Skip to content Skip to footer

Avcı v. Türkiye kararı, AİHM başvuruyu dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez ilan etti.

Avcı v. Türkiye kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2 Mayıs 2025 tarihli kararı olup, başvurucunun cezaevinde engelli olduğu halde disiplin cezası olarak 5 gün süreyle tek başına kalmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi (kötü muamele yasağı) kapsamında bir ihlal oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. AİHM başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun (manifestly ill-founded) bularak kabul edilemez ilan etmiştir.

Kazım Avcı, 1955 doğumlu olup Ankara’da tutuklu bulunuyordu. Sol bacağı kalçasından ampute edilmiş, %68 oranında engelli ve çeşitli kronik rahatsızlıklara (hipertansiyon, fıtık, depresyon) sahiptir. Protez bacağı 5 kg ağırlığında olup, hareket kabiliyetini ciddi biçimde sınırlamaktadır (eğilme, diz çökme, duş alma ve temizlik gibi temel hareketlerde zorlanmaktadır). 2 Şubat 2022’de geçirdiği kalp krizinin ardından cezaevinde zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren ve Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 70 yaşındaki Avcı, açık görüşte ailesine sırt ağrısı ve sol elindeki uyuşukluğun devam ettiğini, psikolojik olarak da kötü durumda olduğunu anlattı.

“Uyumaktan korkuyorum, bir daha uyanamayabilirim” diyen Avcı, cezaevi koşullarında tedavi görmesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Daha önce geçirdiği tren kazası nedeniyle engelli olan Avcı, aynı zamanda yüksek tansiyon, şeker ve prostat rahatsızlıklarıyla mücadele ediyor.

 

2015’te FETÖ üyeliği ve anayasal düzeni yıkma suçlamalarıyla tutuklandı. 2018 yılında hapishane personeline tehdit içerikli sözler söylediği iddiası ile 5 gün hücre cezası verilmiştir. Bu ceza, Kazım Avcı’nın normalde 3 kişilik, engellilere göre düzenlenmiş bir hücrede tek başına kalması şeklinde infaz edilmiştir. Ceza süresince odasında kalmaya devam etmiş, diğer iki mahkûm geçici olarak başka yerlere gönderilmiştir.

AVCI cezasının infazı sırasında, temizlik yapamadığını, yemeğini yere döktüğünü, duş alamadığını, düştüğünde acil düğmesine ulaşamayacağını, yardımcı kişiye ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir.

Cezaevi idaresi daha önce başvurucunun yalnız kalamayacağı yönünde karar vermiş ve onun isteğiyle damadını yanına almıştı. Bu durum başvurucunun iddialarını destekler nitelikteydi.

 

AİHM’in verdiği kararda şu sonuçlara vardığı söylenebilir:

  • Şartlar insani sınırların altına inmemiştir: Başvurucu kendi hücresinde kalmış, hücre engellilere göre düzenlenmiş (tuvalet, banyo, acil düğme, yatak yerleşimi), günlük egzersiz alanına erişimi devam etmiştir.
  • Kısa süreliğine olmuştur: Cezanın sadece 5 gün sürmesi, ortaya çıkan sıkıntının sürekli ve aşırı olmadığına işaret etmektedir.
  • Sağlık üzerinde kalıcı etkisi yoktur: Başvurucu bu sürenin sağlık durumunu bozduğuna dair somut bir kanıt sunmamış, yalnızca zorluklardan bahsetmiştir.
  • Devlet makul düzenlemeleri yapmıştır: Mahkeme, başvurucunun ihtiyaçlarının cezaevi tarafından bir dereceye kadar gözetildiğini, tam anlamıyla ihmal edilmediğini vurgulamıştır.

Bu karar AİHM’in, her kötü koşulun 3. madde kapsamına girmediğini ve “asgari ağırlık eşiği”nin aşılması gerektiğini göstermektedir. Engelli mahkûmlar için devletin asgari koşulları sağlaması ve sürenin kısa olması halinde bu tür uygulamalar otomatik olarak ihlal oluşturmaz denilebilir.

Sonuç olarak AİHM kriterlerine göre, Cezaevi koşullarında engellilerin özel ihtiyaçlarına dikkat edilmesi zorunludur, ancak bu yükümlülük mutlak değildir. Kısa süreli zorluklar ve sağlık üzerinde kanıtlanabilir ağır etkiler yoksa, kötü muamele sayılmayabilir. Mahkemeler, iç hukukta alınan tedbirlerin yeterli olup olmadığını da dikkate alarak karar verir.

 

Tam karar metni için tıklayınız.