Skip to content Skip to footer

Avrupa Konseyi 2025 Yıllık Raporu ve Türkiye: Hukukun Üstünlüğü ile Siyasi Reform Kıskacında Strasbourg-Ankara İlişkileri

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kabulünün 75. yıldönümüne denk gelen 2025 yılı, Avrupa Konseyi sisteminin hem dayanıklılığının hem de derinleşen yapısal krizlerin bir arada görüldüğü bir dönem olmuştur. Konsey’in karar organı olan Bakanlar Komitesi tarafından yayımlanan “19. Yıllık Rapor – 2025”, kıta genelindeki insan hakları manzarasını ortaya koyarken, Türkiye’ye ayrılan bölümler sistemin geleceği adına hem teknik ilerlemeleri hem de aşılması güç siyasi-hukuki blokajları detaylandırmaktadır. Bu rapor, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulama (icra) sürecindeki performansını, istatistiksel veriler, devam eden “nitelikli denetim” süreçleri ve kapatılan dosya grupları üzerinden derinlemesine analiz etmektedir.

Türkiye, 2025 yılı sonu itibarıyla Avrupa Konseyi nezdinde iş yükü en ağır ve denetim mekanizmalarının en yoğun odaklandığı ülkelerden biri olma özelliğini korumaktadır. Raporun geneline yayılan analizler, Türkiye’nin özellikle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, yargı bağımsızlığı ve “siyasi motivasyonlu tutuklamalar” (Madde 18) başlıklarında Strasbourg’un en üst düzey merceğinde olduğunu teyit etmektedir. Bununla birlikte, “Batı ve Diğerleri” ile “Gömi” gibi köklü davaların kapatılması, Ankara ile Strasbourg arasındaki teknik diyaloğun bazı alanlarda somut sonuçlar verdiğini de göstermektedir.

2025 Yılı İstatistikleri: Türkiye’nin Bakanlar Komitesi Önündeki Portresi

Bakanlar Komitesi’nin 2025 yıllık raporu, devletlerin AİHM kararlarını yalnızca bir tazminat meselesi olarak değil, benzer ihlallerin tekrarlanmasını engelleyecek yapısal reformlar bütünü olarak görüp görmediğini ölçmektedir. Türkiye’nin bu süreçteki konumu, bekleyen dava sayısının fazlalığı ve bu davaların niteliği itibarıyla “kronikleşmiş yapısal sorunlar” kategorisinde değerlendirilmektedir.

Genel Dava Yükü ve Denetim Süreçleri

31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla Türkiye aleyhine verilmiş ve icrası henüz tamamlanmadığı için Bakanlar Komitesi’nin takibi altında bulunan toplam 445 dava dosyası mevcuttur. Bu rakam, 2024 yılındaki 440 dosyaya kıyasla hafif bir artış göstermekle birlikte, son on yılın ortalamasına bakıldığında sistemin yeni gelen davalarla dolmaya devam ettiği görülmektedir. Türkiye’nin bekleyen davalarının 37’si “nitelikli denetim” (enhanced supervision) altındaki öncü davalardır. Nitelikli denetim, davanın doğası gereği karmaşık bir yapısal sorun içermesi veya Madde 18 gibi sistemin itibarını ilgilendiren ağır ihlallerle ilgili olması durumunda uygulanmaktadır.

Gösterge 2024 Verisi 2025 Verisi
Toplam Bekleyen Dava Sayısı 440 445
Nitelikli Denetim Altındaki Öncü Davalar 37 37
Standart Denetim Altındaki Öncü Davalar 96 106
5 Yıldan Uzun Süredir Bekleyen Öncü Davalar 76 78
Kapatılan Toplam Dava Sayısı 88 64
Yeni İletilen Toplam Dava Sayısı 82 69

Tablo incelendiğinde, Türkiye’nin yapısal reform gerektiren “öncü” (leading) davalarındaki artış dikkat çekicidir. Özellikle standart denetim altındaki öncü davaların 96’dan 106’ya çıkması, Mahkeme’nin Türkiye hakkında yeni hukuksal alanlarda ihlal kararları vermeye devam ettiğini kanıtlamaktadır.

Yeni Kararlar ve İhlal Alanları

2025 yılı içerisinde AİHM, Türkiye aleyhine 69 yeni davanın icra takibini başlatmıştır. Bu yeni dosyalar arasında cezaevlerinde sigara içenlerle bir arada tutulmaktan kaynaklanan “kötü muamele” (Madde 3), iş yerinde cinsel taciz iddialarına karşı yargısal korumanın yetersizliği ve toplantı gösteri yürüyüşlerinde savunma araçlarının (gaz fişeği ve mermi gibi) orantısız kullanımı gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Ayrıca, yargı kararlarında gerekçe eksikliği ve yargılama sürelerinin aşırı uzunluğu gibi gelenekselleşmiş sorunlar 2025 raporunda da varlığını sürdürmektedir.

