit etmiştir.

8.3                Komite, Taraf Devlet’in, yazarların, Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararlarına itiraz edemediği için, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olarak karar verilmesinin gerektiğini belirtti. Ancak Komite, yazarların 22 Haziran 2017 tarihinde Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesine yapmış oldukları tutukluğa itiraz taleplerinin reddedildiğini belirtiyor. Komite bu anlamda Taraf Devletin yazarların iddiasını çürütmediğini ve yazarların gözaltına alınmasına karşı başka bir temyiz yol tanımlamadığını ifade ediyor. Komite bu nedenle yazarların bu çareyi tükettiğini tespit ediyor.

8.4                Komite, Taraf Devletin, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmamak suretiyle iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürdüğünü kaydediyor. Ayrıca, Taraf Devlet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, olağanüstü hal ilanından sonraki duruşma öncesi gözaltına alınma durumlarında, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların etkili bir çözüm teşkil ettiğini kabul ettiğini ifade etmektedir.[14]

8.5                Komite, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmanın şu şekilde etkili bir çözüm olmadığı yönündeki görüşlerini not eder: a) Mahkeme, Kararname Yasası uyarınca getirilen önlemleri alma konusunda yetkili değildir; b) süreç makul olmayan bir şekilde uzatılmış olacak ve c) Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmak için etkili yasal temsil ve yardımlara güvenemezler. Komite, Taraf Devlet’in, kanun hükmünde kararname uyarınca getirilen yargılama öncesi tutuklama ile ilgili davalarda Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru kararının etkinliği hakkında herhangi bir bilgi sağlamadığını kaydeder. Ayrıca, Taraf Devletin, yazarların Anayasa Mahkemesi’ndeki işlemlerin gereğinden fazla süreceği iddiasını reddetmediğini belirtmektedir. Ayrıca, Taraf Devletin, yazarların etkili yasal temsile erişimlerinin yetersiz kalmasının Anayasa Mahkemesi’ne başvurmalarını önlemesine dair iddialarını reddeden herhangi bir bilgi sağlamadığını da eklemektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel şikayetin giderilmesinin Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanmaması nedeniyle mahkeme öncesi gözaltına alınmalara ilişkin davaların etkinliğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini de belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi iki davada başvuranların haklarını ihlal ettiğini tespit etmiştir fakat alt mahkeme kararı uygulmamıştır.[15]Komite ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel bir şikayetin giderilmesinin gerek teorik gerekse pratikte etkili olduğunu ispatlamanın Taraf Devlet’in hükumetinin sorumluluğu olduğuna dikkat çekti.[16]Anayasa Mahkemesi nezdinde bir şikayetin giderilmesinin etkinliğini destekleyecek dosyaya ilişkin daha fazla bilginin bulunmaması durumunda, Komite, yazarın davasında, Taraf Devlet’in Anayasa Mahkemesine yapılacak olan bireysel bir başvurunun kararname yasası uyarınca mahkeme öncesi gözaltında bulunmalarında etkili olabileceğini göstermemiştir.

8.6                Komite ayrıca, Taraf Devletin, yazarların CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunmamak suretiyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürdüğünü belirtmektedir. Bununla birlikte, bu hükme göre verilen bir başvurunun, yazarların yargılama öncesi tutuklanmasına son vermeyeceğini ve bu nedenle İsteğe Bağlı Protokolün 5 (2) (b) maddesi uyarınca etkili bir çözüm olamayacağını belirtti.

8.7                Komite, Taraf Devletin, yazarların 6, 7, 10 ve 14 üncü maddelerde yer alan iddialarına ilişkin olarak, yazarların bu iddiaları yerel bir otorite önünde talep etmeyerek iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia ettiğini belirtmektedir. Komite, yazarların kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia ettiklerini, Sayın İsmet Özçelik’in bu konuda avukatına bilgilendirmede bulunduğunu ve Türkiye Barolar Birliği tarafından atanan avukatın çıkarlarını korumak için hiçbir eylemde bulunmadığını ve kendisini işlemediği bir suçu itiraf etmesi için ikna etmeye çalıştığını belirtti. Ayrıca yazarların, Türk ceza adalet sistemi hakkında yasal bir geçmişi veya bilgisi olmadığı iddiasına dikkat çekmektedir.Komite , başvuru yazarlarının mevcut çözümlerin takibinde özen göstermeleri gerektiğini hatırlatır.[17]Ancak mevcut davada, yazarların bu iddiaları ilgili yerel makamlara önceden bildirmiş olmaları ya da avukatlarına kendi adına başvuru yapmalarını isteme konusunda hiçbir özel bilgi veya kanıt sağlamadıklarını belirtmektedir.Buna göre, Komite, yazarların, Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (b) maddesi uyarınca 6, 7, 10 ve 14 üncü maddelere göre taleplerini kabul edilemezbulur.

