Skip to content Skip to footer

İrtibat, İltisak ve Öngörülebilirlik: AİHM’in Shevchuk/Ukrayna Kararı ve KHK İhraçlarıyla İlgili Yönelttiği Sorular Ne Anlama Geliyor? (Dr. Ufuk YEŞİL)

Giriş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 25 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Shevchuk v. Ukrayna (Başvuru no. 474/21) kararında,[1] kamu görevinden çıkarma işlemlerinde “hukuki belirlilik”, “öngörülebilirlik” ve “gerekçelendirme yükümlülüğü” ile ilgili çok önemli bir karar vermiştir. Ukrayna Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Stanislav Shevchuk’un hakimlik mesleğinden ihraç edilmesini Sözleşme’nin 6 ve 8. maddesi kapsamında inceleyen Mahkeme, idari tasarruflarda soyut anayasal/yasal metinlerin arkasına sığınarak yapılan ihraçların neden “hukukilik” standardını karşılayamayacağını ortaya koymuştur.

Bu önemli kararla birlikte AİHM, 23 Haziran 2026 tarihinde Türkiye’deki OHAL KHK ihraçlarına ilişkin çok önemli bir adımı daha atmıştır. Mehmet Candar v. Türkiye (Başvuru No: 31947/25) ve diğer 22 başvuruyu (toplam 23 başvuru) birleştirerek Türk Hükümeti’ne tebliğ eden Mahkeme, OHAL sürecindeki ihraç mekanizmalarını Sözleşme’nin 6, 8 ve 11. maddeleri kapsamında çok ayrıntılı sorularla mercek altına almıştır. Bu yazı, da AİHM’in Ukrayna kararı ve OHAL KHK’larıyla ilgili Türkiye’ye yönelttiği sorular birlikte ele alınmış ve KHK ihraçlarıyla ilgili AİHM’in nasıl bir karar verebileceği değerlendirilmiştir.

  1. Başvuruya Konu Olay

Stanislav Shevchuk, 2014 yılında Ukrayna Parlamentosu tarafından dokuz yıllık bir süre için Anayasa Mahkemesi yargıcı olarak seçilmiş ve Şubat 2018’de de bu mahkemenin başkanlığına getirilmiştir. Mart 2019’da mahkemedeki üç yargıç, Shevchuk’u hedef alan 32 sayfalık bir muhtıra hazırlayarak diğer tüm yargıçlara dağıtmıştır. Muhtırada Shevchuk’un yetkilerini sistematik biçimde aştığı, mahkemeyi siyasallaştırdığı, personel üzerinde hukuka aykırı baskı kurduğu, hukuki prosedürleri görmezden geldiği ve usulsüz ücretsiz danışman kadroları oluşturduğu ileri sürülmüştür. Muhtıranın içeriği aynı gün ülkenin önde gelen gazetelerinden birinde kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Nisan 2019’da Etik ve Davranış Kuralları Daimi Komisyonu bu iddiaları incelemeye almıştır. Komisyon, söz konusu iddiaları dile getiren yargıçların da oy kullandığı bir oturumda ihraç yönünde rapor hazırlamıştır. Komisyon raporunda dört konu ele alınmıştır; usulsüz danışman atamaları, Shevchuk’un seçim kampanyası sürecinde verdiği ve anayasayı hatalı yorumladığı değerlendirilen bir gazete röportajı, muhalefet görüşleri tamamlanmadan yayımlanan mahkeme kararları ve bir yargıcın işlerine hukuka aykırı biçimde müdahale ettiği iddiası. 14 Mayıs 2019’da toplanan Özel Genel Kurul’da on iki yargıcın gizli oyuyla Shevchuk’un hakimlik görevine son verilmiştir. Shevchuk oturuma davet edildiği ancak katılmadığı kabul edilmiştir.

Shevchuk bu karara karşı idare mahkemesinde dava açmış ve ilk derece mahkemesi 2019’da lehine karar vererek göreve iadesine hükmetmiştir. Ancak bu kararın hemen ardından Ukrayna Anayasa Mahkemesi, kendi kararlarının hiçbir şekilde itiraz konusu yapılamayacağına dair bir karar almıştır. Bu kararı dikakte alan üst mahkemeler ilk derece mahkemesinin iade kararını bozmuş ve Shevchuk’un talebini incelemeyi reddetmiştir. İç hukuk yollarının bu şekilde kapanması üzerine Shevchuk, 28 Aralık 2020’de AİHM’e başvurmuştur.

