<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AİHM arşivleri - SavunmaHakki</title>
	<atom:link href="https://www.savunmahakki.net/tag/aihm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.savunmahakki.net/tag/aihm/</link>
	<description>Hakkını Arama Platformu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Nov 2025 11:41:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://www.savunmahakki.net/wp-content/uploads/cropped-logo_kare-32x32.png</url>
	<title>AİHM arşivleri - SavunmaHakki</title>
	<link>https://www.savunmahakki.net/tag/aihm/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gerekçesiz Tutukluluklara Yeni İhlal Kararı: Balıkçı ve Diğerleri v. Türkiye</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/gerekcesiz-tutukluluklara-yeni-ihlal-karari-balikci-ve-digerleri-v-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 11:21:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Balıkçı ve Diğerleri v. Türkiye kararıyla, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından tutuklanan çok sayıda kişinin bireysel özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği yönündeki bir tespiti daha kayıtlara geçirdi. Mahkeme, başvurucuların uzun süren ilk ve devam eden&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/gerekcesiz-tutukluluklara-yeni-ihlal-karari-balikci-ve-digerleri-v-turkiye/">Gerekçesiz Tutukluluklara Yeni İhlal Kararı: Balıkçı ve Diğerleri v. Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Balıkçı ve Diğerleri v. Türkiye kararıyla, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından tutuklanan çok sayıda kişinin bireysel özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği yönündeki bir tespiti daha kayıtlara geçirdi. Mahkeme, başvurucuların uzun süren ilk ve devam eden tutukluluk hallerinin yeterli ve bireyselleştirilmiş gerekçeye dayanmaması nedeniyle AİHS&#8217;nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.</p>
<p>Bu karar, AİHM&#8217;in darbe girişimi sonrasında özellikle sözde &#8220;FETÖ/PDY&#8221; ile ilişkilendirilen davalarda verdiği ihlal kararları zincirinin son ve tipik bir halkası olma özelliği taşıyor. Mahkeme, daha önce birçok önemli davalarda da tutuklamalarda makul şüphe eksikliği ve gerekçelendirme yetersizliği konularında benzer ihlaller tespit etmişti.</p>
<p>Balıkçı ve Diğerleri kararı, Mahkeme&#8217;nin &#8220;katalog suçlara&#8221; dayalı otomatik tutuklama kararlarının veya basmakalıp gerekçelerle tutukluluğun uzatılmasının AİHS&#8217;ye aykırı olduğu yönündeki yerleşik içtihadını bir kez daha yinelemesi açısından önemli. Ancak bu tür kararların sayısının hızla artması ve özellikle yüzlerce Gülen Cemaati mensubunun benzer şikayetlerle AİHM&#8217;e başvurması, ihlallerin sıradanlaştığı ve artık bir yapısal soruna dönüştüğü endişesini artırıyor. Bu durum, AİHM&#8217;in Türkiye&#8217;ye yönelik bu konudaki tutumunun açıkça ve kararlılıkla devam edeceğini gösteriyor. Mahkeme, darbe girişimi bağlamını bir kenara bırakmaksızın, hukuki zorunluluklar ve bireysel haklar arasındaki dengeyi sürekli olarak Türkiye aleyhine bozuyor.</p>
<p>AİHM, bu kararlarla, ulusal yargı sisteminin tutukluluk tedbirlerini uygularken gerekçe sunma ve bireyselleştirme yükümlülüğünü yerine getirmekte ciddi ve sistemik bir başarısızlık yaşadığını teyit ediyor. Bu süreçte, Türkiye&#8217;nin AİHM kararlarına uygun hareket ederek, özellikle özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik uygulamalarda hukuk devleti standartlarını yeniden tesis etmesi, hem iç hukuktaki itibarını hem de uluslararası alandaki konumunu güçlendirmesi açısından kritik önem taşımaktadır.</p>
<p>Tam karar metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-246020" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/gerekcesiz-tutukluluklara-yeni-ihlal-karari-balikci-ve-digerleri-v-turkiye/">Gerekçesiz Tutukluluklara Yeni İhlal Kararı: Balıkçı ve Diğerleri v. Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HÂKİM VE SAVCILARIN MESLEKTEN ÇIKARILMALARINA İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİNDEN BİR BAKIŞ ( BÖLÜM I )</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/hakim-ve-savcilarin-meslekten-cikarilmalarina-insan-haklari-perspektifinden-bir-bakis-bolum-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 01:05:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler&Raporlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Mensupları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tasfiyenin Perde Arkası ve Uluslararası Yankıları Dr. Ufuk Yeşilin kaleme aldığı yazıda sürece dair merak edilen birçok sorunun cevabını bulacaksınız. Hakim ve savcıların ihraç edilmesi öncesi ve sonrasında yaşananlar insan hakları açısından incelenmesi, uluslararası tepkiler ve sürecin perde arkası. 15 Temmuz darbe&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/hakim-ve-savcilarin-meslekten-cikarilmalarina-insan-haklari-perspektifinden-bir-bakis-bolum-i/">HÂKİM VE SAVCILARIN MESLEKTEN ÇIKARILMALARINA İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİNDEN BİR BAKIŞ ( BÖLÜM I )</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tasfiyenin Perde Arkası ve Uluslararası Yankıları</strong></p>
<p>Dr. Ufuk Yeşilin kaleme aldığı yazıda sürece dair merak edilen birçok sorunun cevabını bulacaksınız. Hakim ve savcıların ihraç edilmesi öncesi ve sonrasında yaşananlar insan hakları açısından incelenmesi, uluslararası tepkiler ve sürecin perde arkası. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, Türkiye yargı sisteminde tarihin en büyük tasfiyelerinden biri yaşandı. (Eski) HSYK, bir gecede binlerce hâkim ve savcıyı 667 sayılı KHK&#8217;ye dayanarak meslekten ihraç etti. Peki, bu süreç hukuki bir zorunluluktan mı kaynaklandı, yoksa darbe girişimi, daha önceden planlanan bir tasfiye için &#8220;tam bir lütuf&#8221; mu oldu?</p>
<p>15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün ardından (eski) Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname&#8217;nin 3. maddesine dayanarak 4286 hâkim ve Cumhuriyet savcısını meslekten çıkarmıştır. Ayrıca, bu kararın bir sonucu olarak yargı mensuplarının bir daha kamu hizmetinde istihdamları yasaklanmış, hususi damgalı pasaportları ve silah ruhsatları da iptal edilmiştir ancak, ihraç kararları yurtiçi ve yurtdışında çok ciddi eleştirilere neden olmuş ve cevaplandırılması gereken birçok soruyu da beraberinde getirmiştir zira bu sayıda yargı mensubu bir gecede silahlı terör örgütü üyeliği gibi ağır bir suçlamayla açığa alınabildiğine göre acaba HSYK bu kişilerle ilgili 15 Temmuz’a kadar neden bir işlem yapmamış ve bu kişilerin yargılama faaliyetinde bulunmasına müsaade etmiştir?  Ayrıca, 15 Temmuz öncesinde yargı mensupları hakkında adli ve idari soruşturma yapma isteği bilinen bir gerçektir. Zira darbe teşebbüsünden bir ay önce 14/06/2016 tarihinde, o dönem HSYK 3. Dairesi üyesi olan Turgay Ateş yaptığı bir açıklamada &#8220;mevzuat yetersizliğinden&#8221; yakınmış, içindeki malum yapı temizlenmeden yargının düştüğü yerden kalkamayacağını ve bu amacı gerçekleştirmek için HSYK&#8217;nın elinde çeşitli argümanlar bulunduğunu ancak mevzuat çerçevesinde bu sürecin uzadığını söylemiştir. Benzer şekilde, HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz 22/09/2016 tarihli açıklamasında; &#8220;biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyordu&#8230; O gün, darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun örgüt üyeliği suçunu düzenleyen 314. maddesi gereği soruşturma açtı&#8221;, 12/10/2016 tarihli açıklamasında; &#8220;bunlar örgüt ama ne örgütü dendiğinde hizmet örgütü deniyordu, MGK terör örgütü kapsamına alsa da, Avrupa&#8217;dan da aynı sesler geliyordu, bize idari tasarrufla terör örgütü yaratamazsınız denildi. 15 Temmuz gecesi, bu örgütün silahlı terör örgütü olduğu konusunda kimsenin kafasında kuşku kalmadı&#8221; ve 23/09/2016 tarihli açıklamasında da; &#8220;açığa alma kararı ihraç değildi. Ancak daha sonra 667 sayılı KHK&#8217;de terör örgütleri ile iltisaklı hâkim-savcıların HSYK&#8217;ca memuriyetten ihraç edilecekleri düzenlediği için biz de ihraç kararlarını verdik. Bu KHK daha önce yoktu ki hepsini birden ihraç edelim. İhraç kararlarımız KHK&#8217;ya dayandı. KHK çıkmasaydı, elimizdeki disiplin soruşturmasına devam edecektik&#8221; demiştir. Yine, o dönem AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Mustafa Şentop 15/10/2014 tarihinde yaptığı açıklamada; “aşağı yukarı dört bin civarında hakim savcının bir çekirdek yapı olarak, paralel yapıyla ilgili olduğu iddia edilen kişilere destek verdiğini bu seçimde görüyoruz. Demek ki dört bin civarında hakim ve savcının böyle bir bağlantısı irtibatı var. Yargı&#8217;da bir yerden talimat geldiğinde blok halinde oy veren, blok halinde görüş bildiren, blok halinde elini kaldıran insanların olmaması lazım. Bence bunlarla ilgili yer değiştirme, kınama gibi cezalar değil, bunların hakimlik mesleğine yakışan bir tutum içinde olup olmadığı da sorgulanmalıdır. Bu mesleği, mesleğin gereklerine göre yapamayacak durumda olanlar varsa, bu da tabii somut delillerle olur, mesleği bırakmalıdır ya da mesleği bırakmaları sağlanmalıdır” demiştir. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yargı mensupları hakkında idari ve yargısal tasarrufta bulunabilmek için elde delil olmadığından 20/07/2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile birlikte çıkarılan KHK&#8217;ler HSYK&#8217;nın imdadına &#8220;tam bir lütuf&#8221; olarak yetişmiş, önündeki mevzuat engeli darbe girişimi ve OHAL sayesinde aşılmış, hâkim-savcıların ihracı için aranan gerekçe ve kamuoyu desteği darbe teşebbüsüyle bulunmuş ve bu suretle hukuka aykırı uygulamalara tevessül edilmiştir. Ancak 15 Temmuz sonrası uygulamaları nedeniyle, Avrupa Birliği ülkelerinde yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve yargının bağımsızlığı için çalışan kurum ve kurulları çatısı altında toplayan Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ), HSYK&#8217;nın gözlemci statüsünü askıya almış, bu uygulamalar Avrupa Birliğinin 2016 yılı Türkiye raporunda sert şekilde eleştirilmiş ve Uluslararası Yargıçlar Birliği de yaptığı açıklamada; Türkiye&#8217;de hukukun üstünlüğünün sonuna gelindiğini, HSYK&#8217;nın tamamıyla hükümetin hâkimiyetinde olduğunu, darbe girişiminden sonra hâkimlerin yüzde 24,4&#8217;ünün, savcıların de yüzde 24,3&#8217;ünün ihraç edildiğini ve çoğunun tutuklu olduğunu belirterek, bu durumdaki bir yargının bağımsız olarak tanımlanamayacağını ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Saatler İçinde Yargı Tasfiyesi: 2.745 Hâkim ve Savcının Fişleme Listeleriyle Açığa Alınması</strong></p>
<p>Her şey, 16 Temmuz sabahı 2.745 yargı mensubunun açığa alınmasıyla başladı. Bu karar, daha sonraki tüm ihraçların ve tutuklamaların temelini oluşturdu. Ancak bu kadar kapsamlı bir işlemin, soruşturma izninin alınması, müfettiş atanması, rapor hazırlanması ve 669 sayfalık kararın yazılması gibi adımların birkaç saat içinde tamamlanması mümkün müydü?</p>
<p>16/7/2016 tarihinde 2745 yargı mensubu HSYK tarafından açığa alınmış olup, bu karar hâkim ve savcıların meslekten çıkarıldıkları 24/8/2016 tarihli karara ve bu kişilerle ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalara esas teşkil etmiştir. Önemine binaen, meslekten çıkarma kararıyla ilgili değerlendirmelere geçmeden önce açığa alma kararına değinilmesinde fayda olduğu düşünülmektedir. Açığa alma kararı OHAL ilan edilmeden önce alınmış olup, böyle bir kararın alınabilmesi açığa alınan 2745 hâkim ve savcı hakkında yapılan bir inceleme ve soruşturmanın varlığına bağlıdır. Ancak, yargı mensupları hakkındaki soruşturma daha önceden değil, darbe teşebbüsünün devam ettiği 16/7/2016 tarihinde başlatılmıştır. Karar bu yönüyle eleştiriye açık olsa da, yargı mensupları hakkında başlatılan soruşturma bu kişilerin mesleki statüleri ve sahip oldukları haklar gözetilerek 2802 ve 6087 sayılı Kanunlara uygun şekilde başlatılmış, ancak bu soruşturma sonuçlandırılmadan hâkim ve savcılar OHAL KHK&#8217;sine istinaden ihraç edilmişlerdir. Acaba, neden 16/7/2016 tarihinde usulüne uygun olarak başlatılan, gerekli inceleme ve izinlerin alındığı soruşturmaya devam edilmemiş ve OHAL KHK&#8217;sine dayanılarak işlem yapılmıştır? Bu sorunun cevabı çok basit ve nettir; yargı mensupları hakkında idari ve yargısal tasarrufta bulunabilmek için elde delil bulunmadığından ve başlatılan soruşturmayla istenilen neticenin alınamayacağı bilindiğinden, OHAL KHK&#8217;sinin verdiği olağanüstü yetkiye dayanılarak bu karar alınmıştır. Kararla ilgili üzerinde durulması gereken diğer husus, 669 sayfalık kararın ne zaman yazıldığı, yani 16/7/2016 tarihinde var olup olmadığı, görevlendirilen müfettişin hangi inceleme ve araştırmaya dayanarak 2745 hâkim ve savcının açığa alınmasını teklif ettiği ve bu kadar kapsamlı işlemlerin bir kaç saat içinde nasıl bitirilebildiğidir? Karardan; HSYK 3. Dairesinin, 16/7/2016 günü 2745 hâkim ve savcı hakkında soruşturma izni talep ettiği, &#8211; Aynı gün Kurul Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı&#8217;nın bu teklife &#8220;olur&#8221; verdiği, &#8211; Aynı gün HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığınca bir başmüfettişin görevlendirildiği, &#8211; Görevlendirilen başmüfettişin ön rapor hazırladığı ve ekleri ile birlikte aynı gün HSYK 2. Dairesine sunduğu, &#8211; Aynı gün HSYK 2. Dairesi tarafından 2745 hâkim savcı hakkında görevden uzaklaştırma kararı verildiği ve 669 sayfalık kararın yazıldığı anlaşılmaktadır. Kararda bu hususlara yer verilse de, normal şartlarda aylarca sürmesi beklenen işlemlerin nasıl olup da birkaç saat içinde bitirilebildiğine yer verilmemiştir. Ayrıca, yargı mensuplarıyla ilgili bu kadar kapsamlı ve ağır sonuç doğuran bu kararın aynı günde verilebilmesi mantığa, hayatın olağan akışına ve hukuka aykırıdır. Zira idari işlemin gerekçesi, tesisi sırasında var olmalıdır. Alınış tarzı ve kararda yer verilen hususlar dikkate alındığında, yargı mensuplarının yürütülen bir soruşturmayla değil, HSYK&#8217;nın üç yıldır üzerinde çalıştığı fişleme listeleriyle açığa alındıkları anlaşılmaktadır. Açığa alma kararı birçok yargı mensubu tarafından talep edilmesine rağmen hiçbirine verilmemiş ve birçoğu bu karara karşı iç hukuk yolu bulunmadığından AİHM’e başvurmuştur Karar, hâkim ve savcıların tutuklanmalarında ana suçlayıcı delil kabul edilmiş ve bu husus bizzat soruşturma ve kovuşturma mercileri tarafından da ifade edilmiştir. Ancak, soruşturma dosyaları incelendiğinde, bu karar ne tutuklama kararlarının yoğunlukla verildiği 2016 yılı temmuz ve ağustos aylarında, ne de şimdi hiçbir dosyada bulunmamaktadır. Kararda, örgütün faaliyetleri ve işlediği iddia edilen suçlara, yargı yapılanması ve eylemlerine ve HSYK tarafından yürütülen soruşturmalara değinilmiş, ancak çok az kişi hakkında bireyselleştirme yapılmış ve büyük çoğunluğuyla ilgili somut olgu, durum ve vaka temelli bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Başka bir ifadeyle, yaptırıma muhatap olanların adı sadece kararda yer alan listelerdeki bir isimden ibaret kalmıştır. Bu yönüyle karar adeta &#8220;ilgilinin öncelikle açığa alınması ve sonrasında gerekçenin oluşturulması&#8221; mantığıyla yazılmıştır. Kararın “…FETÖ mensubu olup, itirafçı yahut gizili tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulan bazı hâkim ve savcıların beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda.. .