8.8                Komite ayrıca, Taraf Devletin, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca bir istisna yaptığı için yazarların 9. madde uyarınca yapmış olduğu başvurunun kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Komite, bir Devletin Sözleşme’nin 4. maddesini uygulamaya başlamadan önce, iki temel koşulun karşılanması gerektiğini hatırlatır: durum, ulusun hayatını tehdit eden bir acil durum anlamına gelmeli ve Taraf Devlet resmen olağanüstü hal ilan etmiş olmalıdır.[18]Komite, Taraf Devlet’in 20 Temmuz 2016’da darbe girişimi ve sonrasında yaşananların kamu güvenliği, düzeni, ve ulusu hayati bir tehdit altında olduğu için olağanüstü hal ilan ettiğini iddia ettiğini ifade eder. Yazarların, Sözleşmenin 4. maddesi anlamında, bu durumun acil bir durum teşkil ettiğine itiraz etmediğini belirtmiştir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin, darbe girişiminin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesi ve Anayasa uyarınca ulusun hayatını tehdit eden kamusal bir acil durumun varlığı olduğunu kabul ettiğini ifade eder.[19]Komite , böyle bir değişikliğin, Sözleşme’nin 4. maddesi anlamında acil durum teşkil eden bir durumda yapıldığını düşünmektedir. Bununla birlikte, Taraf Devlet, olağan üstü hal ilanı edilmesini örgördüğü tehlikelerle yazarların bu tehlikelerle nasıl ilişkilendirildiklerini ve aynı şekilde nasıl tehdit oluşturdukları açıklamada yetersiz kalmıştır. Yine aynı şekilde Taraf Devlet yazarların kararname yasaları uyarınca mahkeme öncesi tutuklu kalmalarının güvenlik tedbirleri bakımından nasıl zorunluluk oluşturduğunu açıklamadığını ifade eder.  Komite ayrıca yazarların davasında Taraf Devlet tarafından kabul edilen önlemlerin orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığını belirtmiştir. Komite, yazarın davasında alınan önlemlerin, durumun gerekçeleri tarafından kesin olarak gerekip gerekmediğine ilişkin değerlendirmenin, başvurunun yazarları bağlamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir.

8.9                Komite ayrıca yazarların, Sözleşme’nin 9. maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiğine dair iddialarını ifade eder, çünkü yazarlar, Türk makamları tarafından iadeleri için herhangi bir adli prosedür başlatılmadan, Türk makamlarının kontrolü veya talimatı altında çalışan kişiler tarafından Malezya’dan Türkiye’ye getirilmişlerdir.  Komite, dosyadaki sınırlı bilgiye göre, yazarların Türkiye’ye gönderilmeden önce Malezya makamları tarafından gözaltına alındığını göstermektedir. Komite, dosyadaki bilgilerin, yazarların Türk makamlarının etkin kontrolü altında Türkiye’ye getirildiği sonucuna varmalarına izin vermediğini belirtmektedir. Bu nedenle, başvurunun bu bölümünü, İsteğe Bağlı Protokol’ün 1. maddesi uyarınca kabul edilemez bulmaktadır.

8.10              Komite, IA’nın şikâyetini Komite’den geri çektiğini belirtmektedir. Bu nedenle, kendisine ait olan başvuruyu incelemeyi bırakmıştır.

8.11              Başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili başka zorlukların bulunmaması halinde, Komite, yazarların Sözleşme’nin 9. maddesi uyarınca taleplerinin geri kalanı ile ilgili olduğu sürece başvuruyu kabul edilebilir olarak beyan eder ve esasa ilişkin görüşlerine devam eder.

Esasa İlişkin Görüşler.

9.1                Komite, Seçmeli Protokolün 5 (1) maddesinde öngörüldüğü üzere, taraflarca sağlanan tüm bilgiler ışığında başvuruyu değerlendirmiştir.

