<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AYM arşivleri - SavunmaHakki</title>
	<atom:link href="https://www.savunmahakki.net/tag/aym/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.savunmahakki.net/tag/aym/</link>
	<description>Hakkını Arama Platformu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Jul 2025 18:22:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://www.savunmahakki.net/wp-content/uploads/cropped-logo_kare-32x32.png</url>
	<title>AYM arşivleri - SavunmaHakki</title>
	<link>https://www.savunmahakki.net/tag/aym/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 18:13:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 günü verdiği, Akarsu v. Türkiye, Şimşek v. Türkiye ve Yıldırım v. Türkiye kararlarında, Türk mahkemelerinin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli kararlar vermesinin ve uzun yargılamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine (adil yargılanma hakkı) aykırı olduğuna&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/">AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="104" data-end="706">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 günü verdiği, <strong data-start="175" data-end="198">Akarsu v. Türkiye</strong>, <strong data-start="200" data-end="221">Şimşek v. Türkiye</strong> ve <strong data-start="225" data-end="248">Yıldırım v. Türkiye</strong> kararlarında, Türk mahkemelerinin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli kararlar vermesinin ve uzun yargılamanın <strong data-start="338" data-end="390">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine</strong> (adil yargılanma hakkı) aykırı olduğuna hükmetti. İki ayrı başvuruda da AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucuların sunduğu kritik argümanlara yanıt vermediğini, kararların otomatik ve kalıplaşmış ifadeler içerdiğini, dolayısıyla yargılamaların şeffaflık ve hesap verilebilirlik ölçütlerinden uzak olduğunu vurguladı.Bu önemli kararlara kısaca göz atalım.</p>
<p data-start="0" data-end="155"><strong><em data-start="71" data-end="155">Mustafa Akarsu Davasında 7 Yılı Aşan Yargılama Süresi İnsan Hakları İhlali Sayıldı</em></strong></p>
<p data-start="224" data-end="688">10 Temmuz 2025’te açıklanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Türkiye’nin adalet sistemine dair süregelen bir sorunu yeniden gündeme taşıdı: makul sürede yargılanma hakkı. Eski Yargıtay hâkimi Mustafa Akarsu’nun başvurusunu değerlendiren AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesini ihlal etmekten suçlu buldu. Akarsu&#8217;nun görevden alınmasıyla başlayan ve Anayasa Mahkemesi önünde süren dava, tam 7 yıl 1 ay 17 gün sürdü.</p>
<p data-start="731" data-end="1119">Kararda, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve makamların tutumu, davanın kişi üzerindeki etkileri gibi kriterlerin değerlendirilmesi gerektiği hatırlatıldı. Türkiye tarafı, OHAL süreci, Anayasa Mahkemesi’nin iş yükü ve pandemi gibi gerekçelerle yargılama süresinin uzadığını savundu. Ancak Mahkeme, bu gerekçelerin davanın toplam süresini haklı çıkaracak nitelikte olmadığı sonucuna vardı.</p>
<p data-start="1121" data-end="1421">AİHM daha önce Türkiye aleyhine benzer kararlar vermişti (örneğin Ümmühan Kaplan, Demirtürk, Yılmaz davaları). Bu karar da onların devamı niteliğinde. Mahkeme, yargılama süresinin &#8220;makul süre&#8221; sınırını açıkça aştığını ve bunun başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirtti.</p>
<p data-start="1483" data-end="1826">AİHM, Türkiye&#8217;nin Akarsu&#8217;ya manevi tazminat olarak 4.000 euro ödemesine karar verdi. Üstelik bu ödeme üç ay içinde yapılmazsa, Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın faiz oranına ek olarak %3&#8217;lük bir faizle artırılacak. İlginçtir ki Anayasa Mahkemesi, aynı davada başvurucuya herhangi bir tazminat ödememişti. Bu da AİHM&#8217;in kararının önemini artırıyor.</p>
<p data-start="2352" data-end="2818" data-is-last-node="" data-is-only-node="">AİHM’in bu kararı, Türkiye’nin yargı reformlarına neden ihtiyacı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Özellikle yüksek yargı organlarının bireysel başvurulara karşı daha hızlı, etkili ve bağımsız bir tutum alması gerekiyor. Mustafa Akarsu davası, sadece bir bireyin değil, tüm toplumun adalet beklentisinin mahkeme salonlarında nasıl zaman aşımına uğradığının sembolü haline geldi. Adaletin zamanla değil, zamanında tecelli etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p data-start="0" data-end="139"><br data-start="50" data-end="53" /><strong><em data-start="53" data-end="139">Şimşek/Türkiye Davasında Mahkeme, Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine Hükmetti</em></strong></p>
<p data-start="186" data-end="635">10 Temmuz 2025 tarihinde açıklanan diğer bir karar olan Şimşek v. Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin karar gerekçelerindeki yetersizliği eleştirdi. Şimşek, yargı makamlarının verdiği kararlarda kendisinin sunduğu hayati öneme sahip argümanlara ya hiç değinilmediğini ya da yüzeysel geçildiğini belirterek AİHM&#8217;e başvurmuştu.</p>
<p data-start="637" data-end="766">AİHM, bu şikâyeti haklı bularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi.</p>
<p data-start="829" data-end="1126">Mahkeme kararında, yargının temel görevlerinden birinin, tarafların ileri sürdüğü kilit argümanlara açık ve makul cevaplar vermek olduğunu vurguladı. Bu durum sadece adaletin sağlanması açısından değil, aynı zamanda kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin korunması bakımından da büyük önem taşıyor.</p>
<p data-start="1128" data-end="1439">AİHM, Türkiye’ye ilişkin daha önceki kararlarında olduğu gibi bu dosyada da, yerel mahkemelerin sunduğu gerekçelerin yetersiz, otomatik ve kalıplaşmış olduğunu belirtti. Özellikle Şimşek’in sunduğu somut ve etkili karşı iddiaların kararlarda göz ardı edilmesi, başvurucunun adil yargılanma hakkını zedeledi.</p>
<p data-start="1499" data-end="1832">Bu dava, Türkiye’de mahkemelerin karar yazım pratiğini de tartışmaya açıyor. AİHM, Türkiye hakkında daha önce verdiği Emel Boyraz, Deryan, Pişkin ve en güncel olarak Korkut ve Amnesty International Türkiye kararlarında da benzer sorunları tespit etmişti. Şimşek davası, bu sorunun hâlâ sistematik olduğunu gösteriyor.</p>
<p data-start="1884" data-end="2131">Başvurucu ayrıca özel hayata saygı hakkı AİHS madde 8 kapsamında ikinci bir şikâyet daha sundu. Ancak AİHM, bu talebin kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve herhangi bir hak ihlali teşkil etmediğini belirterek dosyadan çıkardı.</p>
<p data-start="2196" data-end="2504">AİHM, Şimşek’e 4.000 euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Kararın üç ay içinde uygulanmaması durumunda ise faiz işletilecek. AİHM’in bu kararı, Türkiye&#8217;de yargı reformlarının yıllardır gündemde olmasına rağmen, uygulamada temel adalet ilkelerinin hâlâ tam anlamıyla işletilmediğini gösteriyor. Mahkeme kararlarının şeklen değil, esasen gerekçelendirilmesi; bireylerin hukuki güvencelerini ancak bu şekilde tesis edebilir.</p>
<p data-start="0" data-end="136"><strong><em data-start="65" data-end="136">Yıldırım/Türkiye Davasında Adil Yargılanma Hakkı İhlali Tespit Edildi</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="191" data-end="595">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihli verdiği 3. karar olan Yıldırım v. Türkiye kararında, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli karar verme pratiğini eleştirdi. Başvurucu, Çorum’da görülen davasında yerel mahkemelerin, sunduğu önemli hukuki itirazlara anlamlı bir yanıt vermediğini ileri sürerek AİHM&#8217;nin yolunu tuttu.</p>
<p data-start="597" data-end="744">Mahkeme, başvurucunun bu şikâyetini yerinde bularak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.</p>
<p data-start="802" data-end="1190">AİHM kararında, yargı mercilerinin “kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri açık ve yeterli şekilde ortaya koymaları gerektiği” ilkesini yineledi. Bu yükümlülük, davanın taraflarının sadece sonuca değil, sonuca nasıl ulaşıldığını da anlayabilmeleri için temel bir güvencedir. AİHM, yerel mahkemelerin başvurucunun “sonuç açısından belirleyici” argümanlarını görmezden geldiğini vurguladı.</p>
<p data-start="1576" data-end="1851">Mahkeme kararlarının gerekçesiz olması, yalnızca bireylerin adalet arayışını zedelemiyor; aynı zamanda hukuk devleti ilkesini de zayıflatıyor. Yıldırım kararı, AİHM’in Türk yargısına “şeffaf, açıklanabilir ve denetlenebilir” kararlar üretme çağrısını bir kez daha hatırlattı.</p>
<p data-start="1906" data-end="2141">Bu dosyadada başvurucu ayrıca, özel hayatına saygı hakkının (AİHS madde 8) ihlal edildiğini de ileri sürdü. Ancak yine AİHM, bu iddianın kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını veya görünürde bir ihlal içermediğini belirterek, dosyadan çıkardı.</p>
<p data-start="2201" data-end="2492">Mahkeme, başvurucuya 3.900 euro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.AİHM’in Türk yargısına yönelik net eleştirilerini bir kez daha kayıt altına aldı. Mahkemeler karar verirken sadece “ne” dediklerini değil, “neden” dediklerini de açıklamak zorunda. Aksi halde, yargı kararları adalet değil, sadece sonuç üretir. Ve adaletin olmadığı yerde hukuk devleti de yalnızca bir söylemden ibarettir.</p>
<p data-start="2201" data-end="2492">
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244019&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="71" data-end="155">Akarsu/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244020&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="65" data-end="136">Yıldırım/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244021&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="53" data-end="139">Şimşek/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492">
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/">AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 08:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3595</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 Temmuz 2025 günü AİHM tarafından açıklanan bu karar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye&#8217;de çeşitli tarihlerde gözaltına alınan ve tutuklanan 117 başvurucunun, makul şüphe olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları iddialarına ilişkindir. Başvurucular, sözde &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; şüphesiyle önce gözaltına alınmış, ardından uzun&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/">Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="158" data-end="516">8 Temmuz 2025 günü AİHM tarafından açıklanan bu karar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye&#8217;de çeşitli tarihlerde gözaltına alınan ve tutuklanan 117 başvurucunun, <strong data-start="286" data-end="351">makul şüphe olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları</strong> iddialarına ilişkindir. Başvurucular, sözde &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; şüphesiyle <strong data-start="420" data-end="446">önce gözaltına alınmış</strong>, ardından <strong data-start="457" data-end="492">uzun süreli tutuklu yargılanmış</strong> veya mahkûm edilmiştir. AİHM, bu kişilerin ilk tutuklama kararlarında, <strong data-start="565" data-end="595">makul şüphenin bulunmadığı</strong> ve iç hukuk yollarının da etkisiz olduğu gerekçesiyle <strong data-start="650" data-end="734">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine</strong> hükmetmiştir.</p>
