Hükümlü-Tutuklu Nakil Talepleri ve Talebin Reddine Karşı Örnek İtiraz Dilekçesi

2003

HÜKÜMLÜLERİN (TUTUKLULARIN) BAŞKA BİR CEZA İNFAZ KURUMUNA NAKLİ

1-GENEL OLARAK:

Halen tutuklu, hükmen tutuklu veya hükümlü kişilerin gerek yargılandıkları mahkemenin farklı bir yerde bulunması gerekse ceza infaz kurumu idaresi tarafından görünüşte idari maslahat içeren nedenlerle (gerçekte ise hiçbir hukuki yararı bulunmayan bir kısım nedenlerle) eş, çocuk yada anne-babasına uzak bir yerdeki ceza infaz kurumunda bulundurmaları başta aile fertlerinin ziyareti dahil olmak üzere bir çok sıkıntı ve mağduriyet yol açmaktadır. Bu yazı da tutuklu veya hükümlülerin isteğe bağlı olarak başka bir ceza infaz kurumuna nakli hangi şartlarda gerçekleşir, bunun için ne yapılması gerekir bu hususlar incelenmeye çalışılacaktır.

2- YASAL MEVZUAT:

Ceza infaz kurumunun idaresi ve tutuklu/hükümlülerin bu kurumda bulundurulma işlemlerine ilişkin temel esaslar 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un da hüküm altına alınmıştır. Bunun dışında bu kanunun uygulanmasına yardımcı olması açısından “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük” ve “Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan

167 sayılı ‘‘Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler’’ konulu Genelge düzenlenmiştir. Dolayısıyla tutuklu/hükümlülerin ceza infaz kurumundaki işlemleri bu üç mevzuat hükümleri gözönünde bulundurularak gerçekleştirilmektedir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 3. maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak…” ifadeleriyle ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaca değinilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda kanun koyucu, bir yandan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflerken; diğer yandan da, bireyi topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infaz rejimini, sadece suç faillerini cezalandırma ve onları toplumdan tecrit etmeye dönük bir uygulama olarak görmek mümkün değildir. Aksine hükümlülerin, devam eden yaşantılarında kurallara riayet eden ve sosyal yaşama uyumlu bireyler haline gelmesi, infaz usullerinden beklenen en önemli faydadır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.

İnceleme konusuna gelecek olursak Hükümlülerin (Tutukluların) Nakilleri 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 53. maddesinde; “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Hükümlülerin (Tutukluların) Kendi İstekleri İle Nakilleri ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 54. maddesinde; “Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;

a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,

b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,

c) Koşullu salıverilmelerine beş aydan az süre kalmamış olması,

d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,

e) İstekte bulunulan

kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,

f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,

g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, gerekir. Çocuk hükümlüler bakımından bu fıkranın (b)bendi uygulanmaz.

Bu hükümlüler nakledildikleri kurumlarda, eğitim öğretim veya hastalık nedeniyle nakil hariç, bir yıl kalmak zorundadırlar. Çocuklar bakımından bu süre altı ay olarak uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Nakil hususu “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük”ün 164 ve 165. maddelerinde yukarıdaki kanun hükümlerine benzer şekilde düzenlenmiştir.

Bununla birlikte “Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler’’ konulu Genelgenin ‘‘Hükümlülerin Kendi İstekleri İle Nakilleri’’ başlıklı 15. maddesinde, Kanunun ve Tüzük’ün ‘‘Kendi istekleri ile nakil ’’ maddelerinde aranan şartlara ek olarak;

‘‘h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması,

ı)Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması,

j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir’’ şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Hükümlülerin (Tutukluların) nakilleri ile ilgili iç hukuka ilişkin yasal mevzuat bunlar olmakla birlikte mevcut düzenleme ve bu düzenlemeye dayanılarak yapılan uygulamaların üst norm olan Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerine aykırı olmaması gerekmektedir.

