İç Hukuka Dair Dilekçe Örnekleri 7 Kasım 2018
429Views
SINAV YOLSUZLUĞU SAVUNMA – Word belgesi
KPSS, Komiser Yardımcılığı vb. Nitelikte Sınavlar Kapsamında Örgüt Üyeliği, Resmi Belgede Sahtecilik ve Kamu Kurumu Aleyhine Dolandırıcılık İddialarına Yönelik Savunma Örneği
……….CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA/…….AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA ……..BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA/………YARGITAY CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
DOSYA NO : 201./….. SORUŞTURMA/ESAS
SANIK/ŞÜPHELİ(veya EŞİ) : (Dosyanız savcılık aşamasında ise Şüpheli, mahkeme aşamasında ise sanık yazın)
KONU : CMK.104/1 maddesi gereğince TAHLİYE talebi (Tutukluluk değilseniz “Bir Kısım Savunmaların Sunulması Hakkında” yazarak bu dilekçeyi savunma dilekçesi olarak kullanabilirsiniz)
(İstinaf veya Temyiz Dilekçesi Olarak kullanmak İçin Sanık bilgilerinden sonra Konu Kısmı Yerine Aşağıdaki Kısımları Doldurun)
SUÇ İSNADI : Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Resmi Belgede Sahtecilik ve Kamu Kurumu Aleyhine Dolandırıcılık
TEBLİĞ TARİHİ : ……./………./…………….
KONU : ……………… ………Ağır Ceza Mahkemesi ……./………./……….tarih ……../……….Esas ve …………/………….. Karar sayılı kararının İstinaf/Temyiz incelemesi isteminden ibarettir.
BAŞVURU SEBEPLERİ VE GEREKÇESİ :
1-KAMU KURUMU ALEYHİNE DOLANDIRICILIK SUÇUNA İLİŞKİN HUKUKİ AÇIKLAMALAR
Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı TCK’nın “Malvarlığına Karşı Suçlar” bölümü altında düzenlenmiştir. Kanunun 157-159 maddeleri arasında ilgili hükümler yer almaktadır. TCK mad. 157 “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir” demektedir.
Suçun oluşması için aldanma neticesinde mağdur veya bir başkası zarar etmeli, fail veya bir başkası yarar sağlamalıdır. Aldatıcı hareketin sebep olduğu zarar ile elde edilen yarar illiyet bağlantısına sahip olmalıdır. Oluşan zarar ve yarar hareketin neticesi değilse, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Dolandırıcılık bir zarar suçudur. Failin veya bir başkasının yarar sağlaması da eylemin tipe uygunluğu için aranan şartlardandır Örneğin, hali hazırda mevcut olan bir borç için, sanığın hileli hareketlere başvurması halince dolandırıcılık suçunun varlığından bahsedemeyiz.[1]
5237 sayılı TCK’da suçun hileli davranışlarla işlenebileceği belirtilmiştir. “Hile, gerçekte mevcut olmayan bir hususu mevcut göstermek veya gerçekleşmiş bir olayı olduğundan başka türlü ya da hiç gerçekleşmemiş gibi göstermek suretiyle bir insanın yanılgıya düşürülmesi” olarak tanımlanmıştır.[2]
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 05.06.2006 tarih, 2005/144 Esas ve 2006/5115 Karar sayılı kararında “Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; fiilin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olma, “sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. O halde hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez. Olaysal olarak değerlendirme, hileli hareketin ne olduğu, mağdur üzerindeki etkisi, kandırabilecek bir hareket olup olmadığı, mağdurun iyi niyeti ve güven duygularının suiistimal edilip edilmediği araştırılmalıdır” denilmek suretiyle dolandırıcılık suçunun unsurları ve bunların hangi nitelikleri taşıması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini ve başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini, hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığını bilmelidir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gereklidir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli davranışta bulunulduğunu ve haksız menfaat temin edildiğini ortaya koyacak bilgi ve belgelere ihtiyaç bulunmaktadır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının malvarlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Dolandırıcılık suçun söz konusu olabilmesi için kişinin eylemi sonucunda kamu kurum ve kuruluşunun aleyhine haksız menfaat temin etmesi gerekmektedir. Aleyhine haksız menfaat temin edilen kurumun zararının ne kadar olduğu ve suçun ne şekilde işlendiğinin belirlenmesi için suça ilişkin tüm belgelerin getirtilmesi gereklidir. Haksız menfaat miktarının TCK’nın 158/1-son maddesinin uygulanması açısından önem arz etmesi sebebiyle çok net şekilde tespit edilmesi gereklidir. Sanığın her aşamada kurum zararını giderip etkin pişmanlıktan faydalanması mümkün olabilecektir. İlgili kuruma, her aşamada zararının giderilip giderilmediği, giderilmiş ise hangi tarihte kim tarafından giderildiği, kısmi iade söz konusu ise TCK’nın 168/4 maddesi kapsamında kurumun muvafakatinin olup olmadığının sorulması gereklidir. Suç tarihi haksız menfaatin temin edildiği tarih olacaktır. Devletten haksız yere maaş alma olayı söz konusu ise suç tarihi son ödemenin yapıldığı tarih olacaktır.