  1. Başvurucunun İddiaları

Shevchuk, ihraç sürecine karşı iki temel şikayetini AİHM’e iletmiştir. Madde 6 kapsamında; aleyhine iddiaları dile getiren yargıçların aynı zamanda komisyonda görev yapması ve genel kurulda oy kullanması nedeniyle disiplin sürecinin tarafsız bir mahkeme önünde yürütülmediğini ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra hakkında başlatılan sürecin usul kurallarına aykırı olduğunu, kendisine iddiaların önceden bildirilmediğini, yeterli savunma süresi tanınmadığını ve Özel Genel Kurul oturumundan önceden haberdar edilmediğini savunmuştur. Ulusal mahkemelerinin ihraç kararını incelemeyi reddetmesinin ise mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırdığını öne sürmüştür.

Madde 8 kapsamında ise ihraç sürecinin hukuki dayanağının açık ve öngörülebilir olmadığını, eylemlerin hangi kriterlere dayanarak disiplin suçu sayıldığının hiçbir zaman açıklanmadığını ve tüm iddiaların idari göreviyle ilgili olmasına karşın yargıçlık meslekğinden çıkarıldığını belirtmiştir.

  1. Madde 6 (Adil Yargılanma Hakkı) Kapsamında İhlal Gerekçeleri
  2. Madde 6’nın Uygulanabilirliği

Mahkeme öncelikle Madde 6’nın bu davada uygulanıp uygulanamayacağını incelemiştir. Ukrayna Hükümeti, anayasa yargıçlarının devlet adına egemenlik yetkisi kullandığını ve bu nedenle Madde 6’nın uygulanamayacağını savunmuştur. Mahkeme ise Vilho Eskelinen testini uygulayarak bu itirazı reddetmiştir. Bu teste göre Madde 6 güvencelerinden yoksun bırakma ancak iki koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde mümkündür; ulusal hukukun söz konusu tasarruf için mahkemeye erişimyolunu kaaptması ve  bu kapatmanın devlet yararına objektif gerekçelere dayanması. AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin bizzat bir mahkeme sıfatıyla Shevchuk’un davasını incelediğini ve karar verdiğini tespit eederk, testin birinci koşulu karşılanmadığından, madde 6’nın uygulanabilir olduğu kabul edilmiştir.

  1. Tarafsızlık İhlali

Mahkeme, Madde 6’dan ihlal verirken tarafsızlığı iki açıdan incelemiştir; öznel tarafsızlık, yani yargıcın kişisel önyargısı; nesnel tarafsızlık ise mahkemenin yapısal güvenceler bakımından tarafsız görünüp görünmediğidir. Mahkeme esas olarak nesnel tarafsızlık testini uygulamıştır.

Yargıç Sa. ve Yargıç Sl., Shevchuk aleyhindeki temel iddiaları dile getiren ve bu iddiaları kamuoyuyla paylaşan kişilerdir. Aynı yargıçlar hem Komisyon’da rapora oy vermiş hem de genel kurulda ihraç kararına oy kullanmıştır. Mahkeme bu durumun nesnel tarafsızlık testine göre meşru şüphe doğurduğunu belirtmiştir.

AİHM iki husus daha bu değerlendirmeye eklemiştir. Birincisi, Anayasa Mahkemesi söz konusu yargıçların katılımına ilişkin Shevchuk’un itirazlarını hiçbir biçimde ele almamıştır. İkincisi, o dönemde bu tür disiplin süreçlerinde yargıcın reddi usulünü düzenleyen herhangi bir kural mevcut değildir. Mahkeme, Ukrayna Anayasa Mahkemesi’nin on sekiz yargıçtan oluştuğuna dikkat çekmiş ve söz konusu iki yargıç olmasaydı bile gerekli üçte iki çoğunluğun sağlanıp sağlanamayacağının sorgulanmadığını vurgulamıştır.

  1. Diğer Madde 6 Şikayetleri

AİHM, mahkemeye erişim şikayetini kabul edilemez bulmuştur. AİHM’e göre, Anayasa Mahkemesi, Shevchuk’un davasını incelemiş ve karar vermiştir. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkı fiilen kullanılmıştır ve madde 6 devletlere ikinci bir itiraz yolu sunma yükümlülüğü yüklememektedir. Mahkeme, tarafsızlık ihlalini tespit ettiketn sonra diğer usul şikayetlerini incelemeye gerek görmemiştir.

