Skip to content Skip to footer

AİHM, Yalçınkaya Kararında Örgüt Kabulü Mü Yaptı?

Hukukçuların son günlerde çokça tartıştığı konu ile ilgili Dr. Gökhan Güneş’in değerlendirmeleri şu şekilde :

Acaba AİHM, Yalçınkaya kararında Yargıtay’ın örgüt kabul kararını kabul mü etmiştir? Öncelikle, AİHM’in bir hareket ve oluşumun terör örgütü olduğu ya da olmadığına ilişkin karar verme yetkisi olmadığı gibi bu hususa Yalçınkaya kararında da hiç girmemiştir.

Böyle bir kabul yapıldığı söylenen kararın gerek 247. paragrafında atıfta bulunulan 161. paragraf (bu paragrafta da Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulunun örgüt kabul kararları özetlenmiştir) ve gerekse de 248. paragrafta atıf yapılan 184 ve 83. paragrafların tamamında böyle bir kabulden bahsedilmediği gibi Yargıtay’ın terörle ilgili genel içtihatlarına yer verilmiştir.

 

Image           Image

 

Aynı şekilde AİHM, kararın 243 ila 249. paragrafları arasında, başvuran hakkında verilen örgüt üyeliği cezası ile Yargıtay’ın içtihatlarındaki genel kriterleri değerlendirmiştir. İddia edildiği gibi AİHM Yargıtay’ın örgüt kabulü yaptığı Başer/Özçelik kararını kabul etmiş değildir. Örneğin, AİHM Başer/Özçelik kararının cemaatle ilgili 162. paragrafına atıfta bulunmak yerine, genel içtihadın yer aldığı 161. paragrafa atıfta bulunmuştur. Benzer şekilde, Gülen Hareketini silahlı örgüt kabul eden Yargıtay’ın saçma ve hukuka aykırı değerlendirmelerine de atıfta bulunmamıştır. AİHM’in bu noktada gerçekten hassas hareket ettiği söylenebilir. Zira Yalçınkaya davasında, başvurucunun örgüt kabulüyle ilgili bir şikayeti bulunmamasına rağmen, kanunilik incelemesi de yapmıştır.

ImageImage

AİHM aslında şunu söylemiştir; Türk yargısı olarak terörle mücadele için onlarca yıl içinde geliştirdiğiniz genel ilkeler var ve başvurucunun mahkûm edildiği suç, Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamındaki kanunilik ilkesine uygun olarak Türk hukukunda düzenlenmiş ve tanımlanmıştır. TCK’nın 314/2. maddesi, özellikle TMK ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, ilke olarak, bir bireyin, gerektiğinde uygun yasal tavsiyeler alarak, hangi eylem ve ihmallerin kendisini cezai olarak sorumlu kılacağını bilmesini sağlamak için yeterli açıklıktadır (p. 249). Bu ifadeler doğru ve yerindedir. Bu ifadeleri sanki örgüt kabul kararını AİHM’in de kabul ettiği şeklinde yorumlamak abesle iştigaldir.

Image

Gerçekten de AİHM’in belirttiği gibi silahlı örgüt üyeliği suçu ve unsurları yasada açıkça düzenlenmiş ve ayrıca suçun oluşumu için yasal düzenlemelere ek olarak Yargıtay içtihatlarıyla maddi unsur açısından “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk” ile manevi unsur için “doğrudan kast ve suç işlemek amacı veya saiki” kriterleri getirilmiştir (p. 248). Bu haliyle suçun yasal dayanağının olduğunu ve kişiler için öngörülebilir olduğunu söylemek gayet doğaldır. Ancak, bu tespiti sanki Başer/Özçelik kararındaki örgüt kabulünü AİHM’in de benimsediği şeklinde yorumlamanın hiçbir hukuki karşılığı yoktur.