2- KAMU KURUMU ALEYHİNE DOLANDIRICILIK SUÇLAMASINA DAYANAK GÖSTERİLEN DELİLLER HAKKINDA AÇIKLAMALAR
(KPSS dışında başka bir sınav ile ilgili hakkında dava açılanlar bu paragrafı kullanabilirler ya da kendi iddianamelerinde yazılan kısmı dikte edebilirler )…….. Cumhuriyet Başsavcılığının ……… tarihli iddianamesinde şahsıma yöneltilen suçlama ve dayanak delilleri şu şekilde açıklanmıştır. “Şüphelinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üyesi olarak …………….(sınavla girilecek meslek-görev) pozisyonunda etkin bir şekilde …………..(Kamu kurumunun adı) içerisine yerleşmek amacıyla, sınavdan önce diğer örgüt mensuplarından soru ve cevapları elde ederek resmi belge niteliğindeki cevap kağıdına önceden öğrendiği soruların cevaplamalarını yaparak, gerçek olmayan bir durumun ortaya çıkmasını sağladığı, cevap kağıdını içerik itibariyle başkalarını aldatacak şekilde sahte olarak düzenlediği, oluşturduğu sahte belgeyi hile unsuru olarak kullanıp kamu kurumu niteliğindeki ……………………………..(Kamu kurumunun adı) aldatarak, sınava giren diğer adaylar zararına ve kendi yararına olacak şekilde sınavı kazandığına dair resmi belgeyi düzenlettirdiği, sınavı kazanmasıyla …………..(Kamu kurumunun adı) tarafından …….…………..(Hangi göreve atanılmış ise adı) olarak atandığı, usulsüzce atandığı kamu görevi nedeniyle haksız şekilde maaşlar alarak kamuyu zarara uğrattığı, bu şekilde şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma ve zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik ve zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediği anlaşılmıştır.”
(KPSS iddiasıyla hakkında dava açılanlar buradan sonraki kısmı kullanabilirler ya da kendi iddianamelerinde yazılan kısmı dikte edebilirler )…….. Cumhuriyet Başsavcılığının ……… tarihli iddianamesinde şahsıma yöneltilen suçlama ve dayanak delilleri şu şekilde açıklanmıştır. “2010 yılında yapılan KPSS Genel Kültür ve Genel Yetenek testlerinde yaşanan usulsüzlükler ile ilgili olarak yürütülen soruşturma neticesinde; 29.06.2016 ve 11.08.2016 tarihli Bilirkişi Raporlarına göre; 2010 KPSS sınavının Genel Yetenek – Genel Kültür testlerinde toplamda 90 ve üzeri net yapan 81.706 adayın şüpheli grupta yer aldığı, bu grupta yer alan ve aynı zamanda, doğru cevabı koyu olarak işaretlenerek sınavdan önce sızdığı belirtilen üç sorudan en az bir soruda yanlış seçeneğe giden 7.841 adayın durumunun KUVVETLİ ŞÜPHELİ olarak nitelendirildiği ve bu grupta bulunan şahısların sınava ait soruları sınavdan önce görmüş olduklarına yönelik kanaat oluştuğu bildirilmiş olup, şüphelinin de bu 7.841 kişilik grubun içerisinde yer aldığı, (ayrıca iddianamede varsa diğer şüphelilerle akrabalık ilişkileri ve baz istasyonu sinyal bilgileri buraya eklenebilir) görülmüştür.”
