AİHM Kararları 31 Temmuz 2024
136Views
AZER AHMADOV/Azerbaycan, no. 3409/10, 22 Temmuz 2021
71. Mahkeme, gizli izlemenin kişinin özel hayatına saygı hakkına ciddi bir müdahale olması nedeniyle, bu tür bir izlemeye dayanak teşkil eden adli iznin, içeriğine ve en önemlisi, hakkında tedbir uygulanan kişiye ilişkin spekülasyon ve varsayımlara yer bırakacak şekilde muğlak ifadelerle kaleme alınamayacağına hükmetmiştir (bkz. Hambardzumyan/Ermenistan, no. 43478/11, § 65, 5 Aralık 2019). Mevcut davada, hangi telefon numarası veya numaralarının dinleneceği ve bu numaralar ile gerçekten suç işlediğinden şüphelenilen bir kişi arasındaki bağlantının ne olduğu konusunda açıklık olmadığından, 14 Mart 2008 tarihli karardaki “kişiler” kelimesi ve bir bütün olarak bu kararın şartları çok geniş ve belirsizdir.
74. Mahkeme, gizli izlemenin dayandığı adli iznin, içeriğine ve her şeyden önce tedbire konu olacak kişinin kimliğine ilişkin spekülasyonlara yer bırakacak şekilde muğlak ifadelerle kaleme alınamayacağına karar vermiştir. Mahkeme, mevcut davadaki gizli izlemenin yeterli adli denetime tabi tutulmamış olması nedeniyle, Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında “kanunla öngörülmüş” olmadığına karar vermiştir.
R.E. / Birleşik Krallık, no 62498/11, 27 Ekim 2015
131. Mahkeme, bir polis karakolunda gerçekleşen hukuki istişarelerin izlenmesinin, bir avukat ile müvekkili arasındaki telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle karşılaştırılabilir olduğunu düşünmektedir; zira bu tür bir ilişki için, özellikle de paylaşılan bilgilerin gizli niteliği nedeniyle, daha fazla koruma sağlanması gerekmektedir.
Altay ve Türkiye (no. 2), Başvuru no. 11236/09, Karar tarihi: 09 Nisan 2019
Mahkeme ilk kez, hukuki yardım bağlamında bir kişi ile avukat arasındaki iletişimin, amacı ilgili kişinin kendi hayatı hakkında bilinçli kararlar almasını sağlamak olduğu için “özel hayat” alanına girdiğine karar vermiştir. Mahkeme, bir müvekkilin avukatına çoğu zaman mahrem veya kişisel konular ya da hassas meseleler hakkında bilgi verdiğini göz önünde bulundurmuştur. Bu nedenle, bir avukata danışan bir kişi, ister bir hukuk veya ceza davasıyla bağlantılı olarak sağlanan hukuki yardımın bir parçası olsun, isterse genel hukuki tavsiyelerle ilgili olsun, aralarındaki görüşmelerin özel ve gizli olmasını makul bir şekilde bekleyebilir.
