AİHM Kararları Duyurular Kararlar 29 Nisan 2025
280Views
Başvurucu Abdül Samed Tergek, 1989 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Türk makamları tarafından “Fetullahçı terör örgütü/paralel devlet yapılanması” olarak tanımlanan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hüküm giydikten sonra şu anda Kocaeli T Tipi Cezaevi’nde hapis cezasını çekmektedir.
Dava, cezaevi yetkililerinin Bay Tergek’in kız kardeşi ve eşi tarafından kendisine gönderilen mektup, not, fotoğraf ve internet sitelerinden alınan basılı belgeleri alıkoymasıyla ilgilidir. Mektuplar sonunda Sayın Tergek’e ulaştırıldı, ancak basılı belgeler ulaştırılmadı.
Başvurucu, cezaevinde bulunduğu sırada eşi tarafından kendisine posta yoluyla gönderilen bazı internet çıktılarının, cezaevi idaresi tarafından kendisine teslim edilmediğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Söz konusu belgelerin genel bilgi amaçlı olduğunu savunan başvurucu, bu engellemenin ifade özgürlüğünü ve bilgi alma hakkını ihlal ettiğini ileri sürdü.
1.İlk Mektup (Ekim 2018):
Başvurucunun kız kardeşi tarafından gönderilen 31 sayfalık internet çıktısı, güvenlik riski oluşturabileceği gerekçesiyle cezaevi disiplin kurulu tarafından alıkonulmuştur. Başvurucu, belgelerin fizik tedavi egzersizleri ve uzaktan eğitim aldığı emlak yönetimi dersiyle ilgili olduğunu belirtmiştir. İcra hakimi, belgelerin içeriği değerlendirilmeksizin sadece genel bir şüpheyle alıkonulmasının hukuka aykırı olduğuna hükmederek başvurucunun itirazını kabul etmiş, belgeler yaklaşık bir yıl sonra teslim edilmiştir.
2.İkinci Mektup (Aralık 2018):
Başvurucunun eşi tarafından gönderilen 61 sayfalık internet çıktısı, önceki idari bir karar referans gösterilerek doğrudan içeriği değerlendirilmeden sakıncalı bulunmuş ve verilmemiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz hem icra hakimi hem de ağır ceza mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Hükümet ise başvurucunun bu belgeleri alamamasının ifade özgürlüğüyle çelişmediğini savundu. Belgelerin teslim edilmemesinin yasal dayanağının bulunduğunu (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümleri) ve tedbirin ulusal güvenlik, cezaevi disiplini ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlara hizmet ettiğini ifade etti. Ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY üyeliğinden hüküm giymiş olmasının bu kararın alınmasında belirleyici bir unsur olduğunu vurguladı.
Başvurucu, 2019 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmıştır. Mahkeme, şikayetleri açıkça dayanaktan yoksun bularak reddetmiştir. Gerekçede Diyadin Akdemir kararına atıf yapılmış ve internet çıktılarının “süreli ya da süresiz yayın” kapsamında değerlendirilmediği belirtilmiştir.
AİHM, şikayetleri 10. madde (ifade özgürlüğü, bilgi alma hakkı) kapsamında değerlendirmiştir. İlk mektup için iç hukuk yollarında ihlal tespiti ve belgenin teslim edilmesi nedeniyle başvurucunun mağdur statüsünü kaybettiğine hükmetmiştir. Ancak ikinci mektup yönünden mağdur statüsünün devam ettiğine karar vererek esas incelemeye geçmiştir.
İlk olayda icra hakimi, hak ihlali tespiti yaparak belge teslimini sağlamıştır. Ancak ikinci olayda aynı nitelikteki belgeler için benzer değerlendirme yapılmamış, yalnızca “internet çıktısı” oldukları gerekçesiyle genel bir idari karara dayanılarak erişim engellenmiştir. Bu durum, iç hukukta tutarsızlık ve öngörülebilirlik eksikliği yaratmaktadır.
AİHM, başvurucunun özellikle fizik tedavi ve eğitimle ilgili bilgiye erişim hakkının engellenmesinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme, sadece yayın türüne bakılarak (örneğin “kitap” olmaması nedeniyle) belgeye erişimin engellenmesinin yeterli gerekçe oluşturmadığını ve içeriğin değerlendirilmemesinin hak ihlaline yol açabileceğini belirtmektedir.
Hükümet, başvurucunun farklı kaynaklara erişiminin olduğunu savunmuşsa da AİHM, somut belgelerin içeriğinin başka kaynaklardan sağlanamaması nedeniyle bu iddiayı kabul etmemiştir. Bu, bilgiye erişimin şekil değil, içerik ve amaç temelli değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar.
AİHM, mahpusların da ifade özgürlüğüne sahip olduklarını, ancak bu hakkın cezaevi koşulları içinde belli sınırlamalara tabi olabileceğini belirtti. Belgelerin teslim edilmemesi yönündeki kararın, ulusal hukukta belirli bir dayanağa sahip olduğunu ve kamu düzeni ile güvenlik açısından meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etti.
Mahkeme, başvurucunun ikinci mektupla ilgili şikâyetinin kabul edilebilir olduğuna karar verirken, diğer şikâyetleri kabul edilemez buldu. Sonuç olarak, 4’e karşı 3 oyla başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) kapsamında bir ihlale uğramadığına hükmetti.
Bu karara katılmayan üç yargıç sert eleştiriler getirdi: “Bu karar, yerleşik içtihada aykırı, mahpus haklarında geriye gidiştir.”