<p>Başvurucuların tutuklanmasına neden olan gerekçeler ,ByLock kullanımı, Bank Asya’da hesap, 1 dolarlık banknot taşıma, sosyal medya paylaşımları gibi , <strong data-start="380" data-end="436">tek başına suç şüphesi oluşturacak nitelikte değildi</strong>. AİHM’e göre bu deliller <strong data-start="462" data-end="503">soyut, genelleştirilmiş ve yetersiz delillerdir.</strong></p>
<p>Başvurucuların Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurular, <strong data-start="829" data-end="870">gerekçesiz ve özet biçimde reddedildi</strong>. Bu da tutukluluğun hukuki denetimini etkisiz kıldı. Ayrıca pek çok başvurucu, uzun süre boyunca <strong data-start="1005" data-end="1033">yeterli kanıt sunulmadan</strong> tutuklu kaldı. Mahkeme, bu durumun <strong data-start="1069" data-end="1115">özgürlük ve güvenlik hakkının (AİHS m.5/1)</strong> ihlali olduğuna karar verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="856" data-end="939">AİHM, başvurucuların tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen delillerin örneğin:</p>
<ul data-start="941" data-end="1207">
<li data-start="941" data-end="962">
<p data-start="943" data-end="962">ByLock kullanımı,</p>
</li>
<li data-start="963" data-end="986">
<p data-start="965" data-end="986">Bank Asya&#8217;da hesap,</p>
</li>
<li data-start="987" data-end="1045">
<p data-start="989" data-end="1045">FETÖ&#8217;ye yakın yayınlar veya sosyal medya paylaşımları,</p>
</li>
<li data-start="1046" data-end="1072">
<p data-start="1048" data-end="1072">1 dolarlık banknotlar,</p>
</li>
<li data-start="1073" data-end="1113">
<p data-start="1075" data-end="1113">Tanık ifadeleri (belirsiz içerikli),</p>
</li>
<li data-start="1114" data-end="1156">
<p data-start="1116" data-end="1156">Çocuklarını FETÖ okullarına göndermek,</p>
</li>
<li data-start="1157" data-end="1207">
<p data-start="1159" data-end="1207">FETÖ’yle ilişkilendirilen kurumlarda çalışmak,</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1209" data-end="1451">gibi unsurların <strong data-start="1225" data-end="1283">tek başına veya birlikte makul şüphe oluşturmayacağına</strong> karar verdi. Bu unsurların, <strong data-start="1312" data-end="1377">mevcut yasal sistemde meşru kabul edilen faaliyetler olduğunu</strong>, dolayısıyla bir örgüt üyeliği suçlamasını destekleyemeyeceğini belirtti.</p>
<p data-start="1496" data-end="1617"><strong data-start="1496" data-end="1549">Sonuç olarak tutuklama kararlarının gerekçeleri soyut ve genel</strong> tutulmuş, somut ve bireyselleştirilmiş değerlendirmeler yapılmamış. Mahkemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesindeki kalıp ifadelere dayanarak karar vermiş, &#8220;delil durumu&#8221; denilse de <strong data-start="1743" data-end="1790">somut delillerin neler olduğu belirtilmemiş</strong>. Devletin sunduğu ek bilgiler veya belgeler de makul şüpheyi kanıtlamaya yetmemiştir. Ayrıca mahkemeler, <strong data-start="1893" data-end="1990">delillerin yeterliliğini bireysel olarak değerlendirme yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. </strong></p>
<p data-start="1496" data-end="1617">Darbe sonrası olağanüstü hâl koşulları gözetilmiş olsa da, <strong data-start="2052" data-end="2115">yine de tutuklama kararlarının Sözleşme’ye uygunluğu aranır</strong>.</p>
<p data-start="2159" data-end="2376">Tüm bunlarla birlikte AİHM, başvurucuların çoğuna <strong data-start="2187" data-end="2217">5.000 Euro manevi tazminat</strong> ödenmesine hükmetti. Bazı başvurucuların talepleri süresinde yapılmadığı veya yetersiz olduğu için reddedildi. Ayrıca maddi tazminat talepleri kabul edilmedi.</p>
<h4 data-start="2412" data-end="2462"></h4>
<p data-start="2464" data-end="2671">Bu karar, Baş v. Türkiye, Akgün v. Türkiye, Taner Kılıç v. Türkiye ve Turan ve Diğerleri v. Türkiye gibi daha önceki kararlarla aynı çizgide yer alır. AİHM, bu kararlarında da benzer şekilde ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı gibi unsurların tek başına suç isnadı için yeterli olmayacağını, devletin sunduğu delillerin örgüt üyeliğini kanıtlamadığını ve tutuklama kararlarının gerekçesiz ve otomatik şekilde verildiğini ifade etmiştir.</p>
<p data-start="3002" data-end="3284">Bu karar, <strong data-start="3012" data-end="3159">keyfi ve genel-geçer gerekçelerle verilen tutuklama kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir</strong>. Türkiye’de özellikle OHAL dönemi sonrası tutuklamalara ilişkin ciddi yapısal sorunlar olduğu yönünde açık bir yargılamadır.</p>
<p data-start="3343" data-end="3511">Başvurucuların <strong data-start="3358" data-end="3441">Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruların da özet şekilde reddedildiği</strong>, dolayısıyla iç hukuk yollarının da etkisiz kaldığı vurgulanmaktadır.</p>
<div class="_tableContainer_80l1q_1">
<div class="_tableWrapper_80l1q_14 group flex w-fit flex-col-reverse" tabindex="-1"></div>
</div>
<p data-start="4154" data-end="4324">Bu kararlarla birlikte,  AİHM’nin önceki ihlal kararları doğrultusunda kararlar almaya devam edeceği görülmüş ve Türkiye’deki FETÖ bağlantılı tutuklamalara dair <strong data-start="4268" data-end="4307">istikrarlı ve eleştirel yaklaşımını</strong> güçlendirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tam karar metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243975&quot;]}" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/">Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 16:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İnsan Hakları Toplantısı, 10–12 Haziran 2025 tarihlerinde Strasbourg’da gerçekleştirildi – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Bakanlar Heyetince yapılan dördüncü çeyrek oturumuydu. Bu kritik üç günlük oturumda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması denetlendi. 24 farklı devletle ilgili 112 Avrupa&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/">Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İnsan Hakları Toplantısı, 10–12 Haziran 2025 tarihlerinde Strasbourg’da gerçekleştirildi – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Bakanlar Heyetince yapılan dördüncü çeyrek oturumuydu. </span><span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Bu kritik üç günlük oturumda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması denetlendi. 24 farklı devletle ilgili 112 Avrupa Mahkemesi kararı ve hükmüyle ilgili 72 kesin karar kabul edildi.; bunlar arasında Türkiyeden davalarda bulunuyordu</span> .</p>
<p>Bizim için öne çıkan gündemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yüksel Yalçınkaya kararıyla ilgili Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirdi. 2023’te AİHM, Yüksel Yalçinkaya’nın “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla verilen mahkûmiyetinde ciddi hak ihlalleri saptamıştı. 1531. toplantıda Komite, Türkiye’den Yalçinkaya’ya yeniden yargılama sürecinin adil bir şekilde tamamlamasını istedi.</p>
<p>Bildiğimiz üzere <span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">AİHM kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca bağlayıcıdır. Bakanlar Komitesi, bu kararların uygulanıp uygulanmadığını belgelerle takip eder</span> .Bu takip, Türkiye’nin Avrupa değerlerine bağlılığını uluslararası kamuoyuna gösterme araçlarından biridir. Komite geçtiğimiz toplantıdada, AİHM kararlarının tümüyle uygulanmasının devletlerin bağlayıcı sorumluluğu olduğunu vurguladı ve Türkiye’nin kararları zamanında yerine getirmesi beklenildiği ifade edildi. Yalçinkaya davası özelinde, bu çağrı sadece bir dosya değil, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme iradesinin de sınanması anlamına geliyor.</p>
<p data-start="682" data-end="939">Komite, özellikle Yargıtay’ın son kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne daha yakın bir yorum benimsediğini not etti. Silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının belirlenmesinde, hak temelli yaklaşımın güçlenmesi umut verici bulundu.</p>
<p data-start="941" data-end="1192">Ancak sadece üst mahkemelerdeki bu ilerleme yeterli görülmedi. Komite, ilk derece mahkemelerin de benzer şekilde Sözleşme standartlarına uygun kararlar vermesinin hayati olduğunu belirterek Türkiye’den bu yönde ek karar örnekleri sunmasını talep etti.</p>
<p data-start="1194" data-end="1502">İç hukukta kesinleşmiş dosyalarla ilgili olarak, bireysel başvuru hakkının işlediği ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yollarının açık olduğu vurgulandı. Ancak Komite, mevcut başvuru yollarının her zaman etkili çözüm üretip üretmediği konusunda da dikkatli olunması gerektiğini ima etti.</p>
<p data-start="1504" data-end="1808">Ayrıca, Mahkeme önünde halen incelenmekte olan benzer şikâyetlerin çokluğu, sistemsel sorunların sürdüğüne işaret ediyor. Bu nedenle Türkiye’den, benzer ihlallerin tekrar yaşanmaması adına özgün ve somut önlemler geliştirmesi istendi. Bu sürece Avrupa Konseyi Sekretaryası’nın da dâhil edilmesi önerildi.</p>
<p data-start="1810" data-end="1972">Son olarak, Ankara’ya çağrı net: Bu konulara dair gelişmeleri içeren kapsamlı bir raporun 2026 yılının Haziran ayı sonuna kadar Strasbourg’a iletilmesi gerekiyor.</p>
<p data-start="1810" data-end="1972">
