AİHM Kararları Duyurular Kararlar 26 Mart 2025
248Views
AİHM, Onat ve diğerleri kararında, OHAL döneminde işten çıkarılan başvurucuların, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Bu karar, AİHM’in önceki Pişkin/Türkiye kararından daha kapsamlı olup, özellikle KHK’larla yapılan ihraçlarla ilgili önemli vurgular içermektedir. Pişkin v. Türkiye kararına değindiğimiz yazımızı merak edenler buradan ulaşabilirler. AİHM, bu davada, özellikle daha önce aldığı Pişkin v. Türkiye kararında belirlenen ilkeler ışığında, başvurucuların işten çıkarılmalarına ilişkin olarak iç hukuk yollarının etkinliğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği incelendi. Mahkeme, ayrıca, başvurucuların masumiyet karinesinin ve özel hayatlarına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğini de değerlendirdi. Sonuçta AİHS Madde 6 § 1 (Adil Yargılanma Hakkı) çerçevesinde yeni bir ihlal kararı verdi.
Başvurucular, işten çıkarılmalarının ardından iç hukuk yollarını tükettikten sonra, Article 8’e (Özel ve Aile Hayatına Saygı) aykırı olarak, şöhretlerinin zarar gördüğünü ve özel hayatlarının kalıcı şekilde zarar gördüğünü ileri sürmüşlerdir. Ancak Mahkeme, başvurucuların bu şikayetlerinin ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekmediğini belirtmiş, zira daha önce Article 6 § 1 (Adil Yargılanma Hakkı) çerçevesinde bir karar verilmişti. Mahkeme, başvuruculara maddi zarar ödememiş ancak manevi zararları için her birine 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca, yalnızca başvurulardan biri için, avukatlık ücreti olarak 1.000 Euro tazminat verilmiştir.
AİHM, kararında başvurucuların işten çıkarılmalarının, “yasa dışı yapılarla bağlantı” şüphesine dayanarak yapıldığını, ancak bu şüphelerin yeterince araştırılmadığını belirtti. Mahkemeler, ceza davalarındaki bilgilerin ne kadar önemli olduğunu değerlendirmedi ve bu da adil yargılanma ilkesine aykırıydı. AİHM, mahkemelerin başvurucuların suçlarına dair somut bir delil sunmadıklarını ve işten çıkarma süreçlerinde kişiselleştirilmiş gerekçelerin olmadığını belirtti. Bu durum, KHK’larla yapılan ihraçlarda da açıkça görülmektedir.
KHK’larla yapılan ihraçlar, herhangi bir ceza yargılaması olmadan, yalnızca daha önce oluşturulan fişleme listeleriyle gerçekleştirilmiştir. Bu ihraçlar, başvuruculara suçlamalarla ilgili somut bir açıklama yapılmaksızın ve savunma hakkı tanınmaksızın gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, ilgililer hangi eylemleri nedeniyle ihraç edildiklerini ve hangi illegal yapılarla bağlantılı olduklarını bilememektedirler. KHK’larla yapılan ihraçlarda, sadece “devlete sadakat” gibi soyut gerekçelerle işlem yapılmıştır.
AİHM, yerel mahkemelerin, başvurucular hakkında devam eden ceza davalarındaki bilgilerin ilgililik testine tabi tutulmadığını tespit etti. Mahkemeler, yalnızca davaların varlığını gözlemlemekle yetinmiş, ancak bu davaların işten çıkarmaya neden olup olmadığını değerlendirmemiştir. AİHM, işverenin işten çıkarmanın gerekçelerini net bir şekilde ortaya koymadığını, dolayısıyla bu sürecin keyfi bir uygulama olduğunu vurgulamıştır.
AİHM, Onat ve diğerleri kararında, KHK’larla yapılan ihraçların hukuki geçerliliğini sorguladı. AİHM’in bu kararındaki önemli noktalar, KHK’larla yapılan işten çıkarmaların keyfi ve temelsiz olabileceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. AİHM, başvurucuların yalnızca “irtibat” veya “iltisak” şüphesine dayanarak ihraç edilmelerinin, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtti.
AİHM, KHK’larla yapılan ihraçların çoğunda, kişilere dair somut bir suç isnadı bulunmadığına dikkat çekti. Örneğin, başvuruculara yöneltilen “devlete sadakat” yükümlülüğü ile ne tür bir aykırılık sergiledikleri açıklanmamış, daha da önemlisi, kişilerin cezai bir sürece tabi tutulmadığı gibi, cezai davalar da göz ardı edilmiştir. AİHM, KHK’larla yapılan ihraçların hiçbir kişiselleştirilmiş gerekçe sunulmadan, yalnızca “irtibat” ve “iltisak” gibi soyut ve belirsiz kavramlarla dayandırılmasını eleştirdi.
AİHM, başvurucuların işten çıkarılmasında Hendek olaylarına atıfta bulunulmasının, somut delillerle desteklenmediğini belirtti. Bu yaklaşım, KHK’larla ihraç edilen kişiler için de geçerlidir. Hendek olayları gibi büyük toplumsal olaylar, binlerce kişiyi işlerinden eden KHK’lılar için, devlete karşı suç işledikleri veya belirli bir illegal yapıya dahil oldukları yönünde hiçbir somut dayanak bulunmaksızın bir gerekçe olarak öne sürülmüştür. AİHM, bu tür olayların, ihraçların meşru dayanağı olamayacağını ifade etti.
AİHM, maalesef başvurucuların masumiyet karinesinin ihlal edilmediğini ve ceza davalarının işten çıkarma kararlarına etkisinin kesin olmadığını vurguladı. Aynı şekilde, 667 sayılı KHK’nın yargı denetimini engellemediğine dikkat çekildi, ancak uygulama aşamasındaki eksikliklerin hukuksuz sonuçlara yol açtığını ifade etti ancak “terörle mücadele” gerekçesiyle yapılan işten çıkarmaların sadece şüpheye dayalı değil, somut delillerle desteklenmesi gerektiğini savundu. Bu karar, hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını koruma konusunun altını bir kez daha çizmektedir. Mahkemelerin, kararlarını yalnızca şüpheye değil, güçlü ve objektif delillere dayanarak vermesi gerektiği gerçeği önemli bir ilkedir.
Son olarak, şu an itibariyle Anayasa Mahkemesi’nin KHK’larla ihraç edilenlerle ilgili olarak 3,5 yıldır karar vermemesi, hukuksuzlukların sürmesine sebep olmaya devam ediyor. AİHM önünde bu konuda yeni başvuruların artması kuvvetle muhtemel olup, yüzbinlerce mağdur, Anayasa Mahkemesi’nin bu sorun karşısında çözüm üretemediğini düşünerek dosyalarını AİHM’e taşımayı beklemektedir.
Ayırca, AİHM tarafından alınan bu son karar iç hukuk yollarını tüketmeyen kişilerce dava dosyalarına eklenebilir.
Onat ve diğerleri v. Türkiye kararı tam metni için tıklayınız.