Mahkeme’nin “İyi Yerleşmiş İçtihat” (WECL) kapsamındaki hızlandırılmış süreci, Türkiye için büyük bir bürokratik yük oluşturmuştur. 2025’te iletilen WECL kararlarından sadece dördü, toplamda 2.557 başvurucuyu kapsamaktadır. Bu durum, Türkiye’nin bireysel önlemleri uygulama kapasitesini zorlamakta, her bir başvurucu için ayrı tazminat ve sicil düzeltme işlemleri gerektirmektedir.

Kavala ve Demirtaş: Avrupa Konseyi Sisteminin İtibar Sınavı

Bakanlar Komitesi’nin 2025 raporundaki en sert ifadeler, Sözleşme’nin 18. maddesinin (hakların amaç dışı kısıtlanması) ihlal edildiği sembolik davalarda yoğunlaşmaktadır. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dosyaları, artık basit birer insan hakları davası olmaktan çıkmış, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinin ve hukukun üstünlüğü ilkesine sadakatinin temel bir ölçütü haline gelmiştir.

Kavala v. Türkiye: İhlal Prosedürü ve Süregiden Direnç

Rapor, Bakanlar Komitesi’nin Kavala v. Türkiye davasını 2025 yılında yapılan her bir “İnsan Hakları” toplantısında ve tüm olağan oturumlarda gündeme aldığını belirtmektedir. Komite, Türkiye’nin Sayın Kavala serbest bırakılmadığı sürece Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmeye devam ettiği yönündeki tutarlı pozisyonunu korumuştur. 2025 raporunda, Türk makamlarıyla yürütülen teknik diyaloğun olumlu karşılandığı ancak kararın uygulanmasında, yani Kavala’nın özgürlüğüne kavuşmasında, bugüne kadar somut bir ilerleme kaydedilmemesinden “derin üzüntü duyulduğu” açıkça ifade edilmiştir.

Kavala davası, AİHM Büyük Dairesi’nin 2019’daki kararının ardından 2022’de başlatılan ihlal prosedürü ile yeni bir boyuta evrilmiştir. 2025 raporu, Kavala’nın tutukluluğunun devamının ve sonrasındaki mahkumiyet kararının, Mahkeme’nin ilk kararını etkisiz kılmaya yönelik bir çaba olduğunu ve Madde 18 ihlalinin (siyasi susturma amacı) halen sürdüğünü vurgulamaktadır.

Selahattin Demirtaş ve Siyasi Çoğulculuğun Kısıtlanması

Selahattin Demirtaş (No. 2) grubu, Türkiye’de parlamenter dokunulmazlığın kaldırılması ve muhalefet liderlerinin tutuklanması süreçlerini inceleyen geniş kapsamlı bir dosyadır. 2025 raporu, bu gruptaki ihlallerin yalnızca Sayın Demirtaş’ı değil, Figen Yüksekdağ ve diğer 13 HDP milletvekilini de kapsadığını hatırlatmaktadır.

AİHM’in 2025 yılında verdiği Selahattin Demirtaş v. Türkiye (No. 4) kararı, raporun en güncel verilerinden biridir. 8 Temmuz 2025’te verilen ve 3 Kasım 2025’te kesinleşen bu karar, Demirtaş’ın tutukluluğunun “siyasi çoğulculuğu bastırma ve demokratik tartışma özgürlüğünü kısıtlama” amacı taşıdığını bir kez daha teyit etmiştir. Rapor, Türk mahkemelerinin Demirtaş’ı tahliye ederken eş zamanlı olarak aynı olaylar (6-8 Ekim Kobane olayları) üzerinden farklı suç tanımlamalarıyla yeniden tutuklamasını “otokratik yasallık” (autocratic legalism) belirtisi olarak gören analizlere atıf yapmaktadır.

Bakanlar Komitesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bu dosyalardaki yavaşlığını da eleştirmektedir. Rapora göre, AYM’nin başvurucuların şikayetlerini yıllardır sonuçlandırmaması, iç hukuk yollarının etkililiği konusunda ciddi şüpheler uyandırmakta ve Strasbourg sisteminin doğrudan müdahalesini zorunlu kılmaktadır.