Yargıçlar Bårdsen, Seibert-Fohr ve Lavapuro, çoğunluğun kararına karşı ortak muhalefet şerhi yayımlayarak, kararı eleştirdi. Mahkemenin büyük çoğunluğu, “belge formatına dayalı teslimat yasağının” bir hak ihlali oluşturmadığını savunurken, muhalefet eden yargıçlar bu tutumu hem hukuki hem de etik açıdan sorguladı.
Azınlık görüşünde ilk vurgulanan nokta şuydu: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, cezaevi kapısında bitmez.” Bu görüş, AİHM’in önceki içtihatlarına (örneğin Hirst, Khodorkovskiy, Campbell and Fell) açıkça atıfta bulunarak mahpusların temel haklarını sadece özgürlüklerinden yoksun bırakılarak değil, diğer tüm haklarının devam ettiğini vurguladı. Bu haklara getirilecek kısıtlamaların mutlaka yasal bir temele, meşru bir amaca ve orantılılığa dayanması gerektiği belirtildi.
Yargıçlar, Türkiye’deki 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 62 ve 68. maddelerinin fotokopi ve çıktılar için açık bir yasak getirmediğini ve bu nedenle yasağın hukuken geçerli bir dayanağının bulunmadığını savundu. Aksine, yerel mahkemelerin ve Anayasa Mahkemesi’nin bu belgeleri “kitap” ya da “mektup” sınıfına sokmaktan kaçındığını, böylece fiili bir boşluk yarattığını ifade ettiler.
Eleştirinin odak noktasında, yasağın belgenin içeriğine değil, sadece formatına dayanması vardı. Azınlık görüşüne göre, format temelli bu tür genel yasaklar, orantısız, ayrımcı ve keyfi olup hiçbir bireysel değerlendirme içermemektedir. Bu durumun, tutuklunun eğitimi, rehabilitasyonu ve sağlığı gibi temel haklarıyla da doğrudan çeliştiği vurgulandı.
Muhalif yargıçlar, Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin başvurucu hakkındaki kararında, sadece Diyadin Akdemir kararına kısaca atıfta bulunarak konuyu geçiştirdiğini, bu kararın da esasında “cezaevlerinin iş yükünü hafifletme” gerekçesi dışında herhangi bir denge analizi içermediğini belirtti. Bu durumun, AİHM’in öngördüğü şekilde hakların ve kamu yararının çatıştırılıp tartıldığı bir analizden yoksun olduğu açıklandı.
Ayrıca AİHM’in Önceki Kararı Hatırlatıldı: Osman ve Altay
Azınlık görüşü, 2023 tarihli Osman ve Altay / Türkiye kararını hatırlattı. Bu kararda, AİHM, fotokopi ve çıktı yasağını ihlal saymış ve benzer yasağın “gerekçesiz ve orantısız” olduğunu belirtmişti. Bu nedenle, azınlık yargıçlar, Mahkeme’nin şimdi farklı bir yönde karar almasını tutarsızlık olarak nitelendirdi:
“Bugünkü çoğunluk kararı, hem Osman ve Altay kararındaki içtihattan hem de Sözleşme’nin temel ilkelerinden uzaklaşmaktadır. Bu ölçüde bir içtihat değişikliği, bir daire kararının değil, Büyük Daire’nin işi olmalıdır.”
İki Kararın Karşılaştırması
| Özellikler | Osman ve Altay Kararı (2023) | Bu Karar (2025) |
| Belge Formatı | Fotokopi / Çıktı | Fotokopi / Çıktı |
| Yasağa Dayanak | Belirsiz | Yine belirsiz, Anayasa Mahkemesi yorumlarıyla |
| AİHM Kararı | İfade özgürlüğü ihlali | İhlal yok |
| Gerekçe | İçerik değerlendirmesi yapılmamış, yasa açık değil | Format temelli yasak güvenlik nedeniyle kabul edilebilir |
| Yargıçların Görüş Birliği | Karar oybirliğiyle alındı | 4’e karşı 3 ile çok yakın ayrışma |
| Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı | Olumsuz — hak ihlali görmedi | Aynı yaklaşım sürüyor |
| Azınlık Eleştirisi | Ortak muhalefet kararda yoktu | Ortak sert muhalefet yazıldı |
Bu karar, pratik zorluklar ve güvenlik risklerinin, mahpusların ifade özgürlüğünün önüne geçirilip geçirilemeyeceği** sorusunu tekrar gündeme taşıdı. AİHM içindeki derin görüş ayrılığı, bu konuda Avrupa’da nasıl bir yol izleneceği konusunda önemli bir tartışma başlatabilir.
Azınlık yargıçların uyarısı net: “Cezaevleri idari kolaylık uğruna hukukun sınırlarını esnetemez. Her mahpus, formatı ne olursa olsun bilgiye erişim hakkına sahiptir.”
AİHM 2.bölüm hakimlerinin YASAK kararından sonra yine bir skandal karar verdiklerini söylememiz mümkün. Önümüzde ki hafta Büyük dairede görüşülecek olan ve çok eleştirilen YASAK kararı oy birliği ile alınmıştı. Bugün alınan Tergek Kararında ikiye bölünen mahkeme yine çok tartışılacak bir karara imza atmış oldu. Bu karar hakkında gelecek eleştirileri ve sonuçlarını takipte kalacağız.
Oldukça sert bir şekilde 3 hakimin şerh düşmesi kararın YASAK kararında olduğu gibi Büyük daireye taşınma ihtimalinide gündeme getirebilir. Önümüzde ki aylarda bu kararı Büyük dairede takip edebiliriz.
CASE OF TERGEK v. TÜRKİYE karar metni.
CASE OF OSMAN AND ALTAY v. TÜRKİYE karar metni.