9.2                Sözleşmenin 4. maddesine göre Taraf Devlet’in istisnası ile ilgili olarak Komite, Sözleşmeden istisna edilen her türlü önlem için temel gereklilik, bu tür önlemlerin, orantılılık ilkesi uyarınca, durumun ileri sürdüğü şartlar ile kesin olarak istenen ölçüde sınırlı olmasıdır diye ifade ediyor. Komite ayrıca belirli bir hükümden izin verilen istisna, kendi başına durumun sürekliliği ile haklı gösterebilsede bu istisnaya göre alınan özel önlemlerin de durumun sürekliliği tarafından gerekli olduğu gösterilmelidir gerçeğini hatırlatıyor. [20]Keyfi olarak gözaltına alınmaya karşı temel teminat, 4. maddede ele alınan durumlar bile, makul olmayan veya gereksiz olan özgürlükten yoksun bırakılmasını haklı çıkaramadığı sürece, tartışılmaz niteliktedir. Bununla birlikte, ulusun hayatını tehdit eden bir acil durumun varlığı ve mahiyeti, belirli bir tutuklamanın keyfi olup olmadığının belirlenmesine önemlidir.[21]

9.3                Komite, yazarların Sözleşmenin 9. maddesi altındaki iddiasını not ediyor.  Yazarların, Türkiye’deki tutuklamalarının kararname yasaları uyarınca yasadışı olduğunu iddia etmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla, Komite önündeki soru, tutukluluklarının keyfi olup olmadığını değerlendirmektir. Komite, “keyfilik” kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve gerekli yasal işlem sürecinin yanı sıra makul olmama, gereklilik ve orantılılık unsurlarını ve cezai suçlamalarda gözaltında tutulması gereken unsurları içerecek şekilde yorumlanmasının her koşulda makul ve gerekli olması gerektiğini hatırlatır.[22]

9.4                Komite, yazarların aleyhindeki suçlamalardan haberdar olmadıklarını ve niçin tutuklandıklarının kesin nedenlerinin farkında olmadıklarını; dava dosyalarına erişimlerinin bulunmadığını ve Taraf Devlet tarafından kendilerine yargılama öncesi tutuklanmayı gerektiren bir suç işlediğine dair makul bir şüpheye dayanarak hiçbir kanıt sunmadığı belirtmektedir. Taraf Devlet, yazarların alıkonulmasının, olağanüstü hal durumu, istisna beyanı, yazarlara karşı soruşturmanın kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık niteliği göz önüne alındığında keyfi veya dayanaksız sayılmayacağını ifade etmektedir. Ayrıca Komite, Taraf Devlet’in, yazarların, polis soruşturması sırasında sorulan sorularla, savcılık ve mahkeme önünde yapılan duruşmalar yoluyla aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgilendirildiğini savunmasını ifade ediyor.  Tutuklanan kişilerin işlemiş olabileceği suçları araştırmak veya ve bu kişileri cezai yargılama amacıyla tutukluluk hallerinin devamının sağlanması durumunda hangi suçlardan suçlandıklarının ve şüphelenildiklerinin derhal kendilerine bildirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.[23]Komite, Taraf Devlet’in, yazarlara tutuklama izinleri, iade talepleri, veya gözaltı kararı belgeleri gibi herhangi bir belge vermediği ve bu durumda Sözleşme kapsamındaki haklarına aykırı olarak işleme tabi tutulduklarını ifade ediyorlar.  Ayrıca, Taraf Devletin, soruşturma ve sorgu esnasında yazarlara yöneltilen sorular hakkında herhangi bir kayıt veya bilgi sağlamadığını da not ediyor. Komite ayrıca, Taraf Devlet’in, Turgay Karaman aleyhinde gözaltına alınmasını haklı çıkaracak herhangi bir delil ve bilgi sağlamadığını not ediyor. İsmet Özçelik hakkındaki tek kanıtın Bylock programını kullanması ve Bank Asya’ya para yatırması olduğunu ifade ediyor. Bu şartlar altında, Komite, Taraf Devletin, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiklerini, ya da tutukluluklarının makul gereklilik kriterlerini yerine getirdiğini kanıtlayamadığını tespit etmiştir.Bundan dolayı, madde 4 uyarınca bir istisnanın mantıksız ve gereksiz olduğunu, özgürlüğün kısıtlanmasının haklı olamayacağını hatırlatır.[24]Bu nedenle Komite, yazarların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 9. (1-2) maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