Mahkeme, tutuklu veya hükümlülerin hapishanedeki kaldıkları süre boyunca özel ve aile hayatına saygı, ifade özgürlüğü gibi Sözleşme’den doğan temel haklarına aynı şekilde sahip olduklarını belirtmiştir. Mahkeme verilen tedbirler açısından demokratik bir toplumda gerekliliğin meşru amaç ile orantılı olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, avukat ve müvekkil görüşmesindeki gizliliğin 8. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, bu hakkın bir kişinin diğerleri ve dış dünya ile iletişim kurması ile kişisel özerkliğini ve özel sosyal hayatı da koruduğundan bu hakkın kapsamına profesyonel faaliyetlerin de katıldığını belirtmiştir. Mahkeme avukat müvekkil görüşmelerinin müvekkilinin hayatı hakkındaki gelişmeler hakkında bilgi almasını kapsadığını, avukat ile görüşülen konuların özellikle ceza yargılamasına konu olaylarda kişisel ve hassas konular olduğunu bu sebeple gizli ve özel olduğunu belirterek avukat müvekkil görüşmesinin bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ayrıca bu görüşmelerin öncelikli olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, bu gizliliğin avukat ve müvekkilin yüz yüze iletişiminde de dilekçe ile iletişim kurmalarında da korunması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, avukat müvekkil görüşmesinin ancak demokratik bir toplumda gerekli olacak şekilde ve orantılı bir şekilde ancak istisnai durumlarda önemli bir suçun engellenmesi, hapishane güvenliğine karşı önemli bir tehdidin olması gerektiğini, yalnızca bir kişinin terör ile bağlantılı bir suçtan tutuklu bulunmasının haktan faydalanmasını engellemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca Mahkeme, hukuka uygun bir sebep ile sınırlandırma yapılabilmesi için bu sınırlandırmanın belirli koşullarla düzenlenerek öngörülebilir olması gerektiğini de vurgulamıştır.
Mahkeme, 5257 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 59. maddesinde düzenlenen avukat ile görüşme hakkının ancak terör örgütünü içeriden yönetme, ciddi bir suç işleme ya da hapishane güvenliği için önemli bir risk oluşturma gibi çok ciddi sebeplerin varlığında sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. Tüm bu sebepler ile, Mahkeme Edirne İnfaz Hakimliği’nin sınırlandırma kararının gerekçesiz olması ve 8. maddenin 2. fıkrası açısından öngörülebilir olmaması sebebiyle hukuka uygun olmadığını ve 8. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu karar ile ilgili yazının alındığı kaynak için tıklayınız. Kararın Türkçe çevirisini okumak için tıklayınız.
McLeod-Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, Başvuru No. 24755/94, Reports 1998-VII, paragraf 36 ve 57
Mahkeme, McLeod-Birleşik Krallık davası kararında bir konuta polis memurlarının girişi ile ilgili standartları belirlemiştir. AİHM’ye göre: Düzenin bozulması veya suç işlenmesi riski hiç olmadığı veya çok düşük olduğu bariz olduğu için, polis memurları başvurucunun orada olmadığını öğrendikten sonra konutuna girmemeliydi. Bu bağlamda Mahkeme, polis memurlarının bir süre boyunca gayrimenkulun dışında kalmasının, başvurucunun olmadığı bir ortamda huzurun bozulması olasılığının olmadığı yönündeki inançlarının bir göstergesi olduğuna dikkat çekmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 14). Başvurucu eve döndüğünde bir münakaşa yaşanmış olması (bkz. yukarıdaki paragraf 15), Mahkeme’nin görüşüne göre polis memurlarının gayrimenkula girme konusunda haklı olup olmadığının belirlenmesi açısından önemsizdir. Yukarıdaki nedenlerden dolayı Mahkeme, polis memurlarının kullandığı yöntemlerin izlenen meşru hedefle orantısız olduğuna karar vermiştir. Böylece AİHS 8. Madde ihlal edilmiştir.
Kučera/Slovakya, B. No: 48666/99, 17/7/2007, §§ 119-122
119. Mahkeme’ye göre, olaya karışan polislerin sayısı, dördünün özel müdahale birimine mensup olması, açıkça hafif makineli tüfek taşımaları ve maskeli olmaları ve başvuranın dairesine şafak vakti gelmiş olmaları dikkate alındığında, başvurana dairesine girmelerine izin vermekten başka pek bir seçenek bırakılmadığı sonucuna varılabilir. Bu koşullar altında, başvuran tarafından verilen herhangi bir rızanın özgür ve bilgilendirilmiş olduğunu kabul etmek zordur. Dolayısıyla, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale söz konusudur. Bu müdahale ancak Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde belirtilen şartlara uygun olması halinde haklı görülebilir.