&#8221; alındığı belirtilmiş olup bu ifadeden de anlaşılacağı üzere, karar, alınmasından aylar sonra ortaya çıkan ve büyük kısmı tartışmalı olan delillere dayandırılmıştır Yani, karar tarihinde bulunmayan deliller varmış gibi işlem tesis edilmiş ve bu suretle gerekçe güçlü gösterilmeye çalışılmıştır. Gerekçeli kararın daha sonra yazılabileceği kabul edilse bile, karardan sonra meydana gelen olayların ve elde edilen delilerin açığa alma tedbirine dayanak yapılması mümkün değildir ve böyle bir yönteme başvurulması karar tarihi itibariyle elde delil bulunmadığını ve daha sonra ortaya çıkan hususlarla kararın gerekçelendirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Kararda; &#8220;&#8230;bu kapsamda; şikayete konu 2011/762 sayılı soruşturma dosyasında birleştirilen 2010/1074 sayılı soruşturma evrakında şüpheli …hakkında bazı internet sitelerinde yer alan güncel haber niteliğindeki bilgiler ile kolluk arşiv kayıtlarının sorgulanması suretiyle hazırlanan, herhangi bir ön araştırmaya tabi tutulmamış ancak bir istihbarat çalışmasının ürünü olarak kabul edilebilecek genel değerlendirmelerden hareketle,..&#8221; denilerek, soruşturmada istihbari verilerinin kullanılması eleştirilirken ve bizatihi bu husus soruşturmaya konu yapılırken, kararının 627. sayfasında &#8220;&#8230;yapılan istihbari çalışma sonuçları birlikte değerlendirildiğinde&#8221; denilmek suretiyle hakim ve savcılar hakkındaki istihbari çalışma yapıldığı ve bu çalışma neticesinde elde edilen verilerin açığa alma kararında kullanıldığı itiraf edilmiştir. Ancak AYM, Yargıtay, Danıştay ve özellikle de AİHM içtihatları gereğince istihbari bilgi ve belgelerin adli ve idari soruşturmalarda delil olarak kullanılması mümkün değildir ve kullanılması adil yargılanma hakkının ihlaline neden olur. Ayrıca, hiçbir mevzuat hükmü HSYK&#8217;ya istihbarat toplama yetkisi de vermemiştir. Bu nedenle, istihbari ve fişleme bilgilerine dayanılarak verilen meslekten çıkarma kararı hukuksuzdur ve karara dayanak yapılan bilgiler kararı en başından sakat hale getirmiştir. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; 1. 669 sayfadan oluşan kararın 16/7/2016 tarihinde yazıldığı ileri sürülse de, bu husus hayatın olağan akışına aykırıdır. 2. Kararın verildiği tarihten sonraki gelişmelere ve olaylara yer verilerek kararın yazımında hukuksuzluk yapılmıştır. 3. Kararın ilgililere neden verilmediği ve soruşturma dosyalarına niçin eklenmediği izah edilmemiştir. 4. Karar içeriğinde toplamda 200&#8217;e yakın hâkim ve savcıya yönelik isnatta bulunulmasına rağmen, 2745 hâkim ve savcının ismine listede yer verilmiştir. 5. Kararda, bazı hâkim ve savcıların kararlarını gerekçelendirmemeleri ve kişiselleştirme yapmamaları eleştirilirken, 2500&#8217;den fazla hâkim ve savcı hakkında da hiçbir kişiselleştirme ve gerekçelendirme yapılmamıştır. 6.Karar alınırken her bir hâkim ve savcıya bir dakika ayrılmış olsa dahi görüşmenin en az 45 saat sürmesi gerekirken, fişleme listeleri dikkate aldığından görüşme birkaç saatte bitirilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazının tam metnini indirmek için tıklayınız: <a href="https://www.savunmahakki.net/wp-content/uploads/HAKIM_VE_SAVCILARIN_MESLEKTEN_CIKARILMALARINA_INSAN_HAKLARI_PERSPEKTIFINDEN_BIR_BAKIS.docx">HÂKİM_VE_SAVCILARIN_MESLEKTEN_ÇIKARILMALARINA_İNSAN_HAKLARI_PERSPEKTİFİNDEN_BİR_BAKIŞ</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/hakim-ve-savcilarin-meslekten-cikarilmalarina-insan-haklari-perspektifinden-bir-bakis-bolum-i/">HÂKİM VE SAVCILARIN MESLEKTEN ÇIKARILMALARINA İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİNDEN BİR BAKIŞ ( BÖLÜM I )</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan kararlarıyla gelinen son nokta.</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmin-yalcinkaya-ve-demirhan-kararlariyla-gelinen-son-nokta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 20:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler&Raporlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3620</guid>

					<description><![CDATA[<p>AİHM’in Yalçınkaya ve bu kararın devamı olan Demirhan kararıyla ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağız. Yalçınkaya ve Demirhan Kararları “Kayıp” Ya da “Tuzak mıdır? Yalçınkaya ve onu izleyen Demirhan Grubu kararları, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yürütülen “örgüt üyeliği” yargılamaları açısından tarihi bir dönüm noktasıdır.&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmin-yalcinkaya-ve-demirhan-kararlariyla-gelinen-son-nokta/">AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan kararlarıyla gelinen son nokta.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AİHM’in Yalçınkaya ve bu kararın devamı olan Demirhan kararıyla ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağız.</p>
<ol>
<li><strong> Yalçınkaya ve Demirhan Kararları “Kayıp” Ya da “Tuzak mıdır?</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya ve onu izleyen Demirhan Grubu kararları, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yürütülen “örgüt üyeliği” yargılamaları açısından tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu kararların, “tuzak” veya “kayıp” olarak nitelendirilmesini, hem hukuki gerçeklikten hem de kararların içeriğinden uzak bir yaklaşım olarak görüyorum.</p>
<ol>
<li><strong> AİHM’in Yetki ve İnceleme Sınırı: Örgüt Kabulü Tartışması</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya kararında en çok tartışılan konulardan biri, Mahkeme’nin Yargıtay’ın “örgüt kabulü”nü onaylayıp onaylamadığıdır. Kararın 243. paragrafında açıkça belirtildiği üzere, AİHM’in bir hareketin veya oluşumun “terör örgütü” olup olmadığına karar verme yetkisi yoktur. Bu tür bir değerlendirme, ulusal mahkemelerin ve özellikle Yargıtay’ın yetki alanındadır. AİHM’in görevi, ulusal mahkemelerin bu tür kabullerinin başvurucunun bireysel mahkûmiyetine nasıl yansıdığını ve bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özellikle 7. maddesi (kanunilik ilkesi) açısından insan haklarına uygun olup olmadığını değerlendirmektir.</p>
<p>AİHM, kararın hiçbir yerinde Cemaatin “silahlı terör örgütü” olup olmadığına dair bir tespit veya değerlendirme yapmamış, Yargıtay’ın örgüt kabulüne ilişkin içtihatlarını (örneğin §161, §247, §248) özetlemiş, ancak bu içtihatların doğruluğu veya yanlışlığı hakkında bir hüküm kurmamıştır. Mahkeme, Yargıtay’ın Başer/Özçelik kararına da doğrudan atıf yapmamış, bunun yerine genel içtihatların özetlendiği paragraflara yer vermiştir. Bu yaklaşım, AİHM’in ulusal mahkemelerin örgüt kabulünü onayladığı veya reddettiği anlamına gelmez; Mahkeme, sadece iç hukuktaki uygulamanın öngörülebilirliğini ve bireysel mahkûmiyetin insan haklarına uygunluğunu denetlemiştir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Başvurucunun 7. Madde Kapsamındaki İddiaları ve AİHM’in İncelemesi</strong></li>
</ol>
<p>Başvurucu Yalçınkaya, AİHM’e yaptığı başvuruda, özellikle AİHS’nin 7. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür (§250). İddialar iki ana başlıkta toplanabilir:</p>
<p>Başvurucu, üzerine atılı eylemlerin gerçekleştiği dönemde Cemaatin “silahlı bir terör örgütü” olarak kabul edilmediğini, bu nedenle geçmişe dönük olarak bu hareketin terör örgütü sayılmasının hukuka aykırı olduğunu savunmuştur.</p>
<p>Başvurucu, ilgili kanunların (TCK 314/2 ve TMK) geniş bir şekilde yorumlanarak, esasen yasal olan eylemleri nedeniyle mahkûm edildiğini ve bu geniş yorumun öngörülemez olduğunu, dolayısıyla kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.AİHM, bu iddiaları incelerken, Türk hukukunda “silahlı örgüt üyeliği” suçunun yasal dayanağını ve bu suçun unsurlarının ne şekilde tanımlandığını değerlendirmiştir. Kararın §§243-250 arasında, AİHM’in yaklaşımı şu şekildedir: Mahkeme, TCK 314/2’nin, özellikle TMK ve Yargıtay içtihatlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, ilke olarak, bir bireyin hangi eylem ve ihmallerin kendisini cezai olarak sorumlu kılacağını bilmesini sağlayacak açıklıkta olduğunu belirtmiştir (§249). Ancak, bu tespit, AİHM’in örgüt kabulünü onayladığı anlamına gelmez; sadece yasal düzenlemenin varlığını ve öngörülebilirliğini değerlendirmeye yöneliktir.</p>
<p>AİHM’in asıl eleştirisi, örgüt kabulünün kendisine değil, bu kabulün başvurucuya uygulanmasında öngörülebilirlik ve bireysel sorumluluk ilkelerinin ihlal edilmesine yöneliktir. §271’de, ulusal mahkemelerin başvurucunun somut durumunda suçun iç hukuktaki yasal tanımı kapsamında aranan bilgi ve kastın varlığını tespit etmeye çalışmaksızın, TCK ve TMK’nın ilgili hükümlerinin geniş yorumlanması yoluyla otomatik ve varsayıma dayalı şekilde cezalandırılmasını AİHS’in 7. maddesine aykırı bulmuştur.</p>
<ol>
<li><strong> Kararın Pratik ve Sistematik Etkisi: Sadece ByLock Değil, Tüm Yargılamalar İçin Evrensel Standart</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya kararı, görünürde ByLock delili bağlamında adil yargılanma hakkı ve suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalini incelemiş gibi görünse de, esasında ortaya koyduğu ilkeler yalnızca bu uygulamayla sınırlı değildir. Kararda benimsenen ölçütler ve hak ihlali tespitine dayanak yapılan hukuki analiz, benzer nitelikteki tüm davalarda izlenmesi gereken evrensel standartları içermektedir. Mahkemelerin, her somut davada suçun maddi ve manevi unsurlarını ortaya koymaksızın mahkûmiyet kararı vermesi, Yalçınkaya kararında açıkça eleştirilen uygulamalardan biridir (§§243-250, §271).</p>
<p>Bu bağlamda, Türkiye’de hâlihazırda görülmekte olan ya da kesinleşmiş pek çok dava, AİHM’in ortaya koyduğu içtihat doğrultusunda yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır. Bu kararlar sayesinde, çok sayıda mağdurun davasının yeniden açılması ve iç hukukta beraatle sonuçlanması ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Kararın etkisi, sadece bireysel başvurular açısından değil, aynı zamanda Türkiye’deki yargı pratiğinin uluslararası insan hakları standartlarına uyumunun denetlenmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Kararların “Tuzak” Olduğu Yönündeki İddialar ve Gerçeklik</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya ve Demirhan kararlarının bir “tuzak” veya “kayıp” olduğu yönündeki görüşler, ciddi ve hukuki açıdan temellendirilmiş değerlendirmelere dayanmamaktadır. Aksine, bu kararlar, sistematik hak ihlallerine karşı uluslararası hukukun verdiği güçlü bir yanıttır. AİHM’in kararda uzun uzun mevzuat hükümleri ve mahkeme kararlarına yer vermesinin sebebi, başvurucunun mahkûmiyetinin yasal dayanağının olup olmadığını ve bu dayanağın öngörülebilirliğini incelemektir. Eğer AİHM, iddia edildiği gibi örgüt kabulü yapsaydı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin en önemli kararlarına ayrıntılı şekilde yer verdikten sonra 6. ve özellikle de 7. maddeden ihlal vermezdi.</p>
<p>AİHM’in kararı, Türk yargısının uluslararası hukukun makul sınırlarını aşan yorumlarına karşı bir denetim ve denge mekanizması işlevi görmektedir. Rejimin bu kararları itibarsızlaştırmak amacıyla bağlamından koparması, dosya özelinde sınırlı kararlar gibi lanse etmesi ya da Türk yargısının uluslararası hukukun makul sınırlarını aşan yorumlara yönelmesi, bu kararların hukuki etkisini ortadan kaldırmaz. Uluslararası hukuk mekanizmaları, bu tür girişimlerin ötesinde, normatif ilkeleri temel alarak değerlendirme yapan bağımsız yapılardır.</p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Hukuk Mücadelesinin Önemi ve Kararların Stratejik Değeri</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya ve devamındaki kararlar, yalnızca bireysel kazanımlar değil; aynı zamanda sistematik hak ihlallerine karşı uluslararası hukukun verdiği güçlü bir yanıttır. Bu kararlar, mağdurlar için iç hukukta ve uluslararası düzeyde etkili bir mücadele alanı açmaktadır. Uluslararası hukuk mücadelesi, kuşkusuz sabır ve stratejik kararlılık gerektiren uzun soluklu bir süreçtir. Ancak mevcut koşullar altında, 15 Temmuz sonrası mağdur edilen bireylerin ellerinde bundan daha etkili ve meşru bir araç bulunmamaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Yalçınkaya ve Demirhan Kararlarının Gerçek Değeri</strong></li>
</ol>
<p>AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan kararları, Türkiye’deki “örgüt üyeliği” yargılamalarında kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin ihlal edildiğini tespit eden, ulusal yargının keyfi ve genişletici yorumlarına karşı uluslararası insan hakları standartlarını hatırlatan, bireysel ve sistematik düzeyde etkili sonuçlar doğurabilecek nitelikte kararlardır. Bu kararlar, mağdurlar için bir “tuzak” değil, aksine hem iç hukukta hem de uluslararası alanda hak arama mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biridir. AİHM, ulusal mahkemelerin örgüt kabul kararlarının doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirmek gibi bir görevi olmadığını, bu tür değerlendirmelerin ulusal yargının yetki alanında olduğunu açıkça belirtmiştir. Ancak, mahkûmiyetin dayandığı yasal düzenlemelerin ve içtihatların öngörülebilirliği ve bireysel sorumluluk ilkeleri açısından Sözleşme’ye uygunluğunu denetlemiştir.</p>
<p>Yalçınkaya ve Demirhan kararları, Türkiye’deki yargılamaların uluslararası hukuk standartlarına uygunluğunun denetlenmesinde ve mağdurların hak arama mücadelesinde bir milat niteliğindedir. Bu kararların etkisini kırmaya ve gücünü azaltmaya yönelik söylemler, hukuki gerçeklikten uzaktır ve mağdurların hak mücadelesinden vazgeçmesi için bir gerekçe oluşturmamalıdır. Aksine, bu kararlar, sistematik hak ihlallerine karşı uluslararası hukukun verdiği en güçlü ve meşru cevaptır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> AİHM Parmak ve Bakır Kararında Yaptığı Örgüt Kabul Kararına İlişkin Değerlendirmeyi Neden Yalçınkaya’da Yapmamıştır? Cemaatle İlgili Örgüt Kabul Kararını Hukuka Uygun mu Bulmuştur?</strong></li>
<li><strong> Parmak ve Bakır Kararında AİHM’in Örgüt Kabulüne Yaklaşımı</strong></li>
</ol>
