Skip to content Skip to footer

AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 günü verdiği, Akarsu v. Türkiye, Şimşek v. Türkiye ve Yıldırım v. Türkiye kararlarında, Türk mahkemelerinin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli kararlar vermesinin ve uzun yargılamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine (adil yargılanma hakkı) aykırı olduğuna hükmetti. İki ayrı başvuruda da AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucuların sunduğu kritik argümanlara yanıt vermediğini, kararların otomatik ve kalıplaşmış ifadeler içerdiğini, dolayısıyla yargılamaların şeffaflık ve hesap verilebilirlik ölçütlerinden uzak olduğunu vurguladı.Bu önemli kararlara kısaca göz atalım.

Mustafa Akarsu Davasında 7 Yılı Aşan Yargılama Süresi İnsan Hakları İhlali Sayıldı

10 Temmuz 2025’te açıklanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Türkiye’nin adalet sistemine dair süregelen bir sorunu yeniden gündeme taşıdı: makul sürede yargılanma hakkı. Eski Yargıtay hâkimi Mustafa Akarsu’nun başvurusunu değerlendiren AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesini ihlal etmekten suçlu buldu. Akarsu’nun görevden alınmasıyla başlayan ve Anayasa Mahkemesi önünde süren dava, tam 7 yıl 1 ay 17 gün sürdü.

Kararda, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve makamların tutumu, davanın kişi üzerindeki etkileri gibi kriterlerin değerlendirilmesi gerektiği hatırlatıldı. Türkiye tarafı, OHAL süreci, Anayasa Mahkemesi’nin iş yükü ve pandemi gibi gerekçelerle yargılama süresinin uzadığını savundu. Ancak Mahkeme, bu gerekçelerin davanın toplam süresini haklı çıkaracak nitelikte olmadığı sonucuna vardı.

AİHM daha önce Türkiye aleyhine benzer kararlar vermişti (örneğin Ümmühan Kaplan, Demirtürk, Yılmaz davaları). Bu karar da onların devamı niteliğinde. Mahkeme, yargılama süresinin “makul süre” sınırını açıkça aştığını ve bunun başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirtti.

AİHM, Türkiye’nin Akarsu’ya manevi tazminat olarak 4.000 euro ödemesine karar verdi. Üstelik bu ödeme üç ay içinde yapılmazsa, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz oranına ek olarak %3’lük bir faizle artırılacak. İlginçtir ki Anayasa Mahkemesi, aynı davada başvurucuya herhangi bir tazminat ödememişti. Bu da AİHM’in kararının önemini artırıyor.

AİHM’in bu kararı, Türkiye’nin yargı reformlarına neden ihtiyacı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Özellikle yüksek yargı organlarının bireysel başvurulara karşı daha hızlı, etkili ve bağımsız bir tutum alması gerekiyor. Mustafa Akarsu davası, sadece bir bireyin değil, tüm toplumun adalet beklentisinin mahkeme salonlarında nasıl zaman aşımına uğradığının sembolü haline geldi. Adaletin zamanla değil, zamanında tecelli etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.


Şimşek/Türkiye Davasında Mahkeme, Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine Hükmetti

10 Temmuz 2025 tarihinde açıklanan diğer bir karar olan Şimşek v. Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin karar gerekçelerindeki yetersizliği eleştirdi. Şimşek, yargı makamlarının verdiği kararlarda kendisinin sunduğu hayati öneme sahip argümanlara ya hiç değinilmediğini ya da yüzeysel geçildiğini belirterek AİHM’e başvurmuştu.

AİHM, bu şikâyeti haklı bularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi.

Mahkeme kararında, yargının temel görevlerinden birinin, tarafların ileri sürdüğü kilit argümanlara açık ve makul cevaplar vermek olduğunu vurguladı. Bu durum sadece adaletin sağlanması açısından değil, aynı zamanda kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin korunması bakımından da büyük önem taşıyor.