  1. Madde 8 (Özel Hayata Saygı) Kapsamında İhlal Gerekçeleri

AİHM, bu başvuruda idari istikrar veya ulusal çıkar gibi meşru amaç argümanlarını ya da müdahelenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını tartışmaya gerek dahi görmemiştir. Çünkü Ukrayna makamlarının ihraç tasarrufu, hukukun en temel ilkesi olan “kanunilik/hukukilik” testinde sınıfta kalmıştır. AİHM, ihraç kararının arkasındaki yapısal kusurları ve keyfiliği şu şekilde gerekçelendirmiştir:

  1. İstihdam İlişkisinin Özel Hayata Etkisi

Ukrayna Hükümeti, uyuşmazlığın kamusal bir makamın işleyişi ve idari yetki sınırlarıyla ilgili olduğunu, bu nedenle bireyin özel hayatına yönelik bir ihlal doğurmayacağını iddia etmiştir. AİHM, Denisov v. Ukrayna[2] içtihadında geliştirdiği ilkeleri uygulayarak bu tezi reddetmiştir. Mahkeme, istihdam uyuşmazlıklarının özel hayatla iki şekilde ilişkili olabileceğini söylemiştir;  ya tedbirin uygulanma gerekçeleri doğrudan özel hayatla ilişkilidir ya da tedbirin sonuçları özel hayatı ağır biçimde etkilemiştir.

Mahkeme bu davada ikinci yolu tercih etmiş ve önemli bir ayrıma vurgu yapmıştır; başvurucu, sadece geçici ve idari bir unvan olan “Mahkeme Başkanlığı”ndan değil, kalıcı statüsü olan “Hakimlik mesleğinden” çıkarılmıştır. Bu ağır tedbirin başvurucunun itibarını, mesleki çevreyle ilişkilerini ve sosyal ilişkilerini ağır ve geri dönülemez biçimde tahrip ettiği ve onu ciddi maddi kayıplara maruz bıraktığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, müdahalenin doğrudan Sözleşme’nin 8. maddesinin koruması altındaki “özel hayat” sınırını ve etki eşiğini aştığı tescillenmiştir (§ § 111-112).

  1. “Kanunilik” İlkesinin Özü ve Öngörülebilirlik Kriteri

AİHM, “kanunla öngörülmüş olma” şartının, ulusal hukukta sadece şekli/metni olan bir mevzuatın varlığıyla karşılanamayacağını önemle vurgulamıştır. Kanunilik, normun biçimsel varlığından ziyade “hukukun kalitesi” ile ilgilidir. Bir devlet müdahalesinin hukuka uygun sayılabilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir; ulusal hukukta bir dayanak bulunmalı, söz konusu düzenleme ilgili kişilerin erişebileceği nitelikte olmalı ve en önemlisi öngörülebilir olmalıdır.

AİHM’e göre bir kuralın Sözleşme anlamında gerçek bir “kanun” sayılabilmesi için, vatandaşların davranışlarını yönlendirebileceği açıklıkta (belirlilik) ve bir eylemin gelecekte hangi somut ve ağır yaptırımlara yol açacağını makul bir kesinlikle tahmin edebileceği netlikte (öngörülebilirlik) olması şarttır. Mahkeme ayrıca bu kesinlik düzeyinin tamamen mutlak olması gerekmediğini kabul etmekle birlikte, hangi davranışın hangi yaptırımı doğuracağının ana hatlarıyla anlaşılabilir olmasını zorunlu görmektedir. Sınırları belirsiz, ucu açık ve keyfi yorumlara müsait metinler “kanun kalitesi” taşımamaktadır (§ 120).

  1. Kanundaki İfadelerin Tekrarıyla Yetinilmesi

Mahkeme, ihraç kararının ulusal hukukta biçimsel bir dayanağının bulunduğunu kabul etmiş, ancak başvurucunun, Ukrayna Anayasası’nda yer alan “önemli bir disiplin suçu veya görevin ağır ya da sistematik biçimde ihmal edilmesi” şeklindeki genel ve soyut ifadenin kelimesi kelimesine kopyalanmasıyla görevden uzaklaştırıldığını söylemiştir.

