Skip to content Skip to footer

Avrupa Parlamentosu 2025 yılı Türkiye Raporu

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda oylanarak kabul edilen 2025 yılı Türkiye Raporu ve AP Türkiye Raportörü Ignacio Sánchez Amor’un düzenlediği basın toplantısı sert mesajlara sahne oldu. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin “mevcut demokratik gerileme ve hukukun üstünlüğündeki çöküş” nedeniyle donmuş kalmaya devam edeceğini ilan eden rapor, terör suçlamalarının siyasi bir silah olarak kullanılmasını en ağır dille kınadı. Raporun ve toplantının omurgasını ise yargının araçsallaştırılması, AİHM’in emsal kararları, Ekrem İmamoğlu’na yönelik “siyasi mühendislik” ve yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik eleştiriler oluşturdu.

Raporun en can alıcı noktalarından birini, son yıllarda Türkiye’de yüz binlerce kişiyi etkileyen Cemaat davaları ve bu davalara temel oluşturan “terör” suçlamaları oluşturdu. AP, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamamasını eleştirirken, özellikle 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye emsal kararına özel ve güçlü bir atıf yaptı. Bilindiği üzere bu karar; Bank Asya’ya para yatırmak, sendikaya üye olmak veya ByLock kullanmak gibi eylemlerin tek başına “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlaması için delil sayılamayacağına hükmetmişti. AP raporu, Türk yargısının bu tarihi kararı ve Anayasa’nın 90. maddesinden doğan uluslararası yükümlülükleri sistematik olarak görmezden gelmesini “hukuki düzene açık bir başkaldırı” olarak nitelendirdi. Raporda, Yalçınkaya kararını takiben AİHM önünde bekleyen binlerce benzer dosya olduğuna dikkat çekilirken, AİHM’in bu binlerce “takip dosyası” için tazminat veya yasal masraflara hükmetmeme kararının başvuru sahipleri açısından adaletsiz sonuçlar doğurabileceği uyarısı da kayıtlara geçirildi. Parlamento, terörle mücadele yasalarının muhalifleri, sivil toplumu ve sıradan vatandaşları hapse atmak için geniş ve keyfi bir şekilde kullanılmasının derhal durdurulmasını talep etti.

Siyasi yargılamalar başlığında ise raporun ve Raportör Amor’un hedefindeki ana figür, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek oldu. Raporda, Ekrem İmamoğlu ve 400’den fazla muhalif yetkili hakkında hazırlanan, İmamoğlu için 2.430 yıla kadar hapis cezası istenen 4.000 sayfalık devasa iddianamenin “kötü şöhretli” Akın Gürlek’in sorumluluğunda hazırlandığı hatırlatıldı. AP, Gürlek’in Avrupa Birliği yaptırım listesine alınarak mal varlıklarının dondurulmasını resmen talep etti. Basın toplantısında çok daha sert konuşan Raportör Amor, Gürlek’i “AKP’nin İstanbul’da seçimle yenemediği muhalefeti yargı mühendisliğiyle çökertmek için özel olarak atanmış siyasi bir aktör” olarak tanımladı. Amor, Gürlek’in ödüllendirilerek Adalet Bakanı yapılmasının, iktidarın başlattığı iddia edilen “Kürt Barış Süreci”nin de koca bir samimiyetsizlik olduğunun en büyük kanıtı olduğunu vurguladı.

Raporun Türkiye’nin iç siyasetine dair diğer kritik başlıklarında da tavizsiz bir dil kullanıldı. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Can Atalay’ın AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hapiste tutulması şiddetle kınanırken, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve diğer Kürt siyasetçilere yönelik kayyum atamaları “yerel demokrasinin gaspı” olarak nitelendirildi. Ayrıca, iktidar ortağı MHP ile bağlantılı Ülkü Ocakları (Bozkurtlar), “ırkçı ve aşırılıkçı bir hareket” olarak tanımlanarak, bu yapılanmanın Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanması için üye devletlere resmi çağrıda bulunuldu. TELE1’e kayyum atanması ve sayısız gazetecinin hapse atılması da basına vurulan büyük bir darbe olarak raporda yer aldı.

Ancak basın toplantısının en dikkat çekici anlarından biri, Raportör Ignacio Sánchez Amor’un bizzat Avrupa Birliği’ne yönelttiği “ikiyüzlülük” eleştirisiydi. Amor, AB Komisyonu’nu ve dış politika yetkililerini, Türkiye’deki demokratik çöküşe göz yumup sadece jeopolitik, göçmen ve savunma çıkarları (reel politik) uğruna Türk sivil toplumunu yalnız bırakmakla suçladı. “Sırbistan’da, Gürcistan’da sivil toplumu korurken Türkiye’de neden susuyorsunuz?” diye soran Amor, Avrupa Birliği yetkililerinin Türkiye ile ilişkileri sadece İHA/SİHA’lar ve güvenlik üzerinden okumasını eleştirerek sözlerini şu tarihi uyarıyla noktaladı: “Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolu İHA fabrikalarından değil; İmamoğlu, Kavala ve Demirtaş’ın yattığı hapishanelerden ve demokrasiden geçer. Kıbrıs’ı işgal edip, Yunanistan’ı savaşla tehdit edip, Rus S-400’lerini elinizde tutarken Avrupa’nın savunma mimarisine giremezsiniz.”

Raporda, AİHM’in Yalçınkaya kararını takiben mahkeme önünde bekleyen binlerce benzer dosya için tazminat veya yasal masrafları ödememe yönündeki son kararı da not edilmiş; bu durumun başvuru sahipleri açısından adaletsiz olabileceği ve mahkemenin önceki içtihatlarıyla çelişebileceği ifade edilmiştir.

Özetle; Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin AB yolunda ilerleyebilmesi için dış politika, ticaret veya güvenlik yeteneklerinden ziyade, iç politikada yargı bağımsızlığını sağlaması, kayyum uygulamalarına son vermesi, AİHM kararlarını (Kavala, Demirtaş ve Yalçınkaya kararları dahil) uygulaması ve siyasi rakipler ile basını kriminalize etmeyi (terör suçlamalarıyla) bırakması gerektiğini net bir dille ifade etmiştir.

Kaynak