Yüksel Yalçınkaya ve Sistemsel Tıkanıklık Riski

2025 raporu, Türkiye yargısı için “sismik bir sarsıntı” niteliğinde olan Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye Büyük Daire kararının uygulama sürecine geniş yer ayırmıştır. 2023 sonunda verilen bu karar, FETÖ/PDY yargılamalarında ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı ve sendika üyeliği gibi delillerin “otomatik suçluluk karinesi” oluşturacak şekilde kullanılmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Madde 7 (Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz) İhlali

Mahkeme, Yalçınkaya kararında Türkiye’de Madde 7’nin (ceza hukukunun öngörülebilirliği) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Rapor, Türk mahkemelerinin ByLock uygulamasını kullanan herkesi, içeriğine bakmaksızın ve kastı incelemeksizin “terör örgütü üyesi” ilan etmesini Sözleşme’nin ruhuna aykırı bulmaktadır. Bu kararın önemi, yalnızca Yalçınkaya davasıyla sınırlı kalmaması, aynı durumda olan on binlerce kişi için emsal teşkil etmesinden kaynaklanmaktadır. Raporun yayımlandığı tarih itibarıyla AİHM önünde Yalçınkaya kararıyla bağlantılı 18.000’den fazla bekleyen başvuru bulunmaktadır.

Yeniden Yargılamadaki Sorunlar

2025 yılı boyunca sivil toplum kuruluşları ve hukukçular, Bakanlar Komitesi’ne sundukları bildirimlerde (Rule 9.2), Yalçınkaya kararının yerel mahkemelerce dirençle karşılandığını belgelemiştir. Rapor, Yalçınkaya’nın Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yeniden yargılama sürecinde, mahkemenin AİHM’in ham verilere erişim ve kastın tespiti konusundaki emirlerini yerine getirmek yerine önceki mahkumiyeti “onayladığını” not etmektedir. KOM (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı) tarafından mahkemeye sunulan “ham veriler okunamaz durumdadır” şeklindeki yanıt, Strasbourg tarafından savunma haklarının kısıtlanması olarak görülmüştür.

Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin bu konuda Haziran 2026’ya kadar somut ve yapısal bir eylem planı sunmasını talep etmiştir. Mahkeme, bu davanın “kitlesel ihlaller” kategorisine girmesini engellemek için Türkiye’den içtihadını değiştirmesini beklemektedir.

İfade ve Toplanma Özgürlüğü: “Dondurucu Etki”nin Gölgesi

Türkiye’nin ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı alanındaki performansı, 2025 raporunda “sistematik sorunlar” başlığı altında incelenmektedir. Özellikle Oya Ataman grubu olarak bilinen ve 70’den fazla davayı kapsayan dosya grubu, Türkiye’deki toplantı ve gösteri yürüyüşleri üzerindeki kısıtlamaların 15 yılı aşkın süredir değişmediğini göstermektedir.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri (Law No. 2911)

Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye barışçıl gösterileri engelleyen ve katılımcıların cezalandırılmasına yol açan 2911 Sayılı Kanun’un değiştirilmesi yönündeki çağrısını 2025 raporunda da yinelemiştir. Rapor, gösterilerin “kamu düzeni” veya “genel ahlak” gibi muğlak gerekçelerle yasaklanmasını ve polis müdahalelerinde orantısız güç kullanılmasını eleştirmektedir.

22 sivil toplum kuruluşunun Bakanlar Komitesi’ne sunduğu ortak bildirim, raporda önemli bir yer tutmaktadır. Bu bildirimde, 19 Mart 2025 tarihinde muhalefet belediye başkanlarının gözaltına alınmasının ardından düzenlenen protestolarda 2.000’den fazla kişinin gözaltına alındığı ve 316 kişinin muğlak gerekçelerle tutuklandığı bilgisi yer almaktadır. Ayrıca, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerine yönelik süregelen engellemeler, AYM kararlarına rağmen “idari direncin” devam ettiğinin bir kanıtı olarak raporda anılmaktadır.

Türk Ceza Kanunu ve İfade Özgürlüğü

Raporda, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) bazı maddelerinin ifade özgürlüğü üzerinde “dondurucu bir etki” (chilling effect) yarattığına dair geniş analizler yer almaktadır. Michael O’Flaherty’nin Aralık 2025’teki Türkiye ziyareti sonrasındaki gözlemleriyle uyumlu olarak, raporda şu maddeler “sorunlu” olarak tanımlanmıştır :

  • TCK 299 (Cumhurbaşkanına Hakaret): Bu maddenin binlerce kişiye karşı bir cezalandırma aracı olarak kullanılması, AİHM içtihatlarıyla açıkça çelişmektedir.

