İşkence İddialarına Yönelik Örnek Şikayet Dilekçesi

1389

 İşkence-İddialarına-Yönelik-Örnek-Şikayet-Dilekçesi


Bir çok tarafsız uluslararası kuruluş ve gözlemci raporlarına giren işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin;
İşkence faillerini, genel olarak olay tarihi ve yerleri belirtilip elinizde bulunan belge, hastane raporları ve baro avukatları başta olmak üzere olaya tanıklık edenlerin şahitliği ile birlikte şikayet edebilirsiniz.

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

ŞİKAYETÇİ:

ŞİKÂYET KONUSU SUÇLAR: 1. İşkence 2. İhmali Davranışla İşkence Suçuna İştirak 3.Görevi Kötüye Kullanma

ŞÜPHELİLER;

1. ……. Cumhuriyet Savcısı ……..

2. ……. İl Emniyet Müdürü

3. ……. Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü

4. …… Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları ( İfade alma işlemini yapan “ ……” diye çağrılan polis memuru ile ……… günü görevli olup üst rütbeli olan polis memuru, )

GENEL AÇIKLAMALAR

BİRİNCİ BÖLÜM: İŞKENCE SUÇUNA İLİŞKİN HUKUKİ AÇIKLAMALAR

Türkiye, taraf olduğu Milletlerarası Sözleşmelerde işkencenin yasak olduğunu kabul ederek, işkencenin önlenmesiyle ilgili gerekli tedbirleri alma konusunda taahhüt altına girmiştir. Türkiye’nin üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin 5. maddesine göre; Hic kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz. Türkiye’nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli “İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme”nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin) 3. maddesine göre; Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz.

Türkiye 10 Şubat 1984 tarihli “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” ni onaylamıştır. Sözleşmenin 1. maddesinde işkence kavramı tanımlanmış ve kapsamı belirlenmiştir. Buna göre; İşkence” terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayırım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir.”

Anayasanın 17/3 maddesinde işkencenin yasak olduğu kabul edilmiştir: Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

Yine Anayasanın 38/5 maddesinde Hic kimse kendisini … suclayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı TCK.nun 94. maddesinde;

“(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,

İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

(6) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./9. md) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

İşkence suçu, kapsam itibariyle dar anlamda ve geniş anlamda olmak üzere, iki şekilde de tanımlanmaktadır.[1] Dar anlamda işkence, şüphelinin ya da sanığın ifadesini veya sorgusunu almaya yetkili olan görevlilerin, şüpheliye ya da sanığa suçunu itiraf ettirmek, suç delillerini ele geçirmek, sorgu sırasında düştüğü çelişkileri düzelttirmek, suç ortaklarını ele verdirmek vs. sebeplerle onda bedeni ya da manevi zarar veya tehlike meydana getiren ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan her türlü kötü muameledir. Geniş anlamda işkence suçu ise, ceza muhakemesi dışındaki idari ve disiplin gibi herhangi bir muhakemedeki soruşturmalar ile mağdur olarak tanık, bilirkişi ve müdafi gibi sanık dışındaki kişileri de kapsamına alarak dar anlamdaki işkence suçundan ayrılmaktadır.

Madde gerekçesinde de işkence suçu ile korunan hukuki değer şu şekilde ifade edilmiştir. “İşkence suçu ile korunan hukukî değer, karma bir nitelik taşımaktadır. İşkence teşkil eden fiiller, bir yandan buna maruz kalan kişilerin vücut dokunulmazlığına ve onuruna saldırı niteliği taşımakta, beden ve ruh sağlığını bozmaktadır. Diğer yandan, işkenceye maruz kalan kişi, irade serbestîsi bertaraf edildiği için ve hatta algılama yeteneği etkilendiği için, duyduğu acı ve elemin etkisiyle gerçek dışı bazı açıklama ve kabullenmelerde bulunabilir. Bu nedenle, belli bir suça ilişkin ikrar veya sair delil elde etmek için başvurulan işkence, gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve adaletin gerçekleşmesine engel olucu bir etki de doğurabilir. Böylece işkencenin ayrı bir suç olarak ceza yaptırım altına alınması, ceza muhakemesinin maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik amacının gerçekleştirilmesine de hizmet eder.”

TCK’ya göre işkence suçunun hareket unsurunu “bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yok açacak davranışlar” oluşturmaktadır. Buna göre TCK bakımından işkence suçunun hareket unsuru, iki unsurdan oluşmaktadır[2]: 1. insan onuruyla bağdaşmayan bir davranışın olması, 2.Bu davranışın mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine veya algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine veya aşağılanmasına yol açması.

İşkence suçu seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre madde metninde belirtilen seçimlik hareketlerin bir ya da birden fazlasının işlenmesi, işkence suçunun oluşması için yeterlidir. İşkenceyi oluşturan söz konusu hareketlerin icrai ya da ihmali olması mümkündür. Burada, kamu görevlisinin mağdura vurması, tacizde bulunması icrai; mağdura yemek ve ilaçlarını vermemesi ihmali hareketlere örnek olarak gösterilebilir.[3]

Madde gerekçesinde “İşkence suçu, çoğu zaman, amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabilir. Maddenin beşinci fıkrasına göre; bu gibi durumlarda, amir konumundaki kamu görevlisi, ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek” denilmektedir. Görüldüğü üzere, işkence suçunun ihmali hareketle işlenebilmesi bakımından “failin zımnen rıza göstermesi” koşulu aranmaktadır. Bu koşul da failin en azından olası kastla hareket etmesini gerektirir.[4]

Bir kimseyi nesne haline getiren sorgu teknik ve taktikleri insan onurunu ihlal eden hareketler olduğu gibi; iradesine etki etmek suretiyle bir kişinin yakınlarını suçlayıcı beyanlarda bulunmaya zorlanması da insan onurunu ihlal eden hareketlerdir[5]. Örneğin, “sanık olarak gözaltına alınan mağdurlara “bilgi ve itiraf” elde etmek için, “erkeklerin makatlarından cop sokmak, kızlara cinsel tacizde bulunmak, göğüslerini elleyip sıkmak, aç bırakmak, hakaret ve tehdit etmek[6]; “gözaltı sürecinde sorgulanırlarken suçlarını söyletmek için hakaret, tehdit, göz bağlamak, yüksek volümlü marş dinletmek, çırılçıplak soymak, elektrik akımı vermek, basınçlı su sıkmak, ıslak battaniyeye sarmak, beden gücünün dayanamayacağı sabit hareketlere zorlamak erkeklerin hayalarını sıkmak, kızlara cinsel taciz, makatlarından cop sokmak”[7] gibi davranışlar insan onuruna aykırı davranışlardır.

Mağdurun bedensel yönden acı çekmesine yol açmak” ifadesini, yaralama suçundaki “vücuda acı vermek” ifadesiyle paralel anlamak gerekir[8]. Buna göre beden bütünlüğünü önemsiz olmayan biçimde bozmaya yönelik her türlü hareket bu kapsamda değerlendirilebilir. Örneğin, vurma, darbe indirme gibi mağdurun vücuduyla doğrudan temas edildiği durumlarda vücuda acı vermek koşulu genellikle gerçekleşmiş olmaktadır[9].

Yine bu suça konu hareketin cismen vücuda eza vermiş olması da gerekli değildir. Örneğin, mağdurun gözlerinin bağlanması, ağzına pamuk tıkanması, üzerinin kirletilmesi işkence suçunu oluşturabilecektir[10]. Yargıtay, bir kaptan diğer kaba su boşaltılarak su arzusunu kamçılamayı[11], giysileri soyarak, yere yatırıp mağdurun vücuduna buz sürmeyi ve havasız bırakmak için mağdurun kafasına naylon torba geçirmeyi,[12] işkence olarak değerlendirmiştir.