9.5                Komite ayrıca Türk makamlarının, aleyhindeki suçlamaları kendilerine bildirmediğini; Türk makamlarının, kendilerini yargı önüne çıkarılmasının sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü; Mahkeme huzurunda gözaltına alınmaları için şahsen veya bir avukat tarafından temsil edilme imkânlarının bulunmadığını ve dava dosyalarına erişimlerinin bulunmadığını iddialarını ifade ediyor. Komite, Taraf Devletin, yazarların 12 Mayıs 2017 tarihinde Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alındıklarını; 18 Mayıs 2017 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’nın emriyle gözaltı sürelerinin yedi gün daha uzatıldığını; 23 Mayıs 2017’de tutuklandıkları iddiasını ifade ediyor. Komite, dosyadaki bilgilere dayanarak, yazarın iddialarına göre, Türk makamlarının talebi üzerine, yazarların Türkiye’ye gönderilmeden önce Malezya makamları tarafından gözaltına alındığını belirtmektedir (bkz. Paragraf 8.9). Ancak, dosyada, yazarların Türkiye makamlarına gönderilmeden önce Türk makamlarının etkili kontrolü altında olduğunu gösteren herhangi bir somut bilginin yokluğunda, Komite, Türk makamlarına atfedilen gözaltı süresinin 12 Mayıs 2017 tarihinde başladığını düşünmektedir. Yazarlar, 23 Mayıs 2017 tarihinde bir hakim önüne çıkarılmış, yani Türk makamlar tarafından gözaltına alındıktan 11 gün sonra mahkemeye çıkarılmıştır.

9.6                Komite, bir cezai suçlamada tutuklanan veya gözaltına alınan herhangi bir kimsenin, yargı yetkisini kullanması için yasalarca yetkilendirilen bir hakim veya başka bir memurun önüne derhal çıkarılacağını hatırlatır.Bu hak, bir kişinin gözaltına alınmasının veya adli soruşturma geçirmesinin kontrol altına alınmasına sağlamak içindir. Ele alınan konularla ilgili olarak bağımsız, nesnel ve tarafsız olan bir otorite tarafından yerine getirilmesi, yargı gücünün uygun bir şekilde kullanılmasını gerektirir. Buna göre, bir savcı, Sözleşme’nin (9) 3. maddesi uyarınca yargı yetkisi kullanan bir memur olarak kabul edilemez.[25]“Derhal” kelimesinin tam anlamı nesnel koşullara bağlı olarak değişebilirken, gecikmeler tutuklama tarihinden itibaren birkaç günü geçmemelidir. 48 saatten daha uzun bir gecikme kesinlikle istisnai kalmalı ve koşullar altında gerekçelendirilmelidir. [26]Komite, kamuya dair acil durumlarda bu zaman diliminde meydana gelen herhangi bir değişikliğin, durumun şartları ölçüsünde kesinlikle gerekçelendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme öncesi gözaltına almanın gerekli olduğu tespit edildikten sonra, olası alternatifler ışığında makul ve gerekli olup olmadığına dair periyodik olarak yeniden inceleme yapılmalıdır.[27]

9.7                Komite, yazarların hakim önüne çıkarılmalarının gözaltına alındıktan 11 gün sonra gerçekleştiğini sonuç olarak derhal hakim önüne çıkarılmadıklarını not eder. Komite ayrıca yazarların 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklanmasından bu yana, tutukluluklarının değerlendirilmesi amacıyla bir daha yaklaşık iki yıla varan süre boyunca mahkemeye şahsen veya avukatları vasıtasıyla çıkamadıkları iddiasını ifade etmiştir. Taraf Devlet’in, yazarların bu konudaki iddialarını reddetmediğini ve Taraf Devlet’in ayrıca, yazarlara karşı tutuklama kararlarının periyodik olarak yeniden incelenip incelenmediğine dair herhangi bir bilgi sağlamadığına dikkat çekmektedir.Komite, böylesi bir gecikmenin ve yazarların “özellikle Sözleşmenin 9 (1-2) maddesi altındaki iddialarını ilgilendiren bulgularını dikkate alarak gözaltına alınmalarının gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden inceleme eksikliğinin” durumun zarureti açısından gerekli olduğunu gerekçelendirilmediğini düşünüyor.Buna göre Komite, yazarların Sözleşme’nin 9 (3) maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiğini tespit ediyor.