<p>AİHM, Parmak ve Bakır/Türkiye kararında, bir yapının terör örgütü olarak kabul edilmesinin hukuki dayanağını ve bu kabulün AİHS’in 7. Maddesi açısından öngörülebilirliğini doğrudan incelemiştir (§§ 67-77, 81-85, 89-91, 98-101). Bu dosyada, BPKK/T adlı yapının ilk kez terör örgütü olarak kabul edildiği bir yargılama söz konusuydu ve mahkemeler, “manevi cebir” gibi Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) yer almayan bir kavrama dayanarak mahkûmiyet kararı vermişlerdi (§§ 72-75, 81-85). AİHM, şiddet veya cebir unsuru olmadan, kanunda olmayan bir kavramla örgüt kabulü yapılmasını hukuka aykırı bulmuş ve bu nedenle 7. maddeden ihlal kararı vermiştir (§§ 98-101). Burada AİHM’in temel gerekçesi, örgüt kabulünün ilk defa ve hukuki temelden yoksun şekilde yapılması ve başvurucuların da bu hususu açıkça şikâyet konusu yapmış olmalarıdır (§§ 81-85, 89-91).</p>
<ol>
<li><strong> Yalçınkaya Kararında Farklılık: Örgüt Kabulü Tartışmasının Kapsam Dışı Kalması</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya/Türkiye kararında ise durum farklıdır. Yalçınkaya dosyasında başvurucu, Cemaat mensubiyetinden, ByLock kullanımı, Bank Asya hareketleri ve sendika üyeliği gibi delillerle mahkûm edilmiştir (§§ 13-19, 155, 161, 247-251). Ancak burada Cemaatin “silahlı terör örgütü” olarak kabulü, ilk defa Yalçınkaya’nın yargılandığı dosyada değil, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24 Nisan 2017 tarihli ve Ceza Genel Kurulu’nun 26 Eylül 2017 tarihli kararlarıyla yapılmıştır (§ 155, § 251). Yani, Yalçınkaya dosyasında örgüt kabulü yeni bir hukuki tartışma konusu değildir. Ayrıca, başvurucu da başvurusunda örgüt kabulünün hukuka aykırı olduğu yönünde bir şikâyette bulunmamış, esas olarak eylemlerinin gerçekleştiği dönemde Cemaatin terör örgütü olarak kabul edilmediğini ve bu nedenle geriye dönük uygulamanın kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür (§§ 250-251).</p>
<p>AİHM, Yalçınkaya kararında örgüt kabulünün hukuka uygunluğunu tartışmamış, çünkü bu konu başvurunun kapsamı dışında kalmıştır (§§ 243, 247-251). Mahkeme, yerleşik içtihat gereği, başvurunun kapsamı dışında kalan bir konuda re’sen inceleme yapmaz. Bunun yerine, Yalçınkaya’nın mahkûmiyetine esas alınan delillerin (ByLock, banka, sendika) otomatik ve varsayıma dayalı şekilde değerlendirilmesini, suçun manevi ve maddi unsurlarının ortaya konmamasını eleştirmiş ve 7. madde ihlali tespitini bu noktadan yapmıştır (§§ 243-250, 271).</p>
<ol>
<li><strong> Yalçınkaya Kararında Ulusal İçtihatların Rolü ve AİHM’in Yaklaşımı</strong></li>
</ol>
<p>AİHM, Yalçınkaya kararında, Cemaatin silahlı örgüt olarak kabul edildiği Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24 Nisan 2017 tarihli kararını ve Ceza Genel Kurulu’nun 26 Eylül 2017 tarihli onama kararını, Yalçınkaya’nın mahkûmiyetine dayanak olarak gösterilen ulusal içtihatlar arasında özetlemiştir (§§ 155, 161, 247-248, 251). Ancak Mahkeme, bu kararların doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamış, yalnızca ulusal yargının bu içtihatları esas aldığını ve bu içtihatların başvurucuya nasıl uygulandığını incelemiştir. Yani, AİHM, silahlı örgüt kabulüne ilişkin ilk kararı doğru kabul edip bu kararı esas almamış; sadece ulusal mahkemelerin bu kararı nasıl uyguladığını ve bunun başvurucunun haklarına etkisini değerlendirmiştir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Yalçınkaya Başvurusunda İncelenen Temel Hususlar ve 7. Madde İhlalinin Gerekçesi</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya başvurusunda AİHM’in incelediği temel hususlar, başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan delillerin (ByLock kullanımı, Bank Asya hesap hareketleri, sendika üyeliği) tek başına ve otomatik biçimde örgüt üyeliği için yeterli sayılıp sayılmayacağı, yargılamanın adil olup olmadığı ve kanunilik ilkesinin ihlal edilip edilmediğidir (§§ 243-250, 271). Mahkeme, özellikle ulusal mahkemelerin suçun manevi ve maddi unsurlarını bireysel olarak ortaya koymadan, varsayıma dayalı ve şablon gerekçelerle mahkûmiyet kararı vermesini eleştirmiştir. Bu nedenle, Yalçınkaya kararında 7. madde ihlali, örgüt kabulünün hukuka uygunluğundan değil, mahkûmiyetin dayandığı delillerin değerlendirilmesindeki öngörülemezlik ve otomatiklikten kaynaklanmıştır.</p>
<ol>
<li><strong> Parmak ve Bakır ile Yalçınkaya Kararları Arasındaki Temel Fark ve Tutarlılık</strong></li>
</ol>
<p>Sonuç olarak, Parmak ve Bakır ile Yalçınkaya kararları arasında temel fark, başvuruların kapsamı ve yargılamaların özgünlüğünden kaynaklanmaktadır. Parmak ve Bakır’da, örgüt kabulü ilk defa ve hukuka aykırı şekilde yapılmış, başvurucular da bu hususu açıkça şikâyet konusu yapmışlardır (§§ 81-85, 89-91, 98-101). Yalçınkaya’da ise, örgüt kabulü önceden yerleşik hale gelmiş, başvurucu bu konuda şikâyetçi olmamış ve AİHM, mahkûmiyetin dayandığı delillerin değerlendirilmesindeki otomatikliği ve öngörülemezliği eleştirmiştir (§§ 243-250, 271). Bu nedenle, iki karar arasında çelişki veya tutarsızlık yoktur; fark, başvurunun kapsamı ve dosyanın özgünlüğünden kaynaklanmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Yargıtay’ın İlk Örgüt Kabul Kararının Uluslararası Hukuk Açısından Denetimi ve Olası Sonuçlar</strong></li>
</ol>
<p>Yargıtay’ın 24 Nisan 2017 tarihli ilk “örgüt” kabul kararının hukuka uygunluğu ise, ancak bu karara doğrudan konu olan Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in başvurusunda AİHM tarafından ayrıntılı şekilde incelenebilir. Çünkü bu karar, doğrudan bu iki hakim hakkında verilmiş ve Cemaatin silahlı örgüt olarak kabulüne dayanak teşkil etmiştir (§ 155, § 251). Eğer Metin Özçelik ve Mustafa Başer, AİHM’e başvurduklarında, Yargıtay’ın bu kararının hukuka aykırı olduğunu, yargılamada kanunilik ve adil yargılanma ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerlerse, AİHM bu başvuruda hem örgüt kabulünün hukuki dayanağını hem de yargılamanın usulüne uygunluğunu doğrudan ve ayrıntılı biçimde inceleyebilecektir. Özellikle, Yargıtay’ın 15 Temmuz’dan sonra gerçekleşen olayları, sanıkların yargılandığı döneme geriye dönük olarak monte etmesi, CMK 225’e aykırı şekilde yargılama yapması ve gerekçesiz karar vermesi, AİHS 6 ve 7. maddelerinin ihlali sonucunu doğurabilir. Dolayısıyla, bu ilk örgüt kabul kararının uluslararası hukuk açısından denetimi, ancak bu karara doğrudan konu olan bireysel başvurularda mümkün olabilecektir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> AİHM, Yalçınkaya ve Demirhan Kararlarında Mahkemelere “Yeni Bir Deliller Ekleyerek” veya “Ek Gerekçe Yazarak Mahkumiyet Kararı Verebilirsiniz mi” Demiştir?</strong></li>
<li><strong> AİHM’in Mesajı: Suçun Unsurlarının Bireyselleştirilmiş ve Şüpheye Yer Vermeyecek Şekilde İspatı Zorunluluğu</strong></li>
</ol>
<p>Bu soruya evet cevabı verebilmek mümkün değildir. Zira bu kararların en önemli mesajı, ceza yargılamasında ispatı gerekenin yalnızca bir “kriter” veya “delil” değil, suçun hem maddi hem de manevi unsurları olduğudur. AİHM, mahkemelerden “biraz daha gerekçe yazın” ya da “yeni delil bulun” diye ihlal vermemiştir; asıl mesele, suçun unsurlarının, özellikle de manevi unsurun, bireyselleştirilmiş ve şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulması gerekliliğidir. Mahkemelerin, suçun unsurlarını varsayım ve otomatik kabullerle değil, somut, kişiye özgü ve tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ispatlaması zorunludur. AİHM’in kararlarında vurguladığı gibi, bu unsurların varlığına dair hiçbir dosyada gerçek anlamda bir araştırma yapılmamış, yapılanlarda da bu unsurların tespiti mümkün olmamıştır.</p>
<ol>
<li><strong> Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Yargılamalarda Karşılanmamıştır</strong></li>
</ol>
<p>Örgüt üyeliği suçunun maddi unsuru, kişinin hiyerarşik yapıya dahil olması ve bu kapsamda dış dünyaya yansıyan, cebir ve şiddet içeren örgütsel faaliyetlerde bulunmasıdır. ByLock kullanmak, Bank Asya’da hesap hareketi, sendika veya dernek üyeliği gibi fiiller, tek başına veya birlikte, ne yoğun, ne çeşitli, ne de sürekli bir örgütsel faaliyet olarak kabul edilemez. Ayrıca, bu fiillerin hiçbiri cebir-şiddet içermemekte ve dış dünyaya yansıyan bir suç teşkil etmemektedir. AİHM, bu tür kriterlerin suçun maddi unsuru yerine ikame edilmesini, otomatik ve varsayıma dayalı mahkumiyet olarak nitelendirmiş ve açıkça ihlal kararı vermiştir. Ancak asıl kritik unsur, manevi unsurdur: Kişinin örgütün nihai amacını, yani darbe teşebbüsünü bilmesi ve gerçekleşmesini istemesidir. Dokuz yıldır yürütülen on binlerce yargılamada, hiçbir dosyada, hiçbir tanık beyanında, hiçbir somut delilde, bir kişinin darbe teşebbüsünü bildiği ve istediği ortaya konulamamıştır. Tanık beyanlarının tamamı soyut, genellemeye dayalı, bireyselleştirilmemiş ve daha önemlisi hiç birisi suç teşkil etmeyen hususlardır. Hiçbir tanık, hiçbir sanık hakkında “darbe teşebbüsünü biliyordu ve gerçekleşmesini istiyordu” dememiştir. Bu saatten sonra da, geçmişe dönük olarak bu unsurun ispatı, hayatın olağan akışına ve delil mantığına aykırıdır. Zira, darbe teşebbüsünden aylar önce kapatılan ByLock’tan, ya da yasal bir faaliyetten, bir kişinin darbe teşebbüsünü bildiği ve istediği sonucu çıkarılamaz. Manevi unsurun ispatı, sadece varsayım ve ihtimalle değil, somut, bireyselleştirilmiş ve şüpheye yer vermeyecek şekilde yapılmalıdır ki, bu da mevcut dosyaların hiçbirinde mümkün değildir.</p>
<ol>
<li><strong> ByLock’un Delil Olarak Kullanılabilir mi?</strong></li>
</ol>
<p>ByLock’un delil olarak kabulü için ise, öncelikle AİHM’in ihlal gerekçelerinin karşılanması gerekir. Ancak mevcut durumda bunun yapılabilmesi mümkün değildir. Çünkü ByLock, hem hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş, hem de veriler üzerinde savunma makamına inceleme yaptırılmamıştır. ByLock sunucusu, CMK’nın 134. maddesine göre değil, 2937 sayılı MİT Kanunu’na göre, adli yardımlaşma (istinabe) yapılmadan, mahkeme kararı olmadan ve hangi yöntemlerle elde edildiği dahi açıklanmadan ele geçirilmiştir. Elde edilmesi sırasında alınmış bir mahkeme kararı yoktur ve açıkça 134. maddeye aykırıdır. Ayrıca, ham verilerin tamamı ya da en azından başvurucuyla ilgili kısmı savunmaya verilmemiş, “size gönderdiklerimizle yetinin, zira size hiçbir veriyi inceletmeyeceğiz” denilmiştir. AİHM, verilerin güvenliği nasıl sağlandı, neden mahkeme kararı yok, neden istinabe yapılmadı, neden veriler savunmaya verilmedi gibi sorulara cevap verilmediğini tespit etmiş ve bu eksikliklerin giderilmesinin artık mümkün olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Usulün esastan önce geldiği ceza yargılamasında, bu kadar temel usul eksiklikleri giderilmeden, ByLock’un delil olarak kabulü ve esasa geçilerek mahkumiyet kararı verilmesi hukuken imkansızdır. Yani, ByLock verilerinin hukuka uygun incelenmeden ve hukuka uygun elde edildiği ortaya konulmadan, bu delile dayanılarak mahkumiyet kararı verilemez.</p>
<ol>
<li><strong> AİHM’in İhlal Gerekçelerinin Mahiyeti ve Sonucu</strong></li>
</ol>
<p>AİHM’in ihlal gerekçeleri sıradan ve basit değildir; “biraz daha gerekçe yazın” ya da “yeni kriterler bulun” şeklinde karşılanabilecek eksiklikler değildir. Asıl sorun, suçun unsurlarının bulunmamasıdır. Hiçbir dosyada, ne maddi ne de manevi unsurun varlığına dair gerçek bir araştırma yapılmamış, yapılsa bile bunların tespiti mümkün olmamıştır. Mahkemeler, suçun unsurlarını varsayım ve otomatik kabullerle, delil olabilecek hususları suçun unsuru yerine ikame ederek mahkumiyet kararı vermiştir. Oysa, AİHM’in açıkça belirttiği gibi, suçun unsurları ortaya konulmadan, varsayım ve otomatik kabullerle ceza verilemez. Bu nedenle, mevcut yargılamalarda, CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle herkesin beraat etmesi gerekmektedir. AİHM’in ortaya koyduğu standartlar karşısında, mahkemelerin direnmesi hukuken sürdürülebilir değildir; usul ve esas yönünden bu kadar ağır eksikliklerin olduğu bir ortamda, adil yargılanma ve kanunilik ilkesi gereği beraat dışında bir sonuç mümkün değildir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Yeniden Yargılanma Talepleri “Boşa Çekilen Kürek” midir?</strong></li>
<li><strong> Umutsuz Söylemlerin Hukuk ve İnsan Hakları Gerçekliğiyle Bağdaşmaması</strong></li>
</ol>
<p>AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan kararları sonrasın; “ihlal çıktı da ne oldu?”, “yeniden yargılama talep etseniz ne değişecek?”, “insanlar yine yargılanmaya devam edecek” gibi umutsuz ve küçümseyici söylemler dikkat çekmektedir. Bu tür yaklaşımlar, hem hukuki gerçeklikten hem de insan hakları mücadelesinin ruhundan uzaktır. Öncelikle, AİHM’in 6. ve 7. maddeden verdiği ihlal kararlarının anlamı, yargılamaların hiçbir şekilde adil yapılmadığı, daha da önemlisi, kanunda yazan suçun unsurları dahi oluşmadan, yani olmayan suçlar varmış gibi uydurularak insanların cezalandırıldığıdır. Bu, sadece bireysel bir hak ihlali değil, sistemik ve yapısal bir adalet krizinin tescilidir. Hukukun asgari standartlarının olduğu bir ülkede, AİHM’in bu kadar ağır ve temel haklara ilişkin ihlal kararı verdiği bir dosyada, yeniden yargılama yapmak, o dosyaya bakan hakimler için bir utanç vesikasıdır. Çünkü bu ihlaller, yargılamanın baştan sona hukuka aykırı yürütüldüğünü, delil değerlendirmesinin, savunma hakkının, suçun maddi ve manevi unsurlarının tespitinin hiçbir şekilde yapılmadığını, kısacası adaletin temel ilkelerinin çiğnendiğini göstermektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Asıl Eleştirinin Yöneltilmesi Gerekenler ve Yeniden Yargılanmanın Hukuki Mücadeledeki Yeri</strong></li>
</ol>
<p>Burada asıl eleştirilmesi gereken, AİHM’in ihlal kararı vermesi değil, bu ihlale sebep olan ve ardından da ihlal kararının gereğini yerine getirmeyen yargı mensuplarıdır. Yani, hem sistemik hak ihlallerine yol açan, hem de AİHM’in açıkça ortaya koyduğu standartlara rağmen bu ihlalleri gidermeyen hakim ve savcılardır. Mağdurlar için yeniden yargılanma elbette psikolojik ve maddi olarak zorlu bir süreçtir; ancak hukuki mücadele açısından bu yolun sonuna kadar zorlanması gerekmektedir. Çünkü AİHM’in “sistemik yargı sorunu” tespit ettiği her dosyada, bu kararlar gerekçe gösterilerek yeniden yargılanma ve beraat talep edilmelidir. Bu, mağdurların değil, sistemik bir soruna neden olan yargı mensuplarının utancıdır. Hakkınız verilmiyorsa, yapılması gereken, bu haksızlıklara neden olanların insafını beklemek değil, hakkınızı almak için mücadele etmektir.</p>
<ol>
<li><strong> Yeniden Yargılanma Taleolerinin Toplumsal ve Psikolojik Etkisi</strong></li>
</ol>
