Skip to content Skip to footer

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’ye Bir Kritik Karar: ByLock Kullanımı Üzerinden Haksız Terör Suçlamaları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’de sözde FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla ByLock uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle yargılanan çok sayıda başvuru sahibi hakkında verdiği kararda, daha önce Yüksel Yalçınkaya davasında tespit edilen ihlallerin devam ettiğini ve bu yaklaşımın temel insan hakları prensipleriyle bağdaşmadığını hükme bağladı. Demirhan ve diğerleri v. Türkiye kararı ile Mahkeme, Türkiye’de ByLock kullanımının bir terör örgütü üyeliğinin kesin kanıtı olarak kabul edilmesini hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırı buldu.

Kararda öne çıkan en önemli tespitlerden biri, Türkiye’de yerel mahkemelerin ByLock kullanımı tespit edilen kişileri, ByLock’un içeriği, mesajların kimlere gönderildiği veya diğer delillere bakılmaksızın doğrudan silahlı terör örgütü üyesi saydığı yönündeki genel ve standart uygulaması oldu. AİHM, bu yaklaşımın Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde aranan “örgüt üyeliği” suçunun unsurlarını aşırı ve soyut biçimde yorumladığını, böylece hukukta suç ve cezanın önceden belirlenmiş olması gerekliliği ilkesine (Madde 7) aykırı olduğunu vurguladı.

Mahkeme, ByLock delillerinin değerlendirilmesi sürecinde yargılamaların adil usul garantilerini sağlamadığını, sanıkların ByLock kullanımının doğruluğunu veya içeriğini etkin biçimde sorgulamalarına izin verilmediğini, mahkemelerin ise kararlarda bu kritik hususlara yeterli gerekçe getirmediğini ifade etti. Yani, savunma hakkı ciddi şekilde kısıtlanmış ve yargılama adil olmaktan uzaklaşmıştır. Bu bulgular, daha önce aynı konuyla ilgili Yüksel Yalçınkaya kararında da ortaya konmuş, ancak benzer yüzlerce başvuru henüz çözülmemiştir.

AİHM, bu durumun Türkiye açısından sistematik bir sorun olduğunu, bu yüzden sadece birkaç somut davaya özel bir değerlendirme yapmak yerine geniş çaplı bir hukuki sorun olarak gördüğünü açıkladı. Nitekim, mahkeme 5.000’den fazla benzer başvuru olduğunu ve binlercesinin hala mahkeme önünde beklediğini belirtti.

Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin yarattığı olağanüstü koşullar göz önüne alındığında AİHM, devletin güvenliğini sağlama ihtiyacını kabul etmekle birlikte, bu durumun temel adil yargılanma standartlarının ihlal edilmesini meşrulaştırmadığını da net bir şekilde ortaya koydu. Yani, devletin zorluklarla karşılaştığı kriz dönemlerinde dahi hukukun üstünlüğü ve birey hakları korunmak zorundadır.

Ayrıca mahkeme, ByLock verilerinin, kullanıcıların iletişim içeriklerinin şifrelenmiş veya deşifre edilmiş olması fark etmeksizin, tek başına örgüt üyeliği için kesin kanıt olarak kabul edilmesinin yanlış olduğunu belirtti. Mahkemeler, ByLock içeriğinin veya iletişim ağının kapsamlı değerlendirmesini yapmadan, sadece uygulamanın kullanılması üzerinden kesin yargıya varmışlardır. Bu da adil yargılanma hakkının ve suçta kanunilik ilkesinin açık ihlalidir.

Kararın sonuç bölümünde, AİHM Türkiye mahkemelerinin bu genel ve otomatik yaklaşımından dönmesi gerektiğini, ByLock kullandığı iddia edilen kişilerin suçlu olduklarına dair somut ve çeşitli kanıtların bulunması gerektiğini vurguladı. Bu karar ayrıca, bu alanda ileride açılacak davalarda da temel ölçüt olarak kabul edilecektir.

Mahkeme, başvuru sahiplerinin yaşadığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi konusunda ise, esas olarak yargılamaların yeniden yapılmasının en uygun çözüm olduğunu belirtti. Mali tazmin talepleri ise bu tür sistematik ihlal davalarında genellikle reddedilmektedir.

Yüksel Yalçınkaya davası ve bu karar, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası hukuki süreçlerde yaşanan hak ihlallerine ilişkin AİHM’nin kapsamlı ve tutarlı içtihatlarını oluşturmuştur. Bu kararlar, yalnızca bireysel başvurular için değil, aynı zamanda sistematik hukuki reformların gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Mahkemenin bu tür başvuruları toplu biçimde incelemesi, ihlallerin yaygın ve kalıcı olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin yerel mahkemeleri bu kararlar ışığında ByLock ve benzeri delilleri değerlendirirken daha titiz ve somut kanıt arayışına yönelmek zorundadır. Aksi halde, yeni ihlal başvuruları artmaya devam edecektir.

Sonuç olarak, AİHM bu kararıyla sadece başvuru sahiplerinin haklarını korumakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’de hukuk devletinin temel ilkelerinin ve bireysel özgürlüklerin güvence altına alınması gerekliliğini güçlü biçimde ortaya koymuştur. Bu karar, uluslararası insan hakları hukukunda önemli bir referans noktası olmaya devam edecektir.

 

AİHM bu kararı 2023 Aralık ayında komünike etmiş olduğu ilk bin başvuru içerisinde yer alan 239 kişinin sonucuna ilişkin. AİHM, daha önce ByLock delilinin tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığını ve somut delillerin şart olduğunu belirtmişti fakat Demirhan davasında başvuru sayısının çokluğu ve kapsamlı soruşturma süreci sebebiyle, sorun sadece bireysel değil yapısal bir sorun olarak değerlendirildi. Bu kararla Türkiye, sadece bireysel davalarda değil, genel olarak terörle mücadele ve yargılama sisteminde uluslararası standartlara uyum sağlamak adına önemli bir reform ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır. Madde 7 ihlalinin giderilmesi yeniden yargılama sonucu ancak beraatle mümkündür. Tüm mağdurların yeniden yargılamada beraat ettirilmeleri gerekmektedir. Beraat kararlarıyla birlikte iç hukukta tazminat mekanizması işletilecektir. Umarız bir an önce Bylock bahanesi ile zulmedilen insanlar için hukuka dönüş süreci başlar ve yeniden yargılamalar hukuka uygun şekilde gerçekleşir.

Tam karar metni için tıklayınız.