120. Polis Teşkilatı Teftiş Dairesi ve Banská Bystrica Bölge Mahkemesi, ilgili polis memurlarının hukuka aykırı bir şekilde hareket etmediklerini tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 18 ve 57. paragraflar). Durumun böyle olduğunu varsaysak bile Mahkeme, önündeki meselenin şikayet edilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı olduğunu belirtmektedir. Bu konu ve özellikle de orantılılık meselesi, yerel makamlar tarafından hiçbir zaman ele alınmamıştır. Mahkeme’ye göre, müdahale aşağıdaki nedenlerden dolayı orantısız olarak değerlendirilmelidir.
121. Özellikle, yukarıda belirtildiği gibi, polis, kendisi ve eşi hakkında suç duyurusunda bulunmak ve onları sorgulama için bir müfettişe götürmek üzere başvuranın kapısına gelmiştir. Bu görevin yerine getirilmesinin polisin daireye girmesini gerektirdiğine dair hiçbir belirti yoktur. Hükümet, bu müdahaleyi haklı çıkarmak için tatmin edici ve ikna edici bir açıklama sunamamıştır. İtiraz edilen tedbir, bu koşullar altında orantısız olarak değerlendirilmelidir.
AYM, Hüseyin Ekinci, B. No: 2016/38867, 3/7/2019
Bir polis araması, öncesinde makul ve uygun önlemlerin alınmadığı (aranılan binada oturan kişilerin kimliklerinin önceden yeterli şekilde doğrulanmadığı Keegan /Birleşik Krallık, §§ 33-36) veya atılan adımların aşırı olduğu durumda (Vasylchuk /Ukrayna, §§ 80 ve 84) orantısız kabul edilebilir. Kovuşturulan kişi değil de mağdur olan, arama sırasında evde olmayan kişinin evine sabah 6’da yeterli sebep olmadan yapılan polis baskını demokratik toplumda “gerekli” görülmemiştir (Zubal /Slovakya, §§ 41-45, Mahkeme ilgili kişinin itibarına olan etkiye de dikkat etmiştir)
Mahpusların haberleşmeleri üzerinde bir derece kontrol kabul edilebilirdir ve mahpusluğun olağan ve makul gereklilikleri dikkate alındığında, tek başına Sözleşme’yle uyumsuz değildir (Silver ve Diğerleri /Birleşik Krallık, § 98; Golder /Birleşik Krallık, § 45). Ancak, böyle bir kontrol Sözleşme Madde 8 § 2’ye uygun olarak güdülen meşru amaçların gerektirdiklerini aşmamalıdır. Tutukluların, telefon iletişimi dahil, dış dünyayla iletişimini izlemek gerekli olabilirse de, uygulanan kurallar ulusal makamların keyfi müdahalesine karşı mahpusa uygun koruma sağlamalıdır (Doerga /Hollanda, § 53).
Bu kontrolün müsaade edilebilir kapsamı değerlendirilirken, mektup yazma ve alma imkânının bazen mahpusun dış dünyayla olan tek bağı olabileceği akılda tutulmalıdır (Campbell /Birleşik Krallık, § 45). Mahpusların tüm haberleşmesinin, bu gibi bir uygulamanın yürürlüğe konulmasına dair hiçbir kural olmadan ve makamlar tarafından hiçbir sebep gösterilmeden, genel, sistematik şekilde izlenmesi Sözleşme’yi ihlal edecektir (Petrov /Bulgaristan, § 44).
AİHS’nin 8. maddesi aşağıdaki gibi kaleme alınmıştır.
