Skip to content Skip to footer

AİHM TARAFINDAN YENİ DUYURULAN 3 KARAR (Özdemir v. Türkiye – Kacır ve Diğerleri v. Türkiye – Altun ve Diğerleri v. Türkiye)

Altun ve Diğerleri v. Türkiye

23 başvurucu (hakim ve savcılar), 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, FETÖ/PDY üyesi oldukları şüphesiyle görevden alınmış, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tutuklamaların gerekçesi olarak başlıca HSYK’nın görevden alma kararı, ByLock uygulamasını kullandıkları iddiası, tanık beyanları ve üçüncü kişilere ait ByLock yazışmaları ileri sürülmüştür.

Başvurucular, bu tutuklamaların hukuka aykırı olduğunu, somut ve makul şüphe bulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 8. maddesi (özel hayatın gizliliği) uyarınca başvuru yapmışlardır.

Mahkeme, daha önce benzer itirazları reddettiği kararlarına (örneğin, Baş ve Turan ve Diğerleri kararları) atıfla, Türk Hükümeti’nin usule ilişkin itirazlarını reddetmiş ve başvuruları kabul edilebilir bulmuştur.

Mahkeme şu tespitlerde bulunmuştur:

  • Sulh ceza hakimlikleri, başvurucuların tutuklanmasına ilişkin kararlarda yalnızca genel yasa hükümlerine ve dosyadaki delillere atıf yapmış; somut ve kişiye özel gerekçe sunmamıştır.
  • ByLock kullanımı, görevden alma kararı, başkalarının mesajları veya soyut tanık ifadeleri, makul şüphe oluşturmak için yeterli değildir.
  • Bu unsurlar “örgütsel bağlantı” açısından sadece dolaylı unsurlardır ve bağımsız, somut delillerle desteklenmedikçe şüphe yaratmaya yeterli kabul edilemez.

Mahkeme, şu kararları vermiştir:

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
  • Diğer şikayetleri (Madde 5/3-4 ve Madde 8 kapsamındaki) incelemeye gerek görmemiştir.
  • Başvurucuların maddi tazminat taleplerini reddetmiştir.
  • Her bir başvurucuya (bir başvurucu hariç), 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Bu karar, Türk yargı mensuplarının tutuklanmasına ilişkin önceki AİHM içtihatlarıyla uyumlu bir değerlendirme sunmaktadır. Mahkeme bir kez daha ByLock kullanımı ve görevden alma kararlarının tek başına makul şüphe oluşturamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca, olağanüstü hâl koşullarında dahi hukuka uygunluk denetiminin devam etmesi gerektiğini belirtmiştir.

 

Kacır ve Diğerleri v. Türkiye

37 başvurucunun yer aldığı bu toplu dava, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan kişilerin kötü cezaevi koşulları nedeniyle yaptığı başvurulara dayandı.

Başvurucular, terör suçlamalarıyla tutuklandıkları dönemde, özellikle cezaevlerindeki aşırı kalabalık, yerde yatmak zorunda kalma, yetersiz hijyen, havalandırma eksikliği ve hafta sonu çocuk ziyaretlerinin engellenmesi gibi gerekçelerle AİHM’ye başvurdu. Mahkeme, özellikle kişi başına düşen 3 metrekareden az alanın ciddi hak ihlali olduğunu vurguladı.

Sonuç olarak 35 kişi açısından, cezaevi koşulları insanlık dışı ve aşağılayıcı bulundu. Özellikle kişi başına düşen alan 3 m²’nin altında kaldığında bu durum doğrudan bir ihlal sayıldı, 2 kişi (Abdulvaris Altun ve Turgut Ergitürk) için ise kişi başına alan 3-4 m² arasında olduğu için ihlal oluşmadığına karar verildi, AİHM, Türkiye’nin 3. maddeyi (işkence yasağı) ihlal ettiğini tescilledi ve Mahkeme ayrıca bazı başvurucuların özel hayata ilişkin şikâyetlerini (8. madde) de değerlendirdi ancak bu konuda çoğunlukla ihlal bulmadı.