Özetle; Cumhuriyet savcısı tarafından isnat edilen eylem;
(KPSS dışında başka bir sınav iddiaları için)kurum içi yükselme imkânı veren(veyahut hangi amaç ile yapılmış ise) ………. tarihinde yapılan …………… sınavına girip kazanılması ve gerekli kursları aldıktan sonra …………… olarak görev yapılmasıdır.
(KPSS iddiaları için) 2010 KPSS sınavı Genel Kültür ve Genel Yetenek Bölümünde 90 ve üzerinde net yapılması, aynı yanlışta birleşilmesi, Eğitim Bilimleri veya Genel Yetenek sınavlarında şüpheli olan başka kişilerle akrabalık, yine bu sınavlardan ötürü şüpheli konumda olan kişilerle aynı baz istasyonundan sinyal verme şeklindedir.
(Buradan sonrası ortak devam etmekte)
Evrakları yıllar önce imha edilmiş bir sınavın, belli varsayımlar üzerine kurgulanmış bilirkişi raporları, akrabalık ilişkileri ve içerik barındırmayan baz istasyonu sinyal bilgileri dikkate alınarak yıllar sonra suç olarak değerlendirilmesi hukuken kabul edilemez.
Cumhuriyet Başsavcılığı içerik itibariyle sahte olarak oluşturulduğunu iddia ettiği söz konusu sınava ilişkin evrakların imha edildiğini öğrenmesine karşın birçok şüpheli hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlaması yöneltmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçunun varlığı için ortada sahte olarak oluşturulan bir belgenin varlığının gerekli olduğunu Cumhuriyet Savcısının bilmemesi imkansızdır. Yargıtayın yerleşik uygulamalarında sahte olduğu iddia edilen belgenin aldatma yeteneğinin belirlenmesi için aslının temin edilmesi gerektiği, fotokopisinin dahi kabul edilmediği aşikar iken dosya kapsamından ……. yılında imha edildiği belirtilen ve hukuken ortada olmayan bir belgeden dolayı sahtecilik suçlaması yöneltilmesi hukuk tarihine geçecek bir garabettir.
İddianame de kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçlaması yöneltilmesine karşın şahsım veya diğer şüpheliler tarafından kamu kurumu zararına olarak haksız olarak temin edildiği söylenen menfaat miktarı yazılmamıştır. TCK’nın 168. maddelerine hiç değinilmemiştir.
Haddi zatında, zarar gören kamu kurumunu tespiti ile uğranılan zararın miktarının bu kurumdan sorulması cihetine de gidilmemiştir.
Aşağıda yer verilen Yargıtay içtihatlarına göre iddianameye konu eylemin kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir.
KAMU KURUMU ALEYHİNE DOLANDIRICILIK SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY İÇTİHATLARI
3- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇUNA İLİŞKİN HUKUKİ AÇIKLAMALAR
TCK’nın 204/1. Maddesi uyarınca “ Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Genel olarak sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan bir belgeden söz edilebilmesi için aşağıda sayılan unsurların bulunması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Bunlar belgenin yazılı olması, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması, düzenleyenin belli olması, taşınabilir olması olarak ifade edilebilir.
TCK’nın 204. maddesinin gerekçesinde “Resmi belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmi belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.” şeklinde bir açıklama yapılmıştır
Resmi belgenin suretinde sahteciliğin suç teşkil edebilmesi için, aslına uygun bulunması zorunludur. HMK’nın 216. maddesinde belirtildiği üzere, “Belgenin sadece örneğinin mahkemeye verildiği durumlarda, mahkeme kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine belgenin aslının verilmesini de isteyebilir”. Bu hüküm, uyarınca da suretin delil kuvveti bulunmakla birlikte, aslın kanıt gücü daha yüksektir.