<p>Unutulmamalıdır ki, daha birkaç yıl öncesine kadar, mahkemelerde avukatlar dahi cesurca savunma yapamazken, bugün hem avukatlar hem de mağdurlar, AİHM’in ihlal kararlarını gerekçe göstererek açıkça ve cesurca savunma yapabilmektedir. Bu, 9 yıldır sürdürülen hukuki mücadelenin ve kararlı direnişin bir sonucudur. AİHM’in verdiği ihlal kararları, sadece bireysel başvurular için değil, tüm yargı sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu kararlar, yargılamaların uluslararası insan hakları standartlarına uygun yürütülmesini zorunlu kılmakta, mahkemelerin keyfi ve otomatik mahkumiyet uygulamalarına son vermesini gerektirmektedir. Yeniden yargılama talep etmek, sadece bireysel bir hak arayışı değil, aynı zamanda sistemik bir adalet mücadelesidir. Her bir mağdurun, AİHM kararlarını gerekçe göstererek beraatini talep etmesi, hem kendi hakkını araması hem de yargı sisteminin düzelmesi için atılmış önemli bir adımdır.</p>
<ol>
<li><strong> Umutsuz Söylemlerin Hak Arama Mücadelesine Etkisi</strong></li>
</ol>
<p>Bu noktada, “yeniden yargılanma talep etseniz ne olacak, yargılanıp durmaktan bıkmadınız mı?” gibi küçümseyici ve umutsuz söylemler, mağdurların hak arama mücadelesini değersizleştirmekte ve adalet arayışını baltalamaktadır. Oysa ki, hukukun ve insan haklarının asgari düzeyde işlediği bir ülkede, AİHM’in 6. ve 7. maddeden verdiği ihlal kararları, yargılamaların tamamen geçersiz ve hukuka aykırı olduğunun tescilidir.</p>
<p><strong>e.Yeniden Yargılanma Taleplerinin Önemi</strong></p>
<p>Kısaca, AİHM’in verdiği ihlal kararlarının gereğini yerine getirmek, sadece mağdurların değil, tüm toplumun adalet duygusunun ve hukukun üstünlüğünün gereğidir. Bu mücadeleyi küçümsemek, umutsuzluğa kapılmak ya da hak arayışını değersizleştirmek, ne vicdanen ne de hukuken kabul edilemez. Asıl yapılması gereken, AİHM kararlarını gerekçe göstererek, her bir mağdurun hakkını araması, yeniden yargılanma ve beraat talebinde bulunması ve bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmesidir. Bu, sadece bireysel bir hak arayışı değil, aynı zamanda toplumsal adaletin ve hukukun yeniden inşası için atılmış önemli bir adımdır.</p>
<ol start="5">
<li><strong> AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan Kararında Tazminata Hükmetmemesi, Artık Tazminat Alınamayacağı Anlamına mı Gelmektedir?</strong></li>
<li><strong> Tazminat ve Masrafa İlişkin Yalçınkaya ve Demirhan Kararları Arasındaki Farklar</strong></li>
</ol>
<p>AİHM’in Yüksel Yalçınkaya kararında tazminat hükmetmeyip yargılama giderlerine hükmetmesi; buna karşılık Demirhan ve Diğerleri kararında ne tazminata ne de masraf ödenmesine hükmetmemesi, hem hukuki hem de mağdurların adalete erişimi açısından izahı mümkün olmayan bir husustur. Yalçınkaya kararında, Mahkeme, başvurucunun yaşadığı manevi zararlar için tazminat talebini reddetmiş, ancak ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan yargılama giderlerinin makul bir kısmının ödenmesine karar vermiştir. Demirhan ve Diğerleri kararında ise, başvurucuların başvurularını Yalçınkaya kararından önce yapmış olmalarına ve benzer şekilde karmaşık, belirsiz bir hukuki ortamda ciddi emek ve masraf harcamış olmalarına rağmen, ne manevi tazminat ne de masraf ödenmesine hükmedilmemiştir. Bu durum, özellikle Demirhan kararındaki muhalif görüşte de vurgulandığı gibi, AİHM’in kendi içtihadı ve adaletin gereğiyle çelişmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Demirhan Kararında Tazminat ve Masraf Ödenmemesinin Gerekçesi ve Eleştirisi</strong></li>
</ol>
<p>AİHM’in Demirhan kararında tazminat ve masraf ödememesinin gerekçesi, dosyanın “tekrarlayan başvurular” kapsamında değerlendirilmesi ve ihlal tespitinin başlı başına yeterli bir giderim olarak görülmesidir. Ancak bu yaklaşım, özellikle Türkiye’de ByLock ve benzeri delillerle binlerce insanın özgürlüğünden, mesleğinden ve itibarından olduğu bir ortamda, mağdurların yaşadığı gerçek ve somut zararları göz ardı etmektedir. Yalçınkaya kararında dahi, sadece yargılama giderleri ödenmiş, manevi tazminat verilmemiştir. Demirhan’da ise, başvurucuların başvurularını Yalçınkaya’dan önce yapmış olmalarına rağmen, hiçbir giderim öngörülmemiştir. Oysa, başvurucuların yaşadığı özgürlük kaybı, toplumsal damgalanma, meslekten ihraç ve ekonomik kayıplar gibi zararlar, salt ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek kadar büyüktür. Ayrıca, başvurucuların başvurularını yaparken katlandıkları masraflar da, AİHM’in Varnava ve Diğerleri/Türkiye gibi kararlarında vurguladığı üzere, “zorunlu olarak” ortaya çıkan ve karşılanması gereken giderlerdir.</p>
<ol>
<li><strong> Tazminat ve Masraf Ödenmemesinin Mağdurlar ve AİHM’in Koruma İşlevi Açısından Sonuçları</strong></li>
</ol>
<p>Bu noktada, AİHM’in tazminat ve masraf ödememesine ilişkin kararı cidid bir eleştiriyi hak etmektedir. Zira, sistemik ve yaygın ihlallerin yaşandığı, binlerce insanın mağdur olduğu bir ortamda, sadece ihlal tespitiyle yetinmek, mağdurların adalete erişimini ve tazminat hakkını zayıflatmakta, hatta caydırıcı etki oluşturabilmektedir. Özellikle Türkiye gibi, AİHM kararlarının iç hukukta uygulanmadığı (o da şimdilik), Anayasa Mahkemesi’nin dahi ihlal kararlarını çoğu zaman reddettiği bir ortamda, mağdurların tek gerçek giderim yolu AİHM’in az da olsa verdiği tazminat ve masraf ödemesidir. Bu nedenle, Demirhan kararında tazminat ve masraf ödenmemesi, hem mağdurların adalet duygusunu zedelemiş hem de AİHM’in sistemik ihlallere karşı etkin bir koruma mekanizması olma işlevini zayıflatmıştır.</p>
<ol>
<li><strong> Tazminat Hakkının Devamlılığı ve İç Hukuktaki Yansımaları</strong></li>
</ol>
<p>Bununla birlikte, AİHM’in tazminat vermemesi, mağdurların tazminat hakkının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, AİHM’in 6. ve özellikle 7. madde kapsamında verdiği ihlal kararları, iç hukukta yeniden yargılama ve beraat kararlarının önünü açmakta, bu sayede mağdurların hem maddi hem de manevi tazminatlarını talep etme hakkı doğmaktadır. Her ne kadar günümüzde Türk mahkemeleri bu ihlal kararlarını uygulamakta ayak direse de, AİHM’in verdiği ihlal kararları, iç hukukta beraat ve iade-i itibar süreçlerinin önünü açacak ve mağdurların haksız mahkûmiyetleri, meslekten ihraçları ve diğer zararları için tazminat talep etmelerinin yolunu açık tutacaktır. Tazminat hakkı, sadece AİHM’in vereceği miktarla sınırlı değildir. Asıl önemli olan, AİHM’in verdiği ihlal kararlarının iç hukukta etkili şekilde uygulanması ve mağdurların tam anlamıyla zararlarının giderilmesidir. Dediğimiz gibi, şimdilik kararlar tam anlamıyla uygulanmasa da bu sürdürülebilir değildir ve bu kararlar mutlaka uygulanacaktır.</p>
<ol>
<li><strong> Tazminat Meselesinin İhlal Kararlarındaki Yeri ve Değeri</strong></li>
</ol>
<p>Sonuç olarak, AİHM’in tazminat ve masraf ödememesi eleştirilmeyi hak eden bir eksikliktir ve mağdurların adalete erişimini zayıflatmaktadır. Ancak, AİHM’in tarihinde verdiği en ağır ve kapsamlı ihlal kararları olan Yalçınkaya ve Demirhan kararlarının asıl önemi, 6. ve özellikle 7. madde kapsamında sistemik ihlalleri tespit etmiş olmasıdır. Tazminat verilmesi elbette mağdurlar açısından önemlidir; fakat bu kararların asıl değeri, binlerce insanın yeniden yargılanmasının ve beraatinin önünü açacak olması, mağdurların maddi ve manevi tazminat haklarının iç hukukta daima canlı kalmasını sağlamasıdır. Bu yönüyle, tazminat meselesi bir nevi tali bir mesele olarak kalmakta, asıl önemli olanın AİHM’in 7. madde gibi en ağır ve önemli maddeden ihlal vermesidir. Bu kararların gereği yapldıktan sonra, tazminat hakkı da otomatik olarak doğacaktır ve mağdurların bu konuda endişe etmesine gerek yoktur.</p>
<ol start="6">
<li><strong> AİHM Kararlarının İç Hukuktaki Etkisi ve AİHM Kararlarının Uygulanmamasının Sorumlusu Kimdir?</strong></li>
<li><strong> Yalçınkaya Kararı Sonrası Türkiye’deki Yargı Pratiğinde Gözlenen Değişim</strong></li>
</ol>
<p>Yalçınkaya kararı sonrası Türkiye’deki yargı pratiğine ilişkin “karar uygulanmıyor, insanlar hâlâ cezalandırılıyor” şeklindeki eleştiriler haklı olsa da özellikle mahkemelerin ve Yargıtay’ın son dönemdeki kararları dikkate alındığında durumun tam bşyle olmadığı da görülmetedir. Zira Yalçınkaya kararı öncesinde, ne surette olursa olsun ByLock kullanım iddiası, Bank Asya hesap hareketleri ve sendika üyeliği gibi deliller, mahkumiyet için otomatik gerekçe olarak kullanılırken; karar sonrasında, mahkemeler kriter kabul edilen hususlar nedeniyle beraat kararı vermekte, bunlara dayanarak verilen mahkumiyet kararlarındaki bozma ve verilen beraat kararlarında da önemli bir atış gözlenmektedirer. Her ne kadar mahkemeler kararlarında doğrudan “Yalçınkaya” ismini anmasalar ve kararın gereklerini yerine getirmeseler de, pratikte bu kararın etkisiyle beraat kararlarının arttığı ve mağduriyetlerin giderilmeye başlandığı bir gerçektir. Bu gelişme, her gün acaba kararım onanır mı diye korkuyla bekleyen mağdurlar açısından son derece önemlidir ve AİHM’in kararlarının somut etkisinin bir göstergesidir.</p>
<ol>
<li><strong> AİHM Kararlarının Uygulanmasında Asıl Sorumluluk Ulusal Mahkemelerdedir</strong></li>
</ol>
<p>Burada asıl eleştirilmesi gereken, AİHM’den önce tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak verilen ihlal kararlarını uygulamayan mahkemelerdir. AİHM’in görevi, başvuruları inceleyip ihlal tespit etmek ve kararlarını açıklamaktır; bu kararların zorla icrası veya uygulanmasını sağlamak ise AİHM’in yetki alanı dışında olup, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin sorumluluğundadır. Nitekim, Yalçınkaya kararının uygulanmasını izleme süreci Bakanlar Komitesi nezdinde başlamış ve Avrupa’daki sivil toplum kuruluşları da bu süreci yakından takip ederek, kararın uygulanmadığına dair düzenli bildirimlerde bulunmaktadırlar. Bu noktada, Bakanlar Komitesi’nin sistemik sorun vurgusuyla, siyasi saiklerden uzak şekilde, kararın gereğini yerine getirmesi için takibini sıklaştırması gerekmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> AİHM’e Yönelik Eleştiriler ve Doğru Mücadele Yöntemleri</strong></li>
</ol>
<p>Dolayısıyla, AİHM kararlarının uygulanmadığı gerekçesiyle AİHM’i, kararlarını ve işleyişini eleştirmek ve “AİHM hükümetle işbirliği yapıyor, mağdurlara tuzak kuruyor, AİHM’e gitmeye gerek yok” gibi söylemler üretmek, hukuki gerçeklikle bağdaşmadığı gibi mağdurların hak arama mücadelesine zarar vermektedir. Asıl yapılması gereken, AİHM kararlarının uygulanmasını sağlamak için kamuoyu baskısı oluşturmak, Avrupa’daki muhatapları doğru ve etkili şekilde bilgilendirmek ve uluslararası mekanizmaları harekete geçirmektir. Bu yönde atılacak adımlar, hamasi söylemlerden çok daha etkili olacak ve mağdurların haklarının korunmasına gerçek katkı sağlayacaktır. Kısaca, AİHM kararlarının etkisi sadece mahkeme salonlarında değil, kamuoyu ve uluslararası platformlarda da takip edilmeli; eleştiriler, gerçek muhataplarına, yani kararları uygulamayan ulusal yargı organlarına yöneltilmelidir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Türkiye’de Savunma Yapmanın Zorluğu ve Yapılan Savunmalara Saygı Duyulması </strong></li>
<li><strong> Savunma Yapmanın Zorluğu ve Koşulları </strong></li>
</ol>
<p>Türkiye’de özellikle son yıllarda, “örgüt üyeliği” gibi ağır suçlamalarla karşı karşıya kalan bireyler için savunma yapmak, yalnızca hukuki bir hak olmaktan çıkmış, aynı zamanda ciddi bir cesaret ve direnç gerektiren bir mücadeleye dönüşmüştür. Yasal ve anayasal hakların dahi kimi zaman suçlama konusu yapılabildiği, sosyal medya paylaşımlarından banka hareketlerine, sendika veya dernek üyeliğinden çocukların okul tercihlerine kadar pek çok unsurun delil olarak kabul edildiği bir ortamda, bireylerin kendilerini özgürce ve tam anlamıyla savunabilmeleri son derece güçleşmiştir.</p>
<ol>
<li><strong> Savunmaların Kişiselleşmesi ve Suçsuzluk İspatı</strong></li>
</ol>
<p>Bu koşullarda savunma yapan insanlar, çoğu zaman yalnızca kendilerini değil, ailelerini de koruma kaygısıyla hareket etmekte; savunmalarını kişiselleştirmek ve “suçsuzluklarını” ispat etmeye çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Çünkü mevcut yargı pratiğinde, en sıradan ve yasal faaliyetler dahi “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirilebilmekte, insanlar sosyal çevrelerinden, işlerinden, hatta özgürlüklerinden olma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle, savunma hakkını kullanmak, yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir mücadeleye dönüşmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Savunma Hakkının Kullanımında Yaşanan Zorluklar ve Toplumsal Etkiler</strong></li>
</ol>
<p>Savunma yapmanın bu kadar zor olduğu bir ortamda, bireylerin mahkeme salonlarında sergiledikleri çaba, çoğu zaman hayatta kalma ve itibarlarını koruma mücadelesidir. İnsanlar, üzerlerine yöneltilen ağır suçlamalar karşısında, kendilerini ve yakınlarını korumak için savunmalarını kişiselleştirmekte ve suçsuzluklarını ispat etmeye çalışmaktadırlar. Bu, bir tercih değil, mevcut baskı, tehdit ve belirsizlik ortamının zorunlu bir sonucudur. Ayrıca, savunma hakkının etkin kullanılamadığı, avukat bulmanın dahi zaman zaman zorlaştığı, toplumsal damgalanmanın ve ekonomik kayıpların yaygın olduğu bir ortamda, bireylerin yaşadığı travma yalnızca mahkeme salonuyla sınırlı kalmamakta, hayatın her alanına sirayet etmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Zor Şartlarda Yapılan Savunmalara Saygı Gösterilmesinin Gerekliliği</strong></li>
</ol>
<p>Bu nedenle, bu zor şartlar altında yapılan savunmalara saygı göstermek, adaletin ve insan haklarının gereğidir. Her bireyin, kendini ve ailesini koruma içgüdüsüyle hareket ettiği, baskı ve korkunun hâkim olduğu bir ortamda, savunma hakkını kullanabilmek başlı başına bir cesaret örneğidir. Savunmaların şekli ya da içeriği ne olursa olsun, bu çabanın arkasında yatan temel motivasyonun, insanların suçsuzluklarını ispat etme ve adalet arayışı olduğu unutulmamalıdır. Bu mücadeleye saygı göstermek, hem hukukun hem de toplumsal vicdanın gereğidir.</p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mahkemelerin ve İnsan Hakları Mekanizmalarının Saygınlığının Korunması</strong></li>
</ol>
