Duyurular Makaleler&Raporlar 10 Mart 2025
155Views
7 Mayıs 2024 tarihinde, sabahın erken saatlerinde, İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ile Terörle Mücadele birimleri tarafından, sözde “FETÖ” ile irtibatlı olduğu iddia edilen kişilere ve üniversite öğrencisi genç kadınlara yönelik geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon sonucunda 39 kişi gözaltına alınmış, evlerinde arama işlemleri yapılmıştır. Gözaltına alınan kişilerin, birlikte ders çalıştıkları ve sosyal etkinliklere katıldıkları gerekçesiyle terör faaliyetleri ile ilişkilendirildiği belirtilmiştir. Gözaltı sürecinde, avukat bulunmaksızın ifade alındığı ve çocuklara yönelik psikolojik baskı uygulandığı iddia edilmiştir. Dört günlük gözaltı süresinin ardından, 10 Mayıs 2024 tarihinde 28 kişi hakkında tutuklama kararı verilmiştir.
Yürütülen soruşturma neticesinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 10 Haziran 2024 tarihli iddianame ile 41 kişi hakkında “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçlamasıyla dava açılmıştır. 529 sayfalık iddianamede, üniversite öğrencisi genç kadınların “örgüt evi” olarak nitelendirilen öğrenci evlerinde kaldıkları, üçü erkek onü kadın olmak üzere toplam on üç ebeveynin kız çocuklarının bu evlere gitmelerine izin verdikleri belirtilmiştir. Kız çocuklarının alışveriş merkezlerinde buluşarak sohbet ettikleri, bowling oynadıkları, sinemaya gittikleri ve toplu yemek sipariş ettikleri gibi faaliyetlerin suç unsuru olarak değerlendirildiği görülmektedir. Suç delili olarak telefon dinleme kayıtları, fiziki takip sonucu düzenlenen tutanaklar ve 13-17 yaş aralığındaki kız çocuklarının, “bilgi alma” adı altında Çocuk Şube Müdürlüğü’nde yapılan sorguları sonucunda alınan beyanları gösterilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, 8 Temmuz 2024 tarihinde İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve ilk duruşmanın 23-27 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Mahkeme ayrıca, soruşturma sürecinde Üsküdar Çocuk Şube Müdürlüğü’nde ifadeleri alınan 13-17 yaş aralığındaki 15 kız çocuğunun, tanık olarak dinlenmek üzere kolluk kuvvetleri tarafından duruşmaya getirilmesine karar vermiştir.
23 Eylül 2024 tarihinde, İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamanın ilk duruşması beş gün sürmüştür. Duruşmayı takip eden milletvekillerinden Ömer Faruk Gergerlioğlu, duruşmaların ikinci gününde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle, mahkeme hakimi tarafından duruşmadan çıkarılmıştır. Gergerlioğlu, mahkeme başkanının tarafsızlığını yitirdiğini öne sürerek, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet dilekçesi sunmuştur. 27 Eylül 2024 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada, tutuklu bulunan 19 sanıktan 11’inin tahliyesine karar verilmiş ve dava 12-13 Aralık 2024 tarihlerine ertelenmiştir.
Son olarak, 18 Şubat 2025 tarihinde görülen üçüncü duruşmada, üç tutuklu sanığın tahliyesine karar verilmiş, ancak üniversiteden yeni mezun olan iki genç kadının tutukluluk hâllerinin devamına hükmedilmiştir. Mahkeme, bir sonraki duruşmanın 25 Nisan 2025 tarihinde yapılmasına karar vermiştir.
Bu dava uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekmektedir ve duruşmalar, uluslararası gözlemciler tarafından takip edilmeye devam etmektedir. Türkiye’de sözde “FETÖ” adı altında açılan davalar, uzun süredir hem ulusal hem de uluslararası hukuk çevrelerinde tartışmalı konular arasında yer almaktadır. Avrupa Birliği ve birçok uluslararası kuruluş, sözde “FETÖ” ifadesini ve bu oluşumun terör örgütü olarak nitelendirilmesini kabul etmemesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri bu suçlamalar kapsamında yargı süreçlerini sürdürmektedir.
Ayrıca Dünya Hukukçular Derneği (World Jurist Association) geçtiğimiz ay kız çocukları davasını haber bültenine taşıdı, Berlin merkezli Human Rights Defenders (HRD) Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Demir ‘Kız Çocukları Davası’nı anlattığı sentez yazısında şu sözlere yer verdi:
“Kız Çocukları Davası’ münferit bir olay değildir. Özellikle 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye’de hukuk ve yargının kötüye kullanılmasına yönelik daha önemli bir eğilimi yansıtmaktadır. O tarihten bu yana Türk hükümeti, Gülen Hareketi ve diğer muhalif gruplarla ilişkili kişileri giderek daha fazla hedef aldı ve yaygın tutuklama ve gözaltıları haklı göstermek için terörle mücadele yasalarını kullandı. Bu zulüm modeli, Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin önemli endişelere yol açtı.”
Türkiye’de, bu tür davalarda gizli tanık ifadelerine dayanılarak verilen kararlar, hukuki güvenilirlik açısından ciddi eleştiriler almaktadır. Özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi uyarınca, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialar kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu davada da benzer bir durum söz konusu olup, sanıkların suçluluklarının kesin ve somut delillerle ortaya konulup konulmadığı hususu belirsizliğini korumaktadır.
Sonuç olarak, bu dava yalnızca yargılanan kişiler açısından değil, Türkiye’de hukukun işleyişi ve yargı bağımsızlığı bakımından da büyük önem arz etmektedir. Yargı sürecinin uluslararası hukuk normlarına uygun şekilde yürütülmesi ve bağımsız bir yargılama ortamının sağlanması, Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerine bağlılığının bir göstergesi olacaktır.