  • TCK 301 (Devleti ve Kurumlarını Aşağılama): Eleştirel düşünceyi bastırmak amacıyla geniş yorumlandığı belirtilmektedir.

  • TCK 217/A (Dezenformasyon Yasası): 2025 yılında gazeteciler ve sivil toplum üzerinde yeni bir baskı unsuru olarak öne çıkmıştır.

Rapor, AİHM’in Öner ve Türk, Altuğ Taner Akçam ve Nedim Şener gibi öncü kararlarının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu maddelerin uygulanma pratiğinde ve yasal çerçevesinde Sözleşme uyumlu bir reformun yapılmadığını vurgulamaktadır.

Kapatılan Dosyalar ve İlerleme Kaydedilen Alanlar

Türkiye ile ilgili 2025 raporu yalnızca eleştirileri değil, başarılı icra süreçlerini de içermektedir. Rapor, Türkiye’nin 64 davayı başarıyla kapattığını ve bazı kronik dosya gruplarında “genel önlemleri” tamamladığını not etmektedir.

“Batı ve Diğerleri” Grubunun Kapatılması: İşkenceyle Mücadelede Önemli Eşik

Raporun Türkiye adına en büyük başarılarından biri, 1994-2013 yılları arasındaki işkence ve kötü muamele iddialarının etkili bir şekilde soruşturulmamasını konu alan Batı ve Diğerleri grubunun kapatılmasıdır. Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin bu konuda attığı şu adımları yeterli bulmuştur:

  • İşkence suçlarında zamanaşımının kaldırılması.

  • Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) yapılan değişikliklerle bu tür suçların soruşturulmasının öncelikli hale getirilmesi.

  • Anayasa Mahkemesi’nin “cezasızlık” ile mücadele konusundaki istikrarlı içtihatları.

  • 2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki taahhütler.

Bununla birlikte Komite, “idari soruşturma izni” gerekliliği gibi kalan eksikliklerin Elvan ve Hasan Köse davaları üzerinden “nitelikli denetim” altında takip edilmeye devam edileceğini belirtmiştir.

Cezaevinde Sağlık Hakları: Gömi Kararı

Gömi v. Türkiye davasının kapatılması, cezaevi standartlarının iyileştirilmesi bağlamında önemli bir adımdır. Ağır psikotik rahatsızlığı olan bir hükümlünün tedavi edilmemesi ve uygun olmayan koşullarda tutulmasını konu alan bu dava, Türkiye’nin şu reformları sonrası kapatılmıştır :

  • Cezaevlerine girişte sistematik ruh sağlığı taraması yapılması.

  • “e-doktor” video muayene sisteminin yaygınlaştırılması.

  • Psikiyatrik tedavi imkanı sunan rehabilitasyon tipi cezaevlerinin kapasitesinin artırılması.

Bakanlar Komitesi bu önlemlerin Sözleşme standartlarını karşıladığını ve benzer ihlallerin önüne geçmek için yeterli olduğunu kabul etmiştir.

Yargı Bağımsızlığı ve Hakim-Savcı Güvenceleri

Raporun derinliklerinde yer alan yapısal eleştirilerden biri de Türkiye’deki yargı bağımsızlığının erozyona uğramasıdır. AİHM’in 2025 kararlarında ve Bakanlar Komitesi’nin incelemelerinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı ve üyelerinin seçim yöntemi Avrupa standartlarından uzak bir tablo çizmektedir.

HSK’nın Yapısı ve “Coğrafi Teminat” Sorunu

Bakanlar Komitesi, hakimlerin görev yerlerinin rızaları dışında değiştirilmesi (coğrafi teminatın ihlali) ve haklarında yürütülen disiplin süreçlerinin yargısal denetimden yoksun olması konularını Pişkin v. Türkiye dosyası üzerinden takip etmektedir. Rapor, yargıçların azledilemezliği ve mesleki güvencelerinin kağıt üzerinde kalmaması, siyasallaşmış bir HSK’nın yargı bağımsızlığını tehdit etmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

Anayasa Mahkemesi Kararlarına Yerel Direnç

2025 raporunda en çok vurgulanan “hukuk güvenliği” krizi, yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamaktan imtina etmesidir. Strasbourg yetkilileri, bu pratiğin “hukuki belirlilik” ilkesini dinamitlediğini ve bir bütün olarak bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğini tartışmaya açtığını savunmaktadır. Komite, bu durumun Türkiye’yi AİHM nezdinde “etkili iç hukuk yolu olmayan ülke” konumuna düşürme riski taşıdığı konusunda uyarmıştır.

