Skip to content Skip to footer

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2024 Yıllık Raporu ve Türkiye’ye İlişkin Bulgular (Aydın Sefa Akay v. Türkiye , Nacho Sánchez Amor)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2024 Yıllık Raporu ve Türkiye’ye İlişkin Bulgular

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 3 Şubat 2025 tarihinde 2024 yılına ait yıllık raporunu yayımlamıştır. Raporda, Mahkemenin yıllık faaliyetlerine dair özet bilgiler ve istatistikler yer almaktadır. Verilere göre, en fazla başvuru yapılan ülke yaklaşık 21.600 başvuru ile Türkiye olurken, bunu 8.150 başvuru ile Rusya Federasyonu ve 7.700 başvuru ile Ukrayna takip etmektedir. Bekleyen başvurular açısından da Türkiye en yüksek sayıya sahiptir. ( Rapor )

Raporda ele alınan önemli davalar arasında Türkiye’den yalnızca Aydın Sefa Akay v. Türkiye davası yer almaktadır (syf. 67-68). Bu bağlamda, davanın ve Aydın Sefa Akay’ın geçmişine dair kısa bir özet sunmak gerekirse:

Aydın Sefa Akay Davası

Aydın Sefa Akay, 2003-2012 yılları arasında Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (URCM) hâkim olarak görev yapmıştır. 20 Aralık 2011 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren dört yıllık bir süre için BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması’nda (Mekanizma) hâkim olarak seçilmiştir.

Mekanizma Başyargıcı Hâkim Theodor Meron, 25 Temmuz 2016 tarihinde Augustin Ngirabatware davasına ilişkin yapılan gözden geçirme başvurusunu değerlendirmek üzere beş hâkimden oluşan bir heyet görevlendirmiştir. Başvuru sürecinde Akay, Mekanizma Statüsü’nün 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Türkiye’de ikamet etmekte ve uzaktan dava üzerinde çalışmaktaydı.

Ancak, 21 Eylül 2016 tarihinde İstanbul, Büyükada’daki evinde gözaltına alınmış, 28 Eylül 2016 tarihinde Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği’ne çıkarılmıştır. Aynı gün, ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla tutuklanmasına karar verilmiştir. Akay, ByLock uygulamasını kullandığını kabul etmiş, ancak bunun örgütsel bir amaç taşımadığını ve uygulamanın genel kullanıma açık olduğunu savunmuştur. Avukatı ise ByLock’un tek başına suç unsuru oluşturamayacağını, bu uygulama aracılığıyla sağlanan iletişimin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmesi ve içerik itibarıyla suç teşkil etmesi gerektiğini belirtmiştir.

BM Hukuk İşleri Bürosu, 25 Ekim 2016 tarihinde Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği’ne gönderdiği bir sözlü notada, Akay’ın Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi gereğince diplomatik bağışıklığa sahip olduğunu vurgulamıştır. Ancak, Türkiye yetkilileri bu girişimlere yanıt vermemiştir.

Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Haziran 2017’de Akay’a “silahlı terör örgütü üyesi olma” suçlamasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Yargıtay, 10 Şubat 2021 tarihli kararında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi 12 Eylül 2019 tarihli kararında, Akay’ın “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği”, “özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği” yönündeki iddiaları oy birliğiyle kabul edilemez bulmuştur.

Son olarak, AİHM Akay’ın başvurusunu değerlendirmiş ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 8. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme, Türkiye’nin başvurana 21.100 avro manevi tazminat ve yargılama giderlerini ödemesine karar vermiştir (Karar metni). Mahkeme, kararın Yalçınkaya davası ile ilgili olmadığı ve ByLock’un delil olarak kullanılamayacağına dair kapsamlı bir değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir.

2024 AİHM Raporu ve Türkiye

AİHM 2024 yıllık raporunda, eski Mahkeme Başkanı Síofra O’Leary’nin yaptığı konuşmaya da yer verilmiştir. O’Leary, Büyük Daire’nin Türkiye aleyhine açılan öncü bir davada karar verdiğini ve darbe girişiminin ardından görülen davalarda Sözleşme’nin 7. ve 6. maddelerinin sistematik ihlallerinin tespit edildiğini ifade etmiştir (syf. 113). Bunun dışında, Türkiye ile ilgili başka davalara raporda değinilmemiştir.

Avrupa Parlamentosu milletvekili Nacho Sánchez Amor, geçtiğimiz hafta 2024 Türkiye taslak raporunu açıklamıştır (the draft report). Raporda, Türkiye ile üst düzey görüşmelerin yeniden başlatılması gerektiği vurgulanmıştır. Ancak, beklendiği üzere, raporun politik yaklaşımlar doğrultusunda hazırlandığı ve etkili bir içeriğe sahip olmadığı yönünde eleştiriler yapılmıştır.

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye 2024 raporu, insan hakları ihlallerinin yanı sıra hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve demokratik standartların gerilemesini ayrıntılı bir şekilde ele almalıdır. Türkiye’de yargının bağımsızlığı ciddi şekilde zedelenmiş olup, mahkemeler siyasi baskı altında karar vermektedir. Yargı reformu ve bağımsız bir hukuk sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Basın ve ifade özgürlüğü alanında gazetecilere yönelik baskılar artmakta, medya kuruluşları kapatılmakta ve muhalif sesler susturulmaktadır. Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de basın özgürlüğünün korunması için somut adımlar atmalıdır.

Sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskılar devam etmekte, pek çok sivil toplum kuruluşu kapatılmakta veya faaliyetleri sınırlandırılmaktadır. İnsan hakları savunucularının korunması için uluslararası desteğin artırılması gerekmektedir. Seçim süreçlerinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi sağlanmalı ve uluslararası gözlemcilerin Türkiye’deki seçim süreçlerine daha fazla katılım göstermesi teşvik edilmelidir. Kadın hakları alanında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ciddi gerilemelere yol açmıştır. Bu durumun kadınların toplumsal hayattaki statüsüne ve güvenliğine olumsuz etkileri göz önüne alınarak, kadın haklarının korunması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi gerekmektedir.

Avrupa Parlamentosu’nun bu unsurları vurgulaması, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve uluslararası yükümlülüklere uygun hareket etmesi açısından önem taşımaktadır. Türkiye’deki demokratik gerilemeye karşı uluslararası toplumun daha güçlü bir tutum sergilemesi gerekmektedir.