İşkence suçunun hareket unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden birisi de, mağdurun algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesidir. “Algılama yeteneğinin etkilenmesi” unsurunu ise yaralama suçundaki “algılama yeteneğinin bozulması” unsuru çerçevesinde ele almak gerekir. Etkilenme, olumsuz yönde bir değişikliğin meydana getirilmesidir. O halde, algılama yeteneğinin bozulması, korku, uyku bozukluğu gibi kişinin psikolojik durumunda ortaya çıkan her türlü değişikliği, akli ve ruhsal yetilerde meydana gelen her türlü anormalliği ifade eder. İrade yeteneği, özgür iradesiyle bir kimsenin ne şekilde davranacağını belirleyebilmesidir. Buna göre, bireyin düşünme ve düşüncelerine göre hareket edebilme imkânını, davranışlarına yön verebilme kabiliyetini ortadan kaldıran davranışlar da irade yeteneğinin etkilenmesi seçimlik hareketi kapsamında değerlendirilebilecektir.[13] Bir kimseye karşı aşağılayıcı muamelede bulunmak, işkence suçunun bir diğer seçimlik hareketini oluşturmaktadır. Yargıtay kararlarına göre, aşağılayıcı (haysiyet kırıcı) muameleler, bir kimsenin namus, şöhret ve haysiyetine saldırı niteliğinde olan fiillerdir.[14]Yargıtay bazı kararlarında, elbiselerin çıkarılmasını, gözlerin bağlanmasını ve dayak atılmasını aşağılayıcı muamele saymıştır.[15]

TCK’nın 94. maddesinin gerekçesine göre, “işkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arz eden bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh ve irade yeteneği üzerinde tahrip edici etkilerin olmasıdır. Bu etkilerin uzun süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırım altına alınmasını gerektirmiştir.” İşkence suçu bakımından aranan sistematik olarak ve belirli süreç içersinde uygulanma kriteri, aynı hareketin tekrarlanması şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu suçtan söz edebilmek için aynı hareketlerin tekrarlanmış olması şeklinde bir zorunluluk bulunmamaktadır. Birbirinden farklı olan hareketler kendi içinde sistematik bir bütünlük oluşturuyorsa, yine işkencenin varlığından söz edilebilecektir. Örneğin tek bir tokat atma fiili kasten yaralama suçunu oluşturur. Ancak tek bir tokat atma fiiline hakaret, sövme, tehdit, cinsel taciz şeklindeki fiiller eklenirse bunlar bir bütün halinde işkence suçunu oluşturacaktır. [16]

TCK’nın 94. maddesinde ise, işkence suçunun özel saikle işlenmesi aranmamıştır. İşkence suçunun gerçekleşebilmesi için, kamu görevlisinin insan onuruyla bağdaşmayan, kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine yol açacak davranışları gerçekleştirdiğini bilmesi ve istemesi gereklidir.[17]

İŞKENCE SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

  • Ceza Genel Kurulu, 04.04.1983 tarih, E. 1983/8-64, K. 1983/156

“… Mehmet Mustafa ve Ali isimli kişileri evlerinden alıp karakola getirerek nezaret altına aldığı, bu kişilerin altın bulma işini inkar etmeleri üzerine, altınların yerini söyletmek için ayrı ayrı el ve ayak parmakları ile tenasül organlarına ceryan verip, dövmek, sövmek suretiyle işkenceye başladığı, bu işkence eylemlerinin 27.6.1980’den başla dığı ve geceleri 23.00’den sabaha kadar devam ettiğini, nleme ve feryat sesleri ile “Bokunu yiyeyim komutanım… altınların yerini bilmiyoruz…” sözlerinin etraftan geçenlerce duyulacak derecede olduğu,….., Mehmet ve Mustafa’yı ayakları demire dayalı ve havada, başları yerde, elleri arasında olacak şekilde durduttuğu, düşenlere kızıp küfrederek ve vurarak yeniden başaşağı durmasını sağladığı, bu arada yere düşen Mehmet’i döverek başına tekme attığı,… sanık doktorun Başçavuş ve erlere tuz ve un getirmelerini söyleyip temin olunan bir miktar tuz ile unu karıştırarak bulamaç haline getirip kaynattıktan sonra soğutup huzura getirttiği Mustafa, Ali ve Mehmet’e tatmalarını söylediği bunların “acı” demeleri üzerine bir miktar daha tuz ilave ettirip tattırdığı, yine “acıdır” söylemeleri üzerine yeniden tuz getirip bulamaca karıştırdığı, bu suretle tahminen 2 kg. una, bir kısım beyana göre 1 – 2 kg. bir kısım beyana göre 5 kg. tuz karıştırdıktan sonra Başçavuş Gazi’nin yanında erlerin de yardımı ile (maktüllerin direnenlerini dövmek ve coplamak sureti ile kırıp kusturuncaya kadar zorla yedirdikleri kısa bir süre sonra maktüllerin alttan – önden – arkadan ve üstten çıkarmaya başladıkları, etrafın pislik içinde kaldığı, sanık doktorun bu hareketler sırasında maktülleri konuşturmak için ayrıca bir kaptan diğer kaba su boşaltarak su arzularını kamçılayıp “Ben 34 senelik deli doktoruyum, altınların yerini söylemezseniz tımarhanelik olursunuz… bunun tadını beğenmeyip numara yapıyorsunuz…. ben yutmam” tarzında sözlerle sabaha kadar bu işi sürdürdüğünü perişan hale gelen, kendilerini kaybeden bu üç maktülü daha sonra bahçeye çıkartıp orada duvar dibinde bir ağaç altına bıraktıkları, orada başlarına su döküp kendilerine gelmelerini sağlamaya çalıştıkları, ancak maktüllerin kendilerine gelmek bir tarafa, gittikçe fenalaştıklarını gören sanık doktorun saat 07.00 sıralarında Adliye’de işi olacağını bahane ederek oradan ayrılıp gittiği, sanık Başçavuş Gazi’nin maktülleri bu halde saat 08.00 sıralarına kadar beklettikten sonra ellerinden – ayaklarından askerlere tutturarak bir vasıtaya koyup Adana’ya Merkez’e getirdiği, burada amirlerine haber verdiği, halkın tepkisinden çekinerek sivil hastaneye götürülemedikleri, alayın revirine kaldırıldıklarından birer ikişer saat ara ile aynı gün peşpeşe üçünün de öldüğü,…, sanıkların her maktüle karşı vaki eylemlerinden dolayı müstakil olan tecziyeleri ve haklarında TCK.nun 243/1 2, 452/1 ve 448. maddeleri ile ve her maktul için ayrı ayrı ceza tayini…”

  • 8. Ceza Dairesi 2018/207 E. , 2018/6390 K.

İşkence, ulusal hukukta olduğu gibi uluslararası sözleşmelerle de yasaklanmıştır. T.C. Anayasası’nın 17. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” denilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca; “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulamaz.” ve 15/2. maddesi gereğince de bu yasak olağanüstü durumlarda bile ortadan kaldırılamaz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesi ile de, “hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı” kabul edilmiştir.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde ve İşkencenin ve İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Ceza ya da Davranışın Önlenmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesinde işkence yasaklanmış ve işkencenin önlenmesi için alınacak önlemler hükme bağlanmıştır.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü (Onur Kırıcı) Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1.maddesinde, işkence terimi, “bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözetmeden herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez” şeklinde tanımlanmış, bu maddenin, “konu hakkında daha geniş uygulama hükümleri ihtiva eden herhangi uluslararası bir belge veya milli mevzuata halel getirmeyeceği” belirtilmiştir.

Zalimane muameleler, “mağdura yapılan maddi veya manevi ızdırap verici her türlü işlemleri”, insani olmayan muameleler, “insanlık kişiliğini ve duygusunu önemli derecede incitici eylemleri”, haysiyet kırıcı hareketler ise, “bir kimsenin namus, şöhret veya haysiyetine saldırı niteliğinde olan, kişi üzerinde manevi eziyet doğuracak fiilleri” ifade etmektedir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2/d maddesinde şiddet, “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekenomik her türlü tutum ve davranışı” olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası Sözleşmelerle yasaklanan işkence, 5237 sayılı TCK.nun 94. maddesinde;

“(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,

İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

(6) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./9. md) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

İşkence suçunu oluşturan eylemler yasada tek tek sayılmamış, onun yerine; “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar” işkence suçunun kapsamına alınmıştır.