<p data-start="1810" data-end="1972"><a href="https://www.coe.int/fr/web/portal/-/implementing-echr-rulings-latest-decisions-from-the-committee-of-ministers-1" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/">Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzayan Yargı Süreleri İçin Çözüm: İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/uzayan-yargi-sureleri-icin-cozum-insan-haklari-tazminat-komisyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2025 18:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler&Raporlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sıkça Sorulan Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de uzun süren davalar ve uygulanmayan mahkeme kararları, yıllarca vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmasına neden oldu. Bu başvuruların artmasıyla birlikte, Türkiyenin uluslararası alandaki imajı biraz daha zedelenirken, AİHM de Türkiye aleyhine çok sayıda ihlal kararı verdi. Bu tabloyu tersine çevirmek&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/uzayan-yargi-sureleri-icin-cozum-insan-haklari-tazminat-komisyonu/">Uzayan Yargı Süreleri İçin Çözüm: İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de uzun süren davalar ve uygulanmayan mahkeme kararları, yıllarca vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmasına neden oldu. Bu başvuruların artmasıyla birlikte, Türkiyenin uluslararası alandaki imajı biraz daha zedelenirken, AİHM de Türkiye aleyhine çok sayıda ihlal kararı verdi.</p>
<p>Bu tabloyu tersine çevirmek amacıyla AİHM’in Türkiye’ye yönelik 2012 tarihli bir kararının ardından, 2013 yılında 6384 sayılı Kanun ile Adalet Bakanlığı bünyesinde “<strong>İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</strong>” kuruldu ve mağduriyetleri iç hukukta çözmek üzere devreye girdi. Amaç vatandaşların adalet arayışını yurtdışına taşımadan, Türkiye içinde hakkını almasını sağlamak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>AİHM&#8217;e &#8220;makul sürede yargılanmadım&#8221; veya &#8220;mahkeme kararı uygulanmadı&#8221; diyerek başvuru yapmış olanlar, AYM’ye başvurup yolları tüketmemiş sayılanlar ve Doğrudan başvurmak isteyen bireyler başvurabilmektedir.</p>
<p>Başvurular için en önemli şartlardan süre şartına dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu süreler, AİHM başvurusundan sonra: 6 AY, AYM’den kabul edilemezlik kararı sonrası: 3 AY ve Yerel mahkeme süreci bittikten sonra: 1 AY (Ek süreler yalnızca haklı mazeretle ve belgeyle mümkündür.) Başvurular komisyona doğrudan elden veya cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla yapılmaktadır. Ayrıca elektronik ortamda da yapılabilmektedir ve normal şartlarda komisyon, 9 ay içinde karar verir. Bu karar Tazminat ödenmesi veya Red (gerekçeli olur) şeklinde olur. Red kararı 15 gün içinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne taşınabilir. Tazminat kararı verilirse, komisyon kararı kesinleştiği tarihten itibaren 3 AY içinde ödeme yapılır ve tazminat doğrudan başvurucuya ödenir.</p>
<p>2018 yılında yürürlüğe giren bir yasa değişikliğiyle Komisyon’un yetkisi genişletildi ve artık Anayasa Mahkemesi’ne yapılan ve hâlâ beklemede olan başvuruların bir kısmı da bu Komisyon tarafından değerlendirililmektedir. Özellikle “makul sürede yargılanma hakkı” ve “mahkeme kararlarının geç ya da hiç uygulanmaması” gibi başlıklar Komisyon’un ilgi alanına girmektedir.</p>
<p>Bugüne kadar, Komisyon bünyesinde AİHM’e yapılmış yaklaşık 8000 başvurunun yarısı çözüldü. AYM’de ise kapsam dahilinde olan 10 bin dosyanın dörtte biri sonuçlandırıldı. AİHM de Komisyonu, etkili bir iç hukuk yolu olarak tanıdı. Ayrıntılı istatistilere <a href="https://ihtk.adalet.gov.tr/BilgiDetay/3">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Komisyonun, vatandaşlara daha hızlı ve etkin bir şekilde adalet sunması, Türkiye&#8217;nin uluslararası alanda insan hakları konusundaki yükümlülüklerini yerine getirme çabalarının önemli bir göstergesi olarak öne çıkması gerekmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin her yerinden yapılan makul sürede yargılanma hakkı ile koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine bakan Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonu 6384 Sayılı Kanun’a göre hakim ve savcılar arasından atanan sadece 9 kişiden oluşuyor. Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonu önünde bekleyen dosya sayısı 120.000’i geçti. Ayda ortalama 500 civarında karar verebilen 9 hakimin bu işyükünün altından kalkamadığını söyleyebiliriz. Şuan 9 olan komisyon üyesi sayısının artırılması yükü biraz daha hafifletebilir.</p>
<p>Ayrıca şuan Tazminat Komisyonu dosyaları UYAP avukat portal ve UYAP vatandaş portal&#8217;dan görüntülenebilmektedir.</p>
<p>Tüm başvuru formları ve bilgiler: <a href="https://ihtk.adalet.gov.tr" target="_blank" rel="noopener">ihtk.adalet.gov.tr</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/uzayan-yargi-sureleri-icin-cozum-insan-haklari-tazminat-komisyonu/">Uzayan Yargı Süreleri İçin Çözüm: İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYM&#8217;den yeni bir Karar daha: Görevine İade Edilen Kamu Görevlileri Tazminat Talep Edebilecek!</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aymden-yeni-bir-karar-daha-gorevine-iade-edilen-kamu-gorevlileri-tazminat-talep-edebilecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 23:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[İç Hukuk Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler&Raporlar]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz ay Resmi Gazetede yayımlanan kararda Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde hukuksuz şekilde görevden alınan ancak sonradan göreve iade edilen kamu görevlilerinin tazminat hakkını tanıyan kritik bir karara imza attı. Karar, hukukun üstünlüğü ve bireysel haklar açısından emsal niteliğinde. Mahkeme, 7089 sayılı Kanun’un&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aymden-yeni-bir-karar-daha-gorevine-iade-edilen-kamu-gorevlileri-tazminat-talep-edebilecek/">AYM&#8217;den yeni bir Karar daha: Görevine İade Edilen Kamu Görevlileri Tazminat Talep Edebilecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz ay Resmi Gazetede yayımlanan kararda Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde hukuksuz şekilde görevden alınan ancak sonradan göreve iade edilen kamu görevlilerinin tazminat hakkını tanıyan kritik bir karara imza attı. Karar, hukukun üstünlüğü ve bireysel haklar açısından emsal niteliğinde. Mahkeme, 7089 sayılı Kanun’un göreve iade edilen kamu görevlilerinin <strong>“tazminat talebinde bulunamayacağına”</strong> ilişkin hükmünü <strong>oybirliğiyle Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.</strong></p>
<p><strong>Bildi</strong><strong>ğiniz gibi Anayasa&#8217;nın 40. maddesi</strong>, kişilerin hak ihlallerine karşı <strong>etkili başvuru hakkını</strong> garanti altına alır. Kişi hukuka aykırı olarak görevinden çıkarılmışsa, <strong>zararını talep edebilmelidir</strong>. Bu zarar <strong>manevi</strong> ya da <strong>maddi</strong> olabilir. Mahkeme, daha önce benzer bir kararda (E.2018/137) da aynı yönde hüküm vermişti. Bu kararla tutarlılık sağlandı.</p>
<p>Devlet, hata yaparsa, bunun bedelini sadece görev iadesiyle değil, <strong>zararın giderilmesiyle de</strong> ödemelidir.<br />
İptal edilen hüküm, OHAL döneminde görevinden alınan ve daha sonra göreve iade edilen kamu görevlilerinin <strong>herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacağını</strong> düzenliyordu.</p>
<p>Mahkeme, bu hükmün, <strong>Anayasa&#8217;nın 40. maddesi</strong> ile güvence altına alınan “<strong>etkili başvuru hakkına</strong>” aykırı olduğuna karar verdi. Oybirliği ile alınan karar, sadece somut olaya değil, binlerce benzer dosya için emsal olacak nitelikte.</p>
<p>Kararda, kişinin göreve iade edilmesinin, hakkında alınan tedbirin hukuka aykırı olduğunu gösterdiği vurgulanırken, bu kişilerin uğradıkları maddi ve manevi zararlar için <strong>idareye ve yargıya başvurma hakkı</strong> olduğu açıkça ifade edildi.</p>
<p>AYM daha önce 2022 yılında verdiği bir kararda da aynı yönde değerlendirmelerde bulunmuştu. Son karar, bu içtihadın devamı niteliğinde olup <strong>hukuki güvenlik ve devletin sorumluluğu ilkelerini</strong> pekiştirmektedir.</p>
<p>Ayrıca kamu idareleri, bu tür kararların maddi sonuçlarıyla karşılaşmamak adına ihraç ve tedbir kararlarını daha dikkatli almak zorunda denilebilir. Bu da, idarenin keyfi uygulamalarının önlenmesi adına bir denge denetleme mekanizması olarak önem taşıyor.</p>
<p>Devlet, vatandaşına karşı hata yapabilir. Bu insani bir durumdur. Ama bu hatayı kabul etmek, özür dilemek, telafi etmek bir erdem değil, <strong>bir zorunluluktur</strong>. Ve artık Anayasa Mahkemesi bunu çok net biçimde söylüyor. Bir haksızlığı ‘göreve dön’ diyerek temize çekemezsiniz. Elbette şuan için birçok içi boş dosya göreve iade alamıyor ve zalimlerden medet umulmayacağı malumunuz fakat bu kararlar ileride açılacak diğer davaları emsal teşkil edebilecek hukuk kırıntılarının bulunduğu kararlar olarak görüp sizlerle paylaşıyoruz.</p>
<p>Kararın tam metni için <a href="https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2024-191-nrm.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aymden-yeni-bir-karar-daha-gorevine-iade-edilen-kamu-gorevlileri-tazminat-talep-edebilecek/">AYM&#8217;den yeni bir Karar daha: Görevine İade Edilen Kamu Görevlileri Tazminat Talep Edebilecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’DEN KHK’LARLA İHRAÇLARI DA KAPSAYAN ÖNEMLİ BİR KARAR (Onat ve diğerleri v. Türkiye)</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmden-khklarla-ihraclari-da-kapsayan-onemli-bir-karar-onat-ve-digerleri-v-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 12:09:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3530</guid>

					<description><![CDATA[<p>AİHM, Onat ve diğerleri kararında, OHAL döneminde işten çıkarılan başvurucuların, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Bu karar, AİHM’in önceki Pişkin/Türkiye kararından daha kapsamlı olup, özellikle KHK’larla yapılan ihraçlarla ilgili önemli vurgular içermektedir. Pişkin v. Türkiye kararına değindiğimiz yazımızı merak edenler&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-khklarla-ihraclari-da-kapsayan-onemli-bir-karar-onat-ve-digerleri-v-turkiye/">AİHM’DEN KHK’LARLA İHRAÇLARI DA KAPSAYAN ÖNEMLİ BİR KARAR (Onat ve diğerleri v. Türkiye)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AİHM, Onat ve diğerleri kararında, OHAL döneminde işten çıkarılan başvurucuların, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Bu karar, AİHM’in önceki <strong>Pişkin/Türkiye</strong> kararından daha kapsamlı olup, özellikle KHK’larla yapılan ihraçlarla ilgili önemli vurgular içermektedir. Pişkin v. Türkiye kararına değindiğimiz yazımızı merak edenler <a href="https://www.savunmahakki.net/aihm-kararlarinin-icrasi-bakanlar-komitesinin-degerlendirmeleri-ve-iliskili-davalar/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirler. AİHM, bu davada, özellikle daha önce aldığı Pişkin v. Türkiye kararında belirlenen ilkeler ışığında, başvurucuların işten çıkarılmalarına ilişkin olarak iç hukuk yollarının etkinliğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği incelendi. Mahkeme, ayrıca, başvurucuların masumiyet karinesinin ve özel hayatlarına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğini de değerlendirdi. Sonuçta AİHS Madde 6 § 1 (Adil Yargılanma Hakkı) çerçevesinde yeni bir ihlal kararı verdi.</p>