  1. Seçmeli Protokol’ün 5 (4) maddesi uyarınca hareket eden Komite, Sözleşme’nin 9 (1-3) maddesi uyarınca yazarların haklarının ihlal edildiğini ifade ediyor.
  2. Sözleşmenin 2 (3) (a) maddesi uyarınca, Taraf Devlet, yazarlara etkili bir çözüm sağlama yükümlülüğü altındadır. Bu, Sözleşme haklarının ihlal edildiği kişilere tam olarak tazmin edilmesini gerektirir. Buna göre, Taraf Devlet, diğerlerinin yanı sıra, yazarları serbest bırakmak ve uğradığı ihlaller için yeterli tazminat sağlamakla yükümlüdür. Taraf Devlet, gelecekte de benzer ihlallerin ortaya çıkmasını önlemek için gerekli tüm adımları atma yükümlülüğü altındadır.
  3. Seçmeli Protokol’e taraf olarak, Taraf Devlet, Sözleşmenin ihlal edilip edilmediğine karar vermede Komite’nin ve Sözleşmenin 2. maddesine istinaden Taraf Devlet’in kendi bölgesi dâhilindeki veya kendi yetkisi altındaki tüm bireylere, Sözleşmede tanınan hakların sağlanması ve bir ihlalin gerçekleştiği tespit edildiğinde Komite’nin Taraf Devletten Komite görüşlerine etkide bulunmak için alınan tedbirler hakkında bilgi istediği durumlarda 180 gün içerisinde etkili ve uygulanabilir bir çözüm sağlamayı taahhüt etmiştir.  Taraf Devletten ayrıca mevcut Görüşleri yayınlaması ve bunları Taraf Devletin resmi dilinde yayması istenir.

 

Ekler

Gentian Zyberi’nin Bireysel Görüşü (kısmen mutabık, kısmen muhalif)

Arkaplan

  1. 15 Temmuz 2016’da, Türkiye, Türk hükümetini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan, anayasal düzene karşı bir saldırı olan bir darbeyle karşı karşıya kalmıştır.  Türkiye,21 Temmuz 2016 tarihinde Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca Olağanüstü hal durumun bir sonucu olarak alınan önlemlerin, izin verilen 2 (3), 9-10, 12-14, 17, 19, 21-22 ve 25-27 nolu maddelerdeki yükümlülüklerin istisnalarını içerebileceğini Genel Sekreter bildirmiştir. (paragraf 1.1 ve Komite görüşlerinin dipnotları 3). Türkiye’de Olağanüstü Hal, 19 Temmuz 2018 itibariyle kaldırılmıştır.(paragraf. 1.1).

   Mutabık Görüş

  1. Davanın gerçeklerinin, Sözleşmenin 9 (1-3) Maddesinin (paragraf 10) ihlal edildiğinin ortaya çıktığı konusunda Komite ile tam olarak hemfikirim.  Türkiye, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiğini ve tutukluluklarının makul olma ve gereklilik ölçütlerini karşıladığını kanıtlamamıştır. Bu, Komitenin, yazarların tutuklanmasının, Sözleşmenin 9 (1-2) maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiğine karar vermesine neden olmuştur.9.4). Komite düşündüğü gibi, böylesi bir gecikmenin ve yazarların “özellikle Sözleşmenin 9 (1-2) maddesi altındaki iddialarını ilgilendiren bulgularını dikkate alarak gözaltına alınmalarının gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden inceleme eksikliğinin” durumun zarureti açısından gerekli olduğunu gerekçelendirilmemiştir. Bu, Komitenin, Sözleşmenin 9 (3). Maddesi uyarınca yazarların haklarının ihlal edilmesine yol açmasına neden olmuştur (paragraf. 9.7).