Bu kapsamda Yargıtay bir kararında, “Sanığın, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Lisans Diploması fotokopisini çalışma vizesi almak için Amerikan Konsolosluğuna ibraz etmesinden sonra diplomanın doğruluğunun adı geçen üniversiteden araştırılması üzerine sahte olduğu anlaşıldığından bahisle açılan kamu davasında, düzenlenen sahte diplomanın aslı değil, fotokopisinin kullanıldığı iddia ve kabul olunmasına göre; Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232/250 sayılı kararında açıklandığı üzere, sunulan suça konu belge fotokopisi onaysız olup, bu yönüyle suret belge özelliği taşımadığı, hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı ve aldatıcılık yeteneği bulunmadığı, fotokopi ile işlem yapmayan konsolosluk belgenin gerçek olup olmadığının teyidini istemesi nedeniyle fiilin kandırıcılık öğesi de gerçekleşmediği gözetilmeden… beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmasını” bozma nedeni yapmıştır. 11. CD, 11.11.2009, 2007/256 E, 2009/12906
Bir başka Yargıtay bozma ilamında ise “Her ne kadar hükme esas alınan 21.08.2007 tarihli ekspertiz raporunda; bu tür fotokopi belgeleri onaysız olarak kabul edip işlem yapan kurumlarca aldatma kabiliyetini haiz olduğu belirtilmiş ise de, sahteliği kabul edilen belgenin bahsi geçen abonelik işlemleri sırasında onaylı mı, yoksa onaysız mı fotokopisinin ibraz edildiğinin katılan kurumdan sorulması, onaysız fotokopinin ibraz edildiğinin belirlenmesi durumunda, sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin hakime ait olduğu cihetle, suça konu belgenin duruşmada incelenip özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan sonra ne şekilde hukuki sonuç doğurduğu ve aldatma kabiliyeti taşıdığı karar yerinde açıklanıp tartışılmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi”, şeklinde karar verilmiştir. 11. CD. 24.06.2013, 2011/2246 E, 2013/10595 K.
Aldatma yeteneği; belgedeki sahteciliğin ilk bakışta anlaşılamaması, başkalarını aldatabilecek biçim içerikte olmasıdır. Aldatma yeteneğinin bulunmadığı, kaba taklit veya tahrifat halinde kamu güveni sarsılmayacağından sahtecilik suçundan söz edilemez. Yargıtay uygulamalarına göre, sahtecilik pek bariz, açık ve ilk görüşte anlaşılabiliyorsa aldatma yeteneği yoktur. Aldatma keyfiyeti, belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır. Sahte belge sanık tarafından hazırlandıktan sonra bir kuruma ibraz edilirse ve bu kurumun da belgenin gerçekliğini araştırma yükümlülüğü varsa, yani mutad olarak araştırılması gerekiyorsa, bu durumda, belgenin aldatma yeteneğinin bulunmadığı kabul edilmemektedir. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin uygulaması bu yöndedir. [3]
“Örneğin sanık yurt dışından aldığını beyan ettiği sahte sürücü belgesini, Türkiye’deki resmi makamlara başvurarak, buradaki sürücü belgesine dönüştürmüşse, ilgili emniyetin, söz konusu belgenin geçerliliğini araştırma zorunluluğu olduğu durumda, belgenin aldatma kabiliyetinden söz edilemeyecektir. Aynı şekilde, sanık yurt dışından aldığını beyan ettiği sahte bir diplomayı Türkiye’de ilgili kuruma sunup denklik talep ettiğinde, ilgili kurumun diplomanın gerçekliğini araştırma yükümlülüğü varsa, bu durumda yine belgenin aldatma kabiliyetinin bulunmadığı kabul edilecektir. Bu sahte diplomayı kullanıp yıllarca kamuda görev yapan bir kişi açısından nitelikli dolandırıcılık suçu oluşmayabilecektir. Çünkü, sahte diploma ile olsa bile, fiilen bir hizmet yapılmış, yapılan hizmette bir aksama olmamaış, gerçek diploma sahibi çalışmış olsa da, aynı işi aynı değerde yapacağı söylenebiliyorsa, sanık, bu yaptığı