<p>Elbette, mahkemelerin kararları ve yargı süreçleri eleştirilebilir; hukuki standartlara uygunlukları sorgulanabilir. Ancak bu eleştirilerin somut gerekçelere dayanması, hukukun ve insan hakları mekanizmalarının saygınlığını gözetmesi gerekir. Dayanaksız suçlamalar, özellikle ulusal ve uluslararası insan hakları mekanizmalarının veya mahkemelerin saygınlığına yönelik ithamlar, ne mağdurlara ne de topluma bir fayda sağlar. Aksine, adalet arayışını ve hukukun üstünlüğü mücadelesini zayıflatır. İnsan hakları mekanizmalarının ve mahkemelerin saygınlığı, toplumsal adaletin ve bireysel hakların korunmasında temel bir güvencedir. Bu nedenle, eleştirilerde yapıcı ve gerçekçi olmak, hukukun üstünlüğünü ve adaletin tesisi için en doğru yoldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmin-yalcinkaya-ve-demirhan-kararlariyla-gelinen-son-nokta/">AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan kararlarıyla gelinen son nokta.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’ye Bir Kritik Karar: ByLock Kullanımı Üzerinden Haksız Terör Suçlamaları</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/avrupa-insan-haklari-mahkemesinden-turkiyeye-bir-kritik-karar-bylock-kullanimi-uzerinden-haksiz-teror-suclamalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 08:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’de sözde FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla ByLock uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle yargılanan çok sayıda başvuru sahibi hakkında verdiği kararda, daha önce Yüksel Yalçınkaya davasında tespit edilen ihlallerin devam ettiğini ve bu yaklaşımın temel insan hakları prensipleriyle bağdaşmadığını hükme bağladı. Demirhan&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupa-insan-haklari-mahkemesinden-turkiyeye-bir-kritik-karar-bylock-kullanimi-uzerinden-haksiz-teror-suclamalari/">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’ye Bir Kritik Karar: ByLock Kullanımı Üzerinden Haksız Terör Suçlamaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="243" data-end="759">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’de sözde FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla ByLock uygulamasını kullandıkları gerekçesiyle yargılanan çok sayıda başvuru sahibi hakkında verdiği kararda, daha önce Yüksel Yalçınkaya davasında tespit edilen ihlallerin devam ettiğini ve bu yaklaşımın temel insan hakları prensipleriyle bağdaşmadığını hükme bağladı. Demirhan ve diğerleri v. Türkiye kararı ile Mahkeme, Türkiye’de ByLock kullanımının bir terör örgütü üyeliğinin kesin kanıtı olarak kabul edilmesini hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırı buldu.</p>
<p data-start="761" data-end="1304">Kararda öne çıkan en önemli tespitlerden biri, Türkiye’de yerel mahkemelerin ByLock kullanımı tespit edilen kişileri, ByLock’un içeriği, mesajların kimlere gönderildiği veya diğer delillere bakılmaksızın doğrudan silahlı terör örgütü üyesi saydığı yönündeki genel ve standart uygulaması oldu. AİHM, bu yaklaşımın Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde aranan “örgüt üyeliği” suçunun unsurlarını aşırı ve soyut biçimde yorumladığını, böylece hukukta suç ve cezanın önceden belirlenmiş olması gerekliliği ilkesine (Madde 7) aykırı olduğunu vurguladı.</p>
<p data-start="1306" data-end="1842">Mahkeme, ByLock delillerinin değerlendirilmesi sürecinde yargılamaların adil usul garantilerini sağlamadığını, sanıkların ByLock kullanımının doğruluğunu veya içeriğini etkin biçimde sorgulamalarına izin verilmediğini, mahkemelerin ise kararlarda bu kritik hususlara yeterli gerekçe getirmediğini ifade etti. Yani, savunma hakkı ciddi şekilde kısıtlanmış ve yargılama adil olmaktan uzaklaşmıştır. Bu bulgular, daha önce aynı konuyla ilgili Yüksel Yalçınkaya kararında da ortaya konmuş, ancak benzer yüzlerce başvuru henüz çözülmemiştir.</p>
<p data-start="1844" data-end="2155">AİHM, bu durumun Türkiye açısından sistematik bir sorun olduğunu, bu yüzden sadece birkaç somut davaya özel bir değerlendirme yapmak yerine geniş çaplı bir hukuki sorun olarak gördüğünü açıkladı. Nitekim, mahkeme 5.000’den fazla benzer başvuru olduğunu ve binlercesinin hala mahkeme önünde beklediğini belirtti.</p>
<p data-start="2157" data-end="2566">Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin yarattığı olağanüstü koşullar göz önüne alındığında AİHM, devletin güvenliğini sağlama ihtiyacını kabul etmekle birlikte, bu durumun temel adil yargılanma standartlarının ihlal edilmesini meşrulaştırmadığını da net bir şekilde ortaya koydu. Yani, devletin zorluklarla karşılaştığı kriz dönemlerinde dahi hukukun üstünlüğü ve birey hakları korunmak zorundadır.</p>
<p data-start="2568" data-end="3025">Ayrıca mahkeme, ByLock verilerinin, kullanıcıların iletişim içeriklerinin şifrelenmiş veya deşifre edilmiş olması fark etmeksizin, tek başına örgüt üyeliği için kesin kanıt olarak kabul edilmesinin yanlış olduğunu belirtti. Mahkemeler, ByLock içeriğinin veya iletişim ağının kapsamlı değerlendirmesini yapmadan, sadece uygulamanın kullanılması üzerinden kesin yargıya varmışlardır. Bu da adil yargılanma hakkının ve suçta kanunilik ilkesinin açık ihlalidir.</p>
<p data-start="3027" data-end="3355">Kararın sonuç bölümünde, AİHM Türkiye mahkemelerinin bu genel ve otomatik yaklaşımından dönmesi gerektiğini, ByLock kullandığı iddia edilen kişilerin suçlu olduklarına dair somut ve çeşitli kanıtların bulunması gerektiğini vurguladı. Bu karar ayrıca, bu alanda ileride açılacak davalarda da temel ölçüt olarak kabul edilecektir.</p>
<p data-start="3357" data-end="3626">Mahkeme, başvuru sahiplerinin yaşadığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi konusunda ise, esas olarak yargılamaların yeniden yapılmasının en uygun çözüm olduğunu belirtti. Mali tazmin talepleri ise bu tür sistematik ihlal davalarında genellikle reddedilmektedir.</p>
<p data-start="4031" data-end="4448">Yüksel Yalçınkaya davası ve bu karar, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası hukuki süreçlerde yaşanan hak ihlallerine ilişkin AİHM’nin kapsamlı ve tutarlı içtihatlarını oluşturmuştur. Bu kararlar, yalnızca bireysel başvurular için değil, aynı zamanda sistematik hukuki reformların gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Mahkemenin bu tür başvuruları toplu biçimde incelemesi, ihlallerin yaygın ve kalıcı olduğunu göstermektedir.</p>
<p data-start="4450" data-end="4662">Türkiye’nin yerel mahkemeleri bu kararlar ışığında ByLock ve benzeri delilleri değerlendirirken daha titiz ve somut kanıt arayışına yönelmek zorundadır. Aksi halde, yeni ihlal başvuruları artmaya devam edecektir.</p>
<p data-start="4664" data-end="5007">Sonuç olarak, AİHM bu kararıyla sadece başvuru sahiplerinin haklarını korumakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’de hukuk devletinin temel ilkelerinin ve bireysel özgürlüklerin güvence altına alınması gerekliliğini güçlü biçimde ortaya koymuştur. Bu karar, uluslararası insan hakları hukukunda önemli bir referans noktası olmaya devam edecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="2710" data-end="3094">AİHM bu kararı 2023 Aralık ayında komünike etmiş olduğu ilk bin başvuru içerisinde yer alan 239 kişinin sonucuna ilişkin. AİHM, daha önce ByLock delilinin tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığını ve somut delillerin şart olduğunu belirtmişti fakat Demirhan davasında başvuru sayısının çokluğu ve kapsamlı soruşturma süreci sebebiyle, sorun sadece bireysel değil yapısal bir sorun olarak değerlendirildi. Bu kararla Türkiye, sadece bireysel davalarda değil, genel olarak terörle mücadele ve yargılama sisteminde uluslararası standartlara uyum sağlamak adına önemli bir reform ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır. Madde 7 ihlalinin giderilmesi yeniden yargılama sonucu ancak beraatle mümkündür. Tüm mağdurların yeniden yargılamada beraat ettirilmeleri gerekmektedir. Beraat kararlarıyla birlikte iç hukukta tazminat mekanizması işletilecektir. Umarız bir an önce Bylock bahanesi ile zulmedilen insanlar için hukuka dönüş süreci başlar ve yeniden yargılamalar hukuka uygun şekilde gerçekleşir.</p>
<p data-start="2710" data-end="3094">Tam karar metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22sort%22:[%22kpdate%20Descending%22],%22display%22:[2],%22languageisocode%22:[%22ENG%22],%22respondent%22:[%22TUR%22],%22itemid%22:[%22001-244217%22]}" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupa-insan-haklari-mahkemesinden-turkiyeye-bir-kritik-karar-bylock-kullanimi-uzerinden-haksiz-teror-suclamalari/">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’ye Bir Kritik Karar: ByLock Kullanımı Üzerinden Haksız Terör Suçlamaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 18:13:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 günü verdiği, Akarsu v. Türkiye, Şimşek v. Türkiye ve Yıldırım v. Türkiye kararlarında, Türk mahkemelerinin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli kararlar vermesinin ve uzun yargılamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine (adil yargılanma hakkı) aykırı olduğuna&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/">AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="104" data-end="706">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 günü verdiği, <strong data-start="175" data-end="198">Akarsu v. Türkiye</strong>, <strong data-start="200" data-end="221">Şimşek v. Türkiye</strong> ve <strong data-start="225" data-end="248">Yıldırım v. Türkiye</strong> kararlarında, Türk mahkemelerinin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli kararlar vermesinin ve uzun yargılamanın <strong data-start="338" data-end="390">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine</strong> (adil yargılanma hakkı) aykırı olduğuna hükmetti. İki ayrı başvuruda da AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucuların sunduğu kritik argümanlara yanıt vermediğini, kararların otomatik ve kalıplaşmış ifadeler içerdiğini, dolayısıyla yargılamaların şeffaflık ve hesap verilebilirlik ölçütlerinden uzak olduğunu vurguladı.Bu önemli kararlara kısaca göz atalım.</p>
<p data-start="0" data-end="155"><strong><em data-start="71" data-end="155">Mustafa Akarsu Davasında 7 Yılı Aşan Yargılama Süresi İnsan Hakları İhlali Sayıldı</em></strong></p>
<p data-start="224" data-end="688">10 Temmuz 2025’te açıklanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Türkiye’nin adalet sistemine dair süregelen bir sorunu yeniden gündeme taşıdı: makul sürede yargılanma hakkı. Eski Yargıtay hâkimi Mustafa Akarsu’nun başvurusunu değerlendiren AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesini ihlal etmekten suçlu buldu. Akarsu&#8217;nun görevden alınmasıyla başlayan ve Anayasa Mahkemesi önünde süren dava, tam 7 yıl 1 ay 17 gün sürdü.</p>
<p data-start="731" data-end="1119">Kararda, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve makamların tutumu, davanın kişi üzerindeki etkileri gibi kriterlerin değerlendirilmesi gerektiği hatırlatıldı. Türkiye tarafı, OHAL süreci, Anayasa Mahkemesi’nin iş yükü ve pandemi gibi gerekçelerle yargılama süresinin uzadığını savundu. Ancak Mahkeme, bu gerekçelerin davanın toplam süresini haklı çıkaracak nitelikte olmadığı sonucuna vardı.</p>
<p data-start="1121" data-end="1421">AİHM daha önce Türkiye aleyhine benzer kararlar vermişti (örneğin Ümmühan Kaplan, Demirtürk, Yılmaz davaları). Bu karar da onların devamı niteliğinde. Mahkeme, yargılama süresinin &#8220;makul süre&#8221; sınırını açıkça aştığını ve bunun başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirtti.</p>
<p data-start="1483" data-end="1826">AİHM, Türkiye&#8217;nin Akarsu&#8217;ya manevi tazminat olarak 4.000 euro ödemesine karar verdi. Üstelik bu ödeme üç ay içinde yapılmazsa, Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın faiz oranına ek olarak %3&#8217;lük bir faizle artırılacak. İlginçtir ki Anayasa Mahkemesi, aynı davada başvurucuya herhangi bir tazminat ödememişti. Bu da AİHM&#8217;in kararının önemini artırıyor.</p>
<p data-start="2352" data-end="2818" data-is-last-node="" data-is-only-node="">AİHM’in bu kararı, Türkiye’nin yargı reformlarına neden ihtiyacı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Özellikle yüksek yargı organlarının bireysel başvurulara karşı daha hızlı, etkili ve bağımsız bir tutum alması gerekiyor. Mustafa Akarsu davası, sadece bir bireyin değil, tüm toplumun adalet beklentisinin mahkeme salonlarında nasıl zaman aşımına uğradığının sembolü haline geldi. Adaletin zamanla değil, zamanında tecelli etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p data-start="0" data-end="139"><br data-start="50" data-end="53" /><strong><em data-start="53" data-end="139">Şimşek/Türkiye Davasında Mahkeme, Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine Hükmetti</em></strong></p>
<p data-start="186" data-end="635">10 Temmuz 2025 tarihinde açıklanan diğer bir karar olan Şimşek v. Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin karar gerekçelerindeki yetersizliği eleştirdi. Şimşek, yargı makamlarının verdiği kararlarda kendisinin sunduğu hayati öneme sahip argümanlara ya hiç değinilmediğini ya da yüzeysel geçildiğini belirterek AİHM&#8217;e başvurmuştu.</p>
<p data-start="637" data-end="766">AİHM, bu şikâyeti haklı bularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi.</p>
<p data-start="829" data-end="1126">Mahkeme kararında, yargının temel görevlerinden birinin, tarafların ileri sürdüğü kilit argümanlara açık ve makul cevaplar vermek olduğunu vurguladı. Bu durum sadece adaletin sağlanması açısından değil, aynı zamanda kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin korunması bakımından da büyük önem taşıyor.</p>
<p data-start="1128" data-end="1439">AİHM, Türkiye’ye ilişkin daha önceki kararlarında olduğu gibi bu dosyada da, yerel mahkemelerin sunduğu gerekçelerin yetersiz, otomatik ve kalıplaşmış olduğunu belirtti. Özellikle Şimşek’in sunduğu somut ve etkili karşı iddiaların kararlarda göz ardı edilmesi, başvurucunun adil yargılanma hakkını zedeledi.</p>
<p data-start="1499" data-end="1832">Bu dava, Türkiye’de mahkemelerin karar yazım pratiğini de tartışmaya açıyor. AİHM, Türkiye hakkında daha önce verdiği Emel Boyraz, Deryan, Pişkin ve en güncel olarak Korkut ve Amnesty International Türkiye kararlarında da benzer sorunları tespit etmişti. Şimşek davası, bu sorunun hâlâ sistematik olduğunu gösteriyor.</p>
<p data-start="1884" data-end="2131">Başvurucu ayrıca özel hayata saygı hakkı AİHS madde 8 kapsamında ikinci bir şikâyet daha sundu. Ancak AİHM, bu talebin kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve herhangi bir hak ihlali teşkil etmediğini belirterek dosyadan çıkardı.</p>
<p data-start="2196" data-end="2504">AİHM, Şimşek’e 4.000 euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Kararın üç ay içinde uygulanmaması durumunda ise faiz işletilecek. AİHM’in bu kararı, Türkiye&#8217;de yargı reformlarının yıllardır gündemde olmasına rağmen, uygulamada temel adalet ilkelerinin hâlâ tam anlamıyla işletilmediğini gösteriyor. Mahkeme kararlarının şeklen değil, esasen gerekçelendirilmesi; bireylerin hukuki güvencelerini ancak bu şekilde tesis edebilir.</p>