Bu yönü ile bakıldığında hükümlülerin (tutukluların) nakilleri konusunda ceza infaz kurumu yönetimi açısından aşağıda belirtilen Anayasa ve uluslararası mevzuat hükümlerinin de göz önünde bulundurulması bir zorunluluk teşkil etmektedir.

a) Anayasa hükümleri:

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20/1 maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır

b) Uluslararası mevzuat hükümleri:

♦Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8. maddesinde; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” kuralına yer verilmiştir.

♦Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü” nün 20. maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.” hükmü yer almaktadır.

♦Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek “Temel İlkeler” başlıklı 3. maddesinde‘‘ Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.’’; “ Yerleştirme ve Barındırma’’ başlıklı 17. maddesinde, ‘‘ Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler. Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır. İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.’’; ‘‘Dış Dünya ile İlişki’’ başlıklı 24.1., 24.4. ve 24.5. maddelerinde, ‘‘Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.’’, ‘‘Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.’’, ‘‘Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.’’;

♦Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Ömür Boyu Hapis ve Diğer Uzun Süreli Cezalara Mahkum Olanların Cezaevi İdaresince Yönetimi Hakkında R (2003) 23 Sayılı Tavsiye Kararı’nın ‘‘Genel Amaçlar’’ başlıklı 2. maddesinde; ‘‘ Ömür boyu hapis ve diğer uzun süreli mahkûmların yönetilmesinde amaçlananlar;Bu mahkûmlara ve mahkûmlarla birlikte çalışan ya da onları ziyaret eden herkes için cezaevlerinin emin ve güvenli yerler olmasını sağlamak; Ömür boyu ve uzun süreli hapsolmanın getirdiği zarar verici etkilere karşı koymak; Bu mahkûmların başarılı bir şekilde toplumla bütünleşmelerini sağlamak ve tahliyelerinden sonra yasalara uyarak yaşama olasılıklarını artırmak ve geliştirmek’’ olduğu; ‘‘Ömür Boyu Hapis ve Diğer Uzun Süreli Mahkûmiyetin Zarar Verici Etkileriyle Başa Çıkma’’ başlıklı 22. Maddesinde ‘‘ Aile bağlarının kopmaması için özel çaba gösterilmelidir. Bu amaçla; Mahkûmlar mümkün olduğunca ailelerine veya yakın akrabalarına en yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler. Mektuplaşma, telefon görüşmeleri ve ziyaretlerin mümkün olduğu ölçüde azami sıklıkta ve gizlilik içinde yürütülmesi sağlanmalıdır. Bu tür bir düzenleme güvenliği tehlikeye atıyorsa veya risk değerlendirmesiyle riskli olduğu tespit edilmişse söz konusu haberleşmeler, mektupların izlenmesi ve ziyaret öncesi ve sonrasında aramalar gibi makul güvenlik tedbirleri eşliğinde yürütülebilir.’’; düzenlemelerine yer verilmiştir.

3-AÇIKLAMA:

Anayasa’nın 20. maddesi ve AİHS’nin 8. maddesinde, herkesin “özel ve aile hayatına saygı hakkına” sahip olduğu düzenlenmiştir. Hürriyeti bağlayıcı cezalar ile kişi hürriyeti başta olmak üzere, seyahat hürriyeti, haberleşme hürriyeti vb. hususlarla birlikte, “aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı”nı da sınırlamaktadır. Bir kişinin hukuka uygun olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması, doğası gereği özel ve aile hayatına belirli düzeyde kısıtlamalar getirmektedir. Ancak bu kısıtlamalar infaz usulünden beklenen faydayla uyumlu olduğu sürece anlamlıdır. Bu kapsamda mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da vurgulanan bir husustur.

Bu kapsamda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, ilgili Tüzük ve 167 sayılı Genelge’de hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemekle birlikte yukarıda belirtildiği üzere gerek 5275 sayılı Kanun, ilgili Tüzük, ve 167 sayılı Genelge’de ‘Kendi istekleri ile nakil’ hükmü ile disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler (tutuklular) tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.

