Duyurular Makaleler&Raporlar 14 Nisan 2026
174Views
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Mattias Guyomar’ın 8 Nisan 2026 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi huzurunda gerçekleştirdiği yarıyıl değişim görüşmesi, Strasbourg yargısının karşı karşıya olduğu varoluşsal sınamaları ve bu sınamalara karşı geliştirilen kurumsal stratejileri tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Guyomar’ın sunumu, Mahkeme’nin “Etkinlik, Görünürlük ve Sorumluluk” olarak tanımladığı üç temel öncelik ekseninde şekillenirken, Avrupa insan hakları koruma sisteminin amiral gemisinin sadece bir yargı organı değil, aynı zamanda demokratik dayanıklılığın son kalesi olma iddiasını güçlendirmektedir. Türkiye’den gelen ve Mahkeme’nin işleyiş kapasitesini zorlayan devasa başvuru dalgasına karşı alınan radikal önlemleri sizin için mercek altına almaya çalıştık.
Başkan Guyomar, konuşmasına Mahkeme’nin yargısal verimliliğindeki çarpıcı değişimlere dikkat çekerek başlamıştır. 2025 yılı sonu itibarıyla Mahkeme, derdest dava sayısını 53.450 seviyesine indirerek son 20 yılın en düşük stok düzeyine ulaşmayı başarmıştır. Ancak bu istatistiksel başarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde yerini yeni bir endişeye bırakmıştır. Mahkeme’ye yapılan başvurular 2025 yılında %10 oranında artış gösterirken, 2026’nın ilk üç ayında bu artış oranı %31 gibi dramatik bir seviyeye fırlamıştır. 1 Nisan 2026 itibarıyla derdest dosya sayısı yeniden yükselişe geçerek 56.950’ye ulaşmıştır.
Bölgesel Dava Yükü ve Odak Ülkeler
Mahkeme’nin önündeki toplam dava yükünün yaklaşık üçte ikisi beş devlet üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ülkelerin dağılımı ve uyuşmazlık nitelikleri, Avrupa’daki hukuk devleti krizinin coğrafyasını da çizmektedir:
| Ülke | Derdest Başvuru Sayısı (1 Nisan 2026) | Ana Uyuşmazlık Konusu ve Arka Plan |
|---|---|---|
| Türkiye | ~ 22.000 |
2016 sonrası tedbirler ve kitlesel ihraç dalgası |
| Rusya Federasyonu | ~ 6.600 |
Çatışma odaklı davalar ve bireysel başvurular |
| Polonya | ~ 3.600 |
Yargı bağımsızlığı ve hukuki belirlilik sorunları |
| Ukrayna | ~ 3.450 |
Savaş suçları ve mülkiyet hakları ihlalleri |
| İtalya | ~ 2.800 |
Yargılama süreleri ve sistemik gecikmeler |
Başkan Guyomar, özellikle Rusya aleyhine olan başvuruların yönetimindeki etkinliğe vurgu yaparak, Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden çıkarılmasından bu yana 15.000’den fazla kararın verildiğini, kalan 6.600 davanın ise Mahkeme’nin kararlı duruşunu simgelediğini ifade etmiştir. Ancak sunumun ağırlık merkezi, bu tablonun en tepesinde yer alan Türkiye’dir.
Guyomar’ın konuşmasında Türkiye, sadece istatistiksel bir veri değil, Mahkeme’nin idari kapasitesini test eden yapısal bir fenomen olarak tanımlanmıştır. Türkiye aleyhindeki başvuruların yaklaşık %85’i doğrudan 2016 darbe girişimi sonrası alınan önlemlerle ilgilidir. 2025 yılının ortalarından itibaren bu alanda yeni ve çok daha büyük bir dalga Strasbourg kıyılarına vurmaya başlamıştır. Ekim 2025’ten itibaren Mahkeme, kamu görevinden çıkarılan memurlar, yargı mensupları ve askeri personelden gelen yaklaşık 4.000 kayıtlı başvuru almış, 4.000 dosya ise kontrol aşamasında beklemektedir.
Mahkeme yönetimi, 2026 yılı sonuna kadar bu türden 15.000 ile 20.000 arasında yeni başvurunun ulaşacağını öngörmektedir. Bu öngörü, Türkiye’deki iç hukuk yollarının, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 29 Mayıs 2025 ve 16 Temmuz 2025 tarihli öncü kararlarının ardından bu uyuşmazlıklar üzerindeki incelemesini tamamlamış olmasından kaynaklanmaktadır. Mahkeme, bu “kitlesel akışı” yönetmek için idari işleyişini temelden değiştiren bir dizi özel önlemi devreye sokmuştur.