<p data-start="0" data-end="136"><strong><em data-start="65" data-end="136">Yıldırım/Türkiye Davasında Adil Yargılanma Hakkı İhlali Tespit Edildi</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="191" data-end="595">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihli verdiği 3. karar olan Yıldırım v. Türkiye kararında, bir kez daha Türkiye’deki mahkemelerin gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli karar verme pratiğini eleştirdi. Başvurucu, Çorum’da görülen davasında yerel mahkemelerin, sunduğu önemli hukuki itirazlara anlamlı bir yanıt vermediğini ileri sürerek AİHM&#8217;nin yolunu tuttu.</p>
<p data-start="597" data-end="744">Mahkeme, başvurucunun bu şikâyetini yerinde bularak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.</p>
<p data-start="802" data-end="1190">AİHM kararında, yargı mercilerinin “kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri açık ve yeterli şekilde ortaya koymaları gerektiği” ilkesini yineledi. Bu yükümlülük, davanın taraflarının sadece sonuca değil, sonuca nasıl ulaşıldığını da anlayabilmeleri için temel bir güvencedir. AİHM, yerel mahkemelerin başvurucunun “sonuç açısından belirleyici” argümanlarını görmezden geldiğini vurguladı.</p>
<p data-start="1576" data-end="1851">Mahkeme kararlarının gerekçesiz olması, yalnızca bireylerin adalet arayışını zedelemiyor; aynı zamanda hukuk devleti ilkesini de zayıflatıyor. Yıldırım kararı, AİHM’in Türk yargısına “şeffaf, açıklanabilir ve denetlenebilir” kararlar üretme çağrısını bir kez daha hatırlattı.</p>
<p data-start="1906" data-end="2141">Bu dosyadada başvurucu ayrıca, özel hayatına saygı hakkının (AİHS madde 8) ihlal edildiğini de ileri sürdü. Ancak yine AİHM, bu iddianın kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını veya görünürde bir ihlal içermediğini belirterek, dosyadan çıkardı.</p>
<p data-start="2201" data-end="2492">Mahkeme, başvurucuya 3.900 euro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.AİHM’in Türk yargısına yönelik net eleştirilerini bir kez daha kayıt altına aldı. Mahkemeler karar verirken sadece “ne” dediklerini değil, “neden” dediklerini de açıklamak zorunda. Aksi halde, yargı kararları adalet değil, sadece sonuç üretir. Ve adaletin olmadığı yerde hukuk devleti de yalnızca bir söylemden ibarettir.</p>
<p data-start="2201" data-end="2492">
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244019&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="71" data-end="155">Akarsu/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244020&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="65" data-end="136">Yıldırım/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;tabview&quot;:[&quot;document&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-244021&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><strong><em data-start="53" data-end="139">Şimşek/Türkiye tam karar metni.</em></strong></a></p>
<p data-start="2201" data-end="2492">
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-net-uyari-adil-yargilama-hakki-ve-makul-surede-yargilanma-hakki-farkli-davalarda-ihlal-edildi/">AİHM’den Türkiye’ye Net Uyarı: Adil Yargılama Hakkı ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı Farklı Davalarda İhlal Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 08:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3595</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 Temmuz 2025 günü AİHM tarafından açıklanan bu karar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye&#8217;de çeşitli tarihlerde gözaltına alınan ve tutuklanan 117 başvurucunun, makul şüphe olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları iddialarına ilişkindir. Başvurucular, sözde &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; şüphesiyle önce gözaltına alınmış, ardından uzun&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/">Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="158" data-end="516">8 Temmuz 2025 günü AİHM tarafından açıklanan bu karar, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye&#8217;de çeşitli tarihlerde gözaltına alınan ve tutuklanan 117 başvurucunun, <strong data-start="286" data-end="351">makul şüphe olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları</strong> iddialarına ilişkindir. Başvurucular, sözde &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; şüphesiyle <strong data-start="420" data-end="446">önce gözaltına alınmış</strong>, ardından <strong data-start="457" data-end="492">uzun süreli tutuklu yargılanmış</strong> veya mahkûm edilmiştir. AİHM, bu kişilerin ilk tutuklama kararlarında, <strong data-start="565" data-end="595">makul şüphenin bulunmadığı</strong> ve iç hukuk yollarının da etkisiz olduğu gerekçesiyle <strong data-start="650" data-end="734">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine</strong> hükmetmiştir.</p>
<p>Başvurucuların tutuklanmasına neden olan gerekçeler ,ByLock kullanımı, Bank Asya’da hesap, 1 dolarlık banknot taşıma, sosyal medya paylaşımları gibi , <strong data-start="380" data-end="436">tek başına suç şüphesi oluşturacak nitelikte değildi</strong>. AİHM’e göre bu deliller <strong data-start="462" data-end="503">soyut, genelleştirilmiş ve yetersiz delillerdir.</strong></p>
<p>Başvurucuların Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurular, <strong data-start="829" data-end="870">gerekçesiz ve özet biçimde reddedildi</strong>. Bu da tutukluluğun hukuki denetimini etkisiz kıldı. Ayrıca pek çok başvurucu, uzun süre boyunca <strong data-start="1005" data-end="1033">yeterli kanıt sunulmadan</strong> tutuklu kaldı. Mahkeme, bu durumun <strong data-start="1069" data-end="1115">özgürlük ve güvenlik hakkının (AİHS m.5/1)</strong> ihlali olduğuna karar verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="856" data-end="939">AİHM, başvurucuların tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen delillerin örneğin:</p>
<ul data-start="941" data-end="1207">
<li data-start="941" data-end="962">
<p data-start="943" data-end="962">ByLock kullanımı,</p>
</li>
<li data-start="963" data-end="986">
<p data-start="965" data-end="986">Bank Asya&#8217;da hesap,</p>
</li>
<li data-start="987" data-end="1045">
<p data-start="989" data-end="1045">FETÖ&#8217;ye yakın yayınlar veya sosyal medya paylaşımları,</p>
</li>
<li data-start="1046" data-end="1072">
<p data-start="1048" data-end="1072">1 dolarlık banknotlar,</p>
</li>
<li data-start="1073" data-end="1113">
<p data-start="1075" data-end="1113">Tanık ifadeleri (belirsiz içerikli),</p>
</li>
<li data-start="1114" data-end="1156">
<p data-start="1116" data-end="1156">Çocuklarını FETÖ okullarına göndermek,</p>
</li>
<li data-start="1157" data-end="1207">
<p data-start="1159" data-end="1207">FETÖ’yle ilişkilendirilen kurumlarda çalışmak,</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1209" data-end="1451">gibi unsurların <strong data-start="1225" data-end="1283">tek başına veya birlikte makul şüphe oluşturmayacağına</strong> karar verdi. Bu unsurların, <strong data-start="1312" data-end="1377">mevcut yasal sistemde meşru kabul edilen faaliyetler olduğunu</strong>, dolayısıyla bir örgüt üyeliği suçlamasını destekleyemeyeceğini belirtti.</p>
<p data-start="1496" data-end="1617"><strong data-start="1496" data-end="1549">Sonuç olarak tutuklama kararlarının gerekçeleri soyut ve genel</strong> tutulmuş, somut ve bireyselleştirilmiş değerlendirmeler yapılmamış. Mahkemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesindeki kalıp ifadelere dayanarak karar vermiş, &#8220;delil durumu&#8221; denilse de <strong data-start="1743" data-end="1790">somut delillerin neler olduğu belirtilmemiş</strong>. Devletin sunduğu ek bilgiler veya belgeler de makul şüpheyi kanıtlamaya yetmemiştir. Ayrıca mahkemeler, <strong data-start="1893" data-end="1990">delillerin yeterliliğini bireysel olarak değerlendirme yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. </strong></p>
<p data-start="1496" data-end="1617">Darbe sonrası olağanüstü hâl koşulları gözetilmiş olsa da, <strong data-start="2052" data-end="2115">yine de tutuklama kararlarının Sözleşme’ye uygunluğu aranır</strong>.</p>
<p data-start="2159" data-end="2376">Tüm bunlarla birlikte AİHM, başvurucuların çoğuna <strong data-start="2187" data-end="2217">5.000 Euro manevi tazminat</strong> ödenmesine hükmetti. Bazı başvurucuların talepleri süresinde yapılmadığı veya yetersiz olduğu için reddedildi. Ayrıca maddi tazminat talepleri kabul edilmedi.</p>
<h4 data-start="2412" data-end="2462"></h4>
<p data-start="2464" data-end="2671">Bu karar, Baş v. Türkiye, Akgün v. Türkiye, Taner Kılıç v. Türkiye ve Turan ve Diğerleri v. Türkiye gibi daha önceki kararlarla aynı çizgide yer alır. AİHM, bu kararlarında da benzer şekilde ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı gibi unsurların tek başına suç isnadı için yeterli olmayacağını, devletin sunduğu delillerin örgüt üyeliğini kanıtlamadığını ve tutuklama kararlarının gerekçesiz ve otomatik şekilde verildiğini ifade etmiştir.</p>
<p data-start="3002" data-end="3284">Bu karar, <strong data-start="3012" data-end="3159">keyfi ve genel-geçer gerekçelerle verilen tutuklama kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir</strong>. Türkiye’de özellikle OHAL dönemi sonrası tutuklamalara ilişkin ciddi yapısal sorunlar olduğu yönünde açık bir yargılamadır.</p>
<p data-start="3343" data-end="3511">Başvurucuların <strong data-start="3358" data-end="3441">Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruların da özet şekilde reddedildiği</strong>, dolayısıyla iç hukuk yollarının da etkisiz kaldığı vurgulanmaktadır.</p>
<div class="_tableContainer_80l1q_1">
<div class="_tableWrapper_80l1q_14 group flex w-fit flex-col-reverse" tabindex="-1"></div>
</div>
<p data-start="4154" data-end="4324">Bu kararlarla birlikte,  AİHM’nin önceki ihlal kararları doğrultusunda kararlar almaya devam edeceği görülmüş ve Türkiye’deki FETÖ bağlantılı tutuklamalara dair <strong data-start="4268" data-end="4307">istikrarlı ve eleştirel yaklaşımını</strong> güçlendirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tam karar metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243975&quot;]}" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/tuzemen-ve-digerleri-turkiye/">Tüzemen ve Diğerleri / Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 16:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İnsan Hakları Toplantısı, 10–12 Haziran 2025 tarihlerinde Strasbourg’da gerçekleştirildi – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Bakanlar Heyetince yapılan dördüncü çeyrek oturumuydu. Bu kritik üç günlük oturumda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması denetlendi. 24 farklı devletle ilgili 112 Avrupa&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/">Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İnsan Hakları Toplantısı, 10–12 Haziran 2025 tarihlerinde Strasbourg’da gerçekleştirildi – Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Bakanlar Heyetince yapılan dördüncü çeyrek oturumuydu. </span><span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Bu kritik üç günlük oturumda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması denetlendi. 24 farklı devletle ilgili 112 Avrupa Mahkemesi kararı ve hükmüyle ilgili 72 kesin karar kabul edildi.; bunlar arasında Türkiyeden davalarda bulunuyordu</span> .</p>
<p>Bizim için öne çıkan gündemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yüksel Yalçınkaya kararıyla ilgili Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirdi. 2023’te AİHM, Yüksel Yalçinkaya’nın “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla verilen mahkûmiyetinde ciddi hak ihlalleri saptamıştı. 1531. toplantıda Komite, Türkiye’den Yalçinkaya’ya yeniden yargılama sürecinin adil bir şekilde tamamlamasını istedi.</p>
<p>Bildiğimiz üzere <span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">AİHM kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca bağlayıcıdır. Bakanlar Komitesi, bu kararların uygulanıp uygulanmadığını belgelerle takip eder</span> .Bu takip, Türkiye’nin Avrupa değerlerine bağlılığını uluslararası kamuoyuna gösterme araçlarından biridir. Komite geçtiğimiz toplantıdada, AİHM kararlarının tümüyle uygulanmasının devletlerin bağlayıcı sorumluluğu olduğunu vurguladı ve Türkiye’nin kararları zamanında yerine getirmesi beklenildiği ifade edildi. Yalçinkaya davası özelinde, bu çağrı sadece bir dosya değil, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme iradesinin de sınanması anlamına geliyor.</p>
<p data-start="682" data-end="939">Komite, özellikle Yargıtay’ın son kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne daha yakın bir yorum benimsediğini not etti. Silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının belirlenmesinde, hak temelli yaklaşımın güçlenmesi umut verici bulundu.</p>
<p data-start="941" data-end="1192">Ancak sadece üst mahkemelerdeki bu ilerleme yeterli görülmedi. Komite, ilk derece mahkemelerin de benzer şekilde Sözleşme standartlarına uygun kararlar vermesinin hayati olduğunu belirterek Türkiye’den bu yönde ek karar örnekleri sunmasını talep etti.</p>
<p data-start="1194" data-end="1502">İç hukukta kesinleşmiş dosyalarla ilgili olarak, bireysel başvuru hakkının işlediği ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yollarının açık olduğu vurgulandı. Ancak Komite, mevcut başvuru yollarının her zaman etkili çözüm üretip üretmediği konusunda da dikkatli olunması gerektiğini ima etti.</p>
<p data-start="1504" data-end="1808">Ayrıca, Mahkeme önünde halen incelenmekte olan benzer şikâyetlerin çokluğu, sistemsel sorunların sürdüğüne işaret ediyor. Bu nedenle Türkiye’den, benzer ihlallerin tekrar yaşanmaması adına özgün ve somut önlemler geliştirmesi istendi. Bu sürece Avrupa Konseyi Sekretaryası’nın da dâhil edilmesi önerildi.</p>
<p data-start="1810" data-end="1972">Son olarak, Ankara’ya çağrı net: Bu konulara dair gelişmeleri içeren kapsamlı bir raporun 2026 yılının Haziran ayı sonuna kadar Strasbourg’a iletilmesi gerekiyor.</p>
<p data-start="1810" data-end="1972">
