AİHM Kararları Duyurular Kararlar 23 Haziran 2026
199Views
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 23 Haziran 2026 tarihinde Türkiye’ye karşı açıkladığı ve toplamda 954 kişiyi kapsayan 6 farklı karar, darbe girişimi ve OHAL sonrası yargı pratiklerine yönelik toplu ve çok sert bir hukuki uyarı niteliğindedir. Mahkemenin aynı gün içinde bu kadar büyük gruplar halinde karar açıklaması tesadüf değildir; bu durum, Türkiye yargısındaki temel sorunların “münferit” olmaktan çıkıp sistematik ve yapısal bir hal aldığını göstermektedir.
AİHM’in yüzlerce başvuruyu aynı gün ve tek paket halinde (Dönmez, Çalı, Kılıçarslan gibi) karara bağlaması neyin göstergesi:
“Yerleşik İçtihat” (Well-Established Case-Law) Stratejisi: AİHM, Türkiye ile ilgili temel ilkelerini (özellikle Yüksel Yalçınkaya ve Selahattin Demirtaş kararlarıyla) zaten belirlemiş durumdadır. Artık mahkeme, benzer başvuruları tek tek ve uzun uzun esastan tartışmak yerine komiteler aracılığıyla gruplandırıp tek bir kararla toplu olarak eritiyor.
Sistematik Uyarı Mesajı: Türk yargısının emsal kararları yerel mahkemelere uygulamakta yavaş kalması, AİHM’i bu tarz devasa “ihlal paketleri” açıklamaya itmektedir. Amaç, “Bireysel hata yok, sistemin genel işleyişinde bir kilitlenme var” mesajını güçlü bir şekilde vermektir.
Yargılamanın Yenilenmesi Baskısı: Mahkeme, ByLock kararlarında bilerek maddi/manevi tazminata hükmetmemektedir. Çünkü asıl amacın “devleti mali olarak cezalandırmak” değil, iç hukukta CMK 311. madde yolunu açarak “bu yüzlerce dosyayı yeniden açın ve evrensel hukuka göre baştan yargılayın” talimatı vermek olduğu görülmektedir.
İncelediğimiz 6 karar, temelde Türk yargı pratiğine dair iki büyük hukuksuzluk başlığında toplanıyor:
1. “ByLock” ve Delil Değerlendirme Krizi (Dönmez, Çalı, Kılıçarslan): AİHM; uygulamanın içerik ve mesajlaşma dökümü dahi beklenmeden, salt programın indirilmesinin örgüt üyeliği için “kesin delil” sayılmasını yapısal bir ihlal olarak görmektedir. Mahkeme bunu hem AİHS 7. madde (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) hem de 6. madde (Adil yargılanma hakkı) bağlamında “objektif sorumluluk yükleyen ve dijital savunma hakkını kısıtlayan bir yaklaşım” olarak mahkum etmiştir.
2. Kopyala-Yapıştır Tutukluluk Krizi (Karasu, İpek, Kılıç): İkinci büyük kriz ise kişi hürriyeti ve güvenliğiyle (Madde 5/3) ilgilidir. Mahkemeler, ilk tutuklamalarda haklı bir şüphe olsa bile, ilerleyen yıllarda tutukluluğu “katalog suç”, “delil durumu” gibi şablon ve soyut kavramlarla uzatmaktadır. AİHM, kişinin kaçma şüphesinin somut olarak gösterilememesini ve ev hapsi gibi adli kontrol seçeneklerinin neden yetersiz kaldığının açıklanmamasını doğrudan bir insan hakları ihlali olarak tescillemiştir.
AİHM’in aynı gün içindeki kararları sonucunda Türkiye, tam 954 kişiye karşı temel insan hakları ihlalinde bulunmaktan mahkum edilmiş ve toplamda 107.000 Euro tazminat ile mahkeme masrafı cezasına çarptırılmıştır. Ancak tablodan da çok net anlaşılacağı üzere, faturanın asıl ağır kısmı maliyet değil; 893 kişi (Kılıçarslan, Çalı ve Dönmez dosyaları) için verilmiş olan yeniden yargılama vizesidir. Bu kararlar dizisi, Türkiye yargısını binlerce ağır ceza dosyasını baştan açmaya zorlayan uluslararası bir zorunluluk belgesi niteliğindedir.
Kararların tam metinleri için tıklayınız.