İşkence suçu birden çok hukuksal yararı koruyan bir suçtur. Korunan hukuki değer, karma bir nitelik taşımaktadır. Bu suçla; insan onuru, vücut dokunulmazlığı, adliye ve kamu yönetiminde disiplin sağlama amacı korunmaktadır. İşkenceyi oluşturan fiiller beden ve ruh sağlığını bozmaktadır. İşkence gören kişi, irade özgürlüğü ortadan kalktığı, algılama yeteneği etkilendiği gibi duyduğu acı ve üzüntü sonucu gerçek dışı açıklamalarda veya kabullenmelerde bulunduğundan adaletin gerçekleşmesi ve ceza yargılamasının “maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına” yönelik amacı engellemekte veya gerçeğe ulaşma gecikmektedir. Ancak asıl korunan hukuki yarar, insan onurudur.

İşkence olarak, bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi,ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiiline nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir.(TCK.94. madde gerekçesi)

Kötü muamelenin AİHS.nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari ciddiyet düzeyine ulaşması gerekir. Bu düzeyin değerlendirilmesi göreceli olup yapılan kötü muamelenin süresi, fiziksel ve psikolojik etkileri, gerektiğinde mağdurun cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu gibi koşullar da gözetilmelidir. (AİHM-Mehmet Ali Okur/Türkiye Davası-17.Ocak.2012)

Özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumda olan bir kişiye karşı, davranışı gerektirmediği halde fiziksel güç kullanılması insan onuruna saldırı ve ilkesel olarak AİHS’nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil etmektedir. (AİHM-Labita/İtalya kararı)

Yapılan fena muamelelerin değişik günlerde olması diğer bir anlatımla işkenceyi oluşturan fiillerin birbirini takip eden günlerde yapılması zorunlu olmayıp belli bir süre devam etmesi yeterlidir. Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika (çimdikleme, okşama gibi) sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde, örneğin gidip gelip bir kişiye tokat atılması, tekme vurmada, on dakikada bir küfredip vurmada, tek ayak üstünde tutmada, yüzünü duvara döndürüp elleri havada yahut tek ayak üstünde duvara yapışık vaziyette bekletmede, uyutmamak için geceleri sık sık soru sormada, kızıp bağırmada, vurmada, sorguya almada, yüksek sesle sürekli müzik dinletmede, soğukta soyup betona yatırmada, elektrik vermede, sıcakta su içmeyi önlemede, giyinik veya soyunukken su sıkıp seyretmede, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olmada ve benzeri olaylarda, bir anlık fena muamele olmayıp fiiller belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçu tartışılmalıdır.

5237 sayılı TCK’da işkencenin belli bir amaçla işlenmesi aranmamıştır. Buna göre, kamu görevlisinin herhangi bir sebeple ve fakat bilerek sistematik bir şekilde insan onuru ile bağdaşmayan bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren, aşağılayan, algılama ve irade yeteneğini etkileyen davranışları gerçekleştirmesi suçun oluşumu için yeterlidir. İşkence suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin mutlaka zor kullanmak yetkisine sahip olmasının gerekmediği buna karşılık TCK’nın 256. maddesindeki suçun olaşabilmesi için zor kullanma yetkisine sahip bir kamu görevlisinin bulunması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki işkence suçunun zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerince de işlenmesi mümkündür. Somut olayda zor kullanma yetkisine sahip olan kamu görevlilerinin yetki sınırlarını aşarak gerçekleştirdikleri kötü muameleler, yaralamalar, aşağılamalar sistematik bir uygulama biçimini almışsa artık işkencenin varlığından söz etmek mümkün hale gelecektir. Sonuç olarak amaca bakılmaksızın, keza failin zor kullanma yetkisine sahip olup olmadığına bakılmaksızın işkence suçunun oluşmasına uygun düşen davranışların sistematik bir uygulama haline getiren her kamu görevlisi bu suçun faili olacaktır (Prf. Dr. Mahmut KOCA/Prf. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, Ankara 2006, S:251)

İnceleme konusu somut olayımıza gelince; Katılanın olay tarihinde İzmir 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nin B… No’lu odasında tutuklu olarak bulunduğu, kamera kayıtlarına göre sabah saat 08:07’de infaz koruma memuru olan sanıkların sayım için katılanın odasına girdikleri, katılanın bu sırada yemekhane katında olması gerekirken bulunmadığını görmeleri üzerine sanıkların üst kata, katılanın yanına çıktıkları, katılanın yatağında olduğunu gören sanıkların katılana sayım için alt kata inmesini söyledikleri, ancak katılanın sayıma inmek istemediğini, bunun için idareye bir dilekçe de verdiğini beyan ettiği, yine kamera kayıtlarına göre sanıkların 08.20’de koğuştan çıktıkları, katılanın saat 09:08’de acil çağrı butonuna bastığı ve görevlilere kalbinde şiddetli bir ağrı olduğunu ve nefes almakta zorlandığını belirtmesi üzerine kurum müdürünün izni ile kurum doktorunun çağrıldığı ve 09:28’de çıplak vaziyette cezaevi doktoru … … tarafından ilk muayanesinin yapıldığı, katılanın doktora kalbinde rahatsızlık olmadığını, kendisine cezaevi görevlilerinin işkence yaptığını, tekme tokat sayıma indirdiklerini ve sırtında sigara söndürdüklerini beyan ettiği, cezaevi doktorunun ilk muayanesinde katılanın sırtında 20’den fazla vücudunun sırt tarafında sağ elin ulaşabileceği yerlerde 1 cm çapında sigara yanık izleri ve vücudunun kol sırt ve bacak bölgelerinde çeşitli ekimozlar tespit ettiği, katılanın bu yaraların tümünün sanıklar tarafından meydana getirildiğini, sigara yanıklarının da sanıklar tarafından kendisine ait LM marka sigaranın yakılarak sırtına değdirilmesi suretiyle oluştuğunu beyan ettiği, cezaevi doktorunun sırttaki sigara yanıklarının katılanın kendisi tarafından meydana getirilmiş olabileceğine dair görüş ve muayane bulgularıyla birlikte katılanı ileri tetkik için hastaneye sevk ettiği ve bilahare sevk edildiği hastanede ve İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde soruşturma aşamasında muayanelerinin yapıldığı, katılan soruşturma aşamasında özellikle Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkmak amacıyla cezaevinden olayın doğrusunu anlatacağına dair dilekçeler göndermiş ise de Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifadelerinde önceki ifadelerinin doğru olduğunu ve içerde kendisine ifade değiştirmesi için görevliler tarafından baskı yapıldığını, beyanlarında istikrarlı bir şekilde sanıkların kendisinin sırtında sigara söndürdüklerini ve tekme tokat döverek sayıma zorla indirdiklerini beyan ettiğinin ve bozma sonrası alınan Adli Tıp 2.İhtisas Kurulu’nun 28.11.2014 tarihli raporunun sonuç kısmında da katılanın sırt bölgesindeki lezyonların tanımlanan özellikleri dikkate alındığında sigara gibi sıcak bir cismin değdirilmesi ile oluşabilecek nitelikle olduğu, lezyonların lokalizasyonları, dağılımı, kişinin elinin ulaşabildiği bölgelerde olması hususlarına göre kişinin kendisi tarafından yapılabileceği gibi başkası veya başkaları tarafından da oluşturulabileceklerinin, vücudunun diğer bölgelerindeki ekimoz, abrazyon şeklinde tanımlanan diğer lezyonların ise künt travmatik nitelikte oldukları, yaygınlığı ve lokalizasyonlarına göre hepsinin kişinin kendisi tarafından oluşturulmasının tıbben varit görülmediği, bu bölgelere yönelik tekme, yumruk gibi doğrudan künt travmalarla veya uygun zemine çarpma, çarptırılma ile oluşabilecekleri, kol bölgesindekilerin bu bölgelerden sıkıca kavranması ile oluşabilecek nitelikte olduğu, tüm lezyonların tanımlanan nitelikleri itibariyle 13.08.2005 tarihi ile uyumlu olduğunun ancak kesin oluş gün ve saatinin mevcut verilerle tıbben söylenemeyeceğinin belirtilmesi karşısında; katılanın sırtındaki sigara yanıklarının infaz koruma memuru olan sanıklar tarafından meydana getirildiği konusunda kuşku bulunsa da, vücudunun diğer bölgelerindeki ekimoz ve lezyonların katılana cezaevi görevlileri olan sanıklar tarafından tekme yumruk gibi veya uygun zemine çarpma veya çarptırılma gibi müdahalelerle ve darbelerle oluştuğu, kol bölgesindeki morlukların da kollarından sıkıca kavranmakla oluşabileceğinin gerek bu rapor gerekse katılan beyanları ve tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu, vücuttaki çok sayıdaki sigara yanığının sanıkların eylemleri neticesinde oluşmadığı kabul edilse dahi, sanıkların diğer darp ve cebire ilişkin eylemlerinin işkence niteliğinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği, işkence suçunun oluşması için insanlık onuruna aykırı, anlık müdahalelerin de yeterli olduğu, zira bu müdahelelerin de insan onuruyla bağdaşmayıp bedensel ve ruhsal yönden katılanın acı çekmesine neden olduğu, işkence suçunun varlığı için cezaevinde sistematik bir kötü muamelenin her seferinde beklenemeyeceği, açıklanan nedenlerle sanıkların eylemlerinin işkence yapmak suçunu oluşturduğuna karar veren mahkemenin delilleri takdir ve değerlendirmesi ile suç vasfının tayininde bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki suçun kasten yaralama olduğuna, bu nedenle de davaların gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiğine yönelik düşünceye iştirak edilmemiştir.