AİHM, Türkiye’ye ilişkin daha önceki kararlarında olduğu gibi bu dosyada da, yerel mahkemelerin sunduğu gerekçelerin yetersiz, otomatik ve kalıplaşmış olduğunu belirtti. Özellikle Şimşek’in sunduğu somut ve etkili karşı iddiaların kararlarda göz ardı edilmesi, başvurucunun adil yargılanma hakkını zedeledi.

Bu dava, Türkiye’de mahkemelerin karar yazım pratiğini de tartışmaya açıyor. AİHM, Türkiye hakkında daha önce verdiği Emel Boyraz, Deryan, Pişkin ve en güncel olarak Korkut ve Amnesty International Türkiye kararlarında da benzer sorunları tespit etmişti. Şimşek davası, bu sorunun hâlâ sistematik olduğunu gösteriyor.

Başvurucu ayrıca özel hayata saygı hakkı AİHS madde 8 kapsamında ikinci bir şikâyet daha sundu. Ancak AİHM, bu talebin kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve herhangi bir hak ihlali teşkil etmediğini belirterek dosyadan çıkardı.

AİHM, Şimşek’e 4.000 euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Kararın üç ay içinde uygulanmaması durumunda ise faiz işletilecek. AİHM’in bu kararı, Türkiye’de yargı reformlarının yıllardır gündemde olmasına rağmen, uygulamada temel adalet ilkelerinin hâlâ tam anlamıyla işletilmediğini gösteriyor. Mahkeme kararlarının şeklen değil, esasen gerekçelendirilmesi; bireylerin hukuki güvencelerini ancak bu şekilde tesis edebilir.

Yıldırım/Türkiye Davasında Adil Yargılanma Hakkı İhlali Tespit Edildi

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihli verdiği 3. karar olan Yıldırım v. Türkiye kararında, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli karar verme pratiğini eleştirdi. Başvurucu, Çorum’da görülen davasında yerel mahkemelerin, sunduğu önemli hukuki itirazlara anlamlı bir yanıt vermediğini ileri sürerek AİHM’nin yolunu tuttu.

Mahkeme, başvurucunun bu şikâyetini yerinde bularak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM kararında, yargı mercilerinin “kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri açık ve yeterli şekilde ortaya koymaları gerektiği” ilkesini yineledi. Bu yükümlülük, davanın taraflarının sadece sonuca değil, sonuca nasıl ulaşıldığını da anlayabilmeleri için temel bir güvencedir. AİHM, yerel mahkemelerin başvurucunun “sonuç açısından belirleyici” argümanlarını görmezden geldiğini vurguladı.

Mahkeme kararlarının gerekçesiz olması, yalnızca bireylerin adalet arayışını zedelemiyor; aynı zamanda hukuk devleti ilkesini de zayıflatıyor. Yıldırım kararı, AİHM’in Türk yargısına “şeffaf, açıklanabilir ve denetlenebilir” kararlar üretme çağrısını bir kez daha hatırlattı.

Bu dosyadada başvurucu ayrıca, özel hayatına saygı hakkının (AİHS madde 8) ihlal edildiğini de ileri sürdü. Ancak yine AİHM, bu iddianın kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını veya görünürde bir ihlal içermediğini belirterek, dosyadan çıkardı.

Mahkeme, başvurucuya 3.900 euro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.AİHM’in Türk yargısına yönelik net eleştirilerini bir kez daha kayıt altına aldı. Mahkemeler karar verirken sadece “ne” dediklerini değil, “neden” dediklerini de açıklamak zorunda. Aksi halde, yargı kararları adalet değil, sadece sonuç üretir. Ve adaletin olmadığı yerde hukuk devleti de yalnızca bir söylemden ibarettir.

Akarsu/Türkiye tam karar metni.

Yıldırım/Türkiye tam karar metni.

Şimşek/Türkiye tam karar metni.