Karara ilişkin en sert eleştirilerinden biri, Ukrayna makamlarının karar alma yöntemine ilşikin olmuştur. Zira, ihraç kararında başvurucunun hangi eylemlerinin “önemli” görüldüğüne, hangi somut davranışlarının “ağır” veya “sistematik” bir ihmal oluşturduğuna dair hiçbir alt kriter, hukuki tanım veya somutlaştırma yer almamıştır. AİHM, anayasal bir kuralın somut olayla irtibatı kurulmadan, olayın hukuki değerlendirilmesi yapılmadan, soyut ve şablonik ifadeleri karara yapıştırıp altına isim yazılmasının hukuki belirlilik ilkesini yok ettiğini ve bunun genel bir atıftan ibaret kalıp gerekçe yerine geçemeyeceğini söylemiştir (§ § 121-122).

  1. Yetki Sapması, Araç ve Amaç Arasındaki Kopukluk

AİHM, kararın 123. paragrafında ihraç işlemindeki mantık hatasını ve hukuki çelişkiyi net bir ortaya koymuştur. Mahkeme’ye göre, başvurucuya yöneltilen iddialar, onun “Hakimlik” sıfatıyla değil, tamamen “Mahkeme Başkanlığı” görevi kapsamında yürüttüğü idari ve organizasyonel faaliyetlerine ilişkindir. Mahkeme, idari görevdeki düzensizlikleri ele almak veya krizleri çözmek amacıyla, neden doğrudan bir yargıcı meslekten çıkaran en ağır tedbirin seçildiğinin hukuken açıklanamadığını ve gerekçelendirilemediğini belirtmiştir.

AİHM, kararın 124 ve 125. paragraflarında ihraç işleminin arka planındaki asıl amacı ve niyeti deşifre etmiştir; Ukrayna mevzuatına göre bir mahkeme başkanını görevden almanın tek yolu kendi rızasıyla istifa etmesidir. Shevchuk istifa etmeyince, diğer yargıçlar idari krizi çözebilmek adına yargıçlık makamına özgü disiplin sürecini bir alternatif araç olarak suiistimal etmişlerdir. Mahkeme, yasal araçlar ile ulaşılmak istenen amaç arasındaki bu kopukluğu, yetki sapmasını ve kuralların zorlama/öngörülemez yorumunu doğrudan “hukuka aykırılık” olarak nitelendirmiş ve 8. maddenin ihlaline oybirliğiyle karar vermiştir.

  1. Mehmet Candar ve Diğerleri/Türkiye Davasında Hükümete Yöneltilen Sorular

AİHM, Türkiye’deki OHAL ihraçlarına ilişkin yaptığı toplu incelemede, Shevchuk v. Ukrayna kararındaki temel ilkeleri daha ileriye taşıyacak mahiyette soru listesi hazırlamış ve Türk Hükümeti’nden şu hususları gerekçeleriyle açıklamasını istemiştir.

  1. Sözleşme’nin 8. Maddesi (Özel Hayata ve Haberleşmeye Saygı Hakkı) Kapsamındaki Sorular:

Hukuki Belirlilik ve Öngörülebilirlik: Kamu görevlileri için öngörülen “sadakat yükümlülüğü” kavramı, OHAL ilanı öncesindeki dönemde iç hukukta ve idari pratikte nasıl uygulanmakta ve yorumlanmaktaydı? Bu bağlamda, OHAL KHK’ları ile mevzuata dahil edilen “irtibat” ve “iltisak” gibi muğlak kavramlar temelinde tesis edilen ihraç işlemleri, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında yeterli hukuki “öngörülebilirlik” kriterini karşılamakta mıdır? İhraç tasarrufunun öngörülebilirliği denetlenirken, ilgili personelin kamu hiyerarşisindeki spesifik konumu ve taşıdığı sorumlulukların niteliği, Sözleşme’nin aradığı öngörülebilirlik standardının derecesini ne şekilde etkilemektedir?

Ömür Boyu Hak Mahrumiyeti ve Ölçülülük: Kamu görevinden çıkarılmanın yanı sıra ilgili kişilere yönelik kalıcı bir etki doğuracak şekilde uygulanan “ömür boyu kamu hizmetinden men edilme” yaptırımı, isnat edilen fiillerin ağırlığı ve niteliğiyle orantılı mıdır? Söz konusu radikal tedbirler, Sözleşme’nin 15. maddesinde düzenlenen olağanüstü hallerde hakların askıya alınması rejimi bağlamında “durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde” sıkı bir sınırlama olarak kabul edilebilir mi?