Bu karar, özellikle 2023’teki İlerde ve Diğerleri v. Türkiye davası ile benzerlik gösteriyor. O davada da AİHM, cezaevlerindeki fiziki koşulları ve sosyal faaliyetlere katılımın engellenmesini değerlendirmişti. Ancak Kacır davası, çok sayıda başvurucunun aynı çatı altında değerlendirilmesi açısından daha geniş çaplı ve dikkat çekici oldu.

Yine 2022’deki Nuh Uzun ve Diğerleri kararında da, elektronik yazışmaların UYAP sisteminde kayda alınması eleştirilmişti. Fatih Ensaroğlu isimli başvurucu, bu uygulamanın özel hayatın ihlali olduğunu iddia etti; AİHM bu konuda açık bir ihlal tespiti yapmasa da, mahremiyetin korunması bağlamında kayda değer bir tartışma zemini oluştu.

Bu karar, Türkiye’nin cezaevi sistemine dair sistematik bir sorunun uluslararası düzeyde mahkûmiyetle tescillenmesi anlamına geliyor. AİHM’in kişi başına düşen alan kriterini net şekilde uyguladığı ve Türkiye’de cezaevlerinin bu standardın altında kaldığını tespit ettiği bir örnek daha oluştu.

Sonuç olarak, Kacır ve Diğerleri davası, 15 Temmuz sonrası tutuklamalar ve cezaevi uygulamaları konusunda Türkiye’ye dair uluslararası yargı mercilerinin verdiği en net uyarılardan biri olarak kayda geçti. Türkiye’nin, bu karar doğrultusunda cezaevi koşullarını iyileştirmesi ve insan hakları standartlarını gözetmesi bekleniyor. İhlal kararı verilen maddelere kısaca göz atarsak;

  1. Madde 3 – Kötü Muamele (Hapishane Koşulları)
  • İhlal Tespiti: Başvurucuların büyük bir kısmı, kişi başına düşen yaşam alanının 3 m²’nin altında olduğu dönemde Madde 3 ihlali yaşamıştır.
  • İhlal Yok: Ancak, başvurular 44124/20 ve 44134/20 için ve diğer başvurucuların 3 m² üzerindeki dönemleri için ihlal bulunmamıştır.
  1. Madde 8 – Özel ve Aile Hayatına Saygı

Aşağıdaki durumlar nedeniyle Madde 8 ihlalleri tespit edilmiştir:

  1. Uzak Cezaevine Yerleştirme (Örnek: Başvurucu Kocaeli Cezaevinde)
  • Ailesinin 600 km uzakta yaşadığı dikkate alınmadan ve alternatif yollar (telefonla uzun görüşme, daha uzun ziyaret vs.) değerlendirilmeden yer değiştirme talebi reddedilmiştir.
  • Sonradan yapılan transfer de, aile ile fiilen daha yakın bir ilişki kurulamadığından, ihlali ortadan kaldırmamıştır.
  1. Hafta Sonu Görüş Yasakları (Çocuklarla Görüş Kısıtlaması)
  • Ziyaretlerin sadece hafta içiyle sınırlandırılması, çocuklarla aile bağlarını sürdürmede ciddi engeller yaratmış ve sadece cezaevi kapasitesine dayalı olarak verilmiş kararlar yeterince gerekçelendirilmemiştir.
  • Devletin, bu tür sınırlamalarda “ölçülülük” ilkesi uyarınca bireysel değerlendirme yapmadığı saptanmıştır.
  1. UYAP Sistemi Üzerinden Yazışmaların Kaydı
  • UYAP’a yüklenen özel yazışmaların kayıt altına alınması ve saklanması, yasal dayanak eksikliği nedeniyle “hukuka uygun olmayan müdahale” olarak değerlendirilmiştir.