Image

Kaldı ki AİHM, bu tespitlerden sonra, ulusal mahkemeler tarafından başvuranın somut durumunda suçun iç hukuktaki yasal tanımı kapsamında aranan bilgi ve kastın varlığını tespit etmeye çalışılmaksızın, TCK ve TMK’nın ilgili hükümlerinin geniş yorumlanması yoluyla otomatik ve varsayıma dayalı şekilde cezalandırılmasını AİHS’in 7. maddesine aykırı bulmuştur (p. 271). Yani, iddia edildiği gibi 249. paragraf örgüt kabulünün benimsendiğinin bir göstergesi değil, AİHM’in dosyada uygulayacağı ilke ve prensipleri ortaya koyduğu paragraftır. Bu nedenle 243 ila 250. paragraflardan oluşan bölümün başlığı da “Genel ilkelerin somut davaya uygulanması”dır.

Image

  Aynı şekilde, AİHM incelediği dosyalarda örgüt kabul kararının doğruluğunu değil, Yalçınkaya dosyasında olduğu gibi, bu kabulle birlikte mahkûmiyet kararına dayanak teşkil eden suçun yasal bir karşılığının bulunup bulunmadığını inceler. Güncel yargılamalar açısından bakıldığında da örgüt üyeliği suçunun yasal bir karşılığı vardır. Ancak, suçun yasal karşılığının olması, bu suç kapsamında yapılan örgüt kabulünün de doğru ve AİHM tarafından benimsendiği şeklinde yorumlanamaz. Çünkü AİHM, Yalçınkaya dosyasında olduğu gibi 7. madde kapsamında karar verebilmek için bu incelemeyi yapmak zorundadır.

AİHM’in kararda uzun uzun mevzuat hükümleri ve mahkeme kararlarına yer vermesinin sebebi budur. Eğer AİHM iddia edildiği gibi örgüt kabulü yapsa, Yargıtay ve AYM’nin en önemli kararlarına ayrıntılı şekilde yer verdikten sonra 6 ve özellikle de 7. maddeden ihlal vermezdi. Sadece bu durum bile bu tarz söylemlerin mantıksızlığı ve tutarsızlığını göstermesi için yeterlidir.

Kısaca, yasal olarak bir suçun unsurlarının ve suça ilişkin diğer hususların düzenlenmiş olması ile bu kararın hukuka uygun olup olmaması farklı hususlardır. AİHM’in incelediği husus birincisidir ve güncel yargılamalarda yapılan örgüt kabulü hukuka aykırı olsa da hem bu kabulün hem de silahlı örgüt suçunun yasal bir dayanağı vardır. Yani bunlar yasada düzenleniştir.

Ayrıca, Yalçınkaya davasında, başvuru konusu örgüt kabul kararı da değildir. Zira başvurucu iki sebeple hakkında verilen mahkûmiyetin Sözleşme’nin 7. maddesiyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Bunlardan ilki, üzerine atılı eylemlerin gerçekleştiği dönemde Gülen Hareketinin “silahlı bir terör örgütü” olarak kabul edilmemiş olması; diğeri de ilgili kanunların geniş bir şekilde yorumlanarak yasal eylemleri nedeniyle mahkûm edilmesidir (p. 250).

Image

AİHM, öncelikle hukuka uygunluklarına girmeden Gülen Hareketinin içi hukukta silahlı örgüt kabul edildiği kararlara yer vermiştir. Yine iç hukuktaki uygulamadan hareketle genel değerlendirmelerde bulunmuştur. Ancak kararın hiçbir yerinde bu kabulün doğruluğu ya da yanlışlığına değinmemiştir. Hatta, başvurucunun inkâr ettiği Bylock uygulamasını kullanma eylemini fiilen gerçekleştirip gerçekleştirmediğini tespit etmenin veya başvuranın bireysel cezai sorumluluğu hakkında karar vermenin kendi görevi olmadığına ve bunların başlıca yerel mahkemelerin görev alanına giren hususlar olduğuna dikkat çekmiştir (p. 243). Bu konuyu bile iç hukuka havale eden AİHM’in Gülen Hareketini silahlı örgüt kabul ettiğine ilişkin söylemlerin ne kadar anlamsız olduğu izahtan varestedir.