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Madde 8 § 1 bağlamında “müdahale” örnekleri arasında şunlar yer alır:
“Müdahale” şunlardan da kaynaklanabilir:
Bir mahpusun haberleşmeye saygı hakkına yapılan müdahale ayrıca demokratik toplumda gerekli olmalıdır (Yefimenko /Rusya, § 142). Bu “gereklilik” mahpusluğun olağan ve makul gereklilikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Özellikle “düzenin korunması ve suç işlenmesinin engellenmesi” (Kwiek /Polonya, § 47; Jankauskas /Lithuania, § 21), bir mahpusun durumunda, serbest bir kişiye kıyasla daha kapsamlı bir müdahaleyi haklı kılabilir. Dolayısıyla, bu kapsamda, ama yalnızca bu kapsamda, Madde 5 bağlamında hukuka uygun olarak kişinin hürriyetinden yoksun kılınması, 8. maddenin hürriyetinden yoksun kılınmış kişilere uygulanmasını kısıtlayacaktır (Golder /Birleşik Krallık, § 45). Her halde söz konusu tedbir Madde 8 § 2 bağlamında orantılı olmalıdır. İzlemenin kapsamı ve kötüye kullanıma karşı yeterli güvencelerin varlığı bu değerlendirmedeki en temel kriterlerdir (Tsonyo Tsonev /Bulgaristan, § 42).
Postanın mahpus tarafından gerçekten alındığına dair delil Devletin sorumluluğundadır; Mahkeme önünde başvurucu ve davalı Hükümet arasında, mektubun gerçekten teslim edilip edilmediğine dair bir anlaşmazlık olduğunda, Hükümet, söz konusu parçanın gerçekten alıcısına ulaştığından emin olmadan sadece mahpusa gelen postaların kaydını sunamaz (Messina /İtalya, § 31).
Mahpuslar ve avukatları arasındaki haberleşme, “Sözleşme’nin 8. maddesi altında imtiyazlıdır” (Campbell /Birleşik Krallık, § 48; Piechowicz /Polonya, § 239). Bu haberleşme, örneğin tutulma sırasında muamele bakımından, itiraz hakkının ilk adımını teşkil edebilir (Ekinci ve Akalın /Türkiye, § 47) ve savunmanın hazırlanması üzerinde, bir başka deyişle 6. maddede yer alan bir başka Sözleşme hakkının kullanılmasında, etkisi olabilir (Golder /Birleşik Krallık, § 45 son kısım; S. /İsviçre, § 48; Beuze /Belçika [BD], § 193).
Mahkeme avukat-müvekkil gizliliği ilkesinin gözetilmesini temel kabul eder (Helander /Finlandiya (kar.), § 53). Bu haberleşmenin sistematik şekilde izlenmesi bu ilkeye ters düşer (Petrov /Bulgaristan, § 43).
Bir mahpusun avukatına giden ve avukatından gelen postalarının okunmasına yalnızca istisnai durumlarda, makamların, mektubun içeriğinin cezaevi güvenliğini veya başkalarının güvenliğini tehlikeye atması veya suç niteliğinde olması nedeniyle “ayrıcalığın kötüye kullanıldığına” inanmak için makul sebebi varsa, izin verilmelidir. “Makul sebep” olarak görülebilecek şeyler koşullara bağlı olacaktır ama objektif bir gözlemciyi ayrıcalıklı iletişim kanalının kötüye kullanıldığına ikna edecek olguların ve bilgilerin varlığını gerektirir (Campbell /Birleşik Krallık, § 48; Petrov /Bulgaristan, § 43). Bu ayrıcalığa getirilecek herhangi bir istisnaya, kötüye kullanıma karşı uygun ve yeterli güvenceler eşlik etmelidir (Erdem /Almanya, § 65).
Cezaevi koşulları ve cezaevi makamlarının birtakım davranışları hakkında şikâyette bulunan mektupların denetlenmesi Madde 8 § 2 ile uyumlu bulunmamıştır (Ekinci ve Akalın /Türkiye, § 47).
Avukatlarla yapılan haberleşmenin farklı kategorileri arasında bir ayrım yapılması için bir neden yoktur. Amacı ne olursa olsun, bu haberleşmeler özel ve gizli nitelikte meselelere ilişkindir. Altay /Türkiye (no. 2)* davasında, Mahkeme ilk kez, bir avukatla hukuki destek bağlamında kurulan sözlü, yüz yüze iletişimin prensip olarak “özel hayat” kapsamına girdiğine hükmetmiştir (§ 49 ve § 51).
