BM İnsan Hakları Komitesi 22 Ağustos 2017
211Views
“No one shall be subjected to arbitrary arrest, detention or exile” (Universal Declaration of Human Rights, article 9)
“Hiç kimse keyfi tutuklama, gözaltı ya da sürgüne tabi tutulmayacak” (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, madde 9)
Adından da anlaşılacağı üzere Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde bulunan İnsan Hakları Komisyonunun 47.oturumunda 1991/42 sayılı kararı ile üç yıllık süre için beş bağımsız uzmandan oluşturulmuş bir yapıdır.
Çalışa Grubunun çalışma süresi son olarak 2016 yılında üç yıl süre ile yeniden uzatılmıştır.
Çalışma Grubu;
Çalışma Grubu özgürlükten keyfi olarak mahrum bırakılma davalarını (vakıalarını) araştırmakla ve bu konuda hazırladığı kapsamlı raporları İnsan Hakları Komisyonuna sunmakla görevlidir.
Çalışma Grubu (ÇG) görevini yerine getirirken İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde belirlenen ilgili uluslararası standartları referans almaktadır. Bunun yanında ayrıca (soruşturma konusu olayda taraf olan) devlet tarafından kabul edilen ilgili uluslararası araçları, özelde de Medeni ve Siyasi Haklar Üzerine Ulusl ararası Sözleşme, 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne ilişkin Sözleşme, Her türlü Irk Ayırımcılığının Ortadan Kaldırılması üzerine Uluslararası Sözleşme ve uygun olduğu ölçüde aşağıda sayılanları da içeren ilgili diğer standartları da dikkate almaktadır.
Çalışma Grubuna müracaat (iletişim) Çalışma Grubu sekreterliğine sunulacak yazılı bir dilekçe ile yapılır.Mümkün ise (ki olayın daha iyi anlaşılması/kavranması için daha iyi olacağı ilgili kurum tarafından belirtilmektedir) ekte sunulan anket tarzında hazırlanmış belgenin doldurulması ve başvuruya eklenmesi uygun olacaktır.
Dilekçede dileçeyi gönderenin ad, soyad ve adresi ile opsiyonel olarak telefon, faks, teleks numaraları ve/veya elektronik posta adresinin yer alması gerekir. (Eğer ekte sunduğum anket doldurulur ise dilekçede ayrıca yurakıda belirttiğim hususların yer almasına gerek yoktur)
Aşağıdaki durumlarda “acil eylem” olarak bilinen bir prosedüre başvurulabilir:
Çalışma Grubu, Hükümete acil bir talep gönderdikten sonra, (ayrıca) özgürlüğünden yoksun bırakmanın keyfi olup olmadığı hakkında karar (görüş) vermek için, başvuruyu (hükümete) olağan prosödür dahilinde gönderebilir. Tamamen insani bir niteliğe sahip olan bu tür itirazlar, Çalışma Grubu’nun verebileceği herhangi bir fikri hiçbir şekilde önceden değerlendirmemektedir. (yani acil eylem niteliğinde verilen karar (görüş) ÇG’nun olağan prosödüre göre vereceği karar için belirleyici nitelikte değildir.)Hükümet, acil eylem prosedürü ve düzenli prosedür için ayrı ayrı cevap vermelidir.
Başkan Raportörü veya yokluğunda Başkan Yardımcıları acil harekete geçilmesi gereken durumlarda başvuruyu en hızlı şekilde Dışişleri Bakanlığına, ilgili ülkenin (Birleşmiş Milletlerdeki) daimi temsicilsi vasıtasıyla gönderir.
Working Group on Arbitrary Detention c/o.
Office of the UN High Commissioner for Human Rights United Nations Office at Geneva 8-14 avenue de la Paix CH-1211, Geneva 10 Switzerland
Yukarıda bahsedilen acil eylem prosödürünün işletilmesi gereken durumlarda bu adrese tercihan (41-22) 917.90.06.numaraya fax ile gönderilmelidir.(Ancak bu numaranın halen güncel olup olmadığını bilmiyorum. Tedbiren Fax ile birlikte normal posta ile gönderilmesi uygun olacaktır kanaatindeyim.)