Gerek AİHM kararlarında, gerek yukarıda bahsi geçen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, gerekse “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek 17.1. maddesinde” hükümlülerin ailelerine yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğuna dair ifadelere yer verilmiştir. Bunlara ek olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Ömür Boyu Hapis ve Diğer Uzun Süreli Cezalara Mahkum Olanların Cezaevi İdaresince Yönetimi Hakkında R (2003) 23 Sayılı Tavsiye Kararı’nın, ‘‘Ömür Boyu Hapis ve Diğer Uzun Süreli Mahkûmiyetin Zarar Verici Etkileriyle Başa Çıkma’’ başlıklı 22. maddesinde de, hükümlünün başarılı bir şekilde toplumla bütünleşmelerini sağlamak ve tahliyelerinden sonra yasalara uyarak yaşama olasılıklarını artırılması ve geliştirilmesi amacı kapsamında hükümlünün aile bağlarının kopmaması için özel çaba gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

5275 sayılı Kanun’da, ailesi uzakta yaşadığı için ziyaret hakkını düzenli kullanamayan hükümlülerin (tutukluların), bu dezavantajlı durumlarını telafi edici bir düzenleme yer almamaktadır. Bununla birlikte her ne kadar ödüllendirme başlığı altında olsa da, ceza infaz kurumlarının iyi halli hükümlülere teşvik amaçlı ödüllerden yararlandırabileceği, bu kapsamda ‘kullanılmayan ziyaret süresinin birleştirilmesi ödülü’ verilebileceği görülmektedir. Buradan hareketle ailesi uzakta yaşadığı için ziyaret hakkını düzenli olarak kullanamayan hükümlülere, aile hayatına saygı hakkının korunması maksadıyla bu yönde bir esneklik sağlanması, bunun için de bu kişilerin ziyaret süresini biriktirerek kullanabilmesine veya benzeri tedbirlere cevaz veren münferit bir düzenleme getirilmesi önem arz etmektedir.

5275 sayılı Kanunun “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (b) bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, ceza infaz kurumu idaresinin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır.

Genelde hükümlülerin (tutukluların) kendi istekleri ile nakil talepleri üzerine, ceza infaz kurumu idaresi nakil istenen infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması ve hükümlünün durumuna uygun olmadığı gerekçeleri ile talepleri reddetmektedir. İlk etapta idarenin bu gerekçesinin makul bir nedene dayandığı düşünülebilir. Zira kurum kapasitesinin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda bulunan hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak ‘cezaevi kapasitesi’ bakımından değerlendirilmesi, ‘kendi istekleri ile nakil’ düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin hükümlüyü görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil taleplerinin daha geniş çaplı ele alınması gerekmektedir.

Bunlara ek olarak 5275 sayılı Kanunun 54.maddesinde, hükümlülerin kendi istekleri ile nakledilebilmeleri için, gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirtmeleri gerektiği düzenlenmiş olmakla birlikte talepte bulunan hükümlü açısından hangi şehirlerde sınıfına uygun ceza infaz kurumları bulunduğunu ve bunların kapasite durumunu bilmesi beklenemeyeceği açıktır. Genelde hükümlünün naklini talep ettiği Ceza İnfaz Kurumundaki doluluğu ve durumuna uygun olmadığını gerekçe gösteren idare, başvuranın ailesinin yaşadığı ildeki veya buraya yakın diğer illerdeki durumuna uygun infaz kurumlarından birine nakledilmesine ilişkin de herhangi bir çaba göstermemektedir. Oysaki aile hayatına saygı gösterme hakkı, kişisel hak ve özgürlükler bağlamında Anayasa tarafından güvence altına alınmış olup AİHS başta olmak üzere uluslararası normların da koruma altına aldığı bir haktır.

Bu durumda idare açısından yapılması gereken yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri (iç hukuka ilişkin mevzuat, Anayasa ve uluslararası hukuka ilişkin mevzuat hükümleri) göz önünde bulundurularak, talepte bulunan hükümlünün mümkün olduğunca ailesine yakın bir yere nakli sağlanmaya çalışmak olmalıdır. Gerek görülmesi halinde bu gibi durumlarda kişinin tekrar muvafakatinin istenmesi de kabul edilmelidir.