<p>Başvurucular, işten çıkarılmalarının ardından iç hukuk yollarını tükettikten sonra, Article 8&#8217;e (Özel ve Aile Hayatına Saygı) aykırı olarak, şöhretlerinin zarar gördüğünü ve özel hayatlarının kalıcı şekilde zarar gördüğünü ileri sürmüşlerdir. Ancak Mahkeme, başvurucuların bu şikayetlerinin ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekmediğini belirtmiş, zira daha önce Article 6 § 1 (Adil Yargılanma Hakkı) çerçevesinde bir karar verilmişti. Mahkeme, başvuruculara maddi zarar ödememiş ancak manevi zararları için her birine 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca, yalnızca başvurulardan biri için, avukatlık ücreti olarak 1.000 Euro tazminat verilmiştir.</p>
<p>AİHM, kararında başvurucuların işten çıkarılmalarının, <strong>&#8220;yasa dışı yapılarla bağlantı&#8221;</strong> şüphesine dayanarak yapıldığını, ancak bu şüphelerin yeterince araştırılmadığını belirtti. Mahkemeler, ceza davalarındaki bilgilerin ne kadar önemli olduğunu değerlendirmedi ve bu da adil yargılanma ilkesine aykırıydı. AİHM, mahkemelerin başvurucuların suçlarına dair somut bir delil sunmadıklarını ve işten çıkarma süreçlerinde kişiselleştirilmiş gerekçelerin olmadığını belirtti. Bu durum, KHK’larla yapılan ihraçlarda da açıkça görülmektedir.</p>
<p>KHK’larla yapılan ihraçlar, herhangi bir ceza yargılaması olmadan, yalnızca daha önce oluşturulan<strong> fişleme listeleriyle</strong> gerçekleştirilmiştir. Bu ihraçlar, başvuruculara suçlamalarla ilgili somut bir açıklama yapılmaksızın ve savunma hakkı tanınmaksızın gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, ilgililer hangi eylemleri nedeniyle ihraç edildiklerini ve hangi illegal yapılarla bağlantılı olduklarını bilememektedirler. KHK’larla yapılan ihraçlarda, sadece <strong>“devlete sadakat”</strong> gibi soyut gerekçelerle işlem yapılmıştır.</p>
<p>AİHM, yerel mahkemelerin, başvurucular hakkında devam eden ceza davalarındaki bilgilerin ilgililik testine tabi tutulmadığını tespit etti. Mahkemeler, yalnızca davaların varlığını gözlemlemekle yetinmiş, ancak bu davaların işten çıkarmaya neden olup olmadığını değerlendirmemiştir. AİHM, işverenin işten çıkarmanın gerekçelerini net bir şekilde ortaya koymadığını, dolayısıyla bu sürecin <strong>keyfi bir uygulama</strong> olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>AİHM, Onat ve diğerleri kararında, KHK’larla yapılan ihraçların hukuki geçerliliğini sorguladı. AİHM’in bu kararındaki önemli noktalar, KHK’larla yapılan işten çıkarmaların keyfi ve temelsiz olabileceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. AİHM, başvurucuların yalnızca &#8220;irtibat&#8221; veya &#8220;iltisak&#8221; şüphesine dayanarak ihraç edilmelerinin, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtti.</p>
<p>AİHM, KHK’larla yapılan ihraçların çoğunda, kişilere dair <strong>somut bir suç isnadı bulunmadığına</strong> dikkat çekti. Örneğin, başvuruculara yöneltilen &#8220;devlete sadakat&#8221; yükümlülüğü ile ne tür bir aykırılık sergiledikleri açıklanmamış, daha da önemlisi, kişilerin cezai bir sürece tabi tutulmadığı gibi, cezai davalar da göz ardı edilmiştir. AİHM, KHK’larla yapılan ihraçların hiçbir kişiselleştirilmiş gerekçe sunulmadan, yalnızca &#8220;irtibat&#8221; ve &#8220;iltisak&#8221; gibi soyut ve belirsiz kavramlarla dayandırılmasını eleştirdi.</p>
<p>AİHM, başvurucuların işten çıkarılmasında Hendek olaylarına atıfta bulunulmasının, somut delillerle desteklenmediğini belirtti. Bu yaklaşım, KHK’larla ihraç edilen kişiler için de geçerlidir. Hendek olayları gibi büyük toplumsal olaylar, binlerce kişiyi işlerinden eden KHK’lılar için, devlete karşı suç işledikleri veya belirli bir illegal yapıya dahil oldukları yönünde hiçbir somut dayanak bulunmaksızın bir gerekçe olarak öne sürülmüştür. AİHM, bu tür olayların, ihraçların meşru dayanağı olamayacağını ifade etti.</p>
<p>AİHM, maalesef başvurucuların masumiyet karinesinin ihlal edilmediğini ve ceza davalarının işten çıkarma kararlarına etkisinin kesin olmadığını vurguladı. Aynı şekilde, 667 sayılı KHK’nın yargı denetimini engellemediğine dikkat çekildi, ancak uygulama aşamasındaki eksikliklerin hukuksuz sonuçlara yol açtığını ifade etti ancak &#8220;terörle mücadele&#8221; gerekçesiyle yapılan işten çıkarmaların sadece şüpheye dayalı değil, somut delillerle desteklenmesi gerektiğini savundu. Bu karar, hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını koruma konusunun altını bir kez daha çizmektedir. Mahkemelerin, kararlarını yalnızca şüpheye değil, güçlü ve objektif delillere dayanarak vermesi gerektiği gerçeği önemli bir ilkedir.</p>
<p>Son olarak, şu an itibariyle Anayasa Mahkemesi’nin KHK’larla ihraç edilenlerle ilgili olarak 3,5 yıldır karar vermemesi, hukuksuzlukların sürmesine sebep olmaya devam ediyor. AİHM önünde bu konuda yeni başvuruların artması kuvvetle muhtemel olup, yüzbinlerce mağdur, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin bu sorun karşısında çözüm üretemediğini düşünerek dosyalarını AİHM’e taşımayı beklemektedir.</p>
<p>Ayırca, AİHM tarafından alınan bu son karar iç hukuk yollarını tüketmeyen kişilerce dava dosyalarına eklenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Onat ve diğerleri v. Türkiye kararı tam metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-242420&quot;]}">tıklayınız</a>.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-khklarla-ihraclari-da-kapsayan-onemli-bir-karar-onat-ve-digerleri-v-turkiye/">AİHM’DEN KHK’LARLA İHRAÇLARI DA KAPSAYAN ÖNEMLİ BİR KARAR (Onat ve diğerleri v. Türkiye)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM kararlarının icrası, Bakanlar Komitesinin değerlendirmeleri ve ilişkili davalar.</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihm-kararlarinin-icrasi-bakanlar-komitesinin-degerlendirmeleri-ve-iliskili-davalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Mar 2025 12:29:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3524</guid>

					<description><![CDATA[<p>AİHM kararlarının icrası süreci, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin yılda dört kez (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) düzenlenen toplantıları ile takip edilmektedir. Bu kapsamda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin karar ve hükümlerinin uygulanmasını denetlemek için 4-6 Mart tarihleri arasında yaptığı toplantıda&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihm-kararlarinin-icrasi-bakanlar-komitesinin-degerlendirmeleri-ve-iliskili-davalar/">AİHM kararlarının icrası, Bakanlar Komitesinin değerlendirmeleri ve ilişkili davalar.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []">AİHM kararlarının icrası süreci, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin yılda dört kez (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) düzenlenen toplantıları ile takip edilmektedir. Bu kapsamda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin karar ve hükümlerinin uygulanmasını denetlemek için 4-6 Mart tarihleri arasında yaptığı toplantıda alınan birtakım kararları yayımladı. Bakanlar Komitesi, toplantı sırasında Azerbaycan, Gürcistan, Macaristan ve Türkiye ile ilgili davalarda dört Geçici Karar dahil olmak üzere 17 devletle ilgili 38 karar aldı. Komite tarafından 10 farklı devleti ilgilendiren 24 dava veya dava grubuyla ilgili olarak 12 Kesin Karar alındı.</p>
<p>Ayrıca Komite, 10-12 Haziran 2025 tarihlerinde gerçekleştirilecek Avrupa Mahkemesi kararlarının infazına ilişkin toplantısında özel olarak incelenecek davaların gösterge listesini kabul etti. Bu davalar arasında Türkiye’den Kavala, Demirtaş, <strong>Yalçınkaya</strong> gibi davalar yer alıyor. Dolayısıyla Komite, haziran ayında ihlal kararı verdiği Yalçınkaya davasına ilişkin değerlendirmelerde bulunacak ve kararın Türkiye tarafından uygulanıp uygulanmadığını bireysel ve genel önlemler açısından denetleyecek. Şu an için bu kararın Türk mahkemelerinde doğrudan bir etkisini görememekle birlikte, umarız bu toplantıya kadar Türk yargısında Yalçınkaya kararı çerçevesinde hukuka dönüş işaretleri görebiliriz.</p>
<p>Tekrar Komitenin geçtiğimiz haftalarda yaptığı toplantıya dönecek olursak, bu toplantıda aynı şekilde Kavala, Demirtaş ve birkaç başka Türkiye ile ilişkili kararın denetlemesi yapıldı ve bu davalara ilişkin gelişmeler değerlendirildi.</p>
<p>Bu davalar arasında 15 Aralık 2020 tarihinde AİHM tarafından verilen Pişkin v. Türkiye kararı da yer almaktadır. Bu yazımızda bu kararı ve Komitenin değerlendirmesine değineceğiz.</p>
<p>2016 yılındaki darbe girişimi sonrası Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bir kamu kurumundan ihraç edilen başvurucu, yetersiz yargısal denetim nedeniyle Adil Yargılanma Hakkı (AİHS Madde 6/1) ve Özel Hayata Saygı Hakkı’nın (AİHS Madde 8) ihlal edildiğini öne sürerek AİHM’ye başvurmuştur.</p>
<p>AİHM, Türkiye’de KHK ile yapılan ihraçların yargısal denetime tabi olduğunu ancak mahkemelerin, başvurucunun savlarını yeterince değerlendirmediğini ve sadece iş akdinin KHK’ya dayalı olarak sonlandırıldığını belirterek karar verdiğini tespit etmiştir. Bu durum, <strong>AİHS’nin 6. ve 8. maddelerinin ihlali olarak kabul edilmiş ve Türkiye 4 bin euro tazminat ödemeye mahkum edilmiştir.</strong></p>
<p>AİHM, 667 sayılı KHK’nın yargısal denetimi sınırlamadığını, dolayısıyla mahkemelerin tam yetkiyle davayı inceleyebildiğini ancak bunu yapmadıklarını belirtmiştir. Mahkemeler, başvurucunun ihraç edilme nedenlerine ilişkin delilleri incelememiş ve gerekçeli karar sunmamıştır. Dolayısıyla Adil Yargılanma Hakkı (Madde 6/1) ihlali sonucu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>İşten çıkarılmanın başvurucu üzerinde ciddi ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurduğu değerlendirilmiştir. Mahkemeler, başvurucunun itirazlarını dikkate almayarak kendisine keyfi işten çıkarma karşısında asgari koruma sağlamamıştır. Bundan dolayı Özel Hayata Saygı Hakkı (Madde 8) ihlali aynı şekilde gündeme gelmektedir.</p>
<p>Kararın ardından Türk mahkemeleri başvurucunun yeniden yargılama talebini kabul ederek işten çıkarmayı geçersiz saymış ve başvurucu 28 Mart 2023 tarihinde<strong> eski görevine iade edilmiştir. Maddi tazminat ve ayrıca mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminat başvurucuya ödenmiştir.</strong></p>
<p>Hükümet, bu karara ilişkin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü koşullar göz önüne alındığında hızlı işten çıkarmaların gerekliliğini savunmuş ve 667 sayılı KHK’nın yargısal denetimi sınırlamadığını ancak iç hukukta yargı makamlarının inceleme eksikliği nedeniyle ihlal yaşandığını iddia etmiş, 2018’den itibaren mahkemelerin daha detaylı incelemeler yapmaya başladığını ileri sürmüştür.</p>