Bozmaya uyularak; yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre Cumhuriyet Savcısının suçların sabit olmadığına, katılanın teşdite, sanıklar ve sanık … ile sanık … müdafiilerinin ise eksik incelemeye ve suçun sabit olmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 04.06.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

  • 8. Ceza Dairesi 2017/25657 E. , 2018/4263 K.:

Dairemizin 06.11.2017 gün ve 2016/12186 esas, 2017/12375 sayılı ilamındaki bozma kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.12.2017 tarihinde itirazda bulunulması üzerine dosya incelendi: Katılanın bir suç şüphesi ile takibi sırasında polis memuru sanıklardan kaçmaya çalışırken, tel örgülere takılarak yere düştüğü ve bu esnada sanıkların yere düşen katılanın yanına gelerek batın bölgesine tekme atmaları sonucu katılanın dalağının ağır derecede hasar gördüğü, bilahare dalağının alındığı şeklinde iddia olunan olayda; katılanda meydana gelen yaralanmanın telden atlama sırasında düşme sonucu oluşmayıp, sanıkların attıkları tekme neticesinde oluştuğu, katılanın aşamalarda değişmeyen anlatımları, dosyada mevcut doktor raporları, adli tıp raporu ve tanık beyanlarından anlaşılmakla, sanıkların eylemleri sistematik ve süreklilik arz eder şekilde olmadığından, işkence suçunu oluşturmadığı, kamu görevlisi olan sanıkların bu haliyle eylemlerinin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle Dairemizin sanıklar hakkında 06.11.2017 gün ve 2016/12186 esas, 2017/12375 karar sayılı bozma kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen itiraz içeriği açıklanan nedenle yerinde görülmediğinden istemin REDDİNE, dosyanın 6352 sayılı Yasanın 99/3. maddesi ile CMK.nun 308. maddesine eklenen 3. fıkra uyarınca Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

  • 8. Ceza Dairesi 2017/468 E. , 2017/4455 K.

02.12.2016 gün 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 36. maddesi ile 5271 sayılı CMK.nun 307. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilerek;

“Direnme kararları, kararlarına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir…” şeklinde yapılan düzenleme karşısında yerel mahkemece verilen direnme kararının incelenmesinde; Dairemizin 12.12.2013 gün 2013/15875 E. 2013/29039 K. sayılı bozma ilamında da belirtildiği üzere; sanığın eyleminin ani olarak gelişen nitelikte olmayıp, mağdurun elleri kelepçeli vaziyette iken kendisine tokat vuran sanığa tepki olarak iteklemesi üzerine sanığın mağduru kelepçelerinden tutup karakolun başka yerine götürerek burada copla vücudunun değişik yerlerine vurma, aynı zamanda tehdit, hakaret içeren sözler sarf etme şeklinde sübut bulan eyleminin işkence suçunu oluşturması karşısında Dairemizin 12.12.2013 gün ve 2013/29039 K. sayılı kararında usül ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle, Dairemiz kararına karşı İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.09.2014 gün, 2014/65 E. 2014/213 K. sayılı direnme kararının reddi ile anılan direnme kararının incelenmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, üyeler … ve …’in direnme kararının onanması gerektiği yönündeki karşı oyları ve oyçokluğuyla 20.04.2017 günü karar verildi.

  • 8. Ceza Dairesi 2017/431 E. , 2017/5652 K.

6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun geçici 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca direnme kararları, bozma kararı veren Yargıtay Dairesince incelenmesi öngörülmekle yapılan incelemede; Katılanın aşamalarda değişmeyen beyanları, keşif tutanağı, bilirkişi ve doktor raporları ile tüm dosya içeriği dikkate alındığında mahkemenin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanıklar müdafilerinin, suçun sübutuna yönelik ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 17.05.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI DÜŞÜNCE

Sanıklar, …, …, … ve … hakkında açılan kamu davasının yerel Mahkemece yapılan yargılaması sonunda sanık …’in TCK.nun 257/2, 62, 50, 52. diğer sanıkların TCK.nun 94/1., 62. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına ilişkin hükmün onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.

Katılan …’nun 30.11.2011 tarihinde işlediği iddia olunan cinsel istismar suçu nedeniyle Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/6180 sayılı soruşturma kapsamında;

30.11.2011 günü saat 18.00’de Bandırma 6. Ana Jet Üs Tümen Komutanlığında nezarete alındığı, dosyada mevcut belgelere göre sanıklardan … ve …’nun nezaretçi gözetimci er olarak, sanık …’ın inzibat eri olup, katılanı Bandırma Merkez Komutanlığından alıp İzmir Askeri Cezaevine teslim eden kişi olduğu, katılanın 01.12.2011 günü saat 08,30’da nezarethaneden çıkarılarak Bandırma Devlet Hastanesine götürüldüğü ve sanık … tarafından darp ve cebir izi bulunmadığına dair rapor düzenlenip, katılanın Bandırma Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanması üzerine aynı gün saat 17.00’da tekrar nezarete alındığı, 02.12.2011 günü saat 01.15’de Şirinyer Askeri Cezaevine sevki amacıyla nezarethaneden çıkarıldığı ve Şirinyer Askeri Cezaevi girişinde düzenlenen 02.12.2011 tarihli raporuna göre, boyun, kaş üzeri ve kollarda kesi, sıyrık ve ekimozların bulunduğu tespit edildiği, katılan …’nun sanık olarak yargılandığı …’nin 2011/233 esas sayılı dosyasının 02.03.2012 tarihli 3 nolu oturumda, nezarette kaldığı dönemde dövüldüğünü beyan etmesi üzerine mahkemece yapılan ihbar üzerine soruşturma başladığı ve kamu davasının açıldığı görülmektedir.

Katılan …’nun, iddiası olaydan yaklaşık üç ay sonradır. Diğer yandan dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre de özellikle katılanın sanık olarak yargılandığı Bandırma Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/233 esas sayılı dosyasının suç ihbarının yapıldığı 02.03.2012 tarih üç nolu oturumda sanık müdafinin, sanığın zihinsel özürlü olduğunu, daha önce babasından darp gördüğü ve cinsel yönden tedavi gördüğü ve bu sebeple de mahkemece Adli Tıp Kurumuna sevkinin yapılmasına uygun görülmesi ve katılanın 11.02.2013 tarihli keşif esnasında sorulan sorulara ısrarla “kafam karışıktı” şeklindeki beyanları gözönüne alındığında katılanın beyanlarına değil, dosyada mevcut somut bilgi ve bulgulara itibar edilerek hüküm kurulması gerekmektedir.

Ancak, yerel mahkemece TCK.nun 32. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunmamakla birlikte zihinsel özürlü ve çelişkili beyanlarda bulunan katılanın beyanları esas alınarak hüküm tesis edilmiştir.

Keşif esnasında sorulan sorulara “kafam karışıktı” şeklinde kaçamaklı cevaplar veren ve akıl zayıflığı ileri sürülen katılanın beyanlarının mahkemece yapılan değerlendirmede hükme esas alınması ve bu beyanları “tutarlı” kabulü olanaklı değildir.

