Skip to content Skip to footer

HÂKİM VE SAVCILARIN MESLEKTEN ÇIKARILMALARINA İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİNDEN BİR BAKIŞ ( BÖLÜM I )

Tasfiyenin Perde Arkası ve Uluslararası Yankıları

Dr. Ufuk Yeşilin kaleme aldığı yazıda sürece dair merak edilen birçok sorunun cevabını bulacaksınız. Hakim ve savcıların ihraç edilmesi öncesi ve sonrasında yaşananlar insan hakları açısından incelenmesi, uluslararası tepkiler ve sürecin perde arkası. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, Türkiye yargı sisteminde tarihin en büyük tasfiyelerinden biri yaşandı. (Eski) HSYK, bir gecede binlerce hâkim ve savcıyı 667 sayılı KHK’ye dayanarak meslekten ihraç etti. Peki, bu süreç hukuki bir zorunluluktan mı kaynaklandı, yoksa darbe girişimi, daha önceden planlanan bir tasfiye için “tam bir lütuf” mu oldu?

15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün ardından (eski) Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesine dayanarak 4286 hâkim ve Cumhuriyet savcısını meslekten çıkarmıştır. Ayrıca, bu kararın bir sonucu olarak yargı mensuplarının bir daha kamu hizmetinde istihdamları yasaklanmış, hususi damgalı pasaportları ve silah ruhsatları da iptal edilmiştir ancak, ihraç kararları yurtiçi ve yurtdışında çok ciddi eleştirilere neden olmuş ve cevaplandırılması gereken birçok soruyu da beraberinde getirmiştir zira bu sayıda yargı mensubu bir gecede silahlı terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suçlamayla açığa alınabildiğine göre acaba HSYK bu kişilerle ilgili 15 Temmuz’a kadar neden bir işlem yapmamış ve bu kişilerin yargılama faaliyetinde bulunmasına müsaade etmiştir?  Ayrıca, 15 Temmuz öncesinde yargı mensupları hakkında adli ve idari soruşturma yapma isteği bilinen bir gerçektir. Zira darbe teşebbüsünden bir ay önce 14/06/2016 tarihinde, o dönem HSYK 3. Dairesi üyesi olan Turgay Ateş yaptığı bir açıklamada “mevzuat yetersizliğinden” yakınmış, içindeki malum yapı temizlenmeden yargının düştüğü yerden kalkamayacağını ve bu amacı gerçekleştirmek için HSYK’nın elinde çeşitli argümanlar bulunduğunu ancak mevzuat çerçevesinde bu sürecin uzadığını söylemiştir. Benzer şekilde, HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz 22/09/2016 tarihli açıklamasında; “biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyordu… O gün, darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türk Ceza Kanunu’nun örgüt üyeliği suçunu düzenleyen 314. maddesi gereği soruşturma açtı”, 12/10/2016 tarihli açıklamasında; “bunlar örgüt ama ne örgütü dendiğinde hizmet örgütü deniyordu, MGK terör örgütü kapsamına alsa da, Avrupa’dan da aynı sesler geliyordu, bize idari tasarrufla terör örgütü yaratamazsınız denildi. 