Bu konu ile ilgili olarak AİHM vermiş olduğu bir kararda (Vintman-Ukrayna’ya karşı “Başvuru No: 28403/05”); mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmekle birlikte orantılılık yönünden yaptığı incelemede; evinden yaklaşık 700 kilometre uzakta, 12-16 saatlik mesafedeki bir cezaevinde bulunmakta olan başvuranın talebinin reddi işleminde cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir sebep olarak ileri sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve aksi durumda AİHS’in 8 inci maddesinin ihlal edilmiş olabileceğini vurgulamıştır. Aynı zamanda, 5275 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin gerekçesinde Kanun koyucu, “… Aslında hükümlünün ailesine yakın bir kurumda bulundurulması iyileştirme çabalarını kolaylaştıran ve tercih edilen bir durumdur.” ifadelerine yer vererek, AİHM kararlarıyla benzer bir yaklaşım sergilemiş ve hükümlülerin nakil taleplerinde aileleriyle olan bağın değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

4- NAKİL TALEBİNİN REDDEDİLMESİ DURUMUNDA BAŞVURU YOLLARI NELERDİR:

Bu konu ile ilgili birden fazla başvurulabilecek yol bulunmaktadır. Bu hususlar aşağıda maddeler halinde yazılmıştır. Mümkün olduğunca bu yolların tamamına birden müracaat edilebilirse daha iyi sonuç alınabilecektir.

a) Hükümlünün (Tutuklunun), nakil konusunda vermiş olduğu dilekçenin reddi ile ilgi yazının kendisine tebliği üzerine hükümlü (tutuklu) bulunduğu yerdeki İNFAZ HAKİMLİĞİNE hitaben bir dilekçe yazabilir. Bu dilekçede ziyarete gelemeyen aile fertlerinin mağduriyetleri anlatılarak neden nakil talep edildiği izah edilip cezaevi yönetiminin yasa ve usule aykırı bu işleminin kaldırılarak talep edilen Ceza infaz kurumuna nakline karar verilmesi istenebilir. (Dilekçede örneğin; hükümlünün kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan yaşam biçimine uyumunda dış dünyayla kurdukları bağın, ailevi ilişkilerinin büyük önem arz ettiği dolayısıyla hükümlünün ailesinin ikamet ettiği il ve kendinin hükümlü bulunduğu il göz önünde bulundurulduğunda ailenin ziyaretinin oldukça güç olduğu, bu nedenle hükümlünün dış dünya ile bağının yegane unsurunun zedelendiği ve bu durumun infazın amaçlarına uymadığı, bu nedenle hükümlünün nakil talebinin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı belirtilebilir.)

Yaşanan süreç göz önüne alındığında hükümlünün (Tutuklunun), vereceği dilekçenin kasıtlı olarak cezaevi yönetimi tarafından İNFAZ HAKİMLİĞİNE gönderilmeme ihtimali olduğu için 2. bir yol olarak mutlaka hükümlünün (tutuklunun) ANNE, BABA, KARDEŞ VE 18 YAŞINDAN BÜYÜK ÇOCUĞU VARSA ONUN gerek İNFAZ HAKİMLİĞİNE bizzat dilekçe yazarak yukarıdaki bahsi geçen nakil isteminin reddine ilişkin işlemin kaldırılması için müracaatta bulunabilirler. Bu kişilerin yazdıkları dilekçeleri ilgili yerlere ulaştırmaları hükümlü (tutuklu) bulunan kişiye göre daha kolaydır ve daha etkili bir yoldur. ( Dilekçeyi ikametgahlarının bulunduğu yerdeki İNFAZ HAKİMLİĞİNE verip hükümlünün (tutuklunun) kaldığı Ceza İnfaz Kurumunun bağlı olduğu İNFAZ HAKİMLİĞİNE gönderilmesini isteyebilirler.