Muhalif Görüş

  1. Seçmeli Protokolün 1. maddesi uyarınca kabul edilemez olduğunu beyan eden Komite’nin, yazarların Malezya’dan Türkiye’ye hukuka aykırı bir şekilde iadeleri nedeniyle 9. Maddeyi ihlal ettiği iddiasına katılamam.[28]Yazarlar kaçırma girişimlerine maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir (para. 2.2) ve iade iadesi yapılmaması veya bu konuda adli karar alınmaması (para. 2.4). Malezyalı avukatları tarafından sağlanan bilgilere göre, Malezya Özel Şubesinin 11 Mayıs 2017 akşamı yazarları gözaltına alıp Türk istihbarat memurlarına teslim ettiklerini ve daha sonra ailelerine veya avukatlarına hiçbir bildirimde bulunmadan Ankara’ya götürülmüşlerdir. (para. 7.3) Türkiye, yazarların Malezya’dan çıkarılması ile ilgili olarak, ne yazara ne de Komiteye herhangi bir belge sunmamıştır. Bu şartlar altında, Komite yazarların iddiasını kabul etmeli ve yazararın Malezya’dan yasa dışı bir şekilde getirilmesinde oynamış olduğu etkin rolüne dayanarak Türkiye’yi 9. Maddeyi ihlal etmekten sorumlu bulunmalıdır.
  2. Ayrıca, Komite’nin, Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (b) maddesi uyarınca 7., 10. ve 14. Maddeleri altındaki yazarların iddialarının kabul edilemezliğini bulmasına da katılmıyorum.  Birincisi, genel bakış açısından, darbeden sonra Türkiye’deki genel yasal ortam, FETÖ / PDY’nin bir parçası olduğu veya bağlı olduğu iddia edilen kişiler için ceza adaletini idare eden hukuk mesleğinin bir kısmı da dahil olmak üzere olumsuz etkilenmiştir.[29]İkincisi ve özellikle eldeki durumla ilgili olarak, yazarlar kendileri için makul olan yasal mekanları boşuna kullanmaya çalışmışlardır.
  3. Yazarlar, savunma avukatının bulunmasının aşırı derecede ağır olduğu göz önüne alındığında, gerçek yasal temsil ve yardımlara dayanamadıklarından, iç hukuk yollarının tüketilmesinin engellendiğini iddia etmişlerdir.(para. 5.6).  Ayrıca, yazarlar, Türk ceza adalet sistemi hakkında yasal bir geçmişe veya bilgiye sahip olmadıklarını ve bu nedenle adli yardım yokluğunda yurt içi dava açma pozisyonunda olmadıklarını belirtmişlerdir (para. 5.6). Komite ile başvuru yazarlarının mevcut çözüm arayışlarında gerekli özen göstermeleri gerektiği konusunda hemfikirken, bu arayış ancak bu tür çabalara elverişli bir ortamda gerçekleştirilebilir. Darbeden sonra Türk hukuk sistemi içerisinde çalışan yargıç ve savcıların neredeyse üçte birinin (4,424) Gülen hareketi ile komplo kurma iddiaları yüzünden mesleklerinden ihraç edilmesi ve 2,386 yargıç ve savcının tutuklanması (para. 5.7) hukuki süreci standartlarını korumak için elverişli bir ortam sağlamıyor
  4. Yazarlar gözaltına alınmalarına itiraz etmişler fakat başarılı olamamışlardır. (para. 5.3). Özçelik, avukatına kötü muameleye maruz kaldığını ve ailesinin tehdit altında olduğunu bildirmiştir (para. 3.4).   Her iki yazar da, neredeyse iki yıl sonra, belirli suçlamalar veya yargılama tarihi olmadan tutuklu bulunmaktadır. Bu gerçekler, Komiteye, makul olmayan bir uzatma süresinde iç hukuk yollarının tüketilmediğini haklı kılan Seçmeli Protokolün 5 (2) (b) maddesinin ikinci cümlesine daha fazla ağırlık vermesine rehberlik etmelidir.
  5. Bu davada ceza adaletinin idaresindeki problemleri belki de özetleyen şey, Sözleşme’nin 14. (3) (g) maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlaliyle ilgilidir. Türkiye Barolar Birliği tarafından Sayın Özçelik’e verilen avukat, müvekkilinin çıkarlarını savunmak için herhangi bir eylemde bulunmadı ve bunun yerine, işlemediği suçları itiraf etmeye ikna etmeye çalıştı. (para. 5.6) Sözleşme’nin 14. (3) (g) Maddesi, bir bireyi kendine karşı tanıklık etmek veya suçu itiraf etmeye zorlamaktan korur. Sanık haklarını korumak yerine, hukuk müşaviri kasıtlı olarak onlara zarar verdi.
  6. Son olarak, Komitenin, iddialarını yerine getirmek için Devlet tarafından herhangi bir belgesel ya da başka bir kanıt sunulmamasına rağmen, yazarlara ispat külfetini koyması problemlidir.