hizmet karşılığında maaş aldığı için, kamu kurumunun zararı oluşmayacağından TCK’nın 158/1-e maddesindeki, suçun unsurları oluşmayacaktır. Eğer sanık hak etmediği halde bu diplomayla doktorluk yapmaya başlamış ise sanığın bir doktorun yapması gerekenleri yapamayacağı dikkate alınarak, yaptığı hizmetin de bir önemi olmayacağından kurum zararının oluşacağını kabul etmek gerekecektir. Sanığın, başkasının yerine sınava girmesi durumunda, sınava giren sanık ile adına sınava girilen sanık TCK’nın 204/1. Maddesi gereğince cezalandırılacak, ayrıca bu sınav sonucunda sanık kamuda görev alıp maaş almaya başlamış ise TCK’nın 158/1-e maddesi gereğince cezalandırılması gerekecektir. Eğer sanık, bu şekilde yapılan sınavla özel sektörde çalışmış ise, dolandırıcılık suçu açısından işe alan şirketin zararının olup olmadığına bakılması gerekecektir. Sınavda kopya çeken sanığın eylemi de, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.” [4]
4-RESMİ BELDEGE SAHTECİLİK SUÇUNA DAİR İDDİANAMEDE GÖSTERİLEN DELİLLERE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR
Cumhuriyet Başsavcılığının …….. tarihli iddianamesinde şahsıma yöneltilen resmi belgede sahtecilik eylemi ve dayanak delilleri, sınav sorularını daha önceden ele geçirmek suretiyle cevap kağıdını içerik itibariyle başkalarını aldatacak şekilde sahte olarak düzenlediğim kabulüne dayanmaktadır. Ancak Cumhuriyet Savcısı iddianame ve eklerinden anlaşılacağı üzere ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar sonucunda sınava ait tüm evrakların imha edildiğine ilişkin bilgiyi görmezden gelerek ortada olmayan bir belgeden dolayı resmi belgede sahtecilik suçlamasında bulunmaktadır.
Yargıtay uygulamasında sahte oluşturulduğu iddia edilen belgelerin dosya arasına getirtilmesi zorunludur. Eğer sahte oluşturulduğu iddia edilen belge bulunamamış ise söz konusu suçu unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmektedir. Aşağıda buna ilişkin Yargıtay içtihatlarına yer verilmiştir.
İddianamede suç tarihinin 2018(veyahut 2017 eğer) yılı olarak gösterilmesi de iddianamenin çelişkilerinin yanında özensizliğini göstermektedir. Sanığın sınava girdiği tarih …….2010 tarihidir, eğer sınav optik formunu içerik olarak sahte düzenlediği iddia ediliyorsa suç tarihi olarak bu tarihin gösterilmesi gereklidir. İddianame baştan sona hukuki hatalar ve özensizlikler barındırmaktadır. Suçlama konusu yapılan eylem, suçun vasıflandırılması, elde edilen delillerin sanıkla ilişkilendirilmesinde hukuki hatalar yapılmıştır. 2014(veyahut 2012) yılında imha edildiği belirtilen ve şu an hukuki bir varlığı bulunmayan bir optik form resmi belgede sahtecilik suçuna konu edilmektedir. Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasında sahte diploma ile bir işyerinde çalışan kişiler hakkında dahi, fiilen bir hizmet yapılmış, yapılan hizmette bir aksama olmamış, gerçek diploma sahibi çalışmış olsa da, aynı işi aynı değerde yapacağı söylenebiliyorsa, sanık, bu yaptığı hizmet karşılığında maaş aldığı için, kamu kurumunun zararı oluşmayacağı” görüş nazara alındığında sanığın yıllarca zor şartlar altında çalışması ve emeği ile elde ettiği maaşı kurum aleyhine haksız menfaat temini olarak değerlendirilebilmektedir. Cumhuriyet Savcısının hukuki hatalarının en büyüğü ise suç konusu olamayacak eylemlerin suç olarak görülmesinin yanında sanığın tutuklu yargılanmasıdır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü hakkındaki yerleşik içtihatlarında belirtilen hiçbir kriter sanıkta bulunmamaktadır. Bu nedenle silahlı terör örgüt üyeliği suçlamasına dayanak hiçbir delil olmadan dava açılmıştır. Ayrıca