Duyurular Makaleler&Raporlar 31 Mart 2025
274Views
BM Özel Raportörü Ben Saul, Cenevre’de Konuştu
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 58. oturumu kapsamında, MENA Rights Group tarafından düzenlenen yan etkinlikte konuşan BM Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Ben Saul, Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde terörle mücadele adı altında gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine dikkat çekti.
Saul, bölgesel örgütlerin terörle mücadelede sivil toplumla iş birliğinin önemini vurgularken, MENA’daki birçok örgütün sivil toplum kuruluşlarına yeterli katılım hakkı tanımadığını belirtti. Arap Birliği, Arap İçişleri Bakanları Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi yapılar, STK’ları karar alma süreçlerine dahil etmiyor ve şeffaflıktan uzak politikalar izliyor. Bunun sonucunda, terörle mücadele önlemleri daha çok devletlerin baskıcı uygulamalarını meşrulaştırmak için kullanılıyor.
Muğlak terör tanımlarıyla sivil alanın daraltılması: Mısır, BAE, Cezayir, Tunus ve Türkiye gibi ülkelerde geniş terör tanımları muhalifleri susturmak için kullanılıyor. Saul ifadesinde: ‘’Devletler terörizm ve aşırılığın geniş ve belirsiz yasal tanımlarını, ister Mısır, ister BAE, Cezayir, Türkiye, Tunus veya başka bir yerde olsun, sivil alanı ve insan haklarını kısıtlamak için kullanıyorlar.’’ diyerek Türkiyeye atıfta bulundu.
Adil yargılanma haklarının ihlali: Zorla itiraflar, işkence, avukatlara yönelik baskılar, uzun tutukluluk süreleri ve sürgündeki muhaliflere karşı gıyabi yargılamalar sıkça görülüyor. Türkiye’de Gülen hareketine yönelik baskılar, BAE’deki toplu davalar ve Mısır’da ‘dosya geri dönüşü’ gibi uygulamalar dikkat çekiyor. Saul konuşmasında: ‘’Terörizm davalarında adil yargılama ve bağımsız yargı eksikliği vardır. Bunlara sahte suçlamalar, zorla itiraflar ve işkence; düzensiz mahkemelerin kullanımı; yargıya siyasi müdahale; aşırı duruşma öncesi gözaltı; insanlık dışı gözaltı koşulları; avukatlara erişimin engellenmesi; avukatların işlerini yaptıkları için misilleme yapılması ve hapse atılması; ve sürgünlerin ulusötesi baskı tekniği olarak gıyaben yargılamalar dahildir.’’ dedikten sonra örnek olarak Türkiye’de Gülen hareketine yönelik zulmü gösterdi.
Saul ayrıca şu başlıklara değindi;
Yeni teknolojilerin baskı amacıyla kullanılması: Casus yazılımlar, yüz tanıma sistemleri ve sınır geçişlerinde kişisel verilerin izlenmesi, insan hakları savunucularını hedef almak için kullanılıyor. Bahreyn, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde bu tür teknolojilerin aktivistlere karşı kullanımı belgelenmiş durumda.
Bölgesel örgütlerin insan haklarını ihlal eden uygulamaları: Arap İçişleri Bakanları Konseyi gibi yapılar, belirsiz terör tanımları yaparak baskıcı uygulamaları meşrulaştırıyor.
Seyahat yasakları ve mal varlığı dondurma: İnsan hakları savunucularının keyfi olarak terör listelerine alınarak ekonomik ve sosyal haklarının ihlal edilmesi yaygın bir uygulama haline geldi.
İsrail-Filistin çatışmasında insan hakları ihlalleri: Saul, İsrail’in Filistin’de işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçları vurgulayarak, uluslararası hukukun büyük güçler tarafından hiçe sayılmasının bölgedeki diğer devletleri de cesaretlendirdiğini belirtti.
Sonuç olarak Ben Saul’un konuşmasında Türkiye ile ilgili bölümler, özellikle geniş ve belirsiz terör tanımlarının muhalifleri susturmak için kullanıldığı eleştirisini içeriyor. Türkiye’de terörle mücadele yasalarının muğlak olması, insan hakları aktivistleri, gazeteciler ve akademisyenler üzerinde baskı kurulmasına neden oluyor. Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası yürütülen operasyonlar kapsamında binlerce kişi hakkında terör suçlamalarıyla işlem yapıldığına dikkat çekiliyor.
Ayrıca, Türkiye’de mahkemelerin bağımsız olmadığına dair eleştiriler de bulunuyor. Hükümetin yargıya siyasi baskı uyguladığı ve terörle mücadele davalarında adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiği belirtiliyor. Gülen hareketine mensup kişilerin yargılanma süreçlerinde keyfi gözaltılar, avukatların baskı altında tutulması ve kanıt olmaksızın verilen mahkumiyet kararları, uluslararası hukuk açısından ciddi sorun teşkil ediyor. Türkiye’nin yeni teknolojileri muhalifleri izlemek ve baskı altında tutmak için kullanması da raporda yer aldı. Casus yazılım ve yüz tanıma sistemlerinin, insan hakları savunucuları ve gazetecileri hedef almak için kullanıldığı iddia ediliyor.
Ben Saul, bölgedeki hükümetlere insan haklarını ihlal eden terörle mücadele politikalarından vazgeçme çağrısında bulundu. Bölgesel örgütlerin, sivil toplumu sürece daha fazla dahil etmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, uluslararası toplumun, baskıcı devletlere karşı daha sert tepki göstermesi ve insan hakları ihlallerini tolere etmemesi gerektiğini belirtti.
MENA bölgesinde terörle mücadelenin insan haklarını koruyarak yapılması gerektiğini belirten Saul, bölgesel örgütlerin daha şeffaf olması, sivil toplum kuruluşlarına daha fazla alan açılması ve bağımsız yargının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde, keyfi gözaltılar ve yargılamaların sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.
Raporun tam metni için tıklayınız.