Bu sebeple, katılanın çelişkili, tutarsız beyanları yerine dosyada mevcut somut bulgu ve deliller esas alınarak delillerin değerlendirilmesi ve sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekmektedir.

1- a) Sanıklardan …, Bandırma Devlet Hastanesinde görevli pratisyen hekim olup 4483 sayılı Kanun gereğince hakkında ilgili mercilerden soruşturma izni almadan genel hükümlere göre soruşturma yapılarak kamu davası açılması nedeniyle öncelikle CMK.nun 223/7 maddesi uyarınca durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun gereğince işlem yapılması beklenilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

b) Sanık …, katılan …’yu 01.12.2012 günü sabah saatlerinde muayene etmiş ve rapor düzenlemiştir. Dosya kapsamına göre katılanın aynı gün saat 17.00’da tekrar nezarete alındığı 02.12.2011 günü saat 01.15’de İzmir ilinde sevkinin yapıldığı ve yaralama izleri bulunduğuna dair raporunda 02.12.2011 günü alınmış olması karşısında, yaralanmanın, katılanın iddia ettiği gibi ilk gün değil, sanık …’ın muayenesinden sonraki süreçte meydana gelmiş olabileceği, bu hususun şüpheli olup Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir çok kararında da söz edildiği üzere şüpheden sanığın yararlanacağı genel ilkesi uyarınca sanık …’in beraatine karar verilmesi gerekmektedir.

2- TCK.nun 94. maddesinde düzenlenen işkence suçunun hareket unsuru “insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştirmek…” olarak gösterilmiştir.

Suçun oluşması için, gerçekleştirilen davranış ve hareketlerin insan onuru ile bağdaşmaması ve aynı zamanda bu hareketlerin mağdurun bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine veya aşağılanmasına yol açacak biçimde olması gerekmektedir.

10 Şubat 1984 tarihli “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin” 2. maddesinde işkence kavramı tanımlanmıştır. Buna göre;

“İşkence, bir şahsa veya üçüncü bir şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayırım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren fiil anlamına gelir.

Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.”

Anayasanın 17. maddesinin 3. fıkrasında “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” hükmü yer almaktadır.

TCK.nun 94. maddenin gerekçesinde işkence suçunun hareket unsuru olarak gösterilen fiillerin sistematik ve belli bir süreç içinde işlenmesi gerektiği “işkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır.” denilmek suretiyle açıkça ifade edilmiştir.

10 Şubat 1984 tarihli “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” ile TCK.nun 94. maddesi ve diğer yasal düzenlemeler gözönüne alındığında belli bir sürece yayılmayan ve sistematik olmayan davranışlara işkence suçunu değil, davranışın oluşturduğu suçu oluşturacaktır.

Katılanın yaralanmasına ilişkin rapor incelendiğinde darp izlerinin baş, boyun ve kürek kemiği bölgelerinde olduğu görülmektedir.

Katılanın iddiası ile mahkemenin kabulü gibi üç kişi tarafından saatlerce tekme, tokat ve sair aletlerle katılanın dövülmesi durumunda yaraların yalnızca raporda belirtilen bölgelerde değil, kol, bacak, diz, ayak, bel, kalça gibi bölgelerde de oluşması gerekmektedir.

Katılanın iddiaları ile katılanın iddialarını esas alınarak kurulan mahkumiyet hükmünün dosyadaki somut delillerde örtüşmemesi karşısında, sanıklarca katılanın yaralanması fiilinin belli bir sürece yayıldığı ve sistematik bir şekilde gerçekleştiği hususuda şüpheli kalmaktadır. Zira, katılandaki yaraların, baş, boyun ve kürek kemiği civarında oluşu göz önüne alındığında fiilin belli bir zaman diliminde yayılmayacak şekilde ani olarak gerçekleştiğinin kabulü gerekecektir.

Bu durumda da, aynı mekan ve zaman dilimi içinde ani olarak gerçekleşen yaralama fiilinin işkence olarak değil kasten yaralama olarak kabulü ile buna göre hüküm kurulmalıdır.

Diğer yandan, suç şüphesi nedeniyle Polis Merkezi Amirliği’nde bulunan mağdura bilgi veya itiraf elde etmek için vurulmadığı gibi fiilin “arizi” olarak meydana gelmesi ve ani gelişmesi, belli bir sürece yayılmaması ve sistematik olmayışı gözetildiğinde sanığın fiilinin “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesi ile TCK.nun 94. maddesi kapsamında işkence olarak kabulü olanaklı değildir.

Bu itibarla, sanıklar …, … ve …fiillerin kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşünüldüğünden, işkence suçundan mahkumiyetlerine ilişkin yerel mahkeme kararının onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 17.05.2017

8. Ceza Dairesi 2016/5680 E. , 2017/3721 K.

1- İşkence suçundan sanıklar …, …, … ve … haklarında kurulan beraat hükmüne yönelik yapılan temyiz incelemesinde;

İşkence, ulusal hukukta olduğu gibi uluslararası sözleşmelerle de yasaklanmıştır. T.C. Anayasası’nın 17. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” denilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca; “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulamaz.” ve 15/2. maddesi gereğince de bu yasak olağanüstü durumlarda bile ortadan kaldırılamaz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesi ile de, “hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı” kabul edilmiştir.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde ve İşkencenin ve İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Ceza ya da Davranışın Önlenmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesinde işkence yasaklanmış ve işkencenin önlenmesi için alınacak önlemler hükme bağlanmıştır.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü (Onur Kırıcı) Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1.maddesinde, işkence terimi, “bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözetmeden herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez” şeklinde tanımlanmış, bu maddenin,”konu hakkında daha geniş uygulama hükümleri ihtiva eden herhangi uluslararası bir belge veya milli mevzuata halel getirmeyeceği” belirtilmiştir.

Zalimane muameleler, “mağdura yapılan maddi veya manevi ızdırap verici her türlü işlemleri”, insani olmayan muameleler, “insanlık kişiliğini ve duygusunu önemli derecede incitici eylemleri”, haysiyet kırıcı hareketler ise, “bir kimsenin namus, şöhret veya haysiyetine saldırı niteliğinde olan, kişi üzerinde manevi eziyet doğuracak fiilleri” ifade etmektedir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2/d maddesinde şiddet, “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekenomik her türlü tutum ve davranışı” olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası Sözleşmelerle yasaklanan işkence, 5237 sayılı TCK.nun 94. maddesinde;

“(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,

İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

(6) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./9. md) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

İşkence suçunu oluşturan eylemler yasada tek tek sayılmamış, onun yerine; “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar” işkence suçunun kapsamına alınmıştır.

İşkence suçu birden çok hukuksal yararı koruyan bir suçtur. Korunan hukuki değer, karma bir nitelik taşımaktadır. Bu suçla; insan onuru, vücut dokunulmazlığı, adliye ve kamu yönetiminde disiplin sağlama amacı korunmaktadır. İşkenceyi oluşturan fiiller beden ve ruh sağlığını bozmaktadır. İşkence gören kişi, irade özgürlüğü ortadan kalktığı, algılama yeteneği etkilendiği gibi duyduğu acı ve üzüntü sonucu gerçek dışı açıklamalarda veya kabullenmelerde bulunduğundan adaletin gerçekleşmesi ve ceza yargılamasının “maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına” yönelik amacı engellemekte veya gerçeğe ulaşma gecikmektedir. Ancak asıl korunan hukuki yarar, insan onurudur.

İşkence olarak, bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi,ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiiline nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir.(TCK.94. Madde gerekçesi)

Kötü muamelenin AİHS.nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari ciddiyet düzeyine ulaşması gerekir. Bu düzeyin değerlendirilmesi göreceli olup yapılan kötü muamelenin süresi, fiziksel ve psikolojik etkileri, gerektiğinde mağdurun cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu gibi koşullar da gözetilmelidir. (AİHM-Mehmet Ali Okur/Türkiye Davası-17.Ocak.2012)

Özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumda olan bir kişiye karşı, davranışı gerektirmediği halde fiziksel güç kullanılması insan onuruna saldırı ve ilkesel olarak AİHS’nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil etmektedir. (AİHM-Labita/İtalya kararı)

Yapılan fena muamelelerin değişik günlerde olması diğer bir anlatımla işkenceyi oluşturan fiillerin birbirini takip eden günlerde yapılması zorunlu olmayıp belli bir süre devam etmesi yeterlidir. Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika (çimdikleme, okşama gibi) sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde, örneğin gidip gelip bir kişiye tokat atılması, tekme vurmada, on dakikada bir küfredip vurmada, tek ayak üstünde tutmada,

yüzünü duvara döndürüp elleri havada yahut tek ayak üstünde duvara yapışık vaziyette bekletmede, uyutmamak için geceleri sık sık soru sormada, kızıp bağırmada, vurmada, sorguya almada, yüksek sesle sürekli müzik dinletmede, soğukta soyup betona yatırmada, elektrik vermede, sıcakta su içmeyi önlemede, giyinik veya soyunukken su sıkıp seyretmede, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olmada ve benzeri olaylarda, bir anlık fena muamele olmayıp fiiller belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçu tartışılmalıdır.