Mahkeme Başkanı, 1 Ocak 2026 itibarıyla Türkiye’den ihraç dosyalarına özel bir filtreleme ve tasnif sistemi getirdiklerini açıklamıştır. Bu tedbirlerin temel amacı, Mahkeme’nin yargılama kalitesinden ödün vermeden bu devasa hacmi “endüstriyel” bir hızla işleyebilmesini sağlamaktır:
Zorunlu Kapak Sayfası (Cover Page): Her başvuru için ayrı bir kapak sayfası doldurulması zorunlu tutulmuştur. Bu sayfa, başvurunun özünü ve şikayetlerin niteliğini Mahkeme’ye anında bildiren bir QR kod içermektedir.
Elektronik Form ve eComms Kullanımı: Başvurucuların formları elektronik ortamda doldurması ve Mahkeme ile yazışmalar için zorunlu olarak “eComms” (Elektronik İletişim Servisi) sistemini kullanmaları şart koşulmuştur.
Standartlaştırılmış Şikayet Başlıkları: Kapak sayfasındaki şikayet bölümü, başvurucuların olay bazlı uzun anlatımlar yerine, Mahkeme tarafından önceden tanımlanmış “tipik ihlal kalıpları” (patterns of complaints) arasından seçim yapmasını gerektirmektedir.
İkincillik Filtresi: Kapak uygulamasının en kritik unsurlarından biri, sadece AYM önünde maddi ve somut olarak dile getirilmiş şikayetlerin işaretlenebilmesidir. Bu durum, iç hukukta tüketilmemiş iddiaların AİHM aşamasında doğrudan elenmesi sonucunu doğurmaktadır.
Başkan Guyomar, bu önlemlerin bir “usul kolaylığı” değil, Mahkeme’nin hayatta kalma stratejisi olduğunu belirterek, bu süreçteki başarının üye devletlerin gönüllü katkılarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu bağlamda, “Brighton Hedefi” adını verdiği fonun güçlendirilmesi için çağrıda bulunmuştur.
Sunumun en dikkat çekici kısımlarından biri, Türkiye’ye dair Büyük Daire (Grand Chamber) düzeyinde beklenen veya gerçekleşen kritik duruşmalardır. Guyomar, Mahkeme’nin “Herkes İçin Bir Mahkeme” (A Court for All) olma iddiasını bu davalar üzerinden somutlaştırmıştır.
4 Mart 2026 tarihinde duruşması yapılan Tergek v. Türkiye (no. 39631/20) davası, Strasbourg içtihadında önemli bir kırılma noktasını temsil etmektedir.
Davanın Özü: Cezaevindeki başvurucuya ailesi tarafından gönderilen internet çıktıları ve fotokopilerin (fizik tedavi egzersizleri ve eğitim notları), cezaevi idaresi tarafından “güvenlik” ve “idari yük” gerekçesiyle teslim edilmemesi uyuşmazlığın temelidir.
Daire Kararı ve Muhalefet: 29 Nisan 2025 tarihli Daire kararı, 4’e karşı 3 oyla ihlal bulunmadığı yönünde sonuçlanmıştır. Çoğunluk, cezaevi personelinin binlerce sayfalık fotokopiyi incelemesinin aşırı bir yük oluşturacağını savunurken, muhalif yargıçlar bunun içeriğe bakılmaksızın uygulanan bir “toptan yasak” (blanket ban) olduğunu ve ifade özgürlüğünün özünü zedelediğini savunmuştur.
Büyük Daire’nin Rolü: Guyomar, bu dosyanın Büyük Daire’ye taşınmasını, Mahkeme’nin güvenlik kaygıları ile temel haklar arasındaki dengeyi yeniden tanımlama ihtiyacına bağlamıştır.
25 Mart 2026 tarihinde Büyük Daire duruşması yapılan bu ikinci başvuru (no. 2170/24), Osman Kavala’nın 2019’daki AİHM ve 2022’deki ihlal prosedürü kararlarına rağmen serbest bırakılmamasını konu almaktadır.
Hukuki İddialar: Başvurucu, serbest bırakılmamasının ve ardından verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Sözleşme’nin 3, 5, 6, 7, 10, 11 ve 18. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Duruşmadaki Tartışmalar: Türkiye adına savunma yapan hukuk ekibi, uluslararası mahkemelerin yerel yargılamaların esasına girmemesi gerektiğini ve Gezi olaylarının bir “ayaklanma” olduğunu savunmuştur. Buna karşılık, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve sivil toplum kuruluşları, davanın Türkiye’deki yargı bağımsızlığının çöküşünün bir kanıtı olduğunu vurgulamışlardır.
Siyasal ve Hukuki Etki: Başkan Guyomar, Kavala dosyasının sadece bireysel bir mağduriyet değil, Sözleşme sisteminin otoritesinin ve kararların bağlayıcılığının sorgulandığı bir “belirleyici test” haline geldiğini zımnen ifade etmiştir.