<p>AİHM ise yaptığı değerlendirmede, KHK’nın kendisi değil, mahkemelerin uygulama biçiminin sorunlu olduğunu, mahkemelerin ihraç kararlarını incelerken daha kapsamlı ve gerekçeli kararlar vermesi gerektiğini belirtmiş, ayrıca 2018 sonrası karar örneklerinde mahkemelerin daha fazla inceleme yaptığı ancak bu durumun sistematik bir iyileşmeye dönüşüp dönüşmediğinin kesin olarak belirlenemediğini ifade etmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak, Bakanlar Komitesinin 6 Mart 2025 tarihinde yaptığı oturumda, davaya ilişkin bireysel önlemler açısından eksik bir husus bulunmadığı belirtilmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, genel önlemler açısından OHAL kapsamında kamu kurumlarından ihraç edilen kişilerin ileri sürdükleri iddiaların sözleşmeye uygun şekilde düzenli olarak incelendiğini gösteren, birinci derece mahkemeler de dahil olmak üzere yerel mahkeme kararlarına ilişkin daha fazla örnek ve Temmuz 2016 ile Temmuz 2022 arasında kamu kurumlarından ihraç edilen kişilerin sayısına, yargısal inceleme taleplerinin sayısına ve bunların ilerleme veya sonuç durumuna ilişkin veriler Türkiye’den talep edilmiştir. Bununla birlikte Komite, yetkili makamların bu konuda çözüme yönelik bir stratejiyi değerlendirip değerlendirmedikleri, yerel mahkemelerin benzer davaların sözleşmeye uygun şekilde incelenmesini sağlayıp sağlamadıkları ve bunları makul bir süre içinde sonuçlandırıp sonuçlandırmadıklarına dair Türk yetkililerden Mart 2026 sonuna kadar bilgi sunmalarını istemiştir.</p>
<p>Ne yazık ki KHK mağduriyeti kısa sürede sona erecek gibi durmamaktadır. 30.000’den fazla kişi benzer şekilde ihraç edilmiştir ve hâlâ çok sayıda dava devam etmektedir. Bugün açıkça görüldüğü üzere, mahkemelerin iyileştiği iddia edilse de bu konuda yeterli veri ve şeffaflık sağlanmamıştır.</p>
<p>Ayrıca, KHK ile ihraçların cezai yaptırımlarla benzer etkiler doğurduğunu söyleyen Avukat Hakan Kaplankaya’nın 29 Mart 2021’de bu karar ile ilgili yazmış olduğu yazıya <a href="https://strasbourgobservers.com/2021/03/29/piskin-v-turkey-observations-on-the-failure-of-the-lawfulness-test-and-the-engel-criteria-within-the-context-of-the-turkish-purge/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Komitenin, 10-12 Haziran 2025 tarihleri arasında gerçekleştireceği Avrupa Mahkemesi&#8217;nin kararlarının uygulanmasıyla ilgili bir sonraki toplantısında incelenecek davaları yine burada değerlendireceğiz. Umarız Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin kararlarının bağlayıcı olduğunu hatırlayarak gerekli düzenlemeleri yapar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Pişkin v. Türkiye kararı tam metni için <a href="https://laweuro.com/?p=13604" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</strong></p>
<p><strong>Komitenin 4-6 mart tarihlerinde özel olarak incelediği kararların listesi için <a href="https://www.coe.int/en/web/cm/-/1521-dh-meeting-4-6-march-2025" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</strong></p>
<p><strong>Komitenin Haziran ayında özel olarak inceleyeceği kararların listesi için <a href="https://view.officeapps.live.com/op/view.aspx?src=https%3A%2F%2Frm.coe.int%2Fnative%2F1680b4ad45&amp;wdOrigin=BROWSELINK" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihm-kararlarinin-icrasi-bakanlar-komitesinin-degerlendirmeleri-ve-iliskili-davalar/">AİHM kararlarının icrası, Bakanlar Komitesinin değerlendirmeleri ve ilişkili davalar.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM&#8217;nin Elibol ve Diğerleri v. Türkiye Kararı</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmnin-elibol-ve-digerleri-v-turkiye-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2025 21:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Mensupları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Darbe girişiminin yaşandığı dönemde hakim veya savcı olan 51 Türk yargı mensubunun haksız tutuklanmasına ilişkin AIHM den yeni bir ihlal kararı daha çıktı. Bu tutuklamalar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, Türk makamlarınca darbeden sorumlu tutulan sözde FETÖ örgütüne üye olma suçlamasıyla&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmnin-elibol-ve-digerleri-v-turkiye-karari/">AİHM&#8217;nin Elibol ve Diğerleri v. Türkiye Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Darbe girişiminin yaşandığı dönemde hakim veya savcı olan 51 Türk yargı mensubunun haksız tutuklanmasına ilişkin AIHM den yeni bir ihlal kararı daha çıktı. Bu tutuklamalar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, Türk makamlarınca darbeden sorumlu tutulan sözde FETÖ örgütüne üye olma suçlamasıyla gerçekleşti.</p>
<p>Başvuru Sahipleri<strong> sözleşmenin 5. Maddesinin ihlal edildigini</strong> söyleyerek AIHM’e itirazda bulundu ve tutukluluk hallerine ilişkin olarak çeşitli itirazlarda bulundular. Bu itirazları;</p>
<p>Hakim ve savcılara uygulanan usul güvencelerinin ihlali.</p>
<p>Tutuklanmalarını haklı çıkaracak makul şüphenin bulunmaması.</p>
<p>Uzun süreli tutukluluklarını haklı çıkaracak ilgili ve yeterli nedenlerin bulunmaması.</p>
<p>Duruşma öncesi tutukluluğun aşırı uzun sürmesi.</p>
<p>Gözaltı incelemelerinde duruşma yapılmaması ve savcı görüşünün verilmemesi.</p>
<p>Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasi.</p>
<p>Gözaltına alınmaya ilişkin itirazların gecikmesi veya dikkate alınmaması.</p>
<p>Tutukluluğun uzatılmasına ilişkin kararların geç bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi, itiraz yolunun engellenmesi.</p>
<p>Avukatlarıyla olan görüşmelerinin izlenmesi nedeniyle etkili hukuki yardıma erişimlerinin sınırlı olması.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin bireysel başvurularını incelemesinde cok fazla gecikme yaşanmasi.</p>
<p>Seklinde ozetleyebiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bununla birlikte bazı başvurucular da evlerinde ve işyerlerinde yapılan aramaların hukuka aykırılığına<strong> ayrıca 8.madde</strong> kapsaminda itiraz etti.</p>
<p>AIHM den istenen savunmada Türk Hükümeti bazı başvurulara iliskin iç hukuk yollarının tüketilmediğini soyleyerek itiraz etti ve sözde darbe girişiminin ardından yapılan gözaltıların ve alınan tedbirlerin hukukiliğini savundu.</p>
<p>Sonuçta AIHM tarafından 5. Maddenin 1&#8217;inci bendinde belirtilen özgürlük ve güvenlik hakkına dair ihlaline ve başvuranların gözaltına alınmasının <strong>ulusal prosedürlere uygun olmadığına karar verildi.</strong></p>
<p>Darbe sonrası olağanüstü halin bu ihlali haklı çıkarmadığı değerlendirildi ve Türkiye&#8217;nin her başvurucuya <strong>manevi tazminat ve yargılama masrafları olarak 5 bin avro ödemesine karar verildi</strong>. Bu tazminatlarin 3 ay içinde ödenmesi istendi.</p>
<p>Bu karar ile birlikte AIHM’in ihlal karari verdigi Türk Hakim, Savcı sayısı 1200 ü geçti ve toplamda 3 binden fazla ihlal kararı için 14 milyon euroya yakın tazminata hükmedildi. Askıda bekleyen dosyalar düşünüldüğünde önümüzde ki süreçte bu sayıların katlanacagını soyleyebiliriz.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen AYM den hukuka dönüş sinyali alamamak Türkiyede yargının içler acısı halini bizlere tekrar göstermektedir.</p>
<p>Tam karar metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-242054&quot;]}">t<span class="r-b88u0q">ı</span>klay<span class="r-b88u0q">ı</span>n<span class="r-b88u0q">ı</span>z</a>.</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmnin-elibol-ve-digerleri-v-turkiye-karari/">AİHM&#8217;nin Elibol ve Diğerleri v. Türkiye Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel ve aile hayatına saygı hakkı &#8211; Başvurularda Yararlanılabilecek AİHM İçtihatları</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/ozel-ve-aile-hayatina-saygi-hakki-basvurularda-yararlanilabilecek-aihm-ictihatlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2024 22:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3432</guid>

					<description><![CDATA[<p>AZER AHMADOV/Azerbaycan, no. 3409/10, 22 Temmuz 2021 71. Mahkeme, gizli izlemenin kişinin özel hayatına saygı hakkına ciddi bir müdahale olması nedeniyle, bu tür bir izlemeye dayanak teşkil eden adli iznin, içeriğine ve en önemlisi, hakkında tedbir uygulanan kişiye ilişkin spekülasyon ve varsayımlara&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/ozel-ve-aile-hayatina-saygi-hakki-basvurularda-yararlanilabilecek-aihm-ictihatlari/">Özel ve aile hayatına saygı hakkı &#8211; Başvurularda Yararlanılabilecek AİHM İçtihatları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AZER AHMADOV/Azerbaycan, no. 3409/10, 22 Temmuz 2021</strong></p>
<p>71. Mahkeme, <strong>gizli izleme</strong>nin kişinin özel hayatına saygı hakkına ciddi bir müdahale olması nedeniyle, bu tür bir izlemeye dayanak teşkil eden adli iznin, içeriğine ve en önemlisi, hakkında tedbir uygulanan kişiye ilişkin spekülasyon ve varsayımlara yer bırakacak şekilde muğlak ifadelerle kaleme alınamayacağına hükmetmiştir (bkz. Hambardzumyan/Ermenistan, no. 43478/11, § 65, 5 Aralık 2019). Mevcut davada, hangi telefon numarası veya numaralarının dinleneceği ve bu numaralar ile gerçekten suç işlediğinden şüphelenilen bir kişi arasındaki bağlantının ne olduğu konusunda açıklık olmadığından, 14 Mart 2008 tarihli karardaki &#8220;kişiler&#8221; kelimesi ve bir bütün olarak bu kararın şartları çok geniş ve belirsizdir.</p>
<p>74. Mahkeme, gizli izlemenin dayandığı adli iznin, içeriğine ve her şeyden önce tedbire konu olacak kişinin kimliğine ilişkin spekülasyonlara yer bırakacak şekilde muğlak ifadelerle kaleme alınamayacağına karar vermiştir. Mahkeme, mevcut davadaki gizli izlemenin yeterli adli denetime tabi tutulmamış olması nedeniyle, Sözleşme&#8217;nin 8 § 2 maddesi anlamında &#8220;kanunla öngörülmüş&#8221; olmadığına karar vermiştir.</p>
<hr />
<p><strong>R.E. / Birleşik Krallık, no 62498/11, 27 Ekim 2015</strong></p>
<p>131. Mahkeme, bir polis karakolunda gerçekleşen <strong>hukuki istişarelerin izlenmesinin</strong>, bir avukat ile müvekkili arasındaki telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle karşılaştırılabilir olduğunu düşünmektedir; zira bu tür bir ilişki için, özellikle de paylaşılan bilgilerin gizli niteliği nedeniyle, daha fazla koruma sağlanması gerekmektedir.</p>
<hr />
<p><strong>Altay ve Türkiye (no. 2), Başvuru no. 11236/09, Karar tarihi: 09 Nisan 2019</strong></p>
<p>Mahkeme ilk kez, <strong>hukuki yardım bağlamında bir kişi ile avukat arasındaki iletişimin, amacı ilgili kişinin kendi hayatı hakkında bilinçli kararlar almasını sağlamak olduğu için “özel hayat” alanına girdiğine karar vermiştir.</strong> Mahkeme, bir müvekkilin avukatına çoğu zaman mahrem veya kişisel konular ya da hassas meseleler hakkında bilgi verdiğini göz önünde bulundurmuştur. Bu nedenle, bir avukata danışan bir kişi, ister bir hukuk veya ceza davasıyla bağlantılı olarak sağlanan hukuki yardımın bir parçası olsun, isterse genel hukuki tavsiyelerle ilgili olsun, aralarındaki görüşmelerin özel ve gizli olmasını makul bir şekilde bekleyebilir.</p>
