AİHM Kararları Duyurular Kararlar 2 Haziran 2025
360Views
Strazburg – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminin ardından “FETÖ/PDY üyeliği” iddiasıyla mahkûm edilen bireylerin yaptığı başvurularla ilgili olarak Türkiye’ye 1.000 davalık yeni bir bildirim gönderdi. Aralarında Atadil, Köksal, Dursun, Kara, Zengin gibi başvurucuların bulunduğu beş dosya, 19 Mayıs 2025 tarihinde Hükümet’e tebliğ edildi. AİHM bu davalarda, daha önce Yüksel Yalçınkaya kararında çizdiği çerçeveyi temel aldı.
AİHM’in bir başvuruyu Hükümet’e bildirmesi, o davanın ön inceleme aşamasını geçtiği ve Mahkeme’nin başvuruyu ciddi bulduğu anlamına gelir. Bu aşamada Türkiye, AİHM’nin yönelttiği sorulara yanıt vermekle yükümlüdür. Bu süreç, davanın esasına ilişkin incelemenin başladığını ve Mahkeme’nin ihlal olup olmadığını değerlendireceğini gösterir.
AİHM, tüm bu dosyalarda daha önce “Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye” kararında değerlendirdiği meselelerin tekrarlandığını belirterek, Hükümet’e herhangi bir soru yöneltmedi. Ancak dileyen tarafların somut olaylara dair ek görüş sunabileceği ifade edildi.
Mahkeme’ye göre bu başvuruların merkezinde iki ana iddia var, Bu iddialar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi: Adil yargılanma hakkı ve Sözleşme’nin 7. maddesi: Kanunsuz ceza olmaz ilkesi. Beş dosyanın tamamı, başvurucuların ByLock kullanıcısı oldukları gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmeleriyle ilgili. Türk yargısı, ByLock uygulamasını “yalnızca FETÖ üyelerinin kullandığı” bir sistem olarak nitelendirerek, bu kullanımı örgüt üyeliğine delil kabul etmişti.
Ancak başvurucular, bu verilerin yetersiz, hukuka aykırı veya tek başına suçun unsurlarını karşılamadığını savunuyor. AİHM de Yalçınkaya kararında, bu verilerin delil olarak kullanılmasında ciddi sorunlar olduğuna hükmetmişti.
AİHM’nin sessizliği yani daha fazla soru sormaksızın davaları doğrudan inceleme kararı alması, bu tür yargılamalarda sistematik sorunlar bulunduğu kanaatini sürdürdüğünü gösterdi. Yalçınkaya kararının etkisi büyüyüğünü bu anlamda söyleyebiliriz. Mahkeme, aynı hukuki hataların onlarca, yüzlerce hatta binlerce dosyada tekrarlandığını değerlendiriyor. Ayrıca bu kararlar, Türkiye’nin insan hakları uygulamalarında reform ihtiyacının Avrupa nezdinde bir kez daha vurgulandığını ortaya koyuyor.
AİHM, bu dosyalarla ilgili nihai kararlarını verirken, Yalçınkaya kararındaki içtihadı esas alacak. Türkiye açısından bu, yeni ihlal kararlarıyla birlikte maddi tazminatlar ve adli reforma yönelik baskıların artması anlamına geliyor. Eğer Türkiye bu sistematik sorunları gidermek için anayasal ve yargısal düzeyde bir adım atmazsa, bu sadece AİHM’den çıkacak kararlarla sınırlı kalmayacak; Avrupa Konseyi nezdinde siyasi sonuçlar da doğurabilecek.
Bildirilen dosyalara ulaşmak için,