Mahkeme, Türkiye ile ilgili uyuşmazlıklarda “Well-Established Case-Law” (WECL) prosedürünü kullanarak binlerce benzer dosyayı gruplandırılmış şekilde karara bağlama stratejisini hızlandırmıştır. 17 Mart 2026 tarihi, Mahkeme’nin Türkiye aleyhine “seri ihlal” kararları verdiği bir dönüm noktası olarak sunulmuştur :
| Karar Grubu | Başvurucu Sayısı | İhlal Tespitleri ve Gerekçeler |
|---|---|---|
| Yaman ve Diğerleri | 76 |
İlk tutuklama anında “makul şüphe” eksikliği (Madde 5/1). ByLock kullanımının tek başına tutuklama için yeterli görülmemesi. |
| Çakar ve Diğerleri | 16 |
Tutukluluğun devamındaki gerekçelerin basmakalıp ve soyut olması (Madde 5/3). |
| Gürmen v. Türkiye | 1 |
İdari yargıda tebliğ süreçlerinin belirsizliği ve mahkemeye erişim hakkının süre tuzağına dönüştürülmesi (Madde 6). |
| Öztürk v. Türkiye | 1 |
Cezaevindeki bir “beddua” nedeniyle verilen hücre hapsinin ifade özgürlüğüne aykırılığı (Madde 10). |
Bu kararlar, Mahkeme’nin Türk mahkemelerine yönelik “adalet değil, istatistik sorunu” eleştirisini de beraberinde getirmiştir. Guyomar, ulusal makamların Mahkeme içtihadını “biçimsel” olarak takip etmek yerine, onun ruhuna uygun kararlar alması gerektiğini, aksi takdirde “paylaşılan sorumluluk” ilkesinin işlemez hale geleceğini ima etmiştir.
Başkan Guyomar, Mahkeme’nin meşruiyetini sadece kararlarından değil, kamuoyuna karşı şeffaflığından aldığını belirtmiştir. “Visibility” önceliği kapsamında Mahkeme:
YouTube kanalı üzerinden canlı soru-cevap seansları başlatmıştır.
Lüksemburg’daki Avrupa Birliği Adalet Divanı ile kurumsal diyaloğu zirveye taşımış, Koen Lenaerts ile ortak televizyon mülakatı vermiştir.
“Ask a Judge” (Bir Hakime Sor) programıyla genç nesillere, özellikle Strasbourg’daki liselere ulaşmayı hedeflemiştir.
“Responsibility” başlığı altında ise Guyomar, yargı bağımsızlığının bir “ayrıcalıklar kalesi” değil, bir “hesap verebilirlik alanı” olduğunu savunmuştur. Danileţ v. Romania kararına atıfta bulunarak, hakimlerin hukuk devletine yönelik tehditler karşısında “çekinme yükümlülüklerinin” (duty of discretion) daraldığını ve anayasal düzeni savunma haklarının güçlendiğini belirtmiştir. Bu içtihat, Türkiye gibi yargı mensuplarının sıklıkla disiplin baskısıyla karşılaştığı ülkeler için güçlü bir doktrinel kalkan niteliğindedir.
Guyomar’ın sunumu, Mahkeme’nin güncel küresel krizlere verdiği tepkileri de kapsamaktadır:
Göç Politikası: 22 Mayıs 2025 tarihli açık mektuba bir yanıt niteliğinde, Mahkeme’nin göç konusundaki içtihadını objektif bir temele oturtan kapsamlı bir rapor hazırladığı ve bunu yakında kamuoyuyla paylaşacağı açıklanmıştır.
İklim Adaleti: Greenpeace Nordic v. Norway ve Klimaseniorinnen kararları üzerinden, devletlerin tehlikeli faaliyetlerden önce kapsamlı çevresel etki çalışmaları yapma yükümlülüğü hatırlatılmıştır.
Yapay Zeka: Mahkeme’nin iç belgelerde araştırma, siber güvenlik ve otomatik çeviri süreçlerinde yapay zekayı etkin şekilde kullanmaya başladığı, ancak makinenin asla insanın yerini alamayacağı vurgulanmıştır.
Başkan Mattias Guyomar’ın Bakanlar Komitesi sunumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sadece bir “vaka çözüm merkezi” olmaktan çıkıp, üye devletlerin anayasal mimarilerini denetleyen bir “üst-denetçi” rolüne evrildiğini kanıtlamaktadır. Türkiye özelinde ise 2026 yılı, Strasbourg tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir “karar üretim yılı” olmaya adaydır. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren idari reformlar, Mahkeme’nin on binlerce dosyayı “kitlesel” olarak tasfiye etme kararlılığını göstermektedir.
Guyomar’ın “Herkes İçin Bir Mahkeme” vizyonu, Türkiye’deki hak savunucuları için bir umut kaynağıyken, ulusal otoriteler için kararların infazı noktasında daha sıkı bir denetimin habercisidir. Sonuç olarak, AİHM Başkanı’nın mesajı nettir: Hukuk devleti bir seçenek değil, barışın ve demokrasinin temelidir ve Mahkeme bu temeli korumak için gerekirse idari, teknolojik ve hukuki tüm sınırlarını zorlamaya devam edecektir.
Kaynak için tıklayınız.