5237 sayılı TCK’da işkencenin belli bir amaçla işlenmesi aranmamıştır. Buna göre, kamu görevlisinin herhangi bir sebeple ve fakat bilerek sistematik bir şekilde insan onuru ile bağdaşmayan bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren, aşağılayan, algılama ve irade yeteneğini etkileyen davranışları gerçekleştirmesi suçun oluşumu için yeterlidir. İşkence suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin mutlaka zor kullanmak yetkisine sahip olmasının gerekmediği buna karşılık TCK’nın 256. Maddesindeki suçun olaşabilmesi için zor kullanma yetkisine sahip bir kamu görevlisinin bulunması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki işkence suçunun zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerince de işlenmesi mümkündür. Somut olayda zor kullanma yetkisine sahip olan kamu görevlilerinin yetki sınırlarını aşarak gerçekleştirdikleri kötü muameleler, yaralamalar, aşağılamalar sistematik bir uygulama biçimini almışsa artık işkencenin varlığından söz etmek mümkün hale gelecektir. Sonuç olarak amaca bakılmaksızın, keza failin zor kullanma yetkisine sahip olup olmadığına bakılmaksızın işkence suçunun oluşmasına uygun düşen davranışların sistematik bir uygulama haline getiren her kamu görevlisi bu suçun faili olacaktır (Prf. Dr. Mahmut KOCA/Prf. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, Ankara 2006, S:251)

İnceleme konusu somut olayımıza gelince;

Dosyada bulunan 03.04.2008 tarih ve 01:10 saatli tutanakta, aynı gün saat :00:45’te meydana gelen karşılıklı darp olayından dolayı … ve …’ın darp eden, …’un ise darp edilen sıfatı ile gerekli işlemler yapılmak üzere polis merkezine getirildiği,

Aynı gün saat 02:00’de düzenlenen tutanak içeriğinde de, “darp olayıyla ilgili olarak …, … ve …’un polis merkezi amirliğine teslim edildiği, şahısların bekleme odasına alınması sırasında …’in polis memurlarına hakaret ve tehditte bulunarak ‘siz diğer şahsı koruyorsunuz beni içeri atıyorsunuz’ dediği, polis memuru …’nın boğazını sıkıp tekme attığı, bunun üzerine yardıma gelen polis memurları … ve …’ün olaya müdahale ettikleri, …’in onlara da tehdit ve hakaret içeren sözler sarf ettiği, kendisine zarar vermeye kafasını duvarlara vurmaya başladığı, kendisine ve memurlara zarar vermemesi için zor kullanılarak etkisiz hale getirildiği kelepçe takıldığı ve daha sonra raporu için ekip otosuna bindirildiği”nin belirtildiği,

Aynı gün saat: 04:50’de polis memuru …’ın nöbetci Cumhuriyet Savcısı …’le görüşerek …’in gözaltına alınması talimatı aldığının görüşme tutanağından anlaşıldığı aynı gece …’in Bağcılar eğitim ve Araştırma Hastahanesi’ne götürüldüğü saati belirtilmeyen bu hastanece düzenlenen raporda; “sağ parietal bölgede 10×0,4cm. ebadında sıyrık, sağ tıbia distal bölgede 1x1cm. ebadında ekimoz, hassasiyet, ağrı, sol humerus ortada 1×0,4cm ebadında ağrı, hassasiyet olduğu, miğde bulantısı ifadesi mevcut olduğu, Acil beyin Cerrahi konsültasyonu uygun görüldüğü, sol işaret parmağında ağrı, hassasiyet mevcut olduğu,” belirtildiği, aynı gece saat 04:10’da Bakırköy Doktor Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde muayene edildiği ve acil nöroşirürjikal patoloji saptanmadığı ve aynı gün adı geçenin mevcutlu olarak Cumhuriyet Başsavcılığına götürülüp serbest bırakıldığı ve akabinde 03.04.2008 günü saat: 15:55’te Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda “geçici raporda tarif edilen harici travmatik bulgular dışında sol kulak ön yüzde 3 cm. uzunluğunda ekimozlu sıyrık, sol kulak sayvanı altında 2cm. sıyrık sağ kol 1/3 orta kısmında 3 cm. çapında ekimoz mevcut olduğu, yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde hafif nitelikte olduğu”nun belirtildiği anlaşılmıştır.

Sanık polis memurları özetle; katılan sanık …’in gece saatinde karakola getirildiğini, memurlara sinkaflı küfürler ettiğini, el ve ayaklarıyla sağa sola zarar vermeye çalıştığını, kendilerinin de onu etkisiz hale getirdiğini bu sırada zor kullanma sınırları içinde yapılan müdahalede yaralandığını beyan ettikleri,

… ve …’i olay yerinden polis merkezine getiren polis memurlarından tanık … ve …’nın 03.04.2008 tarih ve 01:10 saatli tutanağın aksine polis merkezine getirilinceye kadar yapılan bir taşkınlıktan bahsetmedikleri,

Sanığın trafikte tartıştığı ileri sürülen ve bu nedenle karakola birlikte getirilen tanık … ifadesinde sanık polis memurlarının beyanlarını doğrular şekilde ifade vermekle birlikte sanık …’in taşkınlığı nedeniyle nezarete atılmak istendiğini, kendisinin ise başka bir odaya alındığını, karakol amiri … Başkomiser’i tanımadığını, telefon görüşmesi de olmadığını güvenlik nedeniyle başka bir odaya alındığını, soruşturma ifadesinde ise telefon numarasının 0535 769 8453 olduğunu bildirdiği,

Polis memuru tanık …’ın da …’in eylemleri yönünden benzer anlatımda bulunmakla birlikte taraflar arasında arbede olmasın diye …’i avukat görüşme odasına, …’i ise bekleme yerinde beklettiklerini başka odaya almadıklarını Sait’in buna daha fazla tepki gösterdiğini sağı solu tekmelediğini sakinleştirmeye çalışıp kelepçe vurulduğunu,

Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatıyla ifade veren Başkomiser … 25.05.2009 tarihli ifadesinde … isimli şahsı tanımadığını beyan edip kimlik tespiti bölümünde cep telefonunu … olarak yazdırdığı,

Ancak …’a ait telefon numarası ile …’a ait telefon numaraları arasında 14.04.2008 günü saat 20:30’da 71 saniye, 21:04’de 31 saniye, 12:04’de 74 saniye görüşme yapıldığının tespit edildiği,

Soruşturmanın yürütüldüğü Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.09.2008 tarihli müzekkere ile olay yerine ait mobese görüntüleri istenmiş ise de; müzekkerenin imzasız ve tarihinin belli olmaması nedeniyle, 19.12.2008 tarihinde yazılan müzekkerenin ise asayiş hizmetlerinde kullanılan mobese kameralarında söz konusu adresi gösteren kamera bulunmadığı ve kamera kayıtlarının yedi gün süreyle tutulduğu belirtilerek istemlerin yerine getirilmediği, keza polis merkezinde güvenlik kamera kaydı görüntülerinin bulunmadığının belirtildiği,

Tanıklardan …, …, … ve … ise özetle …’un farklı odaya alınıp ikram yapılmasına rağmen kendisinin gözlem odasına alınmasına tepki gösteren …’in kelepçelenip darp edildiğini beyan ettikleri anlaşılmıştır,

Sonuç olarak;