                                    

 

                                *    Komite tarafından 125. oturumunda (4-29 Mart 2019) kabul edildi.

                              **   İletişim incelemesine katılan komite üyeleri: Tania María Abdo Rocholl, Yadh Ben Achour, Ilze Brands Kehris, Christopher Arif Bulkan, Ahmed Amin Fathalla, Shuichi Furuya, Christof Heyns, Bamariam Koita, Marcia V.J. Kran, Duncan Laki Muhumuza, Photini Pazartzis, Hernán Quezada, Vasilka Sancin, José Manuel Santos Pais, Yuval Shany, Hélène Tigroudja, Andreas Zimmermann ve Gentian Zyberi.

***Komite üyesi Gentian Zyberi’nin (kısmen mutabık, kısmen muhalif) kişisel görüşü bu Görüşlere eklenmiştir

.

[1]  18 Mayıs 2017’de yazarların aile üyeleri tarafından da ek bilgi verildi.

                     [2]   Yazarlar “Açık Çek; Türkiye’de Darbe Girişimi Sonrası İşkenceye Karşı Koruma Tedbirlerinin Askıya Alınması” ve “Türkiye: Gündemdeki işkence iddialarına yönelik bağımsız gözlemcilerin gözaltında tutulan insanlara erişimlerine izin verilmeli” isimli raporlara atıfda bulundular.

 

                     [3]   2 Ağustos 2016 tarihinde, Genel Sekretere aşağıdaki bildirildi: “… Darbe girişimi ve sonrasında yaşanan diğer terör eylemleri ile birlikte, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 4. Maddesi anlamında, ulusun hayatı için bir tehdit teşkil eden, kamu güvenliği ve düzen açısından ciddi tehlikeler ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal mevzuata ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak, kanunla öngörülen gerekli önlemleri almaktadır. Bu bağlamda, 20 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Madde 120) ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu (Madde 3 / 1b) uyarınca 90 günlük Olağanüstü Hal ilan etmiştir. ). Karar Resmi Gazete’de yayımlandı ve 21 Temmuz 2016 tarihinde TBMM tarafından onaylandı. Bu süreçte, alınan önlemler, 2/3, 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. Maddelere ilişkin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülüklerin Söz konusu Sözleşmenin 4. Maddesinde izin verilen şekilde. istisna edilmesini içerebilir. ”

                     [4]   Taraf Devlet, Mercan / Türkiye (başvuru no: 56511/2016), 8 Kasım 2016; ve Zihni / Türkiye (başvuru no. 59061/2016), 29 Kasım 2016.

                     [5]    Yazarlar 13 Nisan 2017 tarihli New York Times makalesi ‘Inside Turkey’s Purge’e atıfta bulunuyor.

                     [6]   Yazarlar, 1 Nisan 2017 tarihli ‘Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu gazetecilerle ilgili kararı’ adlı Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir makaleye atıfta bulunmaktadır 1 Nisan 2017.[Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde yer alan istatistiklere göre, mahkeme 2014 yılında 20.578 bireysel başvuru, 2015 yılında 20.376, 2016 yılında 80.756 ve 2017 yılında 40.530 bireysel başvuru almıştır. Mahkeme 2014 yılında 10.926, 2015 yılında 15.416, 2016 yılında 16.102 ve  2017 yılında89.653 davayı karara bağlamıştır.]

                     [7]   Avrupa Komisyonu, “Personel Çalışma Belgesi: Türkiye 2016 Raporu”, 9 Kasım 2016.

                     [8]   Aynı esersayfa. 19.

                     [9]   Yazarlar, İnsan Hakları Konseyi, keyfi tutuklama çalışma grubu, Rebii Metin Görgeç ile ilgili (Türkiye) A / HRC / WGAD / 2017/1, 8 Haziran 2017 Görüş Nolu belgeye atıfda bulunmaktadır.

                    [10]   Yazarlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Aksoy – Türkiye, (21987/93 no’lu başvuru), 18 Aralık 1996; Demir ve Diğerleri / Türkiye (başvuru No. 21380-83 / 93), 23 Eylül 1998; Nuray Şen / Türkiye (başvuru no: 41478/98), 17 Haziran 2003 ve Bilen / Türkiye (başvuru no: 34482/97), 21 Şubat 2006 kararlarına atıfta bulunmaktadır.

                    [11]   Yazarlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (İngiltere, McKay / Birleşik Krallık) atıfta bulunmaktadır (başvuru no. 543/03), 13 Ekim 2006, para. 33.

