Skip to content Skip to footer

AİHM’den Tarihi Hüküm: 2420 Kişilik “ByLock” Davasında Büyük İhlal Dalgası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’yi yakından ilgilendiren, müteakip üç başvuru grubundan oluşan (Bozyokuş ve diğerleri, Karslı ve diğerleri, Seyhan ve diğerleri) davada beklenen kararını 16 Aralıkta açıkladı. Bu karar, Türkiye’nin yargı pratiği açısından bir dönüm noktası niteliğinde olup, Mahkeme’nin “Yüksel Yalçınkaya c. Türkiye” Büyük Daire kararında ortaya koyduğu temel ilkeleri pekiştirdi ve kapsamını genişletti.

Mahkeme, toplam 2420 Türk vatandaşının yaptığı başvurularda, başvurucuların “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan mahkûm edilmelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özellikle 7. maddesi (Kanunsuz Ceza Olmaz) ve/veya 6. maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) olmak üzere, temel hükümlerini ihlal ettiğine hükmetti.

İhlal Verilen Başvuru Sayısı Açısından Eşi Benzeri Görülmemiş Bir Karar

Bu kararı tarihi kılan en çarpıcı unsur, Mahkeme’nin tek bir hükümle 2420 kişi hakkında ihlal tespiti yapmasıdır. AİHM tarihindeki emsal kararlara bakıldığında, tek bir olay veya başvuru grubuna ilişkin bu denli yüksek sayıda başvuru için aynı anda ihlal kararı verilmesi, neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.

  • Büyük Daire Kararlarına Kıyasla: Yalçınkaya kararı, Mahkeme’nin Büyük Daire’sinin ilk kez ByLock kullanımına dayalı mahkûmiyetleri ele aldığı ve sadece tek bir başvurucu (Yüksel Yalçınkaya) hakkında ihlal kararı verdiği bir karardı. Bugünkü karar ise, aynı ilkesel sorunun binlerce mağduru için derhal adalet yolunu açmıştır.
  • Diğer Kitlesel İhlallere Kıyasla: Mahkeme zaman zaman yapısal sorunlara dair pilot kararlar verse de, bu kadar büyük bir sayının tek bir kararla tescillenmesi, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası dönemde uygulanan yargı pratiğinin kitlesel bir insan hakları ihlali yarattığını uluslararası düzeyde çok güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Bu sayı, söz konusu yargılama kusurunun bireysel bir hata değil, yaygın ve sistematik bir sorun olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

ByLock’un “Tek Başına Delil” Olma İmtihanı

Kararın temelini, başvurucuların ByLock şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle Gülen cemaati bağlantısı kurularak mahkûm edilmeleri oluşturuyor. Başvurucular, Yalçınkaya davasında olduğu gibi, bu uygulamanın sadece “terör örgütü üyelerine mahsus bir iletişim aracı” olarak kabul edilmesinin, hukukun öngörülebilirlik ilkesini (AİHS 7. madde) ihlal ettiğini savundular.

AİHM, beklendiği üzere, Yüksek Mahkeme’nin ByLock kullanımını tek başına veya belirleyici delil olarak kabul eden yorumunun, ilgili ceza hükümlerinin genişletici ve keyfi bir şekilde yorumlanmasına yol açtığını tespit etti. Mahkeme, kanunların açık, erişilebilir ve öngörülebilir olması gerektiği ilkesini bir kez daha hatırlatarak, sadece bir uygulamayı kullanmanın, ilgili ceza hükmünün kapsamına makul bir şekilde dâhil edilemeyeceğini yineledi.

Adil Yargılanma Hakkı’nın Büyük Açığı

Ayrıca, 2420 kişinin adil yargılanma hakkına (AİHS 6. madde) yönelik iddiaları da Mahkemece haklı bulundu. Başvurucular, mahkûmiyetlerine dayanak teşkil eden ByLock verilerinin niteliği, elde ediliş biçimi ve içeriği konusunda etkili bir şekilde itiraz etme ve karşı delil sunma imkânından mahrum bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdi.

Bu kitlesel ihlal kararı, adil yargılanma sürecindeki temel güvencelerin bu davalarda büyük ölçüde göz ardı edildiğini tescil etmektedir. Delillerin sorgulanabilirliği ve silahların eşitliği ilkesi, 2420 kişinin yargılandığı süreçte ciddi yaralar almıştır.

Türkiye İçin Zorunlu Bir Muhasebe

Bugünkü karar, Türkiye’nin iç hukuk sistemine güçlü ve acil bir sinyal göndermektedir. Yüksek yargı organlarının, Yalçınkaya kararıyla başlayan ve bu kararla 2420 kişinin mağduriyetini tescil eden AİHM içtihadına uygun hareket etmesi, anayasal bir zorunluluktur.

Bu denli büyük bir ihlal sayısının tescil edilmesi, sadece bireysel başvurucuların yeniden yargılanma hakkını değil, aynı zamanda ByLock iddialarıyla yargılanmış ve mahkûm edilmiş on binlerce kişinin durumunun gözden geçirilmesini de zorunlu kılmaktadır.

AİHM, bu kararıyla bir kez daha, öngörülebilirlik, kanunilik ve adil yargılanma ilkelerinin, en hassas terörle mücadele davalarında dahi pazarlık konusu yapılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye, bu tarihi ve kitlesel hükmün ardından, yargı pratiğinde köklü bir muhasebeye girmek ve AİHS yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmek zorundadır.

 

Tam karar metinleri için.

Bozyokuş ve diğerleri.

Karslı ve diğerleri

Seyhan ve diğerleri