yukarıda izah edildiği üzere sahteliği iddia edilen belgenin imha edildiği belirlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçlaması yöneltilmesi hukuken mümkün değildir. Nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı aşikârdır. Sanığın hak kazandığı komiser yardımcılığı(veyahut sınavla girilen öğretmenlik vs. gibi bir diğer memuriyet) pozisyonunda yıllarca çalışması ve emeği karşılığı aldığı maaşın haksız menfaat olarak nitelendirilmesi söz konusu olamaz. Söz konusu suçlamaların hiç birine dair hukuken kabul edilebilir delil mevcut olmadığı halde dava açılmıştır. Yapılan açıklamalar nazara alınarak tüm suçlamalardan beraatına karar verilmesi gerekmektedir.
RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY İÇTİHATLARI;
2-Sanığın suç konusu belgeyi … Vakfı Bölge Ltd. Şti’ne ibraz ettiği tarihin sorularak, bu tarihin suç tarihi olarak kabulü gerekeceğinin gözetilmemesi,
3-Kabule göre;
a) Sanığın adli sicilindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, temyize konu suçun işlendiği tarihten sonra kesinleştiği, bu nedenle sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel nitelikte olmadığı gibi, suç tarihinin mahkemece kabul edilen 30.04.2013 tarihi olarak kabulü halinde dahi, sabıkada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın bulunmasının yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde sanık hakkında daha önceden verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar bulunduğundan bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
b)5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
( 11. C.D. , 2018/3338 Esas, 2018/4742 Karar)
2- Kabule göre de; T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk, Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.12.2015 gününde oybirliği ile karar verildi. ( 21. C.D. , 2015/4627 Esas, 2015/6440 Karar)
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmama nedenleri de dosya içeriğine uygun olarak gösterilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
II-Sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik sanıklar müdafilerinin ve sanık …’in temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Sanık … hakkında sanıklardan …’in Ahmet Keçeci yerine sınava girmesine aracılık ettiği iddiasıyla düzenlenen 06.01.2009 tarihli 2009/245 Esas sayılı iddianameyle kamu davası açılıp, bu dosya ile birleştirildiği görülmekle, tebliğnamedeki 3 nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Dairemizce de benimsenip kabul edilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.04.2014 gün, 2013/11-397 Esas, 2014/202 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nun “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “resmi belgede sahtecilik” suçlarının hukuki konusunun kamu güveni olması, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişi de haksızlığa uğrayıp, suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağı cihetle; bir kısım sanıkların Özkar Sürücü Kursuna kaydolan adayların yazılı sınava girmeksizin sürücü belgesi alabilmelerini sağlamak amacıyla adlarına sahte sınav giriş belgeleri, nüfus cüzdanları, diploma ve sağlık raporu düzenlemelerinden ve joker olarak tabir edilen diğer sanıkların ise bu belgelerle sınava girmesi gereken kişilerin yerine sınava girmelerinden ibaret eylemlerinde,yerine sahte belgelerle sınava girilen kişilerin sürücü kursuna kayıt oldukları kurs dönemleri ve tabi oldukları sınav tarihleri tek tek tespit edilerek, açılan kurs dönemleri ve sınavlar arasındaki zaman aralığı, sanıkların soruşturma sırasındaki ayrıntılı beyanları, iletişimin