Skip to content Skip to footer

AİHM’den Türkiye’ye Bir Uyarı Daha: Aşk Mektubuna Terör Yorumu Hukuka Aykırı Bulundu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cezaevinde yazdığı mektup gönderilmeyen mahkûmun haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Karar, ifade özgürlüğü ve masumiyet karinesine dair emsal niteliğinde.

Strasbourg’dan bugün çıkan yeni kararda Türkiye’nin tutuklu ve hükümlülere yönelik iletişim sınırlamalarını bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) süzgecinden geçirdi. Uygun v. Türkiye (başvuru no. 9389/19) davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir mahkûmun nişanlısına gönderdiği mektubun içeriğinde terör örgütüyle bağlantı olduğu gerekçesiyle gönderilmemesini, özel hayata ve haberleşmeye saygı hakkının (Madde 8)  ihlali olarak değerlendirdi.

Emrah Uygun, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ üyeliğinden tutuklandı. 2018 yılında, cezaevindeyken nişanlısına yazdığı bir mektup, cezaevi disiplin kurulu tarafından sakıncalı bulunarak gönderilmedi. Gerekçe: Mektupta geçen ifadelerin, hâlâ örgütle bağlantısı olduğu ve tanıklık yapabilecek bir kişiyi engellemeye çalıştığı yönündeki izlenim.

Uygun gerekli şikayetlerde bulunmasına ragmen bir sonuç alamadı ve Anayasa Mahkemesi, 13 Kasım 2018 tarihinde başvurucunun davasını kabul edilemez ilan etti. Masumiyet karinesine ilişkin şikayetini özel olarak ele almamış olsa da, diğer tüm şikayetleri söz konusu hükümlerle konu bakımından bağdaşmaz veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetti.

Daha sonra Uygun AİHM’e başvuruda bulundu. AİHM Madde 8 açısından dosyayı inceledi ve özellikle iki noktaya dikkat çekti:

– Devlet Organlarının Gözlemleri Yeterli Değil: Cezaevi idaresinin “sübjektif değerlendirmeleri”, başvurucunun suçluluğunu kesinleştirmediği gibi, mektubun terör faaliyetiyle bağlantılı olduğunu da açıkça ortaya koymuyor. Başvurucunun cezası o tarihte henüz kesinleşmemişti.

– Özel Hayata Müdahale Orantısız: Mahkeme, cezaevi yönetiminin mektubu tamamen alıkoymasının, başvurucunun özel ve aile hayatına saygı hakkını orantısız şekilde ihlal ettiğine hükmetti. Dahası, başvurucuya alternatif bir çözüm (örneğin bazı bölümlerin sansürlenerek gönderilmesi) sunulmamıştı.

Bu karar, cezaevindeki mektuplaşma kısıtlamalarının keyfiyetini sınırlama yönünde bir içtihat sunuyor. Özellikle:

  • Masumiyet karinesine sadece mahkemeler değil, tüm idari merciler de riayet etmeli.
  • Cezaevlerinde “sakıncalı içerik” gerekçesiyle yapılan sansür işlemleri, açık, nesnel ve ölçülü olmalı.
  • Özel yaşam ve aile ilişkileri, sadece güvenlik gerekçesiyle mutlak şekilde ihlal edilemez.

 

Başvurucunun İddialarını şöyle özetlemek mümkün ;

  • Başvurucu, bir yıl süren tutukluluğu süresince OHAL kapsamında uygulanan kısıtlamalar nedeniyle nişanlısıyla görüşemediğini ve sadece mektupla haberleşebildiğini belirtmiştir.
  • Tartışma konusu mektubun kişisel, duygusal içerikli olduğunu; hakaret, tehdit veya suç unsuru içermediğini; savcılığın da soruşturma açmamayı tercih ettiğini ifade etmiştir.
  • Cezaevi ve mahkemelerin, daha önce soruşturması yapılmış ve sonuçlandırılmış bazı olayları (defter, telefon görüşmesi) yeniden gerekçe göstermesinin hukuki olmadığını savunmuştur.

Buna karşılık hükümet, mektubun içeriğinin “uygun olmayan mesajlar” içerdiğini iddia etmiş, yazışmanın engellenmesinin yasal dayanağını (5275 sayılı Kanun m.68/3 ve Yönetmelik m.91/3) belirtmiştir. Mektubun gönderilmemesinin amacı olarak, cezaevi disiplini, suçun önlenmesi, örgütsel iletişimin engellenmesi ve başvurucunun rehabilitasyonu gösterilmiştir. Hükümet ayrıca OHAL kapsamında yapılan derogasyona (sözleşmeden sapma) da atıfta bulunmuştur.

AİHM kararında cezaevi idaresinin mektubu göndermemesi, başvurucunun özel yazışma hakkına bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Mektubun sadece bir paragrafı sorunlu görülmüş, ancak 10 sayfalık mektubun tamamı engellenmiştir. Başvurucunun tek haberleşme yöntemi mektupken, bu hakka getirilen sınırlamanın orantılı olduğu yeterince gösterilememiştir.

Mahkemeler, alternatif bir çözüm (örneğin yalnızca ilgili paragrafın sansürlenmesi) üzerinde durmamış, başvurucunun tüm argümanlarını dikkate almamıştır. Yazışmanın alıcısı örgütle ilgisi olmayan, başvurucunun evlenmek üzere olduğu kişidir.

Özetle burada bir orantısızlık ve gerekçelendirme sorunu tespit etmiştir.

Ayrıca hükümet OHAL’e dayansa da, bu uygulamanın OHAL’e özgü olmadığı, zaten mevcut olan düzenlemelere dayandığı ve herhangi bir özel gerekçe sunulmadığı vurgulanmıştır.

Yazışmanın engellenmesi, “demokratik bir toplumda gerekli” bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu nedenle Madde 8 ihlal edilmiştir.

 

Karar ile birlikte;

  • AİHM, başvurucunun yaşadığı sıkıntının ciddi bir tazminatı haklı kılacak düzeyde olmadığına hükmetmiştir.
  • Oybirliğiyle, Madde 8’in ihlal edildiğine karar verilmiştir.
  • Manevi tazminat talebi reddedilmiştir; ihlal kararı başvurucu için yeterli tatmin sayılmıştır.

 

Uygun v. Türkiye kararı, AİHM’nin “güvenlik” gerekçesiyle yapılan müdahalelere karşı hak eksenli tutumunun bir yansımasıdır. Türkiye’nin cezaevi uygulamalarında reform ihtiyacını bir kez daha gün yüzüne çıkaran bu karar, hem idarelerin hem de yargının temel haklara yaklaşımını gözden geçirmesi için güçlü bir uyarıdır.

 

Kararın tam metni için tıklayınız.