Bir avukat ile müvekkili arasındaki haberleşme, amacı her ne olursa olsun, Madde 8 ile korunur ve bu koruma gizlilik bakımından da pekiştirilmiştir (Michaud /Fransa, §§ 117-119). Bu durum demokratik toplumda avukatlara verilen temel rol ile, davanın taraflarını savunma rolü ile haklı kılınır. Denetlenen belgelerin içeriği önemsizdir (Laurent /Fransa, § 47). Mesleki gizlilik “avukat ve müvekkil arasındaki güven ilişkisinin temelidir” (ibid.) ve bu ilişkiye müdahalenin adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi üzerinde ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesi ile güvence altına alınmış haklar üzerinde yansımaları olabilir (Niemietz /Almanya, § 37; Wieser ve Bicos Beteiligungen GmbH /Avusturya, § 65). Mesleki gizlilik ilkesine dolaylı ancak zorunlu olarak bağlı olan hak, “bir suç ile itham edilen” herkesin kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı dahil olmak üzere, herkesin adil yargılanma hakkıdır (Michaud /Fransa, § 118).
Bir avukatın “haberleşmesine” yapılan müdahale, uygun şekilde haklı kılınmazsa, Madde 8’i ihlal edecektir. Bu nedenle, müdahale “hukuka uygun” olmalı (Robathin /Avusturya, §§ 40-41), 8. maddenin 2. fıkrasında sıralanan “meşru amaçlardan” birini gütmeli (Tamosius /Birleşik Krallık (kar.); Michaud /Fransa, §§ 99 ve 131) ve bu amaca ulaşmak için “demokratik toplumda gerekli” olmalıdır. Madde 8 bağlamında gereklilik kavramı, zorunlu bir toplumsal ihtiyaç olduğu ve özellikle de müdahalenin güdülen meşru amaç ile orantılı olduğu anlamına gelir (ibid., § 120). Bir avukatın veya hukuk bürosunun müdahaleden etkilendiği durumda, belirli güvenceler konulmuş olmalıdır.
Arama kararının açıklık derecesiyle ilgili geniş bir içtihat vardır: karar, soruşturmayı yapan ekibin hukuka aykırı davranıp davranmadığının veya yetkilerini aşıp aşmadığının değerlendirilmesine olanak vermek için aramanın amacı hakkında yeterli bilgi içermelidir. Arama, görevi hangi belgelerin avukat-müvekkil gizliliği ile korunduğunu ve götürülmemeleri gerektiğini tespit etmek olan, yeterince nitelikli ve bağımsız bir hukukçu gözetiminde gerçekleştirilmelidir (Iliya Stefanov /Bulgaristan, § 43). Mesleki gizliliğe ve adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesine olan herhangi bir müdahaleye karşı pratik güvenceler olmalıdır.
Mahkeme 8. maddenin, kişilerin kendileriyle ilgili kişisel bilgiler içeren dosyaların örneklerine erişmelerini güvence altına aldığını, özellikle, ilgili ve gerekli tüm bilgilere erişimi sağlayan etkili ve erişilebilir bir prosedür sağlama yönünde devletlere pozitif bir yükümlülük yüklediğini değerlendirmiştir (K.H. ve diğerleri/Slovakya, § 46; benzer şekilde, kişilerin çocuklukları ve kişisel geçmişleri hakkında bilgi içeren sosyal hizmet kayıtlarına erişimi açısından bkz. Gaskin/Birleşik Krallık, § 49).
Mahkeme 8. madde kapsamında kişinin özel ve aile hayatına saygı hakkının kullanılmasının pratik ve etkili olabilmesi bağlamında, özellikle kişisel verilerin söz konusu olduğu durumlarda, verilerin kopyalarının veri sahibine sunulmasını mümkün kılacak şekilde konunun pozitif yükümlülükler çerçevesinde ve geniş bir perspektifte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (K.H. ve diğerleri/Slovakya, § 47).