Kıbrıs ve Devletlerarası Dosyalar: Çözülmeyen Mülkiyet Krizi

Türkiye’nin Bakanlar Komitesi önündeki en eski ve karmaşık dosyaları arasında Kıbrıs meseleleri yer almaktadır. 2025 raporu, Kıbrıs v. Türkiye devletlerarası davasının halen “nitelikli denetim” altında olduğunu teyit etmektedir.

Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) ve Etkililik Sorunu

Rapor, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) Rum başvurucular için etkili bir çözüm sunma kapasitesinin zayıfladığına dair bulgular içermektedir. Xenides-Arestis ve Varnava davalarında, Türkiye’nin henüz ödemediği “adil tatmin” (tazminat) tutarları, raporun finansal tablolarında “gecikmiş ödemeler” listesinde en üst sırada yer almaktadır. Türkiye, 2025 sonu itibarıyla 68 vakada henüz ödeme teyidi sunmamıştır.

Teknik İşbirliği ve Kapasite Geliştirme: “Gümüş Çizgi”

Tüm bu kriz ve gerilimlere rağmen rapor, Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki teknik işbirliğinin kesintisiz devam ettiğini göstermektedir. Bu, Ankara’nın sistemle bağlarını tamamen koparmak istemediğinin bir kanıtı olarak okunmaktadır.

HELP Programı ve Hukuk Eğitimi

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin “Hukuk Profesyonelleri İçin İnsan Hakları Eğitimi” (HELP) platformunu en aktif kullanan ülkeler listesinde ikinci sırada yer almaktadır. 2025 yılında yaklaşık 430 Türk avukat, kararların icra süreci ve Strasbourg mekanizmalarına dair özel eğitim programlarına katılmıştır. Ayrıca, AYM ve Yargıtay bünyesindeki hakim ve savcı adayları için Sözleşme standartlarına dair eğitim modülleri hayata geçirilmiştir.

Karar İcra Koordinatörleri Ağı (ExCN)

Türkiye, 2024 yılında kurulan ve 2025’te faaliyetlerini yoğunlaştıran “Karar İcra Koordinatörleri Ağı”nın aktif bir üyesi olmuştur. Aralık 2025’te Strasbourg’da düzenlenen üç günlük kapasite geliştirme programına Ankara’dan üst düzey bir heyet katılmış; eylem planları ve eylem raporlarının (action plans/reports) daha etkili hazırlanması konusunda Avrupalı meslektaşlarıyla deneyim paylaşımında bulunmuştur.

Ankara’nın Pozisyonu ve Dışişleri Bakanlığı’nın Tepkisi

Raporun yayımlanmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen tepkiler, Strasbourg ile Ankara arasındaki “algı farkını” net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bakanlık, raporlardaki eleştirilerin “taraflı, önyargılı ve asılsız iddialara dayandığını” savunarak bunları kategorik olarak reddetmiştir. Ankara’ya göre, Avrupa Konseyi organları Türkiye’nin terörle mücadelesinin (FETÖ/PDY ve PKK) özgün doğasını ve güvenlik ihtiyaçlarını görmezden gelmektedir.

Bununla birlikte rapor, Türkiye’nin bir yandan sert siyasi yanıtlar verirken diğer yandan Strasbourg’a düzenli olarak eylem planları ve raporları (2025’te toplam 36 iletişim ve 69 eylem raporu) sunduğunu belgeleyerek “bürokratik sadakatin” sürdüğünü göstermektedir.

Sonuç: 2026’ya Doğru Strasbourg-Ankara Hattında Yol Ayrımı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2025 Yıllık Raporu, Türkiye için “hibrit bir performans” tablosu çizmektedir. Bir tarafta işkenceyle mücadele ve cezaevi reformları gibi alanlarda kaydedilen teknik başarılar dururken, diğer tarafta Kavala, Demirtaş ve Yalçınkaya gibi davalarda somutlaşan sistemsel bir tıkanıklık söz konusudur.

Raporun satır aralarından çıkan sonuç şudur: Türkiye, 2026 yılına girerken Avrupa insan hakları sisteminin vazgeçilmez bir parçası olma iddiasını sürdürmektedir. Ancak bu iddianın inandırıcılığı, artık tazminat ödemekle değil, Strasbourg’un “yapısal sorun” olarak tanımladığı alanlarda yapılacak radikal hukuk reformlarıyla ve özellikle Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarının yerel mahkemelerce tereddütsüz uygulanmasıyla ölçülecektir. 2025 raporu, bu zorlu sürecin hem en kapsamlı tanığı hem de Türkiye’nin Avrupa demokratik ailesindeki yerini koruması için bir yol haritası niteliğindedir.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.