AİHM Kararları Duyurular Kararlar 13 Kasım 2025
173Views
Strasbourg’dan gelen ve 13 Kasım 2025 tarihinde tebliğ edilen son kararlardan biri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye yönelik tutukluluk sürelerinin aşırı uzunluğu ve bu tedbirleri gerekçelendiren mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçelerden yoksun olması konusundaki yerleşik eleştirilerini bir kez daha yinelediğini gösteriyor. “Aslan ve Diğerleri v. Türkiye” davası altında birleştirilen ve farklı tarihlerde yapılan başvurulara ilişkin bu karar, birden fazla başvuru sahibinin şikayetlerini ortak bir yargılama altında inceledi.
Başvurucular, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yargılama öncesi tutukluluk hallerinin makul olmayan bir şekilde uzun sürdüğünü ve bu kararların ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmadan verildiğini iddia etti. Özellikle 12531/24 numaralı başvurudaki bir kişi, tutukluluk halinin herhangi bir gerekçe olmaksızın emredildiğinden şikayet etti.
Mahkeme, benzer konuları ele alan önceki içtihatlarına, özellikle Cahit Demirel, Galip Doğru ve Tercan kararlarına atıfta bulunarak, bu başvuruları inceledi. AİHM, elindeki tüm materyalleri değerlendirdikten ve Hükümet’in itirazlarını dikkate aldıktan sonra, başvuruların kabul edilebilirliğine ve esasına ilişkin farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir olgu veya argüman bulamadı.
Kararda, ulusal mahkemelerin başvurucunun yargılama öncesi tutukluluğunu emrederken ve uzatırken kullandığı gerekçelerin basmakalıp ve genel/soyut olduğu vurgulandı. Mahkeme, 12531/24 numaralı başvurudaki kişinin tutukluluk kararlarının ulusal hukuktaki gerekçelerin formülsel bir şekilde sayılmasından ibaret olduğunu belirterek, bu gerekçelerin söz konusu tedbiri haklı çıkarmak için yeterli kabul edilemeyeceğine hükmetti. Diğer başvurucular açısından da, içtihatları ve yerel mahkemelerin stereotipik gerekçelerini göz önünde bulundurarak, tutukluluk sürelerinin aşırı olduğuna karar verildi. Bu durum, AİHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucunu doğurdu.
Ayrıca, 18927/21 ve 16303/23 numaralı başvurulardaki bazı başvuru sahipleri tarafından ileri sürülen ve Mahkemenin yerleşik içtihatları kapsamında sorun teşkil eden diğer şikayetler de incelendi. Mahkeme, bu şikayetlerin de İshak Sağlam, Ruşen Bayar, Ümmühan Kaplan ve Ragıp Zarakolu gibi emsal kararlar ışığında Sözleşme ihlali teşkil ettiğine oybirliğiyle karar verdi.
Sonuç olarak AİHM, Türkiye Cumhuriyeti’ni başvuruculara tazminat ödemeye mahkûm etti. Mahkeme, tazminat miktarının kararın ekinde yer alan tabloda belirtilen meblağlar olduğunu ve bu meblağların ödenmesi için devlete üç aylık bir süre tanıdığını bildirdi. Bu karar, Türkiye’deki yargılama öncesi tutukluluk uygulamalarının keyfiyetten uzak, bireyselleştirilmiş ve somut gerekçelere dayandırılması gerekliliğini bir kez daha altını çizmektedir.
Tam karar metni için tıklayınız.