AİHM Kararları Duyurular Kararlar 27 Ağustos 2025
120Views
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 26 ağustosta aldığı Güngöray / Türkiye kararı, mahpusların sağlık koşullarının korunması bakımından önemli bir karar niteliği taşıyor.
Mahkeme, 26 Ağustos 2025 tarihli bu kararda, astım ve diyabet gibi kronik hastalıkları bulunan başvurucunun, Silivri Cezaevi’nde sigara içen mahpuslarla birlikte tutulmasının ve sağlık raporlarına rağmen uygun bir koğuşa nakledilmemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Karar, yalnızca pasif içicilik bağlamında değil, aynı zamanda devletin mahpusların sağlığını koruma yükümlülüğüne dair geniş kapsamlı bir hatırlatma yapması açısından da dikkate değer.
Olayın arka planında, başvurucunun 2017’de FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından Silivri Cezaevi’ne konulması ve 2019 sonundan itibaren sigara içen mahpuslarla birlikte tutulması yatıyor. Astım hastalığı bu süreçte ağırlaşan başvurucu, hem idareye hem de yargı mercilerine yaptığı başvurularda, sağlık gerekçesiyle ya bireysel ya da sigarasız bir koğuşa alınmayı talep etti. Cezaevi idaresi, COVID-19 salgını nedeniyle bireysel koğuşların karantina amaçlı kullanıldığını, diğer uygun koğuşların da “statüsü” gereği başvurucuya tahsis edilemeyeceğini belirterek talebi reddetti. Oysa aynı dönemde cezaevi doktorlarının hazırladığı sağlık raporlarında, başvurucunun kesinlikle sigarasız bir ortamda tutulması gerektiği açıkça yazıyordu.
AİHM kararında, devletin mahpusların sağlık ve esenliğini koruma yükümlülüğünü hatırlattı. Pasif içiciliğin, özellikle kronik hastalığı bulunan mahpuslar açısından “aşağılayıcı muamele” boyutuna varabileceğini vurgulayan Mahkeme, Türkiye’deki makamların başvurucunun sağlık raporlarını dikkate almadığını ve COVID-19’un ilk dönemlerinde ileri sürülen gerekçeler ortadan kalktıktan sonra dahi somut bir adım atılmadığını kaydetti. Mahkeme, bu nedenle başvurucunun koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığına hükmetti ve Türkiye’nin 3. maddeyi ihlal ettiğine karar verdi.
İlerde ve Diğerleri / Türkiye kararında da, Türk idari yargısının “hizmet kusuru” temelli yaklaşımının cezaevi koşullarıyla ilgili şikâyetlerde etkili bir başvuru yolu sayılamayacağı belirtilmişti. Güngöray kararı bu çizgiyi güçlendirerek, bireysel başvuruların Anayasa Mahkemesi tarafından “açıkça dayanaktan yoksun” şeklinde reddedilmesinin Strasbourg nezdinde yeterli görülmeyeceğini netleştiriyor.
Türkiye bakımından kararın önemi iki boyutta değerlendirilmeli. İlk olarak, pasif içicilik meselesi uzun süredir cezaevlerinde ciddi bir sağlık sorunu. Bu kararla birlikte, kronik hastalıkları bulunan mahpusların sigarasız koğuşlarda tutulması artık yalnızca idari bir tercih değil, uluslararası yükümlülüğün bir gereği olarak ortaya çıkıyor. İkinci olarak, COVID-19 gibi olağanüstü durumlarda bile devletin sağlık hakkı ile insan onurunu koruma yükümlülüğünü “süresiz erteleyemeyeceği” açıkça vurgulanmış oldu.
Kararın sonuçları, yalnızca tazminat ödenmesiyle sınırlı değil. Türkiye’nin cezaevlerinde sigara yasağını kâğıt üzerinde bırakmayacak, etkin biçimde uygulayacak, özellikle de kronik rahatsızlığı olan mahpusları sigarasız koğuşlarda barındıracak adımlar atması gerekiyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin benzer başvuruları “açıkça dayanaktan yoksun” diyerek reddetmesinin Strasbourg’da bir anlam ifade etmediği de tekrar teyit edilmiş oldu.
Sonuç olarak, Güngöray kararı, Türkiye’nin cezaevlerinde insan onuruna uygun koşullar yaratma yükümlülüğünü bir kez daha hatırlatıyor. AİHM’in bu değerlendirmesi, pasif içicilikten kronik hastalıkların korunmasına, cezaevlerinde hijyen ve sağlık önlemlerinden etkili iç hukuk yollarına kadar geniş bir yelpazede emsal teşkil edecek nitelikte. Türkiye’nin bundan sonra benzer başvurularla yeni ihlal kararlarına muhatap olmamak için ciddi bir yapısal reform sürecine girmesi kaçınılmaz görünüyor.
Tam karar metni için tıklayınız.