                    [12]   Yazarlar, Ekim 2016’da İnsan Hakları İzleme Örgütü, “Türkiye’de Gözaltında İşkence ve Kaçırma”, 12 Ekim 2017 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne “Boş Bir Çek”, “İşkence gördüğünü iddia eden tutukluların rutin tıbbi kontrollere işkenceden önce götürüldüğü veya doktorların ya işkencenin fiziksel kanıtlarına hiç ilgi göstermediği ya da polis memurlarının varlığının, uygun tıbbi muayeneler yapmalarını engellediği ve tutukluların yaralarını açıklamalarını veya gözaltındaki tedavi hakkında konuşmalarını zorlaştırdığı” belirtilen rapora atıfta bulunmaktadır. Ayrıca, ‘OHAL’in Güneydoğu’daki bir güncelleme de dahil olmak üzere Türkiye’deki insan haklarına etkisi hakkında rapor, Ocak 2018, paragraf. 83’e atıfta bulunmaktadırlar. “OHCHR, polis nezaretinde tutulan tutuklular hakkında belirlenmiş doktorlar tarafından yapılan tıbbi kontrollerin sıklıkla polis memurlarının huzurunda yapılması, hastaların gizliliğini ihlal etmesi ve olası işkenceye ilişkin yeterli belgeleri belgelendirmesi ile alakalı güvenilir raporlar almıştır”

                    [13]   Yazarlar, Güneydoğu’da bir güncelleme de dahil olmak üzere, ‘OHAL’in Türkiye’deki insan haklarına etkisi üzerine rapor” olan OHCHR, Mart 2018, 83. paragrafa atıfta bulunmaktadır “667 nolu KHK, tutukluların gizli yasal tavsiye hakkını önemli ölçüde yıpratmaktadır. Bu KHK’ya göre tutuklular ve avukatları arasındaki sözlü görüşmeler güvenlik nedenleriyle kaydedilebilir ve bu sayede aldıkları belgelerin ele geçirilebilmesini sağlanabilir ve bu tür görüşmelerin zamanlaması düzenlenebilir ve kovuşturma talebi üzerine avukat değiştirilebilir.”.

                    [14]   Mercan – Türkiye, (başvuru no 56511/2016), 8 Kasım 2016; ve Zihni / Türkiye (başvuru no. 59061/2016), 29 Kasım 2016

                    [15]   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan / Türkiye (başvuru no. 13237/17), 20 Mart 2018, para. 142 ve Şahin Alpay / Türkiye (başvuru no. 16538/17), 20 Mart 2018, para. 121.

[16]    Aynı kaynak

[17]    Bkz. Diğerlerinin yanı sıra, V.S – Yeni Zelanda (CCPR / C / 115 / D / 2072/2011), para. 6.3, García Perea / İspanya (CCPR / C / 95 / D / 1511/2006), para. 6.2; ve Zsolt Vargay / Kanada (CCPR / C / 96 / D / 1639/2007), para. 7.3.

 

                    [18]   Genel Yorum No. 29 (2001), para. 2.

                    [19]   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan – Türkiye (başvuru no: 13237/17), 20 Mart 2018, paras. 88-93 ve Şahin Alpay / Türkiye (başvuru no. 16538/17), 20 Mart 2018, paragraf 72-78.

.

                    [20]   Genel Yorum No. 29 (2001), para. 4.

                    [21]   Genel Yorum 35 (2014), para. 66.

                    [22]   Genel Yorum 35 (2014), para. 12.

                    [23]   Genel Yorum 35 (2014), para. 29.

                    [24]   Genel Yorum 35 (2014), para. 66.

                    [25]   Genel Yorum35 (2014), para. 32.

                    [26]   Genel Yorum35 (2014), para. 33.

                    [27]   Genel Yorum35 (2014), para. 38.

                     [28]   Malezya, Sözleşmeye ve Seçmeli Protokol’e taraf değildir.

                     [29]   Diğerlerinin yanı sıra, NOS Acil Durum Karar Kanununa İlişkin Görüşe bakınız. 667-676, Venedik Komisyonu tarafından 109. Genel Kurul Toplantısı’nda kabul edilen 15 Temmuz 2016 tarihli başarısız darbe girişiminden sonra kabul edildi (Venedik, 9-10 Aralık 2016), özellikle s. 32-38

.