Duyurular Makaleler&Raporlar 26 Nisan 2025
213Views
Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 58. oturumu kapsamında, konuşan ve terörle mücadele adı altında gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine dikkat çeken Prof Ben Saul, bu ay Türkiye aleyhine yapılan başvurular açısından bir ilke imza attı ve özel raportör olarak Yasak başvurusuna 3. taraf görüşü sundu.
Prof. Saul, AİHM’de görülmekte olan Yasak v. Türkiye davasına katkıda bulunmak için; Türkiye’nin terörle mücadele yasalarının insan haklarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmek, mahkemeye uzman hukuki görüş sunmak, özellikle, ifade özgürlüğü, hukuki belirlilik ve adil yargılanma gibi temel hakların ihlal edilip edilmediğini analiz etmek ve belgenin, AİHM’nin kararında uluslararası insan hakları hukukunu dikkate almasını sağlamak için bu raporu hazırladı.
Söz konusu belge, Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Özel Raportörü tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) sunulan bir “amicus curiae” (mahkeme dostu) görüşüdür. Bu görüş, Yasak v. Türkiye davasında, Türkiye’nin terörle mücadele yasalarının uygulanmasının uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Raporda Prof. Saul, Türkiye’nin terörle mücadele yasalarının geriye dönük olarak uygulanmasının, hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini savunmaktadır. Özellikle, bir kişinin geçmişte yasal olan eylemlerinin sonradan suç sayılmasının, hukuki öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini söylemektedir.
Raportör, Türkiye’deki yargılamalarda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmektedir. Özellikle, delillerin yetersizliği, gizli tanıkların kullanımı ve savunma hakkının kısıtlanması gibi unsurlar, adil yargılanma ilkesine aykırıdır.
Türkiye’deki terörle mücadele uygulamalarının, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakları ihlal ettiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, tutukluların kötü muameleye maruz kaldığına dair iddialar da dile getirilmektedir.
Bu raporların, AİHM’nin karar verirken uluslararası insan hakları standartlarını dikkate almasını ve Türkiye’yi bu standartlara uymaya teşvik etmesini hedeflemektedir.
Bu raporların, AİHM’nin Türkiye’ye yönelik kararlarında daha sıkı bir denetim uygulaması ve Türkiye’nin terörle mücadele yasalarını uluslararası standartlara uyumlu hale getirmesi yönünde baskı oluşturması beklenmektedir.
Bu “amicus curiae” görüşü, Türkiye’deki terörle mücadele uygulamalarının uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olup olmadığını sorgulamakta ve AİHM’yi bu konuda dikkatli olmaya çağırmaktadır. Belge, Türkiye’nin terörle mücadele yasalarını ve uygulamalarını gözden geçirmesi ve insan haklarına saygılı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulamaktadır.
33 Paragraftan oluşan raporun özetini şu şekilde yapabiliriz:
5. Devletlerin Zor Görevleri ve İnsan Hakları
Terörle mücadelede insan haklarına saygı, BM tarafından sürekli vurgulanan bir ilkedir.
6–10. Uluslararası Hukukta Yasallık İlkesi
Gerçekleştirildiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamazsın: Bu ilke tüm büyük insan hakları sözleşmelerinde yer alır. Netlik, belirlilik ve geriye yürümezlik esas alınır.
11–15. Hukuki Belirlilik ve Öngörülebilirlik
Suçların açık ve net olması gerekir. Belirsiz tanımlar keyfi yargılamalara yol açar. Yargıçlar yorum yapabilir ama bu yorum öngörülebilir olmalıdır.
16–20. Terör Suçlarının Tanımı Üzerine Uyarılar
Belirsiz terör tanımları, Medya faaliyetlerini kapsayan geniş tanımlar ve “Üyelik” suçunun aşırı geniş yorumu
Hedef, keyfi uygulamalardan kaçınmak ve suç tanımını daraltmaktır.
21–27. Uluslararası En İyi Uygulama Standartları
Suç tanımı net olmalı, Terör eylemi unsurları uluslararası anlaşmalara dayanmalı, Bazı durumlar (sivil protesto, insani yardım) terör kapsamı dışında tutulmalı
28–31. Terör Örgütü ile İlişkili Suçların Sınırları
Örgüte basit destek ya da uzak bağlantılar yeterli suç unsuru sayılmamalı, Kişinin örgütün amacı hakkında bilgi sahibi olması gerekir, Liderlik, tek başına suçun bilincini göstermez
32. Türkiye’ye Özgü Eleştiriler
Türkiye’nin terör ve örgüt tanımlarının aşırı geniş ve belirsiz olduğu, bunun insan hakları ihlallerine yol açtığı belirtilir.
33. Sonuç: Yasallık İlkesinin Önemi
Belirsiz ve geniş suç tanımları sadece özgürlükleri değil, hukuk devletini de tehdit eder. Bu, keyfi yargılamalara ve ifade, din, medya özgürlüğü gibi alanlarda ciddi hak ihlallerine neden olabilir.
07 Mayıs 2025’te AİHM Büyük Daire önünde duruşması yapılacak Yasak/Türkiye başvurusuyla ilgili süreci takipte kalacağız ve okurlarımızı detaylı şekilde bilgilendireceğiz. Büyük dairenin bu eleştirilen karar hakkında verilecek kararını sizlerle paylaşacağız.
Raporun tam metni için tıklayınız.