İtibarın Korunması ve Kamusal İlan: İhraç edilen kamu görevlilerinin isimlerinin, kimlik bilgilerinin ve haklarındaki tedbirlerin Resmi Gazete’de veya ilgili idari kurumların (hâkim ve savcılar yönünden HSK) internet sitelerinde alenen listelenmesi, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alan “itibarın korunması hakkını” ve koratif bir unsur olarak masumiyet karinesini ihlal etmiş midir?

Haberleşme Verilerinin Toplanması ve Kanunilik Kalitesi: Başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarını kanıtlamak amacıyla dosyaya sunulan dijital veriler ve iletişim trafikleri, Sözleşme’nin 8 § 1 maddesindeki “özel hayat” veya “haberleşme özgürlüğü” koruması kapsamında mıdır? Bu verilerin ulusal makamlarca derlenmesi, saklanması ve kullanılması haberleşme özgürlüğüne bir müdahale midir? Eğer müdahaleyse, bu işlem 8 § 2 maddesi uyarınca haklı kılınabilir mi? Özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bu verileri elde etme ve işleme usulü Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134 ve 135. maddelerine uygun mudur; bu istihbari toplama süreci “kanunilik” kalitesini taşımakta mıdır? Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile internet servis sağlayıcıları tarafından sunulan telefon ve internet trafik kayıtları (HTS), kanunda öngörülen azami saklama sürelerini aşacak şekilde mi geriye dönük toplanmıştır ve mevzuatta keyfiliğe karşı ne tür etkin koruma mekanizmaları mevcuttur?

  1. Sözleşme’nin 6. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) Kapsamındaki Sorular:

Sonradan Delil Üretme ve Çelişmeli Yargılama: Başvurucuların ihraç edildikleri tarihte kendilerine herhangi bir somut delil veya isnat sunulmadığı, ihraç işlemini denetleyen idare mahkemelerinin ise ihraç tarihinden sonra açılan ceza soruşturmalarında ve kovuşturmalarında (sonradan) toplanan delillere (ByLock, tanık beyanları vb.) dayandığı iddiaları karşısında; geçmişe etkili bu yargılama modeli “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriyle bağdaşmakta mıdır?

Delillere Erişim ve Test Etme Hakkı: Başvuruculara, ihraç kararına gerekçe yapılan ve ceza dosyalarından aktarılan gizli ya da erişimi kısıtlı delilleri etkili bir şekilde çürütme ve test etme fırsatı tanınmış mıdır? İdari mahkemeler ByLock verilerine “belirleyici/mutlak ağırlık” atfederken gerekçelendirme yükümlülüğünü yerine getirmiş midir ve adil yargılanma dengesini gözetmiş midir?

Tanık Sorgulama ve Aleni Duruşma Hakkı: Ceza yargılamalarındaki tanık ifadelerine dayanılarak ihraçları onaylanan başvuruculara, bu ifadelere idari yargıda etkili şekilde itiraz etme, tanıkları idare mahkemesi huzurunda sorgulama veya kendi tanıklarını dinletme hakkı verilmiş midir? İdari yargı makamlarının incelemelerini tamamen dosya (evrak) üzerinden yürütmesi ve duruşma açmaması, uyuşmazlığın niteliği ve davanın taraflar için taşıdığı hayati önem dikkate alındığında, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ihlal etmekte midir?

  1. Ukrayna Kararı ve Hükümete Sorulan Sorular Işığında KHK İhraçlarının Değerlendirilmesi

AİHM’in Shevchuk v. Ukrayna kararında ortaya koyduğu ilkeler ile Candar v. Türkiye davasında Hükümete yönelttiği sorular birlikte değerlendirildiğinde; Türkiye’deki OHAL KHK ihraçlarının hem Sözleşme’nin 8. maddesi hem de 6. maddesi kapsamında çok daha ağır, sistemik ve yapısal ihlallerle malul olduğu ve bu süreçlerden kaçınılmaz olarak çok güçlü ihlal kararları çıkacağı açık bir biçimde anlaşılmaktadır.