Çalışma Grubuna başvuru haksız tutuklanan ya da gözaltına alınanlar, aileleri veya temsilcileri tarafından yapılabilir. Bu gibi başvurular (iletişimler), hükümetler, hükümetler arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından ve ayrıca insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için ulusal kurumlar tarafından da yapılabilir. İleşimin sağlanması için Çalışma Grubu, Conduct for Special Procedures Mandate-Holders of the Human Rights Council Yasasının 9,10 ve 14.maddelerini göz önünde tutmaktadır.
Mümkün olduğu müddetçe , dilekçede tutuklama ve gözaltı şartları (oluş şekli), tutuklanan veya gözaltına alınanın adı, soyadı yada herhangi bir şekilde kimliğini belirlemeyi mümkün kılacak diğer her türlü bilginin de bulunması gerekir. Yasal durumunun anlaşılması için özelde de;
Hayır engel değildir. (İç hukuk yollarının tüketilmemiş olmasının başvuruya engel olmadığı Çalışma Grubunun 38/2017 sayılı Kürşat Çevik kararında; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmanın Çalışma Grubunun vakıayı incelemesine engel olmadığına da 6/2013 sayılı Balyoz kararında açıkça değinilmiştir.)
Ancak Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna başvurduktan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kendisine yapılan başvuruları kabul edilemez bulmaktadır.
Evet mümkündür.
Rebii Metin Görgeç Kararı:
Çalışma Grubu topladığı bilgiler doğrultusunda, Rebii Metin Görgeç olayında, hükümetin süresi içinde karşı koyamadığı başvurucunun iddiasına göre;
Sayın Görgeç’in herhangi bir tutuklama kararı olmadan 16 Ağustos 2016 tarihinde tutuklandığını, tutuklandıktan ancak 5 gün sonra 21 Ağustos 2016 tarihinde yetkililer tarafından kendisine suçlamaların söylendiğini, resmi bir suçlama olmaksızın tutuklu kaldığnı, tutuklandığı 16 Ağustos 2016 tarihinden ani bir şekilde salıverildiği 26 Kasım 2016 tarihine kadar üç aydan fazla bir süre geçmeine rağmen tutuklamayı yasal kılacak resmi bir suçlamanın kendisine resmi olarak bildirilmediğini, bu durumun Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9/2.maddesine aykırılık teşkil ettiğini, zira bu maddeye göre tutuklanan herkesin, tutuklandığı anda, tutuklanma nedenleri ve aleyhine ileri sürülen iddialar hakkında derhal bilgilendirilmesi gerektiğini, buna göre sonuç olarak Sayın Görgeç’in tutuklanmasının keyfi olduğunu ve 1.Katagorinin kapsamına girdiğini;
Yine, hükümet tarafından karşı konulamayan başvurucunun iddialarına göre; tutuklama kararı olmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan ve tutuklama sebepleri kendisine tutuklama sırasında bildirilmeyen Sayın Görgeç’in ancak 5 gün polis tarafından sorgulandıktan sonra hakkındaki iddialar hakkında bilgi sahibi olabildiğini, tutuklandıktan sonra da ailesi yada avukatı ile temas kurmasına izin verilmediğini, avukatı ile temas kurmasına izin verildiğinde de görüşme için son derece kısıtlı bir süre tanındığını ve müvekkil-vekil ilişkisinin gizliliğini ihlal eder bir şekilde görüşmelerinin izlendiğini ve kaydedildiğini, daha da ötesinde Sayın Görgeç’in ilk başka yer altında bir polis hücresinde çok kötü (esef verici) şartlarda tutulduğunu ve ağır bir şekilde uykusuz bırakıldığını, (bir çok ciddi sağlık sorunları bulunmasına rağmen gerekli sağlık yardımı almasının engellendiğini bu durumun da Sayın Görgeç’in savunmasını hazırlamasını