15 Temmuz gecesi, bu örgütün silahlı terör örgütü olduğu konusunda kimsenin kafasında kuşku kalmadı” ve 23/09/2016 tarihli açıklamasında da; “açığa alma kararı ihraç değildi. Ancak daha sonra 667 sayılı KHK’de terör örgütleri ile iltisaklı hâkim-savcıların HSYK’ca memuriyetten ihraç edilecekleri düzenlediği için biz de ihraç kararlarını verdik. Bu KHK daha önce yoktu ki hepsini birden ihraç edelim. İhraç kararlarımız KHK’ya dayandı. KHK çıkmasaydı, elimizdeki disiplin soruşturmasına devam edecektik” demiştir. Yine, o dönem AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Mustafa Şentop 15/10/2014 tarihinde yaptığı açıklamada; “aşağı yukarı dört bin civarında hakim savcının bir çekirdek yapı olarak, paralel yapıyla ilgili olduğu iddia edilen kişilere destek verdiğini bu seçimde görüyoruz. Demek ki dört bin civarında hakim ve savcının böyle bir bağlantısı irtibatı var. Yargı’da bir yerden talimat geldiğinde blok halinde oy veren, blok halinde görüş bildiren, blok halinde elini kaldıran insanların olmaması lazım. Bence bunlarla ilgili yer değiştirme, kınama gibi cezalar değil, bunların hakimlik mesleğine yakışan bir tutum içinde olup olmadığı da sorgulanmalıdır. Bu mesleği, mesleğin gereklerine göre yapamayacak durumda olanlar varsa, bu da tabii somut delillerle olur, mesleği bırakmalıdır ya da mesleği bırakmaları sağlanmalıdır” demiştir. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yargı mensupları hakkında idari ve yargısal tasarrufta bulunabilmek için elde delil olmadığından 20/07/2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile birlikte çıkarılan KHK’ler HSYK’nın imdadına “tam bir lütuf” olarak yetişmiş, önündeki mevzuat engeli darbe girişimi ve OHAL sayesinde aşılmış, hâkim-savcıların ihracı için aranan gerekçe ve kamuoyu desteği darbe teşebbüsüyle bulunmuş ve bu suretle hukuka aykırı uygulamalara tevessül edilmiştir. Ancak 15 Temmuz sonrası uygulamaları nedeniyle, Avrupa Birliği ülkelerinde yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve yargının bağımsızlığı için çalışan kurum ve kurulları çatısı altında toplayan Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ), HSYK’nın gözlemci statüsünü askıya almış, bu uygulamalar Avrupa Birliğinin 2016 yılı Türkiye raporunda sert şekilde eleştirilmiş ve Uluslararası Yargıçlar Birliği de yaptığı açıklamada; Türkiye’de hukukun üstünlüğünün sonuna gelindiğini, HSYK’nın tamamıyla hükümetin hâkimiyetinde olduğunu, darbe girişiminden sonra hâkimlerin yüzde 24,4’ünün, savcıların de yüzde 24,3’ünün ihraç edildiğini ve çoğunun tutuklu olduğunu belirterek, bu durumdaki bir yargının bağımsız olarak tanımlanamayacağını ifade etmiştir.