03.04.2008 tarih ve 01:10’da düzenlenen tutanak içeriğinin düzenleyen polis memurları tarafından kovuşturma sırasında anlatılmaması dikkate alındığında; her ne kadar sanıklar suçlamaları kabul etmeyerek eylemlerinin zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığını beyan etmişler, tanık polis memuru … ile …’in tartıştığı …’un bu savunmaları destekler nitelikte ifade vermişler ise de Başkomiser …’ın 14.04.2008 günü …’in ve diğer tanıkların beyanlarını doğrular nitelikte … ile üç kez telefon görüşmesi yapması ve bu suretle tanıştıklarının anlaşılması, keza …’in polis merkezine getirilme gerekçesi polis memuru sanıkların savunmasında farklı açıklansa da …’un bir odaya alınıp ikramda bulunulmasına rağmen onun gözlem odasına alındığının beyanlardan anlaşılması, her ne kadar Mahkemece, …’in yaralanmasının zor kullanma sınırlarının içinde kaldığı kabul edilmişse de gerek Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki bulgular ve aynı gün Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğünce yapılan tespitler ve buna bağlı olarak verilen sonuç rapor içeriğinin … ve tanıklar…, … ve … ile …’ın beyanlarını doğrular nitelikte olup, üç polis memurunun bir şahsı gözlem odasına götürmek için kullanması gereken zor kullanmanın sınırları içinde kabulünün mümkün görülmemesi karşısında başka bir olay nedeniyle polis merkezine getirilen katılan sanık …’i polis merkezine birlikte getirildiği diğer şahsın odaya alınıp ikramda bulunmasına itiraz etmesi kendisinin ise gözlem odasına konulmak istenmesine tepki göstermesi ve gözlem odasına gitmemek için direnmesi üzerine polis memuru sanıklar …, … ve …’ın darp ettikleri; daha sonra da nöbet değişimde polis memuru …’nın …’i kameranın olmadığı koridora çektiği ve burada da dövdükleri, bu şekilde eylemlerinin sürekli ve sistematik bir hal aldığı, o sırada polis merkezinin amiri olan ve darp olayını görmesine, önleme görevi bulunmasına rağmen müdahale etmeyerek suça iştirak eden …’nın üzerlerine atılı işkence yapmak suçunu işledikleri sabit olduğu halde delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

2- Sanık … hakkında hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz incelemesine gelince;

Katılan Sanık …’in eylemini, diğer sanıkların adli raporlarda belirtilen yaralama eylemlerine tepki olarak gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında hakkında 5237 sayılı TCK’nın 129/2. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı, katılan sanık … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

8. Ceza Dairesi 2015/14336 E. , 2015/25770 K.

İşkence sucundan şüpheliler B.. D.. ve diğerleri hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Artvin Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30.05.2013 tarihli ve 2012/677 soruşturma, 2013/316 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kısmen kabulüne ilişkin Rize Ağır Ceza Mahkemesinin 19.08.2013 tarihli ve 2013/1049 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyasıyla ilgili olarak;

Somut olayda; şikayetçinin iddialarının, olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 243. maddesinde düzenlenen suça uyduğu, madde metninde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dava zamanaşımı, yasanın 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 94. maddesinde, yasanın kabul edildiği ilk şeklinde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde, 11.04.2013 gün, 6459 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 94. maddeye eklenen 6. fıkrada ”Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez” hükmü kabul edilmiştir. Dava zamanaşımının uygulanmayacağını kabul etmesi nedeniyle aleyhe olan bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlarda uygulanacak, geçmişe etkili olmayacaktır.

…Açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığı’nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Rize Ağır Ceza Mahkemesinin 19.08.2013 gün, 2013/1049 değişik iş sayılı itirazın kabulüne ilişkin kararının CMK.nun 309. maddesi gereğince (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 14.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İKİNCİ BÖLÜM: İŞKENCE SUÇUNUN İŞLENDİĞİ SOMUT OLAYA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

…….. Cumhuriyet Başsavcılığının 2016 /…. sayılı soruşturmasında silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlaması sebebiyle …….. tarihinde …… bulunan evde/adreste bulunmakta iken İlçe Jandarma Komutanlığı/İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince gözaltına alındım. ….gün süreyle gözaltında kaldıktan sonra 28.09.2016 tarihinde gözaltı işlemi sonlandırılarak …. Emniyet Müdürlüğüne sevk edildim. …….. Emniyet Müdürlüğüne getirildikten sonra yaşadıklarım aşağıdaki şekildedir;

2,5-3 metre uzunluğunda tek kişinin kalabileceği bir yatağı olan ve yaklaşık 8-9 metrekare alana sahip bir nezarethanede …… kişi ile birlikte 1 Ekim 2016 Cumartesi sabahına kadar kaldım. Tek yatak olduğu için yere battaniye serip yatarak uyumak zorunda kaldım. Cumartesi sabahı yeni bir operasyon sebebiyle getirilenlerle birlikte …. kişi olduk. ….. kişi balık istifi şeklinde karşılıklı yatmak suretiyle geceleri uyumaya çalıştık, içeri sığmayan kişilerin koridorda kalmalarına izin verildi, Toplam ……. gün nezarethanede kaldım. …….. tarihinde saat ……. civarı ters kelepçe takılarak adının ……. olduğunu sonradan öğrendiğim başka bir şüpheli ile birlikte Emniyet Müdürlüğüne yakın bir hastaneye doktor kontrolüne götürüldük.

………. günü saat ……..’da ifade alma işlemi başladı. İfade alma işlemi sırasında …..rütbeli olan kişi AYAKLARIMI ÜST ÜSTE KOYDURUP DİZ ÇÖKTÜRDÜ. Sorular sormaya ve TEKME TOKAT ATARAK DÖVMEYE BAŞLADI. Bylock kullanıp kullanmadığımı sordu. Kullanmadığımı söyledim. Eğer bylock kullanmışsan “SENİN KAFANI ŞU DOLABIN İÇİNE SOKAR….. YAPARIM.” diyerek “SİN KAFLI KÜFÜR ETTİ”. YAKLAŞIK 40 DAKİKA BOYUNCA TEKME TOKAT YÜZÜME, KAFAMA VE VÜCUDUMA VURMAYA DEVAM ETTİLER.(Örnek bir olay üzerine dilekçe hazırlanmış olup buraya kendi yaşadığınız olayı benzer şekilde yazın)

………. günü saat ……..’da “…..” diye çağırılan ancak gerçek ismini bilmediğim başka bir polis memuru ters kelepçe taktırarak odasına aldı aynı şekilde AYAK AYAK ÜSTÜNE ATTIRIP DİZ ÇÖKTÜRDÜ VE 2 SAAT BU POZİSYONDA BEKLETTİ. BU SIRADA SIRTIMA AYAĞIYLA BASTI, YÜZÜME VE KAFAMA VURDU.

………. günü saat ……..’da “…….” diye çağrılan polis memuru başka bir odaya aldı. TERS KELEPÇELİ OLDUĞUM HALDE AYAK AYAK ÜSTÜNE ATTIRIP DİZ ÇÖKTÜRDÜ. YAKLAŞIK 1.5 SAAT ÇOK ŞİDDETLİ ŞEKİLDE EL VE AYAĞIYLA YÜZÜME, KAFAMA VE VUCUDUMA VURDU. TENASÜL ORGANIMA AYAĞIYLA BASIP “……….” şeklinde SİNKAFLI KÜFÜRLER ETTİ. ……. günü YAPILAN İŞKENCE SONUCU SOL KULAĞIM ÖNÜNDE KIZARIKLIK OLUŞTU, DAMARLARDA KAN BİRİKMESİ OLDU VE BAŞ AĞRILARIM BAŞLADI. Doktor kontrolü için 2 kez hastaneye götürüldüm. Nezarethane çok kalabalık olduğu için şüphelileri hastaneye götürmek yerine doktorları Emniyet Müdürlüğüne getiriyorlardı. 50-60 kişi olduğumuz halde duvara ters kelepçeli dizilerek doktor muayene işlemi gerçekleştiriliyordu. Normalde 4 günde bir doktor kontrolü oluyordu. ………. tarihindeki işkencenin üzerine 9-10 gün gibi uzun bir süre geçtikten sonra doktor kontrolüm yapıldı. …. gün süreyle yapılan işkencenin ardından dosyamıza bakan …….. Cumhuriyet Savcısı ……… Emniyet Müdürlüğüne geldi. Etkin pişmanlıktan yararlanmam yönünde telkinde bulundu. Ben suçlamayı kabul etmediğim için etkin pişmanlıktan yararlanmak istemediğimi söyledim. Başkaca ifade alma ve işkence olayı olmadı. …. Güne kadar 15 kişiye kadar çıkan nezarethanede tutmaya devam ettiler. …. Gün Baro tarafından görevlendirilen bir avukat ile görüştüm. “……” ismiyle çağrılan polis memurunun gerçekleştirdiği ifade alma işlemine Baro avukatı ile birlikte katıldım. İfade işleminde daha önce işkence yaptıkları sırada sordukları soruları sordular. Ben suçlamayı kabul etmediğimi söyledim ve bu şekilde verdiğim ifademi imzaladım.Nezarethanede kaldığım sürede sıcak su verilmedi, genellikle soğuk su ile duş almak zorunda kaldım. Günde iki öğün yemek verildi. Ancak yemekler yetersizdi. Bu nedenle 28 günde 92 kilodan 83 kiloya düşerek 9 kilo verdim.