ve dolayısıyla adil yargılamayı etkileyecek nitelikte bulunduğunu ve Mahkumlara Uygulanacak Muameleye İlişkin Standart Asgari Kurallar’ın 24, 25, 27 ve 30.maddelerini ihlal eder nitelikte olduğunu, tutuklandıktan 8 gün sonra hâkim önüne çıkarıldığında ne kendisine ne de avukatına savunmayı anlamlı kılacak bir biçimde yeterli savunma imkanı tanınmadığını, ifadesini okumadan imzalamaya zorlandığını, bu durumun Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9/2 (tutuklama anında tutuklama sebeplerini bildirme); 9/3, 9/4 (derhal hakim önüne çıkarılma); 10/1 (tutukluluk süresince insanca ve kişinin doğuştan sahip olduğu onura saygılı davaranılma); 10/2-a ( sanık durumunda olan kişilere hükümlülerden farklı kendi statülerine uygun davranılma) maddelerini ihlal ettiğini, sonuç olarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tesis edilen adil yargılanma ile ilgili uluslararası normlara ve Türkiye’nin kabul ettiği uluslararası ilgili metinlere göre Sayın Görgeç’in özgürlüğünden mahrum bırakılmasının keyfi bir karakter arzettiğini ve Katagori 3 kapsamında kaldığını değerlendirmiş,
Sonuç olarak da Çalışma Grubu;
(Çalışma Grubu, yukarıda da belirtildiği gibi, karardan önce tahliye olduğu için bu konuda ayrıca bir karar vermemiştir.)
Kürşat Çevik Kararı;
Sayın Çevik’in 8 gün boyunca Mardindeki polis merkesinde göz altında tutulduğunu ve 29 Temmuz 2016 tarihine kadar da orada kaldığını, Ağustos 2016 sonlarında halen tutuklu bulunduğu Urfa Cezaevine nakledildiğini, kendisi hakkındaki iddianamenin yakalandıktan ancak 6 ay sonra kendisine sunulduğunu,
içinde Medeni ve Siyasi Haklar üzerine Uluslararası Sözleşme’nin de bulunduğu uluslararası hukuka göre, tutuklanan/yakalanan herhangi bir kişinin tutuklama sebepleri ve hakkındaki suçlamalar hakkında ivedikle bilgilendirilmesi
gerektiğini, Sayın Çevik’in ise 6 ayı geçkin bir süre ile resmi bir suçlama olmadan tutuklu kaldığını,
Sayın Çevik’in ne yakalandıktan/tutuklandıktan hemen sonra kendisi aleyhindeki suçlamar hakkında, ne de tutuklanmasına ilişkin olarak verilen yargı kararından, ivedilikle haberdar edildiğine ilişkin olarak ikna edici bir bilgi alınamadığını, hükümet tarafından buna gerekçe olarak gösterilen Sayın Çevik’in tutuklu kaldığı süre içerisinde halen “şüpheli” olduğu şeklindeki savunmasının, kişinin saygı duyulması gereken, “tutuklamanın yasal nedenleri ve kendisine karşı yöneltilen suçlamalar hakkında bilgilendirilme hakkı” karşısında, tatmin edici olmadığını, bu maddi olgular karşısında Sayın Çevik’in tutuklanmasının keyfi olduğunu ve kendisine gelen davaları değerlendiriken referans olarak aldığı kategorilerden 1. Katogari kapsamında kaldığını,
Sayın Çevik’in avukatının, müvekkili ile sıklıkla irtibat kuramadığığını, dokuz aylık tutukluluk süresince dört defa görüşebildiklerini, avukatının soruşturma dosyasına erişiminin yasal sınırlamalar altında gerçekleşebildiğini (avukatın tüm dosya içeriğine bakması ve dosyadan örnekler almasının sınırlandırıldığını), kaygı ile not edilmelidir ki avukatının Gülen taraftarı olmakla suçlandığını ve baro ile ilişkisinin kesildiğini,
-dosya ve soruşturma ile ilgili- savunmasını yapabilmesi için gerekli bazı bilgilerin gizli tutulmasının orantılılık ilkesine uygun olduğu veya dosyanın Sayın Çevik ve/veya avukatına tam olarak gösterilmemesinin ulasal güvenliği koruma amaçlı olduğu yolundaki (hükümet) savunmalarının ikna edici olmadığı,