Saatler İçinde Yargı Tasfiyesi: 2.745 Hâkim ve Savcının Fişleme Listeleriyle Açığa Alınması

Her şey, 16 Temmuz sabahı 2.745 yargı mensubunun açığa alınmasıyla başladı. Bu karar, daha sonraki tüm ihraçların ve tutuklamaların temelini oluşturdu. Ancak bu kadar kapsamlı bir işlemin, soruşturma izninin alınması, müfettiş atanması, rapor hazırlanması ve 669 sayfalık kararın yazılması gibi adımların birkaç saat içinde tamamlanması mümkün müydü?

16/7/2016 tarihinde 2745 yargı mensubu HSYK tarafından açığa alınmış olup, bu karar hâkim ve savcıların meslekten çıkarıldıkları 24/8/2016 tarihli karara ve bu kişilerle ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalara esas teşkil etmiştir. Önemine binaen, meslekten çıkarma kararıyla ilgili değerlendirmelere geçmeden önce açığa alma kararına değinilmesinde fayda olduğu düşünülmektedir. Açığa alma kararı OHAL ilan edilmeden önce alınmış olup, böyle bir kararın alınabilmesi açığa alınan 2745 hâkim ve savcı hakkında yapılan bir inceleme ve soruşturmanın varlığına bağlıdır. Ancak, yargı mensupları hakkındaki soruşturma daha önceden değil, darbe teşebbüsünün devam ettiği 16/7/2016 tarihinde başlatılmıştır. Karar bu yönüyle eleştiriye açık olsa da, yargı mensupları hakkında başlatılan soruşturma bu kişilerin mesleki statüleri ve sahip oldukları haklar gözetilerek 2802 ve 6087 sayılı Kanunlara uygun şekilde başlatılmış, ancak bu soruşturma sonuçlandırılmadan hâkim ve savcılar OHAL KHK’sine istinaden ihraç edilmişlerdir. Acaba, neden 16/7/2016 tarihinde usulüne uygun olarak başlatılan, gerekli inceleme ve izinlerin alındığı soruşturmaya devam edilmemiş ve OHAL KHK’sine dayanılarak işlem yapılmıştır? Bu sorunun cevabı çok basit ve nettir; yargı mensupları hakkında idari ve yargısal tasarrufta bulunabilmek için elde delil bulunmadığından ve başlatılan soruşturmayla istenilen neticenin alınamayacağı bilindiğinden, OHAL KHK’sinin verdiği olağanüstü yetkiye dayanılarak bu karar alınmıştır. Kararla ilgili üzerinde durulması gereken diğer husus, 669 sayfalık kararın ne zaman yazıldığı, yani 16/7/2016 tarihinde var olup olmadığı, görevlendirilen müfettişin hangi inceleme ve araştırmaya dayanarak 2745 hâkim ve savcının açığa alınmasını teklif ettiği ve bu kadar kapsamlı işlemlerin bir kaç saat içinde nasıl bitirilebildiğidir? Karardan; HSYK 3. Dairesinin, 16/7/2016 günü 2745 hâkim ve savcı hakkında soruşturma izni talep ettiği, – Aynı gün Kurul Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı’nın bu teklife “olur” verdiği, – Aynı gün HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığınca bir başmüfettişin görevlendirildiği, – Görevlendirilen başmüfettişin ön rapor hazırladığı ve ekleri ile birlikte aynı gün HSYK 2. Dairesine sunduğu, – Aynı gün HSYK 2. Dairesi tarafından 2745 hâkim savcı hakkında görevden uzaklaştırma kararı verildiği ve 669 sayfalık kararın yazıldığı anlaşılmaktadır. Kararda bu hususlara yer verilse de, normal şartlarda aylarca sürmesi beklenen işlemlerin nasıl olup da birkaç saat içinde bitirilebildiğine yer verilmemiştir. Ayrıca, yargı mensuplarıyla ilgili bu kadar kapsamlı ve ağır sonuç doğuran bu kararın aynı günde verilebilmesi mantığa, hayatın olağan akışına ve hukuka aykırıdır. Zira idari işlemin gerekçesi, tesisi sırasında var olmalıdır. Alınış tarzı ve kararda yer verilen hususlar dikkate alındığında, yargı mensuplarının yürütülen bir soruşturmayla değil, HSYK’nın üç yıldır üzerinde çalıştığı fişleme listeleriyle açığa alındıkları anlaşılmaktadır. Açığa alma kararı birçok yargı mensubu tarafından talep edilmesine rağmen hiçbirine verilmemiş ve birçoğu bu karara karşı iç hukuk yolu bulunmadığından AİHM’e başvurmuştur Karar, hâkim ve savcıların tutuklanmalarında ana suçlayıcı delil kabul edilmiş ve bu husus bizzat soruşturma ve kovuşturma mercileri tarafından da ifade edilmiştir. Ancak, soruşturma dosyaları incelendiğinde, bu karar ne tutuklama kararlarının yoğunlukla verildiği 2016 yılı