<p data-start="1810" data-end="1972"><a href="https://www.coe.int/fr/web/portal/-/implementing-echr-rulings-latest-decisions-from-the-committee-of-ministers-1" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/avrupadan-turkiyeye-insan-haklari-mesaji-adimlar-olumlu-ama-yeterli-degil/">Avrupa’dan Türkiye’ye İnsan Hakları Mesajı: “Adımlar Olumlu, Ama Yeterli Değil”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM TARAFINDAN YENİ DUYURULAN 3 KARAR (Özdemir v. Türkiye &#8211; Kacır ve Diğerleri v. Türkiye &#8211; Altun ve Diğerleri v. Türkiye)</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihm-tarafindan-yeni-duyurulan-3-karar-ozdemir-v-turkiye-kacir-ve-digerleri-v-turkiye-altun-ve-digerleri-v-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 10:58:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Mensupları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altun ve Diğerleri v. Türkiye 23 başvurucu (hakim ve savcılar), 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, FETÖ/PDY üyesi oldukları şüphesiyle görevden alınmış, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tutuklamaların gerekçesi olarak başlıca HSYK’nın görevden alma kararı, ByLock uygulamasını kullandıkları iddiası, tanık beyanları ve üçüncü&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihm-tarafindan-yeni-duyurulan-3-karar-ozdemir-v-turkiye-kacir-ve-digerleri-v-turkiye-altun-ve-digerleri-v-turkiye/">AİHM TARAFINDAN YENİ DUYURULAN 3 KARAR (Özdemir v. Türkiye &#8211; Kacır ve Diğerleri v. Türkiye &#8211; Altun ve Diğerleri v. Türkiye)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Altun ve Diğerleri v. Türkiye</strong></p>
<p>23 başvurucu (hakim ve savcılar), 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, FETÖ/PDY üyesi oldukları şüphesiyle görevden alınmış, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tutuklamaların gerekçesi olarak başlıca HSYK’nın görevden alma kararı, ByLock uygulamasını kullandıkları iddiası, tanık beyanları ve üçüncü kişilere ait ByLock yazışmaları ileri sürülmüştür.</p>
<p>Başvurucular, bu tutuklamaların hukuka aykırı olduğunu, somut ve makul şüphe bulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 8. maddesi (özel hayatın gizliliği) uyarınca başvuru yapmışlardır.</p>
<p>Mahkeme, daha önce benzer itirazları reddettiği kararlarına (örneğin, <em>Baş</em> ve <em>Turan ve Diğerleri</em> kararları) atıfla, Türk Hükümeti’nin usule ilişkin itirazlarını reddetmiş ve başvuruları kabul edilebilir bulmuştur.</p>
<p>Mahkeme şu tespitlerde bulunmuştur:</p>
<ul>
<li>Sulh ceza hakimlikleri, başvurucuların tutuklanmasına ilişkin kararlarda yalnızca genel yasa hükümlerine ve dosyadaki delillere atıf yapmış; somut ve kişiye özel gerekçe sunmamıştır.</li>
<li>ByLock kullanımı, görevden alma kararı, başkalarının mesajları veya soyut tanık ifadeleri, makul şüphe oluşturmak için yeterli değildir.</li>
<li>Bu unsurlar “örgütsel bağlantı” açısından sadece dolaylı unsurlardır ve bağımsız, somut delillerle desteklenmedikçe şüphe yaratmaya yeterli kabul edilemez.</li>
</ul>
<p>Mahkeme, şu kararları vermiştir:</p>
<ul>
<li>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.</li>
<li>Diğer şikayetleri (Madde 5/3-4 ve Madde 8 kapsamındaki) incelemeye gerek görmemiştir.</li>
<li>Başvurucuların maddi tazminat taleplerini reddetmiştir.</li>
<li>Her bir başvurucuya (bir başvurucu hariç), 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.</li>
</ul>
<p>Bu karar, Türk yargı mensuplarının tutuklanmasına ilişkin önceki AİHM içtihatlarıyla uyumlu bir değerlendirme sunmaktadır. Mahkeme bir kez daha ByLock kullanımı ve görevden alma kararlarının tek başına makul şüphe oluşturamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca, olağanüstü hâl koşullarında dahi hukuka uygunluk denetiminin devam etmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kacır ve Diğerleri v. Türkiye</strong></p>
<p>37 başvurucunun yer aldığı bu toplu dava, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan kişilerin kötü cezaevi koşulları nedeniyle yaptığı başvurulara dayandı.</p>
<p>Başvurucular, terör suçlamalarıyla tutuklandıkları dönemde, özellikle cezaevlerindeki aşırı kalabalık, yerde yatmak zorunda kalma, yetersiz hijyen, havalandırma eksikliği ve hafta sonu çocuk ziyaretlerinin engellenmesi gibi gerekçelerle AİHM’ye başvurdu. Mahkeme, özellikle kişi başına düşen 3 metrekareden az alanın ciddi hak ihlali olduğunu vurguladı.</p>
<p>Sonuç olarak 35 kişi açısından, cezaevi koşulları insanlık dışı ve aşağılayıcı bulundu. Özellikle kişi başına düşen alan 3 m²’nin altında kaldığında bu durum doğrudan bir ihlal sayıldı, 2 kişi (Abdulvaris Altun ve Turgut Ergitürk) için ise kişi başına alan 3-4 m² arasında olduğu için ihlal oluşmadığına karar verildi, AİHM, Türkiye&#8217;nin 3. maddeyi (işkence yasağı) ihlal ettiğini tescilledi ve Mahkeme ayrıca bazı başvurucuların özel hayata ilişkin şikâyetlerini (8. madde) de değerlendirdi ancak bu konuda çoğunlukla ihlal bulmadı.</p>
<p>Bu karar, özellikle 2023’teki İlerde ve Diğerleri v. Türkiye davası ile benzerlik gösteriyor. O davada da AİHM, cezaevlerindeki fiziki koşulları ve sosyal faaliyetlere katılımın engellenmesini değerlendirmişti. Ancak Kacır davası, çok sayıda başvurucunun aynı çatı altında değerlendirilmesi açısından daha geniş çaplı ve dikkat çekici oldu.</p>
<p>Yine 2022’deki Nuh Uzun ve Diğerleri kararında da, elektronik yazışmaların UYAP sisteminde kayda alınması eleştirilmişti. Fatih Ensaroğlu isimli başvurucu, bu uygulamanın özel hayatın ihlali olduğunu iddia etti; AİHM bu konuda açık bir ihlal tespiti yapmasa da, mahremiyetin korunması bağlamında kayda değer bir tartışma zemini oluştu.</p>
<p>Bu karar, Türkiye’nin cezaevi sistemine dair sistematik bir sorunun uluslararası düzeyde mahkûmiyetle tescillenmesi anlamına geliyor. AİHM’in kişi başına düşen alan kriterini net şekilde uyguladığı ve Türkiye’de cezaevlerinin bu standardın altında kaldığını tespit ettiği bir örnek daha oluştu.</p>
<p>Sonuç olarak, <em>Kacır ve Diğerleri</em> davası, 15 Temmuz sonrası tutuklamalar ve cezaevi uygulamaları konusunda Türkiye’ye dair uluslararası yargı mercilerinin verdiği en net uyarılardan biri olarak kayda geçti. Türkiye&#8217;nin, bu karar doğrultusunda cezaevi koşullarını iyileştirmesi ve insan hakları standartlarını gözetmesi bekleniyor. İhlal kararı verilen maddelere kısaca göz atarsak;</p>
<ol>
<li>Madde 3 – Kötü Muamele (Hapishane Koşulları)</li>
</ol>
<ul>
<li>İhlal Tespiti: Başvurucuların büyük bir kısmı, kişi başına düşen yaşam alanının 3 m²’nin altında olduğu dönemde Madde 3 ihlali yaşamıştır.</li>
<li>İhlal Yok: Ancak, başvurular 44124/20 ve 44134/20 için ve diğer başvurucuların 3 m² üzerindeki dönemleri için ihlal bulunmamıştır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Madde 8 – Özel ve Aile Hayatına Saygı</li>
</ol>
<p>Aşağıdaki durumlar nedeniyle Madde 8 ihlalleri tespit edilmiştir:</p>
<ol>
<li>Uzak Cezaevine Yerleştirme (Örnek: Başvurucu Kocaeli Cezaevinde)</li>
</ol>
<ul>
<li>Ailesinin 600 km uzakta yaşadığı dikkate alınmadan ve alternatif yollar (telefonla uzun görüşme, daha uzun ziyaret vs.) değerlendirilmeden yer değiştirme talebi reddedilmiştir.</li>
<li>Sonradan yapılan transfer de, aile ile fiilen daha yakın bir ilişki kurulamadığından, ihlali ortadan kaldırmamıştır.</li>
</ul>
<ol>
<li>Hafta Sonu Görüş Yasakları (Çocuklarla Görüş Kısıtlaması)</li>
</ol>
<ul>
<li>Ziyaretlerin sadece hafta içiyle sınırlandırılması, çocuklarla aile bağlarını sürdürmede ciddi engeller yaratmış ve sadece cezaevi kapasitesine dayalı olarak verilmiş kararlar yeterince gerekçelendirilmemiştir.</li>
<li>Devletin, bu tür sınırlamalarda &#8220;ölçülülük&#8221; ilkesi uyarınca bireysel değerlendirme yapmadığı saptanmıştır.</li>
</ul>
<ol>
<li>UYAP Sistemi Üzerinden Yazışmaların Kaydı</li>
</ol>
<ul>
<li>UYAP’a yüklenen özel yazışmaların kayıt altına alınması ve saklanması, yasal dayanak eksikliği nedeniyle &#8220;hukuka uygun olmayan müdahale&#8221; olarak değerlendirilmiştir.</li>
</ul>
<p>Türkiye’nin Derogasyon (Askıya Alma) Savunması</p>
<ul>
<li>Türkiye, 2016 darbe girişimi sonrası yaptığı derogasyona atıf yapmıştır.</li>
<li>Ancak Mahkeme, başvuruculara yapılan müdahalelerin ya olağanüstü hal sonrası döneme ait olduğunu ya da olağanüstü hal gerekçesiyle ölçüsüz olduğunu değerlendirerek bu savunmayı kabul etmemiştir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak mahkeme,</p>
<ul>
<li>Başvuruları birleştirdi,</li>
<li>Devletin Madde 3 ve Madde 8 yükümlülüklerini ihlal ettiğine hükmetti,</li>
<li>Maddi Zarar Talebi: Red – Mahkeme, ihlallerle doğrudan bağ kurulamadığını belirtti,</li>
<li>Manevi Tazminat: Tüm başvuruculara farklı tutarlarda manevi tazminat ödenmesine karar verildi,</li>
<li>Yargılama Giderleri: Belge sunmayan başvurucular hariç, avukatlık ve diğer makul giderler kısmen karşılandı.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özdemir v. Türkiye</strong></p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, <em>Özdemir v. Türkiye</em> davasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesini – yani özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını – ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Çanakkale Cezaevi’nde tutuklu bulunan Kamil Özdemir’e eşinin gönderdiği mektubun cezaevi yönetimi tarafından sansürlenmesini &#8220;demokratik toplum gereklerine uygun olmayan bir müdahale&#8221; olarak değerlendirdi.</p>
<p>Kamil Özdemir, 2018 yılında <em>FETÖ/PDY</em> üyeliği suçlamasıyla tutuklanmıştı. Aynı yılın Aralık ayında eşinin gönderdiği bir mektup ve ekindeki İngilizce belgeler cezaevi disiplin kurulu tarafından &#8220;kaynağı doğrulanamayan, resmi belge niteliği taşımayan ve içeriği anlaşılamayan&#8221; belgeler içerdiği gerekçesiyle kendisine teslim edilmedi. Ocak 2019’da yine benzer içeriğe sahip bir mektup gönderildi ancak bu da aynı gerekçeyle Özdemir’e verilmedi. Özdemir, yerel mahkemelere ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ancak şikayetleri reddedildi. Anayasa Mahkemesi, yapılan işlemin temel haklara müdahale sayılmayacağını savundu.</p>
<p>AİHM, kararında önemli bir noktaya dikkat çekti: Mahkeme, cezaevi idaresinin ve yerel mahkemelerin mektubun neden güvenlik açısından risk oluşturduğuna dair somut ve detaylı bir gerekçe sunmadığını belirtti. Kararda, &#8220;bir mahkûmun dış dünyayla iletişiminin mahkumiyet koşullarının önemli bir parçası olduğu&#8221; vurgulandı.</p>
<p>Özellikle, <em>Halit Kara v. Türkiye</em> (2023) davasındaki içtihada atıf yapılarak, benzer şekilde sansürlenen mahkum mektuplarının yeterli gerekçe olmadan engellenmesinin AİHS’nin 8. maddesinin ihlali anlamına geldiği hatırlatıldı.</p>
<p>Bu tür kararlar, AİHM’in, mahkumların mektupla haberleşme hakkını özellikle aile bireyleriyle olan yazışmalarda son derece ciddi bir hak olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu yazışmalar, hem mahkumların psikolojik durumu hem de aile bağlarının korunması açısından büyük önem taşıyor. AYM’nin, açık bir haberleşme hakkı ihlalini &#8220;açıkça dayanaksız&#8221; bulması eleştiri konusu olabilir. Bu durum, bireysel başvuru mekanizmasının güvenilirliği açısından tartışma yaratabilir. Cezaevlerinde benzer gerekçelerle yazışmaları engellenen tutuklular bu kararı emsal göstererek AYM’ye veya doğrudan AİHM’e başvurabilirler.</p>
<p>Bu verilen karar daha önce sert bir şekilde eleştirilen ve ihlal kararı verilmeyen CASE OF TERGEK v. TÜRKİYE kararının ne denli yanlış bir karar olduğunuda bizlere tekrar hatırlattı. Mahkeme, Tergek davasında 4’e karşı 3 oyla başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) kapsamında bir ihlale uğramadığına hükmetmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Altun ve Diğerleri v. Türkiye</strong> <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243554&quot;]}" target="_blank" rel="nofollow noopener">karar metni.</a></p>
<p><strong>Kacır ve Diğerleri v. Türkiye</strong> <a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243559&quot;]}" target="_blank" rel="nofollow noopener">karar metni.</a></p>
<p><strong>Özdemir v. Türkiye</strong> <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243560&quot;]}" target="_blank" rel="nofollow noopener">karar metni.</a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihm-tarafindan-yeni-duyurulan-3-karar-ozdemir-v-turkiye-kacir-ve-digerleri-v-turkiye-altun-ve-digerleri-v-turkiye/">AİHM TARAFINDAN YENİ DUYURULAN 3 KARAR (Özdemir v. Türkiye &#8211; Kacır ve Diğerleri v. Türkiye &#8211; Altun ve Diğerleri v. Türkiye)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’den Türkiye’ye Bir Uyarı Daha: Aşk Mektubuna Terör Yorumu Hukuka Aykırı Bulundu</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-bir-uyari-daha-ask-mektubuna-teror-yorumu-hukuka-aykiri-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 14:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cezaevinde yazdığı mektup gönderilmeyen mahkûmun haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Karar, ifade özgürlüğü ve masumiyet karinesine dair emsal niteliğinde. Strasbourg’dan bugün çıkan yeni kararda Türkiye’nin tutuklu ve hükümlülere yönelik iletişim sınırlamalarını bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-bir-uyari-daha-ask-mektubuna-teror-yorumu-hukuka-aykiri-bulundu/">AİHM’den Türkiye’ye Bir Uyarı Daha: Aşk Mektubuna Terör Yorumu Hukuka Aykırı Bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cezaevinde yazdığı mektup gönderilmeyen mahkûmun haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Karar, ifade özgürlüğü ve masumiyet karinesine dair emsal niteliğinde.</p>
<p>Strasbourg’dan bugün çıkan yeni kararda Türkiye’nin tutuklu ve hükümlülere yönelik iletişim sınırlamalarını bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) süzgecinden geçirdi. <em>Uygun v. Türkiye</em> (başvuru no. 9389/19) davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir mahkûmun nişanlısına gönderdiği mektubun içeriğinde terör örgütüyle bağlantı olduğu gerekçesiyle gönderilmemesini, <strong>özel hayata ve haberleşmeye saygı hakkının (Madde 8)</strong>  ihlali olarak değerlendirdi.</p>
<p>Emrah Uygun, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ üyeliğinden tutuklandı. 2018 yılında, cezaevindeyken nişanlısına yazdığı bir mektup, cezaevi disiplin kurulu tarafından sakıncalı bulunarak gönderilmedi. Gerekçe: Mektupta geçen ifadelerin, hâlâ örgütle bağlantısı olduğu ve tanıklık yapabilecek bir kişiyi engellemeye çalıştığı yönündeki izlenim.</p>
<p>Uygun gerekli şikayetlerde bulunmasına ragmen bir sonuç alamadı ve Anayasa Mahkemesi, 13 Kasım 2018 tarihinde başvurucunun davasını kabul edilemez ilan etti. Masumiyet karinesine ilişkin şikayetini özel olarak ele almamış olsa da, diğer tüm şikayetleri söz konusu hükümlerle konu bakımından bağdaşmaz veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetti.</p>
<p>Daha sonra Uygun AİHM’e başvuruda bulundu. AİHM Madde 8 açısından dosyayı inceledi ve özellikle iki noktaya dikkat çekti:</p>
<p><strong>&#8211; Devlet Organlarının Gözlemleri Yeterli Değil:</strong> Cezaevi idaresinin “sübjektif değerlendirmeleri”, başvurucunun suçluluğunu kesinleştirmediği gibi, mektubun terör faaliyetiyle bağlantılı olduğunu da açıkça ortaya koymuyor. Başvurucunun cezası o tarihte henüz kesinleşmemişti.</p>
<p><strong>&#8211; Özel Hayata Müdahale Orantısız:</strong> Mahkeme, cezaevi yönetiminin mektubu tamamen alıkoymasının, başvurucunun özel ve aile hayatına saygı hakkını orantısız şekilde ihlal ettiğine hükmetti. Dahası, başvurucuya alternatif bir çözüm (örneğin bazı bölümlerin sansürlenerek gönderilmesi) sunulmamıştı.</p>