Bu bilgi ve vakıalar ışığında, Sayın Çevik’in etkili şekilde temsilinin sağlanması, savunmasını hazırlayabilmesi ve kendi seçtiği avukatı ile iletişim sağlayabilmesi için yeterli zaman ve mekan tahsisi haklarına, Medeni ve Siyasi Haklar Üzerine Uluslararası Sözleşmesi’nin 14/3 ve Herhangi Bir Şekilde Tutuklu Ve Hükümlülerin Korunması İçin Öngörülen Kurallar Bütünü’nün 17.1. maddeine aykırı bir şekilde, hükümet tarafından saygı gösterilmediği, sonuç olarak İnsan Hakları Evrensel Bilgirgesi ile tesis edilen adil yargılanma ile ilgili uluslararası normlara ve Türkiye’nin kabul ettiği uluslararası ilgili metinlere göre Sayın Çevik’in özgürlüğünden mahrum bırakılmasının keyfi bir karakter arzettiğini ve Katagori 3 kapsamında kaldığını değerlendirmiş,
Sonuç olarak da Çalışma Grubu;
Rebii Metin Görgeç ve Kürşat Çevik kararlarını baz alacak olursak, bu kararlardan başvurunun ne zaman yapıldığı anlaşılmamakla birlikte tutuklama tarihinden takriben bir ay sonra yapıldığı tahmin edilirse yaklaşık 7-8 ayda karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bir Birleşmiş Milletler koruma sistemi olan Çalışma Grubunun görüşleri (kararları) yargısal nitelik taşımadığından uyulması zorunlu bir kararla da sonuçlanmamaktadır.(*) Ancak; Türkiye’nin de onayladığı Birleşmiş Milletler Anlaşmasının 55.maddesinin “c” bendine göre Birleşmiş Milletler “Irk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine bütün dünyada etkin bir biçimde saygı gösterilmesini kolaylaştıracaktır.” Yine aynı anlaşmanın 56.maddesine göre de “Üyeler 55. maddede belirtilen amaçlara ulaşmak için , gerek birlikte gerekse ayrı ayrı, işbirliği içinde hareket etmeyi yükümlenirler.” (**) Buradan hareketle, Birleşmiş Milletler Anlaşmasını onaylayan bir ülke olarak Türkiye’nin bizzat Devlet bünyesinde örgütlenmiş emniyet ve yargı gibi yasal kurumlarında yaşanan insan hakları ihlallerinde gerekli hassasiyeti göstermesi ve ihlallerin yaşanmaması ve giderilmesi için gerekli tedbirleri alması, onayladığı ve Anayasanın 90.maddesi uyarınca kanun hükmünde bulunan Birleşmiş Milletler Anlaşmasının ve yukarıda bahsedilen diğer uluslararası anlaşmaların gereğidir. Zira, Anayasanın 90.maddesi açıktır:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bunun da ötesinde, Çalışma Grubu aldığı kararları her yıl rapor halinde İnsan Hakları Konsey’ine sunmakta böylelikle tüm devletlerin ve halklarının haberdar olmasını sağlamaktadır. Kendi ülkesinde kendi kurumlarının insan hakları ihlallerini engellemeyen/sessiz kalan bir ülkenin Birleşmiş Milletlerin saygın bir üyesi olma hüviyetini kaybedeceği “temel insan haklarına saygı konusunda sorunlu ülke” konumuna düşeceği ve bunun da uluslar arası alanda bir çok doğrudan veya dolaylı aleyhte etkisinin olacağı ise izahtan varestedir.
Bu nedenlerle başvurucunun şahsi mağduriyetinin giderilmesi ve ileride benzer ihlallerin yaşanmaması yönünde ilgili Türk Hükümetine uluslararası ve yasal bir baskı teşkil edeceğinden bu yolun etkili ve faydalı olduğu düşünülmelidir.
(*)İnsan Haklarının Korunmasında İlk Konusal Özel Denetim Yöntemi:Kayıplar Çalışma Grubu-makale s.2.Prof.Dr.Mesut Gülmez. http://www.todaie.edu.tr/resimler/ekler/05eb565f0734dac_ek.pdf?dergi=Insan%20Haklari%20Yilligi
(**) age.s.7