temmuz ve ağustos aylarında, ne de şimdi hiçbir dosyada bulunmamaktadır. Kararda, örgütün faaliyetleri ve işlediği iddia edilen suçlara, yargı yapılanması ve eylemlerine ve HSYK tarafından yürütülen soruşturmalara değinilmiş, ancak çok az kişi hakkında bireyselleştirme yapılmış ve büyük çoğunluğuyla ilgili somut olgu, durum ve vaka temelli bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Başka bir ifadeyle, yaptırıma muhatap olanların adı sadece kararda yer alan listelerdeki bir isimden ibaret kalmıştır. Bu yönüyle karar adeta “ilgilinin öncelikle açığa alınması ve sonrasında gerekçenin oluşturulması” mantığıyla yazılmıştır. Kararın “…FETÖ mensubu olup, itirafçı yahut gizili tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulan bazı hâkim ve savcıların beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda.. .” alındığı belirtilmiş olup bu ifadeden de anlaşılacağı üzere, karar, alınmasından aylar sonra ortaya çıkan ve büyük kısmı tartışmalı olan delillere dayandırılmıştır Yani, karar tarihinde bulunmayan deliller varmış gibi işlem tesis edilmiş ve bu suretle gerekçe güçlü gösterilmeye çalışılmıştır. Gerekçeli kararın daha sonra yazılabileceği kabul edilse bile, karardan sonra meydana gelen olayların ve elde edilen delilerin açığa alma tedbirine dayanak yapılması mümkün değildir ve böyle bir yönteme başvurulması karar tarihi itibariyle elde delil bulunmadığını ve daha sonra ortaya çıkan hususlarla kararın gerekçelendirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Kararda; “…bu kapsamda; şikayete konu 2011/762 sayılı soruşturma dosyasında birleştirilen 2010/1074 sayılı soruşturma evrakında şüpheli …hakkında bazı internet sitelerinde yer alan güncel haber niteliğindeki bilgiler ile kolluk arşiv kayıtlarının sorgulanması suretiyle hazırlanan, herhangi bir ön araştırmaya tabi tutulmamış ancak bir istihbarat çalışmasının ürünü olarak kabul edilebilecek genel değerlendirmelerden hareketle,..” denilerek, soruşturmada istihbari verilerinin kullanılması eleştirilirken ve bizatihi bu husus soruşturmaya konu yapılırken, kararının 627. sayfasında “…yapılan istihbari çalışma sonuçları birlikte değerlendirildiğinde” denilmek suretiyle hakim ve savcılar hakkındaki istihbari çalışma yapıldığı ve bu çalışma neticesinde elde edilen verilerin açığa alma kararında kullanıldığı itiraf edilmiştir. Ancak AYM, Yargıtay, Danıştay ve özellikle de AİHM içtihatları gereğince istihbari bilgi ve belgelerin adli ve idari soruşturmalarda delil olarak kullanılması mümkün değildir ve kullanılması adil yargılanma hakkının ihlaline neden olur. Ayrıca, hiçbir mevzuat hükmü HSYK’ya istihbarat toplama yetkisi de vermemiştir. Bu nedenle, istihbari ve fişleme bilgilerine dayanılarak verilen meslekten çıkarma kararı hukuksuzdur ve karara dayanak yapılan bilgiler kararı en başından sakat hale getirmiştir. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; 1. 669 sayfadan oluşan kararın 16/7/2016 tarihinde yazıldığı ileri sürülse de, bu husus hayatın olağan akışına aykırıdır. 2. Kararın verildiği tarihten sonraki gelişmelere ve olaylara yer verilerek kararın yazımında hukuksuzluk yapılmıştır. 3. Kararın ilgililere neden verilmediği ve soruşturma dosyalarına niçin eklenmediği izah edilmemiştir. 4. Karar içeriğinde toplamda 200’e yakın hâkim ve savcıya yönelik isnatta bulunulmasına rağmen, 2745 hâkim ve savcının ismine listede yer verilmiştir. 5. Kararda, bazı hâkim ve savcıların kararlarını gerekçelendirmemeleri ve kişiselleştirme yapmamaları eleştirilirken, 2500’den fazla hâkim ve savcı hakkında da hiçbir kişiselleştirme ve gerekçelendirme yapılmamıştır. 6.Karar alınırken her bir hâkim ve savcıya bir dakika ayrılmış olsa dahi görüşmenin en az 45 saat sürmesi gerekirken, fişleme listeleri dikkate aldığından görüşme birkaç saatte bitirilmiştir.

 

 

Yazının tam metnini indirmek için tıklayınız: HÂKİM_VE_SAVCILARIN_MESLEKTEN_ÇIKARILMALARINA_İNSAN_HAKLARI_PERSPEKTİFİNDEN_BİR_BAKIŞ