Türkiye’nin Derogasyon (Askıya Alma) Savunması

  • Türkiye, 2016 darbe girişimi sonrası yaptığı derogasyona atıf yapmıştır.
  • Ancak Mahkeme, başvuruculara yapılan müdahalelerin ya olağanüstü hal sonrası döneme ait olduğunu ya da olağanüstü hal gerekçesiyle ölçüsüz olduğunu değerlendirerek bu savunmayı kabul etmemiştir.

Sonuç olarak mahkeme,

  • Başvuruları birleştirdi,
  • Devletin Madde 3 ve Madde 8 yükümlülüklerini ihlal ettiğine hükmetti,
  • Maddi Zarar Talebi: Red – Mahkeme, ihlallerle doğrudan bağ kurulamadığını belirtti,
  • Manevi Tazminat: Tüm başvuruculara farklı tutarlarda manevi tazminat ödenmesine karar verildi,
  • Yargılama Giderleri: Belge sunmayan başvurucular hariç, avukatlık ve diğer makul giderler kısmen karşılandı.

 

Özdemir v. Türkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Özdemir v. Türkiye davasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesini – yani özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını – ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Çanakkale Cezaevi’nde tutuklu bulunan Kamil Özdemir’e eşinin gönderdiği mektubun cezaevi yönetimi tarafından sansürlenmesini “demokratik toplum gereklerine uygun olmayan bir müdahale” olarak değerlendirdi.

Kamil Özdemir, 2018 yılında FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklanmıştı. Aynı yılın Aralık ayında eşinin gönderdiği bir mektup ve ekindeki İngilizce belgeler cezaevi disiplin kurulu tarafından “kaynağı doğrulanamayan, resmi belge niteliği taşımayan ve içeriği anlaşılamayan” belgeler içerdiği gerekçesiyle kendisine teslim edilmedi. Ocak 2019’da yine benzer içeriğe sahip bir mektup gönderildi ancak bu da aynı gerekçeyle Özdemir’e verilmedi. Özdemir, yerel mahkemelere ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ancak şikayetleri reddedildi. Anayasa Mahkemesi, yapılan işlemin temel haklara müdahale sayılmayacağını savundu.

AİHM, kararında önemli bir noktaya dikkat çekti: Mahkeme, cezaevi idaresinin ve yerel mahkemelerin mektubun neden güvenlik açısından risk oluşturduğuna dair somut ve detaylı bir gerekçe sunmadığını belirtti. Kararda, “bir mahkûmun dış dünyayla iletişiminin mahkumiyet koşullarının önemli bir parçası olduğu” vurgulandı.

Özellikle, Halit Kara v. Türkiye (2023) davasındaki içtihada atıf yapılarak, benzer şekilde sansürlenen mahkum mektuplarının yeterli gerekçe olmadan engellenmesinin AİHS’nin 8. maddesinin ihlali anlamına geldiği hatırlatıldı.

Bu tür kararlar, AİHM’in, mahkumların mektupla haberleşme hakkını özellikle aile bireyleriyle olan yazışmalarda son derece ciddi bir hak olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu yazışmalar, hem mahkumların psikolojik durumu hem de aile bağlarının korunması açısından büyük önem taşıyor. AYM’nin, açık bir haberleşme hakkı ihlalini “açıkça dayanaksız” bulması eleştiri konusu olabilir. Bu durum, bireysel başvuru mekanizmasının güvenilirliği açısından tartışma yaratabilir. Cezaevlerinde benzer gerekçelerle yazışmaları engellenen tutuklular bu kararı emsal göstererek AYM’ye veya doğrudan AİHM’e başvurabilirler.

Bu verilen karar daha önce sert bir şekilde eleştirilen ve ihlal kararı verilmeyen CASE OF TERGEK v. TÜRKİYE kararının ne denli yanlış bir karar olduğunuda bizlere tekrar hatırlattı. Mahkeme, Tergek davasında 4’e karşı 3 oyla başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) kapsamında bir ihlale uğramadığına hükmetmişti.

 

Altun ve Diğerleri v. Türkiye karar metni.

Kacır ve Diğerleri v. Türkiye karar metni.

Özdemir v. Türkiye karar metni.