  1. Sözleşme’nin 8. Maddesi Açısından Çıkması Muhtemel İhlal Gerekçeleri

Muğlak Kurallarla Öngörülemezlik Sınırı: AİHM, Ukrayna davasında “ağır ve sistematik ihmal” gibi soyut anayasal kavramların alt kriterlerle somutlaştırılmamasını öngörülemezlik temelinde bir ihlal gerekçesi saymıştır. KHK ihraçlarında kullanılan “irtibat ve iltisak” kavramları ise pozitif hukuk normlarında daha önce hiçbir tanımı, sınırı ve muhtevası bulunmayan, kapsamı tamamen idarenin subjektif takdirine bırakılmış muğlak ifadelerdir. AİHM’in Türk Hükümetine yönelttiği soru tam olarak bu hukuki belirlilik krizine parmak basmaktadır. Geçmişte devletin resmi izni, teşviki ve denetimi altında yürütülen rutin ve yasal faaliyetleri (yasal bir bankada hesap açmak, sendikaya üye olmak veya ruhsatlı bir eğitim kurumuna çocuk göndermek) gerçekleştiren kamu görevlilerinin, bu eylemlerin yıllar sonra “iltisak” adı altında kamu görevinden ömür boyu menedilme gibi ağır bir yaptırıma yol açacağını öngörmeleri hukuken imkansızdır. Kişilerin geçmişteki yasal davranışlarını geriye yürürlü birer ihraç kriteri haline getirmek, kanunilik ilkesini temelden sarsmaktadır.

Şablonculuk ve Bireysel Gerekçelendirme Eksikliği: Shevchuk kararında, tek bir yüksek yargıcın ihraç metninde somut olay analizi yapılmaksızın anayasa maddesinin aynen kopyalanması “şablonculuk” olarak nitelendirilmiş ve kanunun kalitesi standardına aykırı bulunmuştur. KHK ihraçlarında ise on binlerce kamu görevlisi, haklarında hiçbir bireysel gerekçe gösterilmeden, isnat edilen fiillerin maddi unsurları ve illiyet bağları tartışılmadan torba listelere eklenerek ihraç edilmiştir. AİHM’in gerekçeli karar ve bireysel somutlaştırma konusundaki katı hassasiyeti, KHK ekli listelerindeki bu toptancı idari tasarruf modelini doğrudan hukuka aykırı kılmaktadır.

Amaç Dışı Araç Kullanımı (Yetki Sapması): Ukrayna kararında idari yönetsel krizleri çözmek amacıyla yargıçlık mesleğine özgü disiplin hukuku enstrümanlarının kullanılmasını bir “araç-amaç kopukluğu” ve yetki sapması olarak mahkum eden AİHM, Türkiye ile ilgili başvruda da benzer bir çelişkiyi sorgulamaktadır. Kamu görevlilerinin mesleki yeterlilikleri veya görev başındaki somut kusurları olağan disiplin hukuku usulleriyle hiçbir zaman muhakeme edilmeden, soyut güvenlik kaygılarıyla en ağır tedbir olan “ömür boyu kamu görevinden çıkarma ve sivil ölüm” seçilmiştir. AİHM’in yerleşik kriterleri uyarınca devlet, seçtiği bu en ağır idari tedbirin, hedeflediği meşru amaç için neden tek ve kaçınılmaz çare olduğunu bireysel düzeyde ispat etmek ve gerekçelendirmek zorundadır. Somut görev ihlali ile illiyet bağı kurulmadan tesis edilen bu toplu ihraçlar, tipik birer “yetki sapması” niteliğindedir.

  1. Sözleşme’nin 6. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) Açısından Çıkacak Yapısal İhlal Potansiyeli:

AİHM’in Hükümete yönelttiği 6. madde soruları, idari ihraç yargılamalarında bir “usul katliamı” yapıldığını tesciller niteliktedir ve bu alandan çıkacak ihlal kararlarının, Ukrayna davasındaki tarafsızlık ihlalinden çok daha yapısal ve kapsamlı olacağını göstermektedir:

Sonradan Delil Üretme: KHK ihraçları esnasında ilgililere hiçbir delil sunulmamış, kişiler neyle suçlandıklarını bilmeden ihraç edilmiştir. İdare mahkemeleri ise ihraç tarihinden aylar, hatta yıllar sonra ceza mahkemelerinde toplanan delilleri gerekçe yaparak işlemi geriye dönük haklı çıkarmaya çalışmıştır. AİHM’in bu konudaki sorusu, “ihraç anında bulunmayan delilin sonradan karara dayanak yapılamayacağı” evrensel kuralına dayanmaktadır ve silahların eşitliği ilkesinin bütünüyle yok edildiğini ortaya koymaktadır.