28. gün(ya da kaç gün gözaltında kalmışsanız) ……. Cumhuriyet Savcılığına sevk edildim. Cumhuriyet Savcısı ……… ifade alma işlemini yaptı. Baro avukatı da katıldı.15 dakika sürdü ifade almam işlemim. Savcı bey ifade işlemi bittikten sonra Emniyet Müdürlüğünde işkence yapılıp yapılmadığını sordu. CUMHURİYET SAVCISI …………’YA İŞKENCE YAPILDIĞINI SÖYLEDİM. Nasıl olduğu, sözlü mü fiziksel mi diye soruldu. HEM FİZİKSEL HEM DE SÖZLÜ OLARAK İŞKENCE YAPILDIĞINI SÖYLEDİM. ANCAK BU SUÇ İHBARI BEYANIM KARŞISINDA CUMHURİYET SAVCISI ……. HERHANGİ BİR TUTANAK DÜZENLEYİP ADLİ SORUŞTURMA BAŞLATMADI. Adli kontrol istemiyle mahkemeye sevk edildim ve ……. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2016/…. sorgu sayılı kararıyla iki gün imza atma şartıyla serbest bırakıldım.

Nezarethanede kaldığım süreçte, hakkında aynı suçtan soruşturma yapılan ……….. isimli kişiler nezarethane sürecinde yaşanılan olaylara tanıklık etmiştir. Baro Başkanlığınca görevlendirilen avukat ifade alma işlemi yapan polis memurunu teşhis edebileceği gibi Cumhuriyet Savcısına işkence yapıldığını söylememe karşın tutanak düzenlememesine tanıklık etmiştir.

…… Emniyet Müdürlüğü Nezarethanesinde kaldığım süre içinde yapılan işkence sebebiyle baş ağrılarım başladı. İlk olarak …. günü çok ağır işkenceye maruz kalınca başlayan baş ağrısı şikâyetim adli kontrol kararıyla serbest bırakıldıktan sonra da devam etti. ……. gününden itibaren ağrılarım çok şiddetlendiği için hastaneye gittim. Muayene sırasında doktor gözaltı sürecimde başıma aldığım darbeden kaynaklanabileceğini söyledi. Muayene ve tomografi sürecinden sonra …….. tarihinde beyin kanaması geçirmem sebebiyle iki kez ameliyat oldum.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SONUÇ VE TALEPLER

1- ……… Cumhuriyet Başsavcılığının ……. sayılı soruşturma dosyasında hakkımdaki gözaltı kararı verilmesi üzerinde getirildiğim ……… Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından ifade alma işlemi öncesinde işkenceye maruz kaldım. Bu suça yönelik delillerin toplanmasını istiyorum. Öncelikle Kolluk İfade Tutanağında isim ve imzası bulunan “……..” diye çağrılan ve ……… tarihinde görevli rütbeli polis memurunun belirlenmesini,

2- İşkenceye maruz kaldığım …….. tarihlerine ilişkin Nezarethane kamera kayıtlarının ve hastaneden adli rapor alınması sürecindeki Emmiyet Müdürlüğüne ve Hastaneye ait kamera kayıtlarının temin edilmesini,

3- Gözaltı süresinde alınan adli raporların istenmesini ve bu raporları tanzim eden doktorların tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasını,

4- Aynı tarihlerde nezarethanede kaldığım ………..isimli kişilerin olaya ilişkin bilgi ve görgülerinin sorulmasını,

5- Görmüş olduğum tedavi evraklarının temin edilerek hastalığım ile maruz kaldığı işkence eylemleri arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda adli rapor alınmasını,

6- ……. Emniyet Müdürlüğü Nezarethanesinde tutulduğum sürede işkence yapan polis memurlarının tespit edilerek, gerekli görülürse Baro Başkanlığınca görevlendirilen avukata ve tarafıma teşhis ettirilmesini, işkence suçu işleyen polis memurları ile işkence suçuna ihmali davranışla iştirak İl Emniyet Müdürü, TEM Şube Müdürü ve işkence suçunu öğrenmesine rağmen tutanak düzenleyip adli soruşturma başlatmayan …… Cumhuriyet Savcısı ……….’nın haklarında adli ve idari soruşturma yapılmasını talep ederim.

ŞİKAYETÇİ

Ekler:

1. …… tarihli Gözaltına Alma Tutanağı

2. ………..tarihli ………… Emniyet Müdürlüğüne sevk belgesi

3. ………. Sulh Ceza Hâkimliğinin ………. tarih ve …….. sayılı adli kontrol kararı

4. ……….. Hastanesinin ……….. tarihli yazısı ve Epikriz Raporu

    1. Timur Demirbaş Türk Ceza Hukukunda İşkence Suçu, Ankara 1992,s.5.
    1. Rıfat Murat, Önok, Uluslararası Boyutuyla İşkence Suçu, Ankara, 2006, s.382.
    1. Önok, s. 383.
    1. Önok, s. 384.
    1. İlhan Üzülmez, Yeni Türk Ceza Kanunu’ unda İşkence ve Eziyet Suçu, Hukuk ve Adalet Dergisi, Yıl:2, S:2, 2005, s. 235.
    1. Ceza Genel Kurulunun, 15.06.1999 tarih , 109/164 Esas-Karar sayılı ilamı.
    1. 8.Ceza Dairesinin, 12.10.1998 tarih ve , 1998/10667 Esas, 1998/12819 Karar sayılı ilamı.
    1. Önok, s.392.
    1. Önok,, s. 392; “Sanıklar Hasan Alpaslan Altuğ ve İsa Akyüz’ün hırsızlık olayının şüphelisi olarak kendiliğinden ailesi ile karakola gelen mağdur İbrahim’i, hırsızlığa konu parayı nereye sakladığı konusunda, jop ve tokatla dövüp, yer göstermesi için götürdükleri inşaat içinde de aynı şekilde darp ettikleri, mağdur, tanık anlatımları, yüzleştirme tutanağı ve yukarıda açıklandığı şekli ile doktor raporlarından anlaşılmakla, oluş ve mağdurun yaşı da göz önüne alındı ında sanıklar Hasan Alpaslan Altuğ ve İsa Akyüz’e atılı işkence suçunun sübuta erdiği…” 8.Ceza Dairesi, 09.10.2006 tarih, 2006/294 Esas, 2006/ 7381 Karar sayılı ilamı.
    1. Üzülmez, s.236.
    1. Ceza Genel Kurulu , 04.04.1983 tarih ,.1983/8-64 Esas, 1983/156 Karar (YKD, C. IX, Temmuz, 1983, s. 1059).
    1. 8. Ceza Dairesi, 23.03.2004 tarih, 672/2557 Esas-Karar sayılı ilamı.
    1. Önok, s.395.
    1. Ceza Genel Kurulunun, 04.04.1983 tarih, 1983/8-64 Esas, 1983/156 Karar sayılı ilamı (YKD, C.IX, Temmuz, 1983, s. 1059).
    1. Ceza Genel Kurulunun, 05.10.1987 tarih,. 1987/8-186 Esas, 1987/423Karar sayılı ilamı.
    1. Üzülmez, s. 236.
  1. Üzülmez, s.239.