Gerek hükümlü (tutuklu) gerekse dilekçe yazacak aile fertlerinin dilekçelerine beyanlarına doğrulayan belgelerin eklenmesi önemlidir. (Anne baba v.s. ikamet ettikleri yere ilişkin belge, anne babanın v.s. bakıma ihtiyacı olduğunu gösteren varsa hastalıklarına dair rapor v.b. belgeler,)

b) Yukarıda bahsi geçen İNFAZ HAKİMLİĞİNE başvuru dışında muhakkak KAMU DENETÇİLİĞİ (OMBUDSMANLIK) kurumuna da müracaat edilmesinde fayda bulunmaktadır. Bu müracaatı sadece hükümlünün (tutuklunun) kendisi yapabilir. Kamu Denetçiliğinin vereceği karar tavsiye niteliğindedir. Ancak bu şekilde yapılacak müracaatlarda olumlu sonuçlar alınmaktadır. Zira daha önce benzer mahiyetli müracaatlarda olumlu yanıt alınan örnekler bulunmaktadır.

Buna ilişkin örnek karar “https://www.ombudsman.gov.tr/wp-content/uploads/2018/03/karar-2018-242.pdf ” link adresinden ulaşıp temin edilebilir. Bu karar yazılacak dilekçeye eklenirse faydası olur. İnternetten çıkartılacak bu karar ve örnek dilekçe formu hükümlüye (tutukluya) ulaştırılıp dilekçe yazması ve kararı dilekçesinde eklemesi istenebilir.

 

c) Hükümlünün (tutuklunun) mevcut durumunu, akrabaları sosyal medya hesabı v.b. yollarla bu konuya hassasiyet gösteren milletvekillerine (HDP milletvekili Ö. Faruk Gergerlioğlu, CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu gibi kişilere) iletebilirlerse durumun takibi sağlanabilir.

d) Yine hükümlünün (tutuklunun) mevcut durumu bilinen ve popüler sosyal medya hesaplarından (twetter, facebook v.s) gündeme getirilebilirse bir faydası olabilir.

NAKİL TALEBİNİN REDDİNE İLİŞKİN ÖRNEK DİLEKÇE

İNFAZ HAKİMLİĞİ’NE

…………

KONU : Ceza infaz Kurumu İdaresinin nakil

talebimle ilgili red kararının kaldırılması istemi

…..Ceza İnfaz Kurumu’nda ….tarihinden itibaren hükümlü (tutuklu) olarak bulunmaktayım.

Çocuklarımın yaşları küçüktür ve anne-babam tarafından bakılmaktadırlar. Anne babamın ise ikamet ettikleri …. ili olup benim bulunduğun ceza infaz kurumuna çok uzaktır. Ayrıca anne babam yaşlı ve kendilerinin de zaten bakıma ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu nedenle gerek anne babam gerekse çocuklarım beni ziyarete gelememektedirler. Bu durumdan en çokta yaşı küçük olan çocuklarım olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu amaçla anne, baba ve çocuklarımın ikamet ettiği yerde bulunan Ceza infaz kurumuna naklim için dilekçe vermiştim, ancak talebim yeterli gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir.

 

Hükümlülerin (tutukluların) kendi istekleri ile nakilleri ise 5275 sayılı Kanun’un 54. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre nakil olunabilmesi için her ne kadar söz konusu maddenin e bendi gereğince “İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” gerektiği hüküm altına alınmış ve ceza infaz kurumu idaresi de nakil istenen infaz kurumunun kapasitesinin dolu olmasını gerekçe göstererek talebimi reddetmiş ise de, bu karar hukuka ve hakkaniyete uygun bir karar değildir.

Şöyle ki; mevcut nakil talebim ile ilgili sadece benim açısımdan değil, hükümlü (tutuklu) olarak beni ziyaret etmek isteyen ailem açısından da değerlendirme yapılması, ailemin beni görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, benim bulunduğum kurum ile ailemin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailemin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailemin beni ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil talebimin daha geniş çaplı ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği halde idare tarafından bu yönde hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.

