Skip to content Skip to footer

Yargıtay Dumankaya Holding yöneticileriyle ilgili “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin mahkûmiyet kararını bozdu

Dumankaya Holding yöneticilerinden Halit Dumankaya ve Uğur Dumankaya’ya “FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay, Semih Serhat Dumankaya ve Ayla Dumankaya Pirinççi’ye ise aynı suçtan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verilmişti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Dumankaya Holding yöneticileri hakkında verilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin mahkûmiyet kararlarını usul ve delil eksiklikleri nedeniyle bozdu. Kararda öne çıkan başlıca noktalar şunlardır:

Gizli Tanık İfadeleri Tek Başına Delil Olamaz:

Mahkeme kararında, sanıklar aleyhine gizli tanık ifadelerinin tek başına delil olarak kullanıldığı, ancak bu tür ifadelerin destekleyici başka delillerle birlikte değerlendirilmeden mahkûmiyet kararı verilemeyeceği vurgulanmıştır.

Tanıkların Dinlenmemesi:

Duruşmada üç tanığın dinlenmemesi nedeniyle eksik araştırma yapıldığı ifade edilmiştir.

Fiiller Suç Unsuru Sayılamaz:

Şirketlerde burs ve kurban parası toplanması, maaşların Bank Asya’ya aktarılması ve Samanyolu TV’deki bir programa sponsorluk gibi eylemlerin tek başına örgüt üyeliği suçu oluşturmadığı belirtilmiştir.

Şirketlerin Müsaderesi Hukuka Aykırı:

Dumankaya Holding’e bağlı 17 şirketin müsaderesi (devlete geçirilmesi) kararına ilişkin olarak:

Şirketlerin örgüte ait ya da örgüt tarafından fonlandığına dair doğrudan bir tespit bulunmadığı, MASAK ve bilirkişi raporlarıyla para aktarımının boyutu ve ekonomik oranı değerlendirilmeden müsadere kararı verilemeyeceği belirtilmiştir. Bununla birlikte kayyım kararı devam edebilir. Şirketlere atanan kayyım uygulamasının devam edip etmeyeceği konusundaki takdir, ilk derece mahkemesine bırakılmıştır.

Bu karar, özellikle örgüt üyeliği suçlarında delil değerlendirme standartları açısından emsal niteliğinde bir içtihat sunmaktadır. Ceza yargılamasında delil serbestisi prensibine rağmen, gizli tanık ifadelerinin tek başına mahkûmiyet için yeterli olmadığı vurgulanarak adil yargılanma hakkının altı çizilmiştir. Somut ve maddi delil gerekliliği vurgulanmış, örgütle ilişkilendirilen bazı ticari ve sosyal faaliyetlerin suç olarak kabul edilmesinin yeterli gerekçeye dayanması gerektiği ifade edilmiştir. Müsadere gibi ağır sonuçlar doğuran kararların, açık, nesnel ve orantılı değerlendirmelere dayandırılması gerektiği belirtilmiş ve bu konuda bilimsel raporların (MASAK, bilirkişi) önemi vurgulanmıştır. İfade ve teşebbüs hürriyeti ile ticari faaliyetlerin cezalandırma gerekçesi olamayacağına dair örtülü bir hukukî değerlendirme de dikkat çekmektedir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bu kararı, delil hukuku, mülkiyet hakkı, ve örgüt üyeliği kriterleri açısından gelecekteki benzer davalara ışık tutacaktır. Ceza hukukunda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin öneminin altı çizilirken, yargılamaların titizlikle ve somut delillere dayalı yürütülmesi gerektiği bir kez daha hatırlatılmıştır.

Kararı sosyal medya hesabından yorumlayan Uğur Dumankaya, “Evet yıllardır beklediğimiz bir şey idi.. Yargıtay 34.ACM’nin hakkımızdaki verdiği haksız kararı bozdu.. Hukuktan hiç bir zaman ümidi kesmedik. Dua eden herkesten Allah razı olsun.. Mücadeleye devam..” ifadelerini kullandı.

Gerekçeli karar çıktığı zaman sizlerle paylaşacağız. Benzer nitelikteki dava dosyalarına eklenebilir.