<p>Bu karar, cezaevindeki mektuplaşma kısıtlamalarının keyfiyetini sınırlama yönünde bir içtihat sunuyor. Özellikle:</p>
<ul>
<li>Masumiyet karinesine sadece mahkemeler değil, tüm idari merciler de riayet etmeli.</li>
<li>Cezaevlerinde “sakıncalı içerik” gerekçesiyle yapılan sansür işlemleri, açık, nesnel ve ölçülü olmalı.</li>
<li>Özel yaşam ve aile ilişkileri, sadece güvenlik gerekçesiyle mutlak şekilde ihlal edilemez.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Başvurucunun İddialarını şöyle özetlemek mümkün ;</strong></p>
<ul>
<li>Başvurucu, bir yıl süren tutukluluğu süresince OHAL kapsamında uygulanan kısıtlamalar nedeniyle nişanlısıyla görüşemediğini ve sadece mektupla haberleşebildiğini belirtmiştir.</li>
<li>Tartışma konusu mektubun kişisel, duygusal içerikli olduğunu; hakaret, tehdit veya suç unsuru içermediğini; savcılığın da soruşturma açmamayı tercih ettiğini ifade etmiştir.</li>
<li>Cezaevi ve mahkemelerin, daha önce soruşturması yapılmış ve sonuçlandırılmış bazı olayları (defter, telefon görüşmesi) yeniden gerekçe göstermesinin hukuki olmadığını savunmuştur.</li>
</ul>
<p>Buna karşılık hükümet, mektubun içeriğinin “uygun olmayan mesajlar” içerdiğini iddia etmiş, yazışmanın engellenmesinin yasal dayanağını (5275 sayılı Kanun m.68/3 ve Yönetmelik m.91/3) belirtmiştir. Mektubun gönderilmemesinin amacı olarak, cezaevi disiplini, suçun önlenmesi, örgütsel iletişimin engellenmesi ve başvurucunun rehabilitasyonu gösterilmiştir. Hükümet ayrıca OHAL kapsamında yapılan derogasyona (sözleşmeden sapma) da atıfta bulunmuştur.</p>
<p>AİHM kararında cezaevi idaresinin mektubu göndermemesi, başvurucunun özel yazışma hakkına bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Mektubun sadece bir paragrafı sorunlu görülmüş, ancak 10 sayfalık mektubun tamamı engellenmiştir. Başvurucunun tek haberleşme yöntemi mektupken, bu hakka getirilen sınırlamanın orantılı olduğu yeterince gösterilememiştir.</p>
<p>Mahkemeler, alternatif bir çözüm (örneğin yalnızca ilgili paragrafın sansürlenmesi) üzerinde durmamış, başvurucunun tüm argümanlarını dikkate almamıştır. Yazışmanın alıcısı örgütle ilgisi olmayan, başvurucunun evlenmek üzere olduğu kişidir.</p>
<p>Özetle burada bir <strong>orantısızlık ve gerekçelendirme sorunu</strong> tespit etmiştir.</p>
<p>Ayrıca hükümet OHAL’e dayansa da, bu uygulamanın OHAL’e özgü olmadığı, zaten mevcut olan düzenlemelere dayandığı ve herhangi bir özel gerekçe sunulmadığı vurgulanmıştır.</p>
<p>Yazışmanın engellenmesi, “demokratik bir toplumda gerekli” bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu nedenle <strong>Madde 8 ihlal edilmiştir</strong>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Karar ile birlikte;</strong></p>
<ul>
<li>AİHM, başvurucunun yaşadığı sıkıntının ciddi bir tazminatı haklı kılacak düzeyde olmadığına hükmetmiştir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Oybirliğiyle, <strong>Madde 8’in ihlal edildiğine</strong> karar verilmiştir.</li>
<li>Manevi tazminat talebi <strong>reddedilmiştir</strong>; ihlal kararı başvurucu için yeterli tatmin sayılmıştır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Uygun v. Türkiye</em> kararı, AİHM’nin “güvenlik” gerekçesiyle yapılan müdahalelere karşı hak eksenli tutumunun bir yansımasıdır. Türkiye&#8217;nin cezaevi uygulamalarında reform ihtiyacını bir kez daha gün yüzüne çıkaran bu karar, hem idarelerin hem de yargının temel haklara yaklaşımını gözden geçirmesi için güçlü bir uyarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kararın tam metni için <a href="https://hudoc.echr.coe.int/fre#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243362&quot;]}" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-bir-uyari-daha-ask-mektubuna-teror-yorumu-hukuka-aykiri-bulundu/">AİHM’den Türkiye’ye Bir Uyarı Daha: Aşk Mektubuna Terör Yorumu Hukuka Aykırı Bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’den Türkiye’ye 1.000 Dosyalık Yeni Bildirim: ByLock Davaları Gündemde</title>
		<link>https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-1-000-dosyalik-yeni-bildirim-bylock-davalari-gundemde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[savunmahakki]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 12:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AİHM Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[ByLock]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.savunmahakki.net/?p=3585</guid>

					<description><![CDATA[<p>Strazburg – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminin ardından &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; iddiasıyla mahkûm edilen bireylerin yaptığı başvurularla ilgili olarak Türkiye&#8217;ye 1.000 davalık yeni bir bildirim gönderdi. Aralarında Atadil, Köksal, Dursun, Kara, Zengin gibi başvurucuların bulunduğu beş dosya, 19 Mayıs&#8230;</p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-1-000-dosyalik-yeni-bildirim-bylock-davalari-gundemde/">AİHM’den Türkiye’ye 1.000 Dosyalık Yeni Bildirim: ByLock Davaları Gündemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="97" data-end="555">Strazburg – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminin ardından &#8220;FETÖ/PDY üyeliği&#8221; iddiasıyla mahkûm edilen bireylerin yaptığı başvurularla ilgili olarak Türkiye&#8217;ye 1.000 davalık yeni bir bildirim gönderdi. Aralarında Atadil, Köksal, Dursun, Kara, Zengin gibi başvurucuların bulunduğu beş dosya, 19 Mayıs 2025 tarihinde Hükümet’e tebliğ edildi. AİHM bu davalarda, daha önce Yüksel Yalçınkaya kararında çizdiği çerçeveyi temel aldı.</p>
<h3 data-start="434" data-end="488">Hükümete Bildirilen Dosyalar Ne Anlama Geliyor?</h3>
<p data-start="490" data-end="640"><span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">AİHM’in bir başvuruyu Hükümet’e bildirmesi, o davanın ön inceleme aşamasını geçtiği ve Mahkeme’nin başvuruyu ciddi bulduğu anlamına gelir.</span> <span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Bu aşamada Türkiye, AİHM’nin yönelttiği sorulara yanıt vermekle yükümlüdür.</span> <span class="relative -mx-px my-[-0.2rem] rounded px-px py-[0.2rem] transition-colors duration-100 ease-in-out">Bu süreç, davanın esasına ilişkin incelemenin başladığını ve Mahkeme’nin ihlal olup olmadığını değerlendireceğini gösterir.</span></p>
<h3 data-start="562" data-end="615">Mahkeme Soru Bile Sormadı</h3>
<p data-start="617" data-end="868">AİHM, tüm bu dosyalarda daha önce “Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye” kararında değerlendirdiği meselelerin tekrarlandığını belirterek, Hükümet’e herhangi bir soru yöneltmedi. Ancak dileyen tarafların somut olaylara dair ek görüş sunabileceği ifade edildi.</p>
<p data-start="870" data-end="931">Mahkeme’ye göre bu başvuruların merkezinde iki ana iddia var, Bu iddialar <strong data-start="935" data-end="985">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi</strong>: Adil yargılanma hakkı ve <strong data-start="1011" data-end="1038">Sözleşme’nin 7. maddesi</strong>: Kanunsuz ceza olmaz ilkesi. Beş dosyanın tamamı, başvurucuların <strong data-start="1150" data-end="1160">ByLock</strong> kullanıcısı oldukları gerekçesiyle <strong data-start="1196" data-end="1232">silahlı terör örgütü üyeliğinden</strong> mahkûm edilmeleriyle ilgili. Türk yargısı, ByLock uygulamasını “yalnızca FETÖ üyelerinin kullandığı” bir sistem olarak nitelendirerek, bu kullanımı örgüt üyeliğine delil kabul etmişti.</p>
<p data-start="1419" data-end="1645">Ancak başvurucular, bu verilerin yetersiz, hukuka aykırı veya tek başına suçun unsurlarını karşılamadığını savunuyor. AİHM de Yalçınkaya kararında, bu verilerin delil olarak kullanılmasında ciddi sorunlar olduğuna hükmetmişti.</p>
<p data-start="2121" data-end="2316"><strong data-start="2121" data-end="2151">AİHM’nin sessizliği </strong>yani daha fazla soru sormaksızın davaları doğrudan inceleme kararı alması, bu tür yargılamalarda sistematik sorunlar bulunduğu kanaatini sürdürdüğünü gösterdi. <strong data-start="2319" data-end="2358">Yalçınkaya kararının etkisi büyüyüğünü bu anlamda söyleyebiliriz.</strong> Mahkeme, aynı hukuki hataların onlarca, yüzlerce hatta binlerce dosyada tekrarlandığını değerlendiriyor. Ayrıca bu kararlar, Türkiye’nin insan hakları uygulamalarında reform ihtiyacının Avrupa nezdinde bir kez daha vurgulandığını ortaya koyuyor.</p>
<p data-start="2663" data-end="2896">AİHM, bu dosyalarla ilgili nihai kararlarını verirken, Yalçınkaya kararındaki içtihadı esas alacak. Türkiye açısından bu, yeni ihlal kararlarıyla birlikte maddi tazminatlar ve adli reforma yönelik baskıların artması anlamına geliyor. Eğer Türkiye bu sistematik sorunları gidermek için anayasal ve yargısal düzeyde bir adım atmazsa, bu sadece AİHM’den çıkacak kararlarla sınırlı kalmayacak; Avrupa Konseyi nezdinde siyasi sonuçlar da doğurabilecek.</p>
<p data-start="2663" data-end="2896">
<p data-start="2663" data-end="2896">Bildirilen dosyalara ulaşmak için,</p>
<p data-start="2663" data-end="2896"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;languageisocode&quot;:[&quot;ENG&quot;],&quot;appno&quot;:[&quot;31107/22&quot;,&quot;31236/22&quot;,&quot;31242/22&quot;,&quot;31246/22&quot;,&quot;31254/22&quot;,&quot;31256/22&quot;,&quot;31445/22&quot;,&quot;32278/22&quot;,&quot;32291/22&quot;,&quot;32471/22&quot;,&quot;32634/22&quot;,&quot;33100/22&quot;,&quot;33103/22&quot;,&quot;33121/22&quot;,&quot;33157/22&quot;,&quot;33293/22&quot;,&quot;33562/22&quot;,&quot;33824/22&quot;,&quot;33981/22&quot;,&quot;34071/22&quot;,&quot;34280/22&quot;,&quot;34318/22&quot;,&quot;34336/22&quot;,&quot;34355/22&quot;,&quot;34411/22&quot;,&quot;34487/22&quot;,&quot;34545/22&quot;,&quot;34682/22&quot;,&quot;34738/22&quot;,&quot;35038/22&quot;,&quot;35040/22&quot;,&quot;35094/22&quot;,&quot;35171/22&quot;,&quot;35251/22&quot;,&quot;35707/22&quot;,&quot;35739/22&quot;,&quot;36539/22&quot;,&quot;36901/22&quot;,&quot;37632/22&quot;,&quot;37926/22&quot;,&quot;38195/22&quot;,&quot;38224/22&quot;,&quot;38319/22&quot;,&quot;38491/22&quot;,&quot;38623/22&quot;,&quot;38810/22&quot;,&quot;38818/22&quot;,&quot;38858/22&quot;,&quot;38908/22&quot;,&quot;38989/22&quot;,&quot;39160/22&quot;,&quot;39781/22&quot;,&quot;40854/22&quot;,&quot;41111/22&quot;,&quot;41372/22&quot;,&quot;41501/22&quot;,&quot;41691/22&quot;,&quot;41696/22&quot;,&quot;41737/22&quot;,&quot;41798/22&quot;,&quot;41837/22&quot;,&quot;41842/22&quot;,&quot;41860/22&quot;,&quot;42026/22&quot;,&quot;42094/22&quot;,&quot;42095/22&quot;,&quot;42104/22&quot;,&quot;42129/22&quot;,&quot;42151/22&quot;,&quot;42184/22&quot;,&quot;42217/22&quot;,&quot;42355/22&quot;,&quot;42608/22&quot;,&quot;42674/22&quot;,&quot;42757/22&quot;,&quot;42775/22&quot;,&quot;42819/22&quot;,&quot;42893/22&quot;,&quot;42987/22&quot;,&quot;43012/22&quot;,&quot;43045/22&quot;,&quot;43130/22&quot;,&quot;43143/22&quot;,&quot;43298/22&quot;,&quot;43367/22&quot;,&quot;43430/22&quot;,&quot;43783/22&quot;,&quot;43927/22&quot;,&quot;44244/22&quot;,&quot;44291/22&quot;,&quot;44335/22&quot;,&quot;44689/22&quot;,&quot;44799/22&quot;,&quot;44805/22&quot;,&quot;44896/22&quot;,&quot;45691/22&quot;,&quot;45785/22&quot;,&quot;46003/22&quot;,&quot;46026/22&quot;,&quot;46238/22&quot;,&quot;46242/22&quot;,&quot;46254/22&quot;,&quot;46455/22&quot;,&quot;46494/22&quot;,&quot;46516/22&quot;,&quot;46591/22&quot;,&quot;46637/22&quot;,&quot;46700/22&quot;,&quot;46746/22&quot;,&quot;46748/22&quot;,&quot;46920/22&quot;,&quot;46945/22&quot;,&quot;46991/22&quot;,&quot;47093/22&quot;,&quot;47314/22&quot;,&quot;47341/22&quot;,&quot;47449/22&quot;,&quot;47743/22&quot;,&quot;47930/22&quot;,&quot;48024/22&quot;,&quot;48084/22&quot;,&quot;48085/22&quot;,&quot;48146/22&quot;,&quot;48253/22&quot;,&quot;48521/22&quot;,&quot;48541/22&quot;,&quot;48568/22&quot;,&quot;48601/22&quot;,&quot;48611/22&quot;,&quot;48651/22&quot;,&quot;48735/22&quot;,&quot;48873/22&quot;,&quot;48897/22&quot;,&quot;48998/22&quot;,&quot;49248/22&quot;,&quot;49314/22&quot;,&quot;49407/22&quot;,&quot;49676/22&quot;,&quot;49920/22&quot;,&quot;50012/22&quot;,&quot;50072/22&quot;,&quot;50323/22&quot;,&quot;50441/22&quot;,&quot;50459/22&quot;,&quot;50582/22&quot;,&quot;50616/22&quot;,&quot;51765/22&quot;,&quot;51771/22&quot;,&quot;51900/22&quot;,&quot;51941/22&quot;,&quot;51977/22&quot;,&quot;52222/22&quot;,&quot;52407/22&quot;,&quot;52518/22&quot;,&quot;52644/22&quot;,&quot;52666/22&quot;,&quot;52985/22&quot;,&quot;53129/22&quot;,&quot;53187/22&quot;,&quot;53191/22&quot;,&quot;53426/22&quot;,&quot;53592/22&quot;,&quot;54025/22&quot;,&quot;54058/22&quot;,&quot;54080/22&quot;,&quot;54691/22&quot;,&quot;54927/22&quot;,&quot;54933/22&quot;,&quot;55113/22&quot;,&quot;55149/22&quot;,&quot;55446/22&quot;,&quot;55560/22&quot;,&quot;55614/22&quot;,&quot;55815/22&quot;,&quot;56107/22&quot;,&quot;56173/22&quot;,&quot;56215/22&quot;,&quot;56275/22&quot;,&quot;56368/22&quot;,&quot;56461/22&quot;,&quot;57313/22&quot;,&quot;57427/22&quot;,&quot;57493/22&quot;,&quot;89/23&quot;,&quot;250/23&quot;,&quot;262/23&quot;,&quot;264/23&quot;,&quot;383/23&quot;,&quot;388/23&quot;,&quot;2140/23&quot;,&quot;2413/23&quot;,&quot;2603/23&quot;,&quot;2620/23&quot;,&quot;2623/23&quot;,&quot;3027/23&quot;,&quot;3910/23&quot;,&quot;5145/23&quot;,&quot;5409/23&quot;,&quot;7838/23&quot;,&quot;17326/23&quot;],&quot;documentcollectionid2&quot;:[&quot;COMMUNICATEDCASES&quot;],&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243488&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">ATADIL v. TÜRKİYE</span></a></p>
<p data-start="2663" data-end="2896"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243484&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">KÖKSAL v. TÜRKİYE</span></a></p>
<p data-start="2663" data-end="2896"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243485&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">DURSUN v. TÜRKİYE</span></a></p>
<p data-start="2663" data-end="2896"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243487&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">ZENGIN v. TÜRKİYE</span></a></p>
<p data-start="2663" data-end="2896"><a href="https://hudoc.echr.coe.int/#{&quot;itemid&quot;:[&quot;001-243486&quot;]}" target="_blank" rel="noopener"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">KARA v. TÜRKİYE</span></a></p>
<p><a href="https://www.savunmahakki.net/aihmden-turkiyeye-1-000-dosyalik-yeni-bildirim-bylock-davalari-gundemde/">AİHM’den Türkiye’ye 1.000 Dosyalık Yeni Bildirim: ByLock Davaları Gündemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.savunmahakki.net">SavunmaHakki</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