ByLock ve İnceleme Dışı Bırakılan Dijital Veriler: Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye büyük daire kararına doğrudan atıf yapan AİHM, idari mahkemelerin ByLock verilerinin doğruluğunu, güvenirliğini ve elde ediliş hukukiliğini hiç tartışmadan buna “belirleyici/mutlak ağırlık” atfetmesini doğrudan adil yargılanma hakkına aykırı görmektedir. MİT’in ve BTK’nın yasal süreleri aşan veri toplama faaliyetlerinin hukukiliğinin idari yargıda denetlenmemiş olması, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini tamamen işlevsiz kılmaktadır.

Duruşmasız ve Tanıksız Yargılama: İdare mahkemelerinin, kişilerin hayatını doğrudan karartan bu davaları tamamen evrak üzerinden (duruşmasız) bitirmesi ve ceza davasındaki tanıkları idari davada dinlememesi, Sözleşme’nin 6. maddesindeki “sözlü ve aleni yargılanma” hakkının özünü zedelemiştir. Davanın taraflar için taşıdığı hayati önem karşısında duruşma açılmaması, yargısal denetimin etkinliğini tamamen ortadan kaldırmıştır.

  1. Sonuç ve Genel Değerlendirme

Shevchuk – Ukrayna kararı, AİHM içtihadında “hukukilik” ilkesinin, “öngörülebilirliğin” ve “araç-amaç örtüşmesinin” olağanüstü yönetim dönemlerinde dahi esnetilemeyeceğini ortaya koyan önemli bir emsaldir. AİHM bu kararla; ulusal hukukta biçimsel/şekli bir yasal dayanağın bulunmasının kamudan ihraç gibi ağır tasarrufları Sözleşme karşısında kendiliğinden meşru kılmadığını, normların “kalite” standartlarını karşılaması gerektiğini tescillemiştir. Soyut yasal veya anayasal metinleri kararlara aynen kopyalamak bir gerekçe yerine geçmez. İdare, o düzenlemenin somut olayı neden kapsadığını ve seçilen yaptırımın neden o kişiye karşılık geldiğini bireysel düzeyde ve somut verilerle göstermek zorundadır.

AİHM’in Mehmet Çandar ve Diğerleri v. Türkiye davasında Hükümete tebliğ ettiği ayrıntılı sorular, Ukrayna kararında konulan bu evrensel ölçütlerin Türkiye’deki KHK ihraçlarına doğrudan ve genişletilerek uygulanacağının açık bir göstergesidir. Hükümete yöneltilen sorular, KHK ihraçlarının yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesindeki “özel hayata saygı” standardını değil, aynı zamanda 6. maddedeki “adil yargılanma hakkını” da yapısal bir biçimde ilgilendirdiğini ortaya koymaktadır. İhraç anında hiçbir delil sunulmaması, muğlak “irtibat-iltisak” kavramlarıyla insanların geleceğinin geriye dönük olarak karartılması, gerekçesiz şablon torba listelerin üretilmesi, hukuka aykırılığı tartışmalı ByLock verilerine idari mahkemelerce “mutlak ve karar verici” ağırlık atfedilmesi ve yargılamaların duruşmasız/tanıksız bitirilmesi; KHK rejiminin ve buna bağlı iç hukuk denetim yollarının usul hukuku yönünden incelenecek birçok hukuki sakatlık barındırdığını göstermektedir.

Her iki davanın birlikte değerlendirilmesi neticesinde; olağanüstü dönemlerde dahi devletlerin ucu açık kavramlarla geriye dönük cezalandırma yapma, keyfi istihbari metotlarla veri toplama ve idari yönetim refleksleriyle insanların hayatlarını, unvanlarını ve mesleki itibarlarını toptancı listelerle yok etme yetkisinin bulunmadığı netleşmiştir. AİHM’in önündeki bu birleştirilmiş Candar davasından, Ukrayna kararındaki “hukuk kalitesi” ve “araç-amaç örtüşmesi” ilkelerinin rehberliğinde, KHK ihraçlarının Sözleşme’yi ihlal ettiğini ilan edecek kapsamlı, bağlayıcı ve net ihlal kararlarının çıkması hukuki bir zorunluluk olarak öngörülmektedir.

 

[1] https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-250747

[2] https://hudoc.echr.coe.int/#{%22itemid%22:[%22001-203902%22]}