tespiti tutanakları da dikkate alınmak ve irdelenmek suretiyle, belgeleri hazırlayan ve sınava girecek kişilerle irtibat kurarak işi organize eden sanıklar yönünden, her bir kurs ve sınav takvimine tabi adaylara sahte sürücü belgesi sağlamaya yönelik eylemlerinin tek bir kasıt altında mı yoksa yenilenen kasıtla mı gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin değerlendirilmesi, joker olarak kullanılan sanıklar yönünden ise diğer sanıklarla baştan itibaren fikir ve eylem birliği içinde olup olmadıkları, her bir sınav dönemine ve adaya yönelik diğer sanıklarla kurulan irtibat neticesinde aralarında yeniden bir anlaşma sağlanıp sağlanmadığını gösteren delillerin açıkça ortaya konulması; ayrıca iddia ve kabule göre bu sanıklardan bir kısmının sınav sırasında yakalandıktan sonra da soruşturma sürecinde (iddianamenin tanziminden önce) farklı tarihlerdeki sınavlara girmeye devam ettikleri, bu suretle yakalandıkları tarih itibariyle eylemleri arasında hukuki kesintinin meydana geldiği de gözetilerek, eylemlerin oluşturduğu suç sayısı ve zincirleme suç hükümlerinin uygulama yerinin karar yerinde açıkça tartışılması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yerine sınava girilen kişi sayısınca suçun oluştuğundan bahisle yazılı şekilde ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin ve sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 10.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi. ( 11. C.D. , 2012/27999 Esas, 2014/21335 Karar)
SONUÇ VE TALEPLER :
1-Tutuklama kararının yasal şartları oluşmamıştır. Kuvvetli suç şüphesi, kaçma ve delilleri karartma unsurlarının gerçekleştiğine ilişkin somut olgulara dayalı her hangi bir “kanıt” sunulabilmiş, mahkemece gerekçeli olarak açıklanmış değildir. Diğer koruma tedbirleriyle aynı amaca ulaşılabilecek olması nedeni ile Tutuklama kararı “ölçülü” de değildir. Bu nedenlerden dolayı öncelikle BİHAKKIN TAHLİYEME karar verilmesini talep ediyorum. Bu talebim mahkeme tarafından kabul edilmez ise; talebimin Reddine ilişkin kararın, Yasa Maddelerinin ardı ardına sayılması şeklinde gerekçe içermeyen bir karar olmaması gerekir. Talebimin reddi kararının, CMK 100 ve 101 md uygun olarak “SOMUT OLGULARA DAYALI” GEREKÇEYİ İÇERMESİNİ, KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ KABUL EDİLEN SOMUT OLGULARIN AÇIKLANMASINI TALEP EDİYORUM. Bihakkın Tahliye Talebim kabul edilmez ise, hakkımda CMK’ nın 109 Maddesi gereğince “Adli Kontrol” kararı verilmesini Talep Ediyorum. Adli Kontrol talebim de kabul edilmez ise bu talebimin neden kabul edilmediğinin de CMK’ nın 101/1 maddesi gereğince “Adli Kontrol Kararının neden yetersiz kalacağı hukuki ve fili nedenler gösterilerek” AÇIKLANMASINI TALEP EDİYORUM.
2- Hakkımdaki suçların hiçbiri unsurları itibariyle oluşmamıştır. Silahlı terör örgüt üyeliği suçlamasına dair Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarından belirtilen kriterlerin hiç biri hakkımda gerçekleşmemiştir. Kamu kurumu zararına dolandırıcılık suretiyle haksız menfaat temin ettiğim iddiası çalışma ve emeğimin hiçe sayılmasıdır. Sahte olarak oluşturduğum iddia edilen belgelerim imha edilmesi sebebiyle dosya içersine alınmadığı halde resmi belgede sahtecilik suçlaması yöneltilmektedir. Ortada olmayan bir belgeden sahtecilik suçlamasında bulunması hukuki yanılgının ötesinde görevin kötüye kullanılmasıdır. Yapılan açıklamalar nazara alınarak öncelikle duruşma gününden önce tahliye karar verilmesini ve savunmalarım dikkate alınarak unsurları itibariyle oluşmayan yüklenen suçlardan beraatime karar verilmesini talep ederim. / /2018
Şüpheli /Sanık