Bunun yanında 5275 sayılı Kanunun 54. maddesinde, hükümlülerin kendi istekleri ile nakledilebilmeleri için, gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirtmeleri gerektiği düzenlenmiş olmakla birlikte benim açımdam bakıldığında ailemin ikamet ettiği yere yakın hangi şehirlerde sınıfıma uygun ceza infaz kurumlarının bulunduğunu ve bunların kapasite durumunu bilmem mümkün değildir.

İdare nakil talebimi ceza infaz kurumundaki doluluk nedeniyle reddederken ailemin yaşadığı ildeki veya buraya yakın diğer illerdeki durumuma uygun infaz kurumlarından birine nakledilmeme ilişkin bu yönde herhangi bir çaba da göstermemiştir. Oysa ki aile hayatına saygı gösterme hakkı, kişisel hak ve özgürlükler bağlamında Anayasa tarafından güvence altına alınmış olup AİHS başta olmak üzere uluslararası normların da koruma altına aldığı bir haktır.

Bu konu ile ilgili olarak AİHM vermiş olduğu bir kararda (Vintman-Ukrayna’ya karşı “Başvuru No: 28403/05”); mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmekle birlikte orantılılık yönünden yaptığı incelemede; evinden yaklaşık 700 kilometre uzakta, 12-16 saatlik mesafedeki bir cezaevinde bulunmakta olan başvuranın talebinin reddi işleminde cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir sebep olarak ileri sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve aksi durumda AİHS’in 8 inci maddesinin ihlal edilmiş olabileceğini vurgulamıştır. Aynı zamanda, 5275 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin gerekçesinde kanun koyucu, “… Aslında hükümlünün ailesine yakın bir kurumda bulundurulması iyileştirme çabalarını kolaylaştıran ve tercih edilen bir durumdur.” ifadelerine yer vererek, AİHM kararlarıyla benzer bir yaklaşım sergilemiş ve hükümlülerin nakil taleplerinde aileleriyle olan bağın değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Yukarıda belirtmiş olduğum tüm bu nedenlerle, yaşlı bakıma muhtaç anne-babamın ve onlar tarafından bakılan yaşları küçük çocuklarımın ikamet ettikleri yer ile benim hükümlü (tutuklu) olarak kaldığım ceza infaz kurumunun bulunduğu yer göz önünde bulundurulduğunda ailemin ziyaretinin oldukça güç olduğu, bu nedenle benim dış dünya ile tek bağım olan yegane unsurun zedelendiği ve bu durumun ise yasada belirtilen infazın amaçlarına uymadığı, dolayısıyla nakil talebimin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı açıktır. Bu nedenle idarenin yasa ve usule aykırı mevcut kararının kaldırılarak nakil dilekçemde belirttiğim veya ailemin ikamet ettiği yere en yakın şartları tarafıma uygun olan bir Ceza infaz kurumuna naklime karar verilmesini talep ederim.…/ …/ …

Hükümlü (Tutuklu)

Ad soyad

İmza

Ek:1-Anne-baba ve çocukların ikametlerine ilişkin belge

2-Anne-babanın sağlık durumuna ilişkin rapor örneği

 

ÖRNEK DİLEKÇE İLE İLGİLİ NOT

1-İnfaz Hakimliğine hitaben yazılan dilekçe başlığı değiştirilerek Kamu Denetçiliği Kurumuna da yazılabilir.

2- Ayrıca açıklama kısmında belirtildiği üzere yaşanan süreç göz önüne alındığında hükümlünün (Tutuklunun), vereceği dilekçenin cezaevi yönetimi tarafından İNFAZ HAKİMLİĞİNE gönderilmeme ihtimali olduğu için bu örnek dilekçe içeriği uygun bir şekilde değiştirilerek hükümlünün (tutuklunun) ANNE, BABA, KARDEŞ VE 18 YAŞINDAN BÜYÜK ÇOCUĞU VARSA ONUN tarafından İNFAZ HAKİMLİĞİNE gönderilebilir.