Image

Benzer şekilde, AİHM Yalçınkaya kararında çözümü gereken hususun, “başvuranın üzerine atılı eylemlerin gerçekleştirildiği tarihte Gülen Hareketinin terör örgütü ilan edilmiş olup olmaması değildir” demiştir. Mahkemeye göre asıl mesele, başvuranın silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyetinin, özellikle TCK’nın 314/2. maddesinde, TMK’da ve Yargıtayın ilgili içtihadında belirtildiği üzere suçu oluşturan maddi ve manevi unsurların tümü bakımından iç hukukun gereklilikleri göz önüne alındığında yeterince öngörülebilir olup olmadığıdır (p. 254). AİHM işte tam da bu incelemeyi yapmış ve sonuçta daha suçun unsurları bile ortaya konulmadan verilen mahkûmiyet nedeniyle 7. maddenin ihlaline karar vermiştir.

Image

  Kısaca, AİHM’in Gülen Hareketini silahlı örgüt kabul etmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi böyle bir görevi de yoktur. Eğer AİHM bu konuyla ilgili bir değerlendirme yapsa ve karar verseydi adı AİHM değil Yargıtay olurdu! AİHM, Yargıtay’ın ilk örgüt kabul kararının verdiği Başer/Özçelik kararında da ihlal vereceğinde şüphe yoktur. Ancak, o dosyada bile örgüt kabulün doğruluğu ya da yanlışlığına yine karar vermeyecek ve görevi olmayan böyle bir tartışmaya o dosyada da girmeyecektir. O dosyada bile girmeyeceği bir konuya Yalçınkaya kararında girdi ve örgüt kabulü yaptı demenin hukukla bir izahı yoktur.

Tabi burada, peki bu hukuksuz örgüt kabul kararı verildi diye hep böyle mi kalacak ve bu hatadan dönülmeyecek mi sorusu akla gelebilir. Bu husus iç hukukun konusudur ve hukuk geldiğinde tek bir itiraz ya da olağanüstü kanun yoluyla aynı kararı veren Yargıtay tarafından düzeltilebilecektir. Yani bu hukuksuz kabulü düzeltmek AİHM’in değil, Yargıtay’ın görevidir. Zamanı geldiğinde de bir günde düzeltilebilecek bir yanlıştır!

Değerli dostlar, yukarıda açıklandığı üzere, AİHM’in Gülen Hareketinin silahlı örgüt olduğuna ilişkin bir tespit ve değerlendirmesi yoktur. Kaldı ki, başvuruya konu dahi edilememiş bu hususla ilgili bir karar vermesi de mümkün değildir. Başvuru konusu olsaydı dahi görevi olmadığı için bu hususa girmeyecek ve bir değerlendirme yapmayacaktı. Örgüt kabulünün yapıldığı karardan alıntılar yapılmasının nedeni, suçun yasal dayanağının varlığı ya da yokluğuna ilişkin yapılacak inceleme, yani yasallık incelemesidir. Böyle bir incelemeyi bile örgüt kabul şeklinde yorumlamak, eğer kötü niyet değilse, en masum ifadesiyle okuduğunu anlamamaktır!

Kararla ilgili olumsuz fikir ve algıya yönelik paylaşımlara itibar etmeyiniz. Yalçınkaya kararı bir milattır ve AİHM’in 63 yıllık tarihinde verdiği en ağır ihlal kararıdır. Güncel yargılamaların tamamı bu karar gerekçe yapılarak beraatla sonuçlanacaktır. Yine, AİHM’in daha önüne gelmemiş yüz binden fazla dosyayı da bu karara dayanarak sonuçlandıracağını söylediği ve tarihinde belki de yine bir ilk olarak adete ihsas-ı reyde bulunduğu karar da Yalçınkaya’dır. Kararın etkisini kırmaya ve gücünü azaltmaya yönelik söylemlere nedeniyle ümitsizliğe düşülerek hak mücadelesinden vazgeçilmemelidir. Bizler, kararla ilgili tüm ayrıntılardan ve gelişmelerden sizleri haberdar etmeye devam edeceğiz.”