<p>Mahkeme, <strong>tutuklu veya hükümlülerin hapishanedeki kaldıkları süre boyunca özel ve aile hayatına saygı, ifade özgürlüğü gibi Sözleşme’den doğan temel haklarına aynı şekilde sahip olduklarını belirtmiştir.</strong> Mahkeme verilen tedbirler açısından demokratik bir toplumda gerekliliğin meşru amaç ile orantılı olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, avukat ve müvekkil görüşmesindeki gizliliğin 8. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, bu hakkın bir kişinin diğerleri ve dış dünya ile iletişim kurması ile kişisel özerkliğini ve özel sosyal hayatı da koruduğundan bu hakkın kapsamına profesyonel faaliyetlerin de katıldığını belirtmiştir. Mahkeme avukat müvekkil görüşmelerinin müvekkilinin hayatı hakkındaki gelişmeler hakkında bilgi almasını kapsadığını, avukat ile görüşülen konuların özellikle <strong>ceza yargılamasına konu olaylarda kişisel ve hassas konular olduğunu bu sebeple gizli ve özel olduğunu belirterek avukat müvekkil görüşmesinin bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği</strong>ni ayrıca bu görüşmelerin öncelikli olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, bu gizliliğin avukat ve müvekkilin yüz yüze iletişiminde de dilekçe ile iletişim kurmalarında da korunması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, avukat müvekkil görüşmesinin ancak demokratik bir toplumda gerekli olacak şekilde ve orantılı bir şekilde ancak istisnai durumlarda önemli bir suçun engellenmesi, hapishane güvenliğine karşı önemli bir tehdidin olması gerektiğini, yalnızca bir kişinin terör ile bağlantılı bir suçtan tutuklu bulunmasının haktan faydalanmasını engellemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca Mahkeme, hukuka uygun bir sebep ile sınırlandırma yapılabilmesi için bu sınırlandırmanın belirli koşullarla düzenlenerek öngörülebilir olması gerektiğini de vurgulamıştır.</p>
<p>Mahkeme, 5257 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 59. maddesinde düzenlenen <strong>avukat ile görüşme hakkının ancak terör örgütünü içeriden yönetme, ciddi bir suç işleme ya da hapishane güvenliği için önemli bir risk oluşturma gibi çok ciddi sebeplerin varlığında sınırlandırılabileceğini</strong> belirtmiştir. Tüm bu sebepler ile, Mahkeme Edirne İnfaz Hakimliği’nin sınırlandırma kararının gerekçesiz olması ve 8. maddenin 2. fıkrası açısından öngörülebilir olmaması sebebiyle hukuka uygun olmadığını ve 8. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>
<p>Bu karar ile ilgili yazının alındığı kaynak için <a href="https://anayasagundemi.com/2019/04/23/ihamin-altay-v-turkiye-kararinin-ozet-cevirisi-cezaevi-yetkililerinin-ve-infaz-hakimliginin-gerekce-gostermeden-avukat-muvekkil-gorusmelerinde-suresiz-olarak-gorevli-bulunmasina-karar-vermesi-o/">tıklayınız</a>. Kararın Türkçe çevirisini okumak için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-200254%22]}">tıklayınız</a>.</p>
<hr />
<p><strong>McLeod-Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, Başvuru No. 24755/94, Reports 1998-VII, paragraf 36 ve 57</strong></p>
<p>Mahkeme, McLeod-Birleşik Krallık davası kararında bir konuta polis memurlarının girişi ile ilgili standartları belirlemiştir. AİHM’ye göre: Düzenin bozulması veya suç işlenmesi riski hiç olmadığı veya çok düşük olduğu bariz olduğu için, polis memurları başvurucunun orada olmadığını öğrendikten sonra konutuna girmemeliydi. Bu bağlamda Mahkeme, polis memurlarının bir süre boyunca gayrimenkulun dışında kalmasının, başvurucunun olmadığı bir ortamda huzurun bozulması olasılığının olmadığı yönündeki inançlarının bir göstergesi olduğuna dikkat çekmektedir (bkz. yukarıdaki paragraf 14). Başvurucu eve döndüğünde bir münakaşa yaşanmış olması (bkz. yukarıdaki paragraf 15), Mahkeme’nin görüşüne göre polis memurlarının gayrimenkula girme konusunda haklı olup olmadığının belirlenmesi açısından önemsizdir. Yukarıdaki nedenlerden dolayı Mahkeme, polis memurlarının kullandığı yöntemlerin izlenen meşru hedefle orantısız olduğuna karar vermiştir. Böylece AİHS 8. Madde ihlal edilmiştir.</p>
<hr />
<p><strong>Kučera/Slovakya, B. No: 48666/99, 17/7/2007, §§ 119-122</strong></p>
<p>119. Mahkeme&#8217;ye göre, olaya karışan polislerin sayısı, dördünün özel müdahale birimine mensup olması, açıkça hafif makineli tüfek taşımaları ve maskeli olmaları ve başvuranın dairesine şafak vakti gelmiş olmaları dikkate alındığında, başvurana dairesine girmelerine izin vermekten başka pek bir seçenek bırakılmadığı sonucuna varılabilir. Bu koşullar altında, başvuran tarafından verilen herhangi bir rızanın özgür ve bilgilendirilmiş olduğunu kabul etmek zordur. Dolayısıyla, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale söz konusudur. Bu müdahale ancak Sözleşme&#8217;nin 8 § 2 maddesinde belirtilen şartlara uygun olması halinde haklı görülebilir.</p>
<p>120. Polis Teşkilatı Teftiş Dairesi ve Banská Bystrica Bölge Mahkemesi, ilgili polis memurlarının hukuka aykırı bir şekilde hareket etmediklerini tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 18 ve 57. paragraflar). Durumun böyle olduğunu varsaysak bile Mahkeme, önündeki meselenin şikayet edilen müdahalenin &#8220;demokratik bir toplumda gerekli&#8221; olup olmadığı olduğunu belirtmektedir. Bu konu ve özellikle de orantılılık meselesi, yerel makamlar tarafından hiçbir zaman ele alınmamıştır. Mahkeme&#8217;ye göre, müdahale aşağıdaki nedenlerden dolayı orantısız olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>121. Özellikle, yukarıda belirtildiği gibi, polis, kendisi ve eşi hakkında suç duyurusunda bulunmak ve onları sorgulama için bir müfettişe götürmek üzere başvuranın kapısına gelmiştir. Bu görevin yerine getirilmesinin polisin daireye girmesini gerektirdiğine dair hiçbir belirti yoktur. Hükümet, bu müdahaleyi haklı çıkarmak için tatmin edici ve ikna edici bir açıklama sunamamıştır. İtiraz edilen tedbir, bu koşullar altında orantısız olarak değerlendirilmelidir.</p>
<hr />
<p><strong><em>AYM, Hüseyin Ekinci</em>, B. No: 2016/38867, 3/7/2019</strong></p>
<ol start="37">
<li>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre özel hayata saygı hakkı, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir <em>özel hayatı</em>güvence altına almaktadır. Bu yönü ile birlikte değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir (<em>Özpınar/Türkiye,</em>B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45; <em>Oleksandr Volkov/Ukrayna</em>, B. No: 21722/11, 9/1/2013, §§ 165-167; <em>Niemietz/Almanya,</em> B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).</li>
<li>AİHM&#8217;e göre hükümlü ve tutuklular Sözleşme kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (<em>Hirst/Birleşik Krallık (No. 2) </em>[BD], B. No: 74025/01, 6/10/2005, § 69).</li>
<li>AİHM&#8217;e göre suçun mahiyeti haklı gösteriyorsa bir tutuklunun özel bir hapishane rejimine veya sınırlayıcı ziyaret düzenlemelerine tabi tutulması onun Sözleşme&#8217;nin 8. maddesi kapsamındaki hakkına müdahale teşkil eder ancak kendiliğinden bu hakkın ihlali anlamına gelmez (<em>Vlasov/Rusya</em>, B. No: 78146/01, 12/6/2008, § 123).</li>
<li>AİHM, ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebileceğini kabul etmiştir. Ancak bu durumda dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlama makul ve ölçülü olmalıdır (<em>Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık</em>, B. No: 5947/72 &#8230;, 25/3/1983, §§ 99-105).</li>
<li><strong>AİHM&#8217;e göre hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır</strong> (<em>Messina/İtalya</em><em>(No. 2)</em>, B. No: 25498/94, 28/9/2000, § 61; <em>Ouinas/Fransa </em>(k.k.), B. No: 13756/88, 12/3/1990; <em>Kučera/Slovakya,</em> B. No: 48666/99, 17/7/2007, § 127). Bu hakka getirilen sınırlamalar, suç ve düzensizliğin önlenmesi için güvenlik nedeniyle uygulamaya konulmuş olsa da haklı bir gerekçeye dayanmalıdır (<em>Gülmez/Türkiye,</em> B. No: 16330/02, 20/5/2008, § 46).</li>
<li>AİHM, tutukluların ziyaretçi alma haklarına getirilen kısıtlamaların güvenlikle ilgili nedenlerle veya bir soruşturmanın meşru yararlarını koruma gerekliliğiyle haklılaştırılsa da bu amaçlara bütün tutukluların haklarını kısıtlamayan başka yollarla da ulaşılabileceğini belirtmiş; oluşturulacak farklı tutukluluk kategorilerine özel kısıtlamalar getirilebileceğini kabul etmiştir (<em>Laduna/Slovakya,</em>B. No: 31827/02, 13/12/2011, § 66; <em>Varnas/Litvanya,</em>B. No: 42615/06, 9/7/2013, § 119 ).</li>
</ol>
<hr />
<p>Bir <strong>polis araması</strong>, öncesinde makul ve uygun önlemlerin alınmadığı (aranılan binada oturan kişilerin kimliklerinin önceden yeterli şekilde doğrulanmadığı Keegan /Birleşik Krallık, §§ 33-36) veya atılan adımların aşırı olduğu durumda (Vasylchuk /Ukrayna, §§ 80 ve 84) orantısız kabul edilebilir. <strong>Kovuşturulan kişi değil de mağdur olan, arama sırasında evde olmayan kişinin evine sabah 6’da yeterli sebep olmadan yapılan polis baskını demokratik toplumda “gerekli” görülmemiştir</strong> (Zubal /Slovakya, §§ 41-45, Mahkeme ilgili kişinin itibarına olan etkiye de dikkat etmiştir)</p>
<p><strong>Mahpusların haberleşmeleri</strong> üzerinde bir derece kontrol kabul edilebilirdir ve mahpusluğun olağan ve makul gereklilikleri dikkate alındığında, tek başına Sözleşme’yle uyumsuz değildir (Silver ve Diğerleri /Birleşik Krallık, § 98; Golder /Birleşik Krallık, § 45). Ancak, böyle bir kontrol Sözleşme Madde 8 § 2’ye uygun olarak güdülen meşru amaçların gerektirdiklerini aşmamalıdır. Tutukluların, telefon iletişimi dahil, dış dünyayla iletişimini izlemek gerekli olabilirse de, <strong>uygulanan kurallar ulusal makamların keyfi müdahalesine karşı mahpusa uygun koruma sağlamalıdır</strong> (Doerga /Hollanda, § 53).</p>
<p>Bu kontrolün müsaade edilebilir kapsamı değerlendirilirken, mektup yazma ve alma imkânının bazen mahpusun dış dünyayla olan tek bağı olabileceği akılda tutulmalıdır (Campbell /Birleşik Krallık, § 45). Mahpusların tüm haberleşmesinin, bu gibi bir uygulamanın yürürlüğe konulmasına dair hiçbir kural olmadan ve makamlar tarafından hiçbir sebep gösterilmeden, genel, sistematik şekilde izlenmesi Sözleşme’yi ihlal edecektir (Petrov /Bulgaristan, § 44).</p>
<hr />
<p>AİHS&#8217;nin 8. maddesi aşağıdaki gibi kaleme alınmıştır.</p>
<p>&#8220;1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br />
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının <strong>müdahalesi</strong>, ancak <strong>müdahalenin</strong> yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.&#8221;</p>
