Skip to content Skip to footer

AİHM Tarafından Açıklanan Yasak / Türkiye Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 27 Ağustos 2024 tarihinde “Yasak / Türkiye” davasında önemli bir karar vermiştir. FETÖ/PDY üyeliği suçundan mahkum edilen ve ByLock kullanmadığı belirlenen bir başvurucunun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 kapsamındaki şikayetlerini incelemiş ve başvurunun reddine karar vermiştir. Bu karar, Yüksel Yalçınkaya kararıyla karşılaştırıldığında, mahkumiyetin hukuki temelleri ve delil değerlendirmesi konusunda farklı bir yargısal yaklaşımın benimsendiğini bizlere göstermektedir.

Başvurucu Şaban Yasak, 6 Şubat 2017’de FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklanmış ve yaklaşık bir yıl süren yargılama sonucunda 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Yargıtay tarafından onaylanan bu ceza sonrasında, Yasak, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunmuş ancak başvuru kabul edilemez bulunmuştur.

Yasak, AİHM önünde AİHS m.7 (suçta ve cezada kanunilik) ve hapishane koşulları nedeniyle AİHS m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı) kapsamında ihlal iddialarında bulunmuştur.

AİHM, başvurunun esasını değerlendirirken şu hususlara vurgu yapmıştır:

  • Bank Asya’ya para yatırılması ve sigorta primlerinin ödenmesi gibi mali deliller tek başına belirleyici delil niteliği taşımamaktadır.
  • Tanık beyanları ve HTS kayıtları, başvurucunun mahkumiyetinde esas alınan temel delillerdir.
  • Mahkemeler, başvurucunun faaliyetlerini “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk” arz eden bir başka kanunsuzluk ile ilişkili bulmuştur.
  • TCK m.314/2’nin uygulaması, “genişletici bir yorum” olarak değerlendirilmemiştir.
  • Başvurucunun, ceza yargılamasında “suçun manevi unsurunun” (örgütle organik bağlantı ve suç işleme kastı) yeterli derecede ortaya konulduğu kanaatine varılmıştır.

Bu tespitler ışığında AİHM, başvurucunun suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamındaki iddialarını reddetmiştir.

Yasak / Türkiye karanın, FETÖ/PDY yargılamalarındaki delil değerlendirmesi konusunda yeni bir emsal oluşturduğu söylenebilir. AİHM, bu kararda iç hukukta yetki aşımı yapmadan ulusal mahkemelerin delil değerlendirmelerini genellikle “makul ve öngörülebilir” bulmuştur. Bu kararın, Yalçınkaya kararıyla birlikte yorumlanması ve her başvurunun bireysel niteliklerinin dikkate alınması, hukuk pratiği açısından büyük önem taşımaktadır.

Gelecek başvurular için, bu başvuruda eksik görülen birkaç noktayı sonraki başvuruculara hatırlatmak önemli olabilir. Öncelikle, bu başvuruda adil yargılanma hakkı (AİHS Madde 6) ile ilgili bir itiraz yapılmamıştır. Dolayısıyla AİHM delillerin geçerliliğini derinlemesine incelememiştir. Ayrıca tanık ifadelerine itiraz etmek için güçlü bir savunma sunulmadığını da söyleyebiliriz. Yapilabilecek diger bir hata her dosya icin Yüksel Yalçınkaya davasıyla birebir aynı muameleyi beklemek olabilir. Ancak AİHM her davayı ayrı ayrı değerlendirdiği için böyle otomatik bir karar vermemektedir.

Yasak kararı 7 Mayıs’ta AİHM Büyük Dairede görüşülecek.

Tam karar metni için tıklayınız.