<p>Madde 8 § 1 bağlamında <strong>“müdahale”</strong> örnekleri arasında şunlar yer alır:</p>
<ul>
<li>cezaevi makamları tarafından <strong>bir mektubun denetlenmesi</strong> (McCallum /Birleşik Krallık, § 31) veya bir mektubun gönderilmemesi (William Faulkner /Birleşik Krallık, § 11; Mehmet Nuri Özen ve Diğerleri /Türkiye, § 42);</li>
<li>postaların kısıtlanması veya imha edilmesi (Fazıl Ahmet Tamer /Türkiye, §§ 52 ve filtreleme sistemi için 54);</li>
<li>bir mektubun açılması (Narinen /Finlandiya, § 32)—cezaevi posta hizmetinde operasyonel hatalar olduğu (Demirtepe /Fransa, § 26) veya postanın doğrudan verilmeden önce sadece açıldığı durumlar dahil olmak üzere (Faulkner /Birleşik Krallık (kar.)); ve;</li>
<li>postanın teslim edilmesinde yaşanan gecikmeler (Cotleţ /Romanya, § 34) veya cezaevinin adresine yollanan e-postaların belli bir mahpusa iletilmemesi (Helander /Finlandiya (kar.), § 48). İki mahpus arasındaki yazışmalarda olduğu gibi (Pfeifer ve Plankl /Avusturya, § 43), bir kitabın bir mahpusa verilmemesi de kapsama girer (Ospina Vargas /İtalya, § 44).</li>
</ul>
<p>“Müdahale” şunlardan da kaynaklanabilir:</p>
<ul>
<li>bazı pasajların silinmesi (Fazıl Ahmet Tamer /Türkiye, §§ 10 ve 53; Pfeifer ve Plankl /Avusturya, § 47)</li>
<li>mahpusun alabileceği koli ve paketlerin sayısının sınırlandırılması (Aliev /Ukrayna, § 180); ve</li>
<li>bir mahpusun telefon konuşmalarının (Doerga /Hollanda, § 50) veya ziyaretler sırasında bir mahpus ile akrabaları arasındaki konuşmaların kayıt altına alınması ve saklanması (Wisse /Fransa, § 29).</li>
</ul>
<hr />
<p><strong>Bir mahpusun haberleşmeye saygı hakk</strong>ına yapılan müdahale ayrıca demokratik toplumda gerekli olmalıdır (Yefimenko /Rusya, § 142). Bu <strong>“gereklilik”</strong> mahpusluğun olağan ve makul gereklilikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Özellikle “düzenin korunması ve suç işlenmesinin engellenmesi” (Kwiek /Polonya, § 47; Jankauskas /Lithuania, § 21), bir mahpusun durumunda, serbest bir kişiye kıyasla daha kapsamlı bir müdahaleyi haklı kılabilir. Dolayısıyla, bu kapsamda, ama yalnızca bu kapsamda, Madde 5 bağlamında hukuka uygun olarak kişinin hürriyetinden yoksun kılınması, 8. maddenin hürriyetinden yoksun kılınmış kişilere uygulanmasını kısıtlayacaktır (Golder /Birleşik Krallık, § 45). Her halde söz konusu tedbir Madde 8 § 2 bağlamında orantılı olmalıdır. İzlemenin kapsamı ve kötüye kullanıma karşı yeterli güvencelerin varlığı bu değerlendirmedeki en temel kriterlerdir (Tsonyo Tsonev /Bulgaristan, § 42).</p>
<p><strong>Postanın mahpus tarafından gerçekten alındığına dair delil Devletin sorumluluğundadır</strong>; Mahkeme önünde başvurucu ve davalı Hükümet arasında, mektubun gerçekten teslim edilip edilmediğine dair bir anlaşmazlık olduğunda, Hükümet, söz konusu parçanın gerçekten alıcısına ulaştığından emin olmadan sadece mahpusa gelen postaların kaydını sunamaz (Messina /İtalya, § 31).</p>
<p><strong>Mahpuslar ve avukatları arasındaki haberleşme</strong>, “Sözleşme’nin 8. maddesi altında imtiyazlıdır” (Campbell /Birleşik Krallık, § 48; Piechowicz /Polonya, § 239). Bu haberleşme, örneğin tutulma sırasında muamele bakımından, itiraz hakkının ilk adımını teşkil edebilir (Ekinci ve Akalın /Türkiye, § 47) ve savunmanın hazırlanması üzerinde, bir başka deyişle 6. maddede yer alan bir başka Sözleşme hakkının kullanılmasında, etkisi olabilir (Golder /Birleşik Krallık, § 45 son kısım; S. /İsviçre, § 48; Beuze /Belçika [BD], § 193).</p>
<p>Mahkeme <strong>avukat-müvekkil gizliliği ilkesi</strong>nin gözetilmesini temel kabul eder (Helander /Finlandiya (kar.), § 53). Bu haberleşmenin sistematik şekilde izlenmesi bu ilkeye ters düşer (Petrov /Bulgaristan, § 43).</p>
<p><strong>Bir mahpusun avukatına giden ve avukatından gelen postalarının okunması</strong>na yalnızca istisnai durumlarda, makamların, mektubun içeriğinin cezaevi güvenliğini veya başkalarının güvenliğini tehlikeye atması veya suç niteliğinde olması nedeniyle “ayrıcalığın kötüye kullanıldığına” inanmak için makul sebebi varsa, izin verilmelidir. “Makul sebep” olarak görülebilecek şeyler koşullara bağlı olacaktır ama objektif bir gözlemciyi ayrıcalıklı iletişim kanalının kötüye kullanıldığına ikna edecek olguların ve bilgilerin varlığını gerektirir (Campbell /Birleşik Krallık, § 48; Petrov /Bulgaristan, § 43). Bu ayrıcalığa getirilecek herhangi bir istisnaya, kötüye kullanıma karşı uygun ve yeterli güvenceler eşlik etmelidir (Erdem /Almanya, § 65).</p>
<p>Cezaevi koşulları ve cezaevi makamlarının birtakım davranışları hakkında şikâyette bulunan <strong>mektupların denetlenmesi</strong> Madde 8 § 2 ile uyumlu bulunmamıştır (Ekinci ve Akalın /Türkiye, § 47).</p>
<p>Avukatlarla yapılan haberleşmenin farklı kategorileri arasında bir ayrım yapılması için bir neden yoktur. Amacı ne olursa olsun, bu haberleşmeler özel ve gizli nitelikte meselelere ilişkindir. Altay /Türkiye (no. 2)* davasında, Mahkeme ilk kez, <strong>bir avukatla hukuki destek bağlamında kurulan sözlü, yüz yüze iletişimin prensip olarak “özel hayat” kapsamına girdiğine hükmetmiştir</strong> (§ 49 ve § 51).</p>
<p>Bir avukat ile müvekkili arasındaki haberleşme, amacı her ne olursa olsun, Madde 8 ile korunur ve bu koruma gizlilik bakımından da pekiştirilmiştir (Michaud /Fransa, §§ 117-119). Bu durum demokratik toplumda avukatlara verilen temel rol ile, davanın taraflarını savunma rolü ile haklı kılınır. Denetlenen belgelerin içeriği önemsizdir (Laurent /Fransa, § 47). <strong>Mesleki gizlilik “avukat ve müvekkil arasındaki güven ilişkisinin temelidir”</strong> (ibid.) ve bu ilişkiye müdahalenin adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi üzerinde ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesi ile güvence altına alınmış haklar üzerinde yansımaları olabilir (Niemietz /Almanya, § 37; Wieser ve Bicos Beteiligungen GmbH /Avusturya, § 65). Mesleki gizlilik ilkesine dolaylı ancak zorunlu olarak bağlı olan hak, “bir suç ile itham edilen” herkesin kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı dahil olmak üzere, herkesin adil yargılanma hakkıdır (Michaud /Fransa, § 118).</p>
<p><strong>Bir avukatın “haberleşmesine” yapılan müdahale</strong>, uygun şekilde haklı kılınmazsa, Madde 8’i ihlal edecektir. Bu nedenle, müdahale “hukuka uygun” olmalı (Robathin /Avusturya, §§ 40-41), 8. maddenin 2. fıkrasında sıralanan “meşru amaçlardan” birini gütmeli (Tamosius /Birleşik Krallık (kar.); Michaud /Fransa, §§ 99 ve 131) ve bu amaca ulaşmak için “demokratik toplumda gerekli” olmalıdır. Madde 8 bağlamında gereklilik kavramı, zorunlu bir toplumsal ihtiyaç olduğu ve özellikle de müdahalenin güdülen meşru amaç ile orantılı olduğu anlamına gelir (ibid., § 120). Bir avukatın veya hukuk bürosunun müdahaleden etkilendiği durumda, belirli güvenceler konulmuş olmalıdır.</p>
<p>Arama kararının açıklık derecesiyle ilgili geniş bir içtihat vardır: karar, <strong>soruşturmayı yapan ekibin hukuka aykırı davranıp davranmadığının veya yetkilerini aşıp aşmadığının değerlendirilmesine olanak vermek için aramanın amacı hakkında yeterli bilgi içermelidir.</strong> Arama, görevi hangi belgelerin avukat-müvekkil gizliliği ile korunduğunu ve götürülmemeleri gerektiğini tespit etmek olan, yeterince nitelikli ve bağımsız bir hukukçu gözetiminde gerçekleştirilmelidir (Iliya Stefanov /Bulgaristan, § 43). Mesleki gizliliğe ve adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesine olan herhangi bir müdahaleye karşı pratik güvenceler olmalıdır.</p>
<p>Mahkeme 8. maddenin, kişilerin kendileriyle ilgili kişisel bilgiler içeren dosyaların örneklerine erişmelerini güvence altına aldığını, özellikle, <strong>ilgili ve gerekli tüm bilgilere erişimi sağlayan etkili ve erişilebilir bir prosedür sağlama yönünde devletlere pozitif bir yükümlülük yüklediğini değerlendirmiştir</strong> (K.H. ve diğerleri/Slovakya, § 46; benzer şekilde, kişilerin çocuklukları ve kişisel geçmişleri hakkında bilgi içeren sosyal hizmet kayıtlarına erişimi açısından bkz. Gaskin/Birleşik Krallık, § 49).</p>
<p>Mahkeme 8. madde kapsamında kişinin özel ve aile hayatına saygı hakkının kullanılmasının pratik ve etkili olabilmesi bağlamında, özellikle kişisel verilerin söz konusu olduğu durumlarda, <strong>verilerin kopyalarının veri sahibine sunulmasını mümkün kılacak şekilde konunun pozitif yükümlülükler çerçevesinde ve geniş bir perspektifte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır</strong> (K.H. ve diğerleri/Slovakya, § 47).</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/ozel-ve-aile-hayatina-saygi-hakki-basvurularda-yararlanilabilecek-aihm-ictihatlari/">Özel ve aile hayatına saygı hakkı &#8211; Başvurularda Yararlanılabilecek AİHM İçtihatları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalçınkaya Kararı Işığında &#8220;Kanunsuz ceza olmaz&#8221; ilkesi – AYM ve AİHM Başvurularında Kullanılabilecek Kısımlar</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/yalcinkaya-karari-isiginda-kanunsuz-ceza-olmaz-ilkesi-aym-ve-aihm-basvurularinda-kullanilabilecek-kisimlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2024 19:53:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sizler için Yalçınkaya kararında derinlemesine incelenen AİHS madde 7 ile ilgili önemli kısımları toparladık. Karardan alıntılanan aşağıdaki bölümleri özellikle AYM ve AİHM başvurularınızda kullanabilirsiniz. &#160; &#160; Mahkeme, içtihatlarını ve başvuranın şikâyetlerinin niteliğini göz önünde bulundurarak, bir davanın olgularına hukuken verilecek nitelendirmenin uzmanı&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/yalcinkaya-karari-isiginda-kanunsuz-ceza-olmaz-ilkesi-aym-ve-aihm-basvurularinda-kullanilabilecek-kisimlar/">Yalçınkaya Kararı Işığında &#8220;Kanunsuz ceza olmaz&#8221; ilkesi – AYM ve AİHM Başvurularında Kullanılabilecek Kısımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sizler için Yalçınkaya kararında derinlemesine incelenen AİHS madde 7 ile ilgili önemli kısımları toparladık. Karardan alıntılanan aşağıdaki bölümleri özellikle AYM ve AİHM başvurularınızda kullanabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="217">
<li>Mahkeme, içtihatlarını ve başvuranın şikâyetlerinin niteliğini göz önünde bulundurarak, bir davanın olgularına hukuken verilecek nitelendirmenin uzmanı olarak (bkz. örneğin, <em>Molla Sali/Yunanistan </em>[BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2220452/14%22]%7D">20452/14</a>, § 85, 19 Aralık 2018; <em>S.M./Hırvatistan </em>[BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2260561/14%22]%7D">60561/14</a>, §§ 241-43, 25 Haziran 2020), başvuran tarafından dile getirilen şikâyetlerin, esasen başvuranın silahlı terör örgütüne üyelikten mahkûmiyetinin öngörülebilirliği ile ilgili olması ve bu nedenle birbiriyle bağlantılı olması nedeniyle, yalnızca Sözleşme&#8217;nin 7. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bkz. diğerleri arasında,<em> Del Río Prada/İspanya</em> [BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2242750/09%22]%7D">42750/09</a>, §§ 91-93, AİHM 2013;<em> Pessino/Fransa</em>, No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2240403/02%22]%7D">40403/02</a>, §§ 35-36, 10 Ekim 2006;<em> Dragotoniu ve Militaru-Pidhorni/Romanya</em>, No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2277193/01%22]%7D">77193/01</a> ve <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2277193/01%22]%7D">77196/01</a>, §§ 40- 45, 24 Mayıs 2007; <em>Jorgic/Almanya</em>, No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2274613/01%22]%7D">74613/01</a>, §§ 103- 14, AİHM 2007-III, burada Mahkeme, Sözleşme&#8217;nin 7. maddesi kapsamında bir cezai mahkûmiyetin öngörülebilirliği konusunu ele almıştır). 7. madde, ilgili olduğu kadarıyla aşağıdaki gibidir:</li>
</ol>
<p>&#8220;1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Ayrıca, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza da verilemez.</p>
<p>&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="237">
<li>Hukukun üstünlüğünün temel bir unsuru olan Sözleşme&#8217;nin 7. maddesinde yer alan güvence, Sözleşme&#8217;nin 15. maddesi uyarınca savaş veya diğer olağanüstü hâllerde bu güvenceden herhangi bir sapmaya izin verilmemesinin de altını çizdiği gibi, Sözleşme&#8217;nin koruma sisteminde önemli bir yere sahiptir. Sözleşme, amacı ve hedefi doğrultusunda, keyfi kovuşturma, mahkûmiyet ve cezalandırmaya karşı etkili güvenceler sağlayacak şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır (bkz. <em>Scoppola/İtalya (no. 2) </em>[BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2210249/03%22]%7D">10249/03</a>, § 92, 17 Eylül 2009; <em>Del Río Prada, </em>yukarıda anılan, § 77, her birindeki diğer atıflarla birlikte).</li>
<li>Sözleşme&#8217;nin 7. maddesi, ceza hukukunun geriye dönük olarak sanığın aleyhine uygulanmasını yasaklamakla sınırlı değildir. Aynı zamanda, daha genel olarak, sadece yasanın bir suçu tanımlayabileceği ve bir ceza öngörebileceği ilkesini (<em>nullum crimen, nulla poena sine lege</em>) ve ceza hukukunun, örneğin kıyas yoluyla, bir sanığın aleyhine olacak şekilde geniş yorumlanmaması gerektiği ilkesini de içermektedir. Bu ilkelerden, bir suçun kanunda açıkça tanımlanmış olması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bu gereklilik, bireyin ilgili hükmün lafzından ve gerekirse mahkemelerin yorumundan, hangi eylem ve ihmallerin kendisini cezai olarak sorumlu kılacağını bilebildiği durumlarda yerine getirilmiş olur. &#8220;Hukuk&#8221;tan bahsettiğinde, 7. madde, Sözleşme&#8217;nin bu terimini kullanırken başka yerlerde atıfta bulunduğu kavramla aynı kavrama atıfta bulunmaktadır; bu kavram, yazılı hukukun yanı sıra yazılı olmayan hukuku da kapsamakta ve özellikle erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gibi niteliksel gereklilikleri ima etmektedir (bkz. diğer kararlar arasında, <em>Streletz, Kessler ve Krenz/Almanya </em>[BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2234044/96%22]%7D">34044/96</a>, <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2234044/96%22]%7D">35532/97</a>, <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2234044/96%22]%7D">44801/98</a>, § 50, AİHM 2001-II; <em>Del Río Prada, </em>yukarıda anılan, § 91).</li>
<li>Ceza hukuku da dahil olmak üzere herhangi bir hukuk sisteminde, bir yasal hüküm ne kadar açık bir şekilde kaleme alınmış olursa olsun, yargısal yorum kaçınılmaz bir unsurdur. Şüpheli noktaların açıklığa kavuşturulmasına ve değişen koşullara uyarlanmasına her zaman ihtiyaç olacaktır. Gerçekten de Sözleşmeye Taraf Devletlerde, ceza hukukunun yargısal hukuk yapımı yoluyla aşamalı olarak geliştirilmesi, hukuk geleneğinin köklü ve gerekli bir parçasıdır. Sözleşme&#8217;nin 7. maddesi, ortaya çıkan gelişmenin suçun özüyle tutarlı olması ve makul bir şekilde öngörülebilir olması koşuluyla, cezai sorumluluk kurallarının davadan davaya yargısal yorum yoluyla kademeli olarak açıklığa kavuşturulmasını yasakladığı şeklinde okunamaz. <strong>Erişilebilir ve makul ölçüde öngörülebilir bir yargısal yorumun bulunmaması, 7. madde haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmasına yol açabilir.</strong> Aksi takdirde, bu hükmün amacı ve hedefi &#8211; yani hiç kimsenin keyfi kovuşturmaya, mahkûmiyete veya cezalandırmaya maruz bırakılmaması &#8211; zarar görecektir (bkz.<em> Del Río Prada</em> , yukarıda anılan, § 93, diğer atıflarla birlikte).</li>
<li>Son olarak, Mahkeme, <strong>erişilebilirlik ve öngörülebilirlik</strong> gerekliliğinin, ilke olarak, bir tedbirin ancak failin kişisel sorumluluk unsurunun tespit edildiği durumlarda 7. madde anlamında bir ceza olarak kabul edilebileceğini tespit etmiştir. Buna göre, 7. madde, cezalandırma amacıyla, suçu fiziksel olarak işleyen kişinin davranışında bir sorumluluk unsurunun tespit edilebileceği manevi bir bağlantının varlığını gerektirmektedir (bkz. <em>G.I.E.M. S.r.l. ve Diğerleri/İtalya </em>[BD], No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%221828/06%22]%7D">1828/06</a> ve 2 <em>diğerleri, </em>§§ 242 ve 243, 28 Haziran 2018). Bu gereklilik, Sözleşme&#8217;ye uygun olmaları koşuluyla, sorumluluk karinelerinden kaynaklanan belirli objektif sorumluluk biçimlerinin varlığını engellememektedir. Daha spesifik olarak, bir karine, bireyin kendisine yöneltilen suçlamalardan kendisini aklamasını imkânsız hale getirme etkisine sahip olmamalıdır (bkz. a.g.k., § 243).</li>
<li>Bu ilkenin doğal bir uzantısı olarak, bir suçun iç hukukta açıkça düzenlenmiş olması 7. maddenin amaçları bakımından yeterli değildir. Ulusal mahkemelerin sözkonusu kanuna uymaması veya belirli bir davada bu kanunu makul olmayan bir şekilde yorumlaması ve uygulaması, kendi başına Sözleşme&#8217;nin 7. maddesinin ihlaline yol açabilir (bkz. <em>Del Río Prada, </em>yukarıda anılan, § 93; <em>Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, </em>No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2211082/06%22]%7D">11082/06</a> ve <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2211082/06%22]%7D">13772/05</a>, § 781, 25 Temmuz 2013;<em> Žaja/Hırvatistan, </em>No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%2237462/09%22]%7D">37462/09</a>, §§ 91 ve 92, 4 Ekim 2016; ve <em>Pantalon/Hırvatistan</em>, No. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#%7B%22appno%22:[%222953/14%22]%7D">2953/14</a>, § 48, 19 Kasım 2020, hepsi diğer referanslarla birlikte). Mahkeme, cezai suçların kanunla kesin bir şekilde tanımlanması gerekliliğinin, ulusal mahkemelerin kanunu yorumlama ve bir davanın özel olaylarına uygulama konusunda kanunun etrafından dolanması durumunda engelleneceği kanaatindedir.</li>
<li>…Bununla birlikte, <strong>belirli bir sanığa ilişkin somut içerik veya diğer ilgili bilgilerin yokluğunda, bu tür kullanıcıların profilinden ve paylaşımlarından tüm kullanıcı tabanı için belirleyici sonuçlar çıkarmak sadece öngörülemez değil, aynı zamanda yasallık ilkesine ve bireysel cezai sorumluluğa da aykırıdır.</strong></li>
<li>… Mahkeme bu bağlamda, bir dizi davada yaptığı ve mevcut davada da onayladığı tespitleri yineler (bkz. yukarıdaki 213. paragraf), Türkiye&#8217;deki askeri darbe girişiminin Sözleşme anlamında &#8220;ulusun yaşamını tehdit eden kamusal bir acil durumun&#8221; varlığını ortaya koyduğunu belirtmiştir (bkz. örneğin, Mehmet Hasan Altan, yukarıda anılan, § 93; ve Baş/Türkiye, No. 66448/17, § 115, 3 Mart 2020). Bu nedenle, yetkililerin ve mahkemelerin darbe girişimi sonrasında mücadele etmek zorunda kaldıkları durumun aciliyeti ve ciddiyeti kabul edilmektedir.</li>
<li>Bununla birlikte, bu hususların hiçbirinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin özünde yer alan ve sınırlandırılamaz bir hak olan Sözleşme&#8217;nin 7. maddesinde yer alan temel güvencelerin, ulusun yaşamını tehdit eden koşullarda işlendiği iddia edilse bile, terör suçlarının kovuşturulması ve cezalandırılması söz konusu olduğunda daha az katı bir şekilde uygulanabileceği anlamına gelmediği de vurgulanmalıdır. <strong>Sözleşme, en zor koşullar da dahil olmak üzere, 7. madde güvencelerine riayet edilmesini gerektirmektedir.</strong></li>
<li>Mahkeme, kanunsuz suç ve ceza olmaz (<em>nullum crimen, nulla poena sine lege) </em>ilkesi çerçevesinde, terörizm ve geleneksel olmayan terör örgütlerinin gelişen tehditleriyle etkili bir şekilde mücadele edebilmek için terörizm yasalarını uyarlamanın devletlerin görevi olduğunu düşünmektedir. <strong>Türk hukukunda silahlı terör örgütüne üye olma suçu, o dönemde ve halen özel kastla işlenen bir suçtur.</strong> Bu nedenle, bazı spesifik sübjektif unsurların varlığı olmazsa olmaz (<em>conditio</em> <em>sine qua non)</em> bir koşuldur. Buna rağmen, u<strong>lusal mahkemeler tarafından, Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu&#8217;nun ilgili hükümlerinin geniş yorumlanması yoluyla, ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğinin tespit edilmesi, başvuranın özel durumunda, iç hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan bilgi ve kastın varlığını tespit etmeye çalışmadan, ByLock kullanımına etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklemiştir. Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından kanunun bu şekilde geniş ve öngörülemez bir şekilde yorumlanmasının, suçun kurucu -özellikle de manevi- unsurlarını bir kenara bırakma ve bu suçu katı bir sorumluluk suçuna benzetme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı görüşündedir. Dolayısıyla, suçun kapsamı, 7. maddenin amaç ve hedefine aykırı olarak, öngörülemeyen bir şekilde başvuranın aleyhine genişletilmiştir.</strong></li>
</ol>
<hr />
<p>7. Madde anlamında bir &#8220;ceza&#8221;, ilke olarak, ancak failin kişisel sorumluluğuna ilişkin bir unsurun tespit edilmiş olması halinde düşünülebilir. Esasen, bir ceza normunun öngörülebilirlik derecesi ile failin kişisel sorumluluk derecesi arasında bir korelasyon vardır. Bu nedenle 7. Madde, cezalandırmak için, suçu işleyen kişinin davranışlarında bir sorumluluk unsurunun tespit edilmesini mümkün kılan düşünsel nitelikte bir bağlantı gerektirir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/yalcinkaya-karari-isiginda-kanunsuz-ceza-olmaz-ilkesi-aym-ve-aihm-basvurularinda-kullanilabilecek-kisimlar/">Yalçınkaya Kararı Işığında &#8220;Kanunsuz ceza olmaz&#8221; ilkesi